İçeriğe geç

M01-D01

Yapım tasarımı: filmin dünyasını kurmak

Bir sahnede tasarımın seyirciye neyi anlattığını, mekân, eşya ve renk üzerinden yazılı olarak çözümler.

Yapım Tasarımı Akademisi — M01, Yapım tasarımı nedir · 2.388 kelime · 8 tasarım durumu · 2 film örneği · ≈ 11 dk okuma · 16 dk dinleme

  • Yönetmenlik Akademisi’nde: DIR-0-07 Sanat ve sinema okuryazarlığına giriş
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Bir filmde kameranın önündeki her şey biri tarafından seçilmiş ya da yapılmıştır. Yapım tasarımı, bu fiziksel ve görsel dünyanın, filmin anlatısına hizmet edecek biçimde tasarlanması ve gerçekleştirilmesidir; yapım tasarımcısı bu dünyanın görsel kararlarının sahibidir. Tasarımın ölçüsü güzellik değil, anlatıyla uyumdur.

Tasarımcının üç temel aracı vardır: karakterin dünyayla ilişkisini bedeninin çevresinde kuran mekân; bir hayatın geçmişini ve zamanını taşıyan eşya; bir sahnenin duygusunu ve yüzlerin okunmasını belirleyen renk. Gerçek mekânda çekilen filmler de tasarlanır; tasarımcı mekânı seçer, düzenler ve karakterin hikâyesine uydurur.

Bir renk seçilirken yalnız duygu değil, o rengin önünde duracak insanlar da düşünülür. Farklı ten tonlarındaki yüzler aynı arka plan karşısında farklı okunur: koyu bir yüz koyu bir duvarın önünde, açık bir yüz açık bir duvarın önünde kaybolabilir. İki farklı ten aynı karedeyse, duvarı birine göre seçmek öbürünü feda etmek olabilir. Tasarımcı bunu çekim ışığıyla yapılmış bir test fotoğrafında erken görür ve mekânın dokusunu bozmadan, karedeki her yüzün okunacağı bir arka plan kurar.

Açılış sahnesi

Suna senaryonun ilk sayfasını okuyor: "İç. Saat tamircisinin dükkânı. Sabah." Altında iki satır diyalog var, bir baba ile kızı arasında. Senaryo dükkân hakkında başka hiçbir şey söylemiyor. Ne büyüklüğünü, ne duvarlarının rengini, ne tezgâhın nerede durduğunu, ne de pencereden ne göründüğünü.

Oysa seyirci bu dükkânı filmin ilk saniyesinde görecek ve baba hakkında, daha o tek bir kelime söylemeden, bir şey bilecek. Duvardaki saatlerin hepsi aynı saati mi gösteriyor, yoksa her biri başka bir saatte mi durmuş? Tezgâh tozlu mu, yoksa her şey yerli yerinde mi? Raflarda müşterilerin bıraktığı, yıllardır kimsenin almaya gelmediği saatler var mı? Bu soruların her birine biri cevap verecek. O kişi Suna.

Rüzgârlı Pasaj'ın yapım tasarımcısı olarak Suna'nın işi, senaryonun iki satırında yazmayan her şeyi kurmak: dükkânı, pasajı, kızın odasını, babanın hiç kapatmadığı radyoyu. Seyirci bunların hiçbirine dikkat etmeyecek, ama hepsine inanacak ya da inanmayacak.

Bu derste ne olacak

Bu ders, yapım tasarımı akademisinin ilk dersi. Burada yapım tasarımının ne olduğunu, bir filmde hangi kararların ona ait olduğunu ve neden seyircinin çoğu zaman fark etmediği bir iş olduğunu kuruyoruz.

İlk olarak bir mekânın, tek bir söz söylenmeden, bir karakter hakkında ne anlattığına bakacağız. Ardından bu anlatımın üç aracını, mekânı, eşyayı ve rengi, ayrı ayrı ele alacağız. Son olarak tasarımın bir filmde nerede başladığını ve nerede bittiğini, yani yapım tasarımcısının kararlarının sınırını göreceğiz.

Suna'nın Rüzgârlı Pasaj için ilk kararlarını, ölçüleriyle birlikte, nasıl verdiğini izleyeceğiz. Bir otelin bütün tarihini renkleri ve ölçekleriyle bağıran bir filme, bir de baştan sona kurulmuş olduğu hâlde gerçek bir ev gibi görünen bir filme bakacağız; ikisi aynı işin iki ucudur. Bir mekânın renginin, oradaki insanların yüzlerinin seyirciye nasıl görüneceğini nasıl belirlediğini de, bu akademinin ilk dersinden itibaren hesaba katacağız.

Bu derste geçen kişiler ve projeler ders için yazılmış kurgusal örneklerdir. Film örnekleri ve kaynaklar gerçektir.

Sıfır noktası

Bir filmde kameranın önüne konan her şey, ya biri tarafından seçilmiş ya da biri tarafından yapılmıştır. Bir duvarın rengi, bir masanın üzerindeki fincan, bir pencerenin ardındaki sokak; hiçbiri kendiliğinden orada değildir. Gerçek bir mekânda çekilen bir filmde bile, o mekân arasından seçilmiş, sonra eklenip çıkarılarak düzenlenmiştir.

Yapım tasarımcısı tek başına çalışmaz; onun altında, kurduğu dünyayı gerçekleştiren bir ekip vardır. Bu ekibin yapısını bir sonraki derste ayrıntılı olarak göreceğiz. Burada önemli olan, yapım tasarımcısının bu dünyanın görsel kararlarının sahibi olmasıdır: neyin nerede, hangi renkte, hangi malzemeden ve hangi durumda olacağı.

Tasarımın asıl işi, bir şeyi güzel göstermek değil, bir şeyi anlatmaktır. Bir karakterin yaşadığı oda, onun geçmişini, alışkanlıklarını, parasını, yalnızlığını ya da kalabalığını söyler. Seyirci bunu çoğu zaman bilinçli olarak okumaz, ama hisseder.

Yaygın yanlış"Yapım tasarımı, setlerin güzel görünmesini sağlamaktır."
Doğrusu

Bir set güzel olabilir ve yine de filme hizmet etmeyebilir. Bir yoksulluk hikâyesinde fazla bakımlı bir oda, bir yalnızlık hikâyesinde fazla dolu bir salon, seyircinin karaktere inanmasını zorlaştırır. Tasarımın ölçüsü güzellik değil, anlatıyla uyumdur: bu mekân, bu karakterin bu andaki hayatını mı gösteriyor?

Mekanizma

Mekân: insanın içinde durduğu şey

Tasarımın ilk aracı mekânın kendisidir: büyüklüğü, biçimi, tavanının yüksekliği, ışığın nereden girdiği. Bir karakteri büyük ve boş bir odaya koymak onu küçültür; dar ve alçak bir odaya koymak onu sıkıştırır. Mekân, karakterin dünyayla ilişkisini, onun bedeninin çevresinde kurar.

Mekân aynı zamanda kameranın nereye konabileceğini ve oyuncunun nasıl hareket edebileceğini de belirler. Tasarımcı bir mekânı çizerken, yalnızca seyircinin göreceğini değil, ekibin orada çalışabileceğini de düşünür.

Eşya: bir hayatın kalıntısı

Tasarımın ikinci aracı eşyadır: mobilyalar, nesneler, duvardaki fotoğraflar, masanın üzerinde unutulmuş bir kalem. Eşyalar bir karakterin geçmişini anlatır: ne zaman taşındığını, neyi sakladığını, neyi bir kenara attığını. İyi seçilmiş bir eşya, bir sahnede söylenmesi gereken bir cümleyi gereksiz kılabilir.

Eşya aynı zamanda zamanı da anlatır. Bir odadaki eşyaların hepsi aynı yıldan geliyorsa, o oda bir vitrin gibi görünür; gerçek odalarda eşyalar farklı yıllardan gelir, üst üste birikir.

Renk: duygunun yüzeyi

Tasarımın üçüncü aracı renktir: duvarların, eşyaların, yüzeylerin rengi ve bu renklerin birbiriyle ilişkisi. Renk bir sahnenin duygusunu doğrudan etkiler; ama renk aynı zamanda kameranın bir yüzü nasıl göreceğini de belirler. Bir yüz, arkasındaki duvarın rengine ve parlaklığına göre öne çıkar ya da arka plana karışır.

Bu yüzden tasarımcı bir rengi seçerken yalnızca duyguyu değil, o renk karşısında duracak insanları da düşünür. Farklı ten tonlarındaki yüzler, aynı arka plan karşısında farklı okunur.

Tasarım masasında

Suna Rüzgârlı Pasaj'ın senaryosunu iki kez okuyor. İlk okumada yalnızca hikâyeyi: babası Rıza'nın yıllardır sürdürdüğü dükkânı kapatmak zorunda kaldığı bir sonbahar ve bunu babasına söylemek zorunda olan kızı Elif. İkinci okumada her sahnede neyin görünmesi gerektiğini not alıyor.

İlk kararı dükkânın ölçüsü. Senaryodaki sahnelerin çoğu, baba ile kızın aynı anda dükkânda olduğu, birbirine çok yakın durdukları ama birbirlerine tam bakmadıkları anlar. Suna dükkânı dar istiyor: dört metre derinliğinde, iki metre yirmi santimetre genişliğinde, tavanı iki metre seksen santimetre. Hesabı geçitten yapıyor: iki yan duvarda otuzar santimetre derin raflar, sağda yetmiş santimetrelik tezgâh; geriye doksan santimetrelik bir geçit kalıyor. Bu genişlikte bir insan rahat yürür, iki insan ancak biri yan dönüp duvara yaslanınca geçebilir. Baba ile kız her karşılaştıklarında birinin yol vermesi gerekecek, kimin yol verdiği de sahneyi anlatacak. Kamera ise ancak dükkânın kapısından ya da tezgâhın arkasından bakabiliyor. Gerçek bir pasajda bu ölçülerde bir dükkân bulunabilir, ama kamera ve ışık ekibi oraya sığmaz. Suna dükkânı stüdyoda kurmaya karar veriyor ve yan duvarlardan birini, kamera için, çıkarılabilir yapıyor.

İkinci kararı duvarlardaki saatler. Senaryo babanın dükkânı kapatmak istemediğini söylüyor; Suna bunu duvarlarda göstermek istiyor. Sol duvarın göz hizasından tavana uzanan bir buçuk metrelik bandına, yaklaşık altı metrekareye, kırk iki duvar saati asılacak, her biri başka bir saatte durmuş; yalnızca babanın tezgâhının üstündeki saat çalışıyor. Seyirci bunu ilk sahnede belki fark etmeyecek, ama son sahnede, baba o tek saati de durdurduğunda, dükkânın neden hep tuhaf bir sessizlik taşıdığını anlayacak.

Üçüncü kararı renk ve burada senaryo değil oyuncu seçimi belirleyici oluyor. Rıza'yı açık tenli, saçları bembeyaz bir oyuncu oynuyor; Elif'i koyu tenli bir oyuncu. İkisi sahnelerin çoğunda tezgâhın iki yanında, aynı karede duruyor. Suna önce senaryonun akla getirdiği isli koyu ahşabı deniyor ve test fotoğrafında Elif'in yüzünün duvara karıştığını görüyor. Duvarı açık bir kremle deneyince sorun yer değiştiriyor: Rıza'nın beyaz saçı ve açık teni duvarla birleşip yüzü yassılaşıyor, kamera da parlak duvara göre pozlandığında Elif'in yüzünü koyu bir siluete itiyor. Tek bir doğru renk yok; iki yüzün arasında kalan bir değer aranıyor. Suna tezgâhın arkasındaki duvarı, iki metre yirmi santimetrelik genişliği boyunca, yıllanmış bir saat dükkânında olabilecek orta tonda, soluk zeytin-kahve bir duvar kâğıdıyla kaplıyor ve testi bu kez çekimde kullanılacak ışıkla tekrarlatıyor. İki yüz de duvardan ayrılıyor; isli ahşap yalnızca tezgâhın gövdesinde ve rafların kenarlarında kalıyor, dükkânın yaşı kaybolmuyor.

Usta katmanı

Deneyimli yapım tasarımcıları bir senaryoyu okurken önce bir soru sorar: bu filmin dünyası neyin dünyası? Bir kaybın mı, bir kaçışın mı, bir sıkışmışlığın mı? Bu soruya verilen cevap, sonraki bütün kararların ölçüsü olur. Her mekân, her eşya ve her renk bu cevaba göre seçilir ya da elenir.

Bir başka incelik, tasarımın görünmez olmasının çoğu zaman başarısı olduğunun bilinmesidir. Seyirci bir filmi izlerken setleri değil, karakterleri ve hikâyeyi görür. Tasarım seyircinin dikkatini kendine çektiğinde, ya çok stilize bir filmin bilinçli bir tercihidir ya da bir şeylerin yanlış gittiğinin işaretidir.

Yaygın yanlış"Gerçek bir mekânda çekilen filmlerde yapım tasarımına gerek yoktur; mekân zaten hazırdır."
Doğrusu

Gerçek bir mekân hiçbir zaman olduğu gibi kullanılmaz. Tasarımcı mekânı arasından seçer, içindeki eşyaların bir kısmını çıkarır, başkalarını ekler, renkleri ve ışığı düzenler. Gerçek mekânda çekilen pek çok film, en dikkatli tasarlanmış filmler arasındadır; tasarım, mekânın gerçekliğini bozmadan onu karakterin hikâyesine uydurur.

Kendin dene

Aklında kalsın

Bir filmde kameranın önündeki her şey biri tarafından seçilmiş ya da yapılmıştır. Yapım tasarımı, bu fiziksel ve görsel dünyanın, filmin anlatısına hizmet edecek biçimde tasarlanması ve gerçekleştirilmesidir; yapım tasarımcısı bu dünyanın görsel kararlarının sahibidir. Tasarımın ölçüsü güzellik değil, anlatıyla uyumdur.

Tasarımcının üç temel aracı vardır: karakterin dünyayla ilişkisini bedeninin çevresinde kuran mekân; bir hayatın geçmişini ve zamanını taşıyan eşya; bir sahnenin duygusunu ve yüzlerin okunmasını belirleyen renk. Gerçek mekânda çekilen filmler de tasarlanır; tasarımcı mekânı seçer, düzenler ve karakterin hikâyesine uydurur.

Bir renk seçilirken yalnız duygu değil, o rengin önünde duracak insanlar da düşünülür. Farklı ten tonlarındaki yüzler aynı arka plan karşısında farklı okunur: koyu bir yüz koyu bir duvarın önünde, açık bir yüz açık bir duvarın önünde kaybolabilir. İki farklı ten aynı karedeyse, duvarı birine göre seçmek öbürünü feda etmek olabilir. Tasarımcı bunu çekim ışığıyla yapılmış bir test fotoğrafında erken görür ve mekânın dokusunu bozmadan, karedeki her yüzün okunacağı bir arka plan kurar.

Sonraki derse köprü

Suna dükkânın ölçülerini, saatleri ve duvar kâğıdını kararlaştırdı; ama bunların hiçbirini kendisi yapmayacak. Dükkânın duvarlarını bir inşaat ekibi kuracak, kırk iki saati bir set dekoratörü bulacak, babanın tezgâhındaki aletleri bir aksesuar sorumlusu toplayacak, duvar kâğıdını bir boyacı solduracak. Suna'nın ilk haftası, bu insanların kim olacağını ve kimin neyden sorumlu olacağını belirlemekle geçecek. Yapım tasarımcısı, sanat yönetmeni, set dekoratörü, aksesuar sorumlusu ve inşaat ekibinin işlerini birbirinden ayırmak, M01-D02 "Sanat departmanı: roller ve sorumluluklar" dersinin konusu.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.