Öğrenme hedefleri
- Timbuktu'nun tüccarların konakladığı bir yerden bilginlerin yaşadığı bir kente nasıl dönüştüğünü, Nijer ile Sahra arasındaki konumu ve bilgin aileleri üzerinden açıklayabileceksin.
- Tarih es-Sudan'daki kent övgüsünü, bir bilginin hocasını anlattığı biyografiyi ve bir Avrupalı gezginin ilk izlenimini karşılaştırarak, Timbuktu'nun farklı gözlerle nasıl göründüğünü değerlendirebileceksin.
- «Çölde bir bilim merkezi» ve «Sankore Üniversitesi» gibi ifadelerin neyi doğru, neyi abartılı anlattığını tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — kitap ödünç veren bir yargıç
On altıncı yüzyılın sonunda, Timbuktu'da yaşayan bilgin Ahmed Baba, hocalarını ve akrabalarını anlatan bir biyografi kitabı yazdı. Kitabın bir sayfasında, kendi babasını anlatıyordu. Babası bir hukukçuydu; Mekke'ye gitmiş, Kahire'de ve Medine'de bilginlerle tanışmış, ülkesine dönüp ders vermişti. Ama Ahmed Baba'nın onun hakkında özellikle not ettiği bir şey vardı: babası kitap seviyordu, kütüphanesi nadir ve değerli eserlerle doluydu ve bu kitapları isteyene seve seve ödünç veriyordu. Dört yüzyıl sonra, Timbuktu'nun aileleri hâlâ o kütüphanelerin mirasını, kuşaktan kuşağa geçen sandıklarda saklıyordu. Bu ders, bu kitapları yazan, kopyalayan, okuyan ve ödünç veren insanların dünyasını inceliyor.
Bağlam — nehrin ve çölün buluştuğu yer
Timbuktu, Nijer Nehri'nin kuzeye doğru yaptığı büyük kıvrımın hemen yanında, çölün başladığı yerde kuruldu. Bu konum, kentin kaderini belirledi. Güneyden, nehir yoluyla, tahıl, altın ve kumaş geliyordu; kuzeyden, deve kervanlarıyla, tuz, kitap, kâğıt ve Akdeniz malları. Timbuktu, iki taşıma düzeninin, nehir kayığının ve devenin, yük değiştirdiği bir liman gibiydi.
Timbuktu, on dördüncü yüzyılda Mali'nin, on beşinci yüzyılın ikinci yarısından itibaren de Gao merkezli Songay İmparatorluğu'nun yönetimine girdi. Ama kentin gündelik hayatını, uzak başkentlerden gelen valilerden çok, kentin kendi bilgin aileleri biçimlendirdi. Kentin yargıçları, imamları ve hukukçuları, çoğu zaman aynı birkaç aileden geliyordu. Bu aileler, hem ticaretle hem de bilgiyle geçiniyordu.
Gelişme — camiler, evler ve kitaplar
Timbuktu'da eğitim, bir üniversite binasında değil, camilerde ve bilginlerin evlerinde yapılıyordu. Bir öğrenci, önce Kur'an'ı ezberler, sonra Arapça dilbilgisini öğrenirdi. Ardından, belirli bir hocanın yanında belirli kitapları okurdu: İslam hukukunun Maliki mezhebine ait temel eserleri, hadis derlemeleri, dinî inanç ve mantık kitapları. Bir kitabı bitiren öğrenci, hocasından o kitap için icazet alır, sonra başka bir hocaya giderdi. Yani öğrenim, bir kurumun değil, bir kişiler ağının içinde ilerliyordu.
Timbuktu'nun bilgi dünyasında hukuk, yani fıkıh, açık ara en önemli alandı. Bilginler, miras paylaşımı, ticaret sözleşmeleri, evlilik ve boşanma gibi sorunlarda görüş, yani fetva veriyor; bu fetvalar yazıya geçiriliyor, kopyalanıyor ve saklanıyordu. Dilbilgisi, şiir, tasavvuf, tarih, astronomi ve tıp üzerine de metinler yazıldı ve okundu. Namaz vakitlerini ve kıble yönünü hesaplamak için astronomi, hastalıkları tedavi etmek için tıp bilgisi gerekiyordu. Ama bu alanlar, hukukun ve dinî bilimlerin yanında daha küçük bir yer tutuyordu.
Kitapların kendisi, kentin ekonomisinin bir parçasıydı. Kâğıdın büyük bölümü, Sahra'yı aşan kervanlarla Kuzey Afrika üzerinden, çoğu zaman İtalya'daki kâğıt değirmenlerinden geliyordu; bazı Timbuktu elyazmalarının kâğıdında, Venedik'e ya da başka İtalyan kentlerine ait filigranlar görülür. Kentte kâtipler, para karşılığında kitap kopyalıyordu; bir bilginin kütüphanesi, onun hem bilgisinin hem de servetinin göstergesiydi. On altıncı yüzyılın başında Timbuktu'yu ziyaret eden Afrikalı Leo, kentte kitap ticaretinin öteki mallardan daha kârlı olduğunu yazmıştı.
Songay İmparatorluğu'nun en güçlü döneminde, on altıncı yüzyılda, Timbuktu'nun bilginleri hükümdarlarla yakın ama bağımsız bir ilişki içindeydi. Ahmed Baba'nın biyografisine göre, babası Gao'da hastalandığında, Songay hükümdarı Askiya Davud, ona saygısını göstermek için her gece yanına gelip onunla sohbet etmişti. Bilginler, hükümdarlara öğüt veriyor, kimi zaman onları eleştiriyor, kentin vergi ve yargı işlerinde söz sahibi oluyordu.
Aynı biyografi, bu bilgin dünyasının ne kadar sıkı örülmüş olduğunu da gösterir. Ahmed Baba'nın babası yaşlanıp konuşması güçleştiğinde, bir gün camide hadis kitabı okurken, karşısında oturan öğrencisi Muhammed Bagayogo ona okumayı bırakması için işaret etmişti; hoca birkaç gün sonra öldü. Bagayogo, sonradan Ahmed Baba'nın da en önemli hocası oldu. Yani aynı kişiler, bir kuşakta öğrenci, bir sonrakinde hoca oluyor; bilgi, aileler ve öğrencilik bağlarıyla kuşaktan kuşağa aktarılıyordu.
Dönüş noktası — Avrupa'nın hayal ettiği kent
Timbuktu'nun Avrupa'daki ünü, Afrikalı Leo'nun kitabıyla on altıncı yüzyılda yayıldı. Sonraki üç yüzyıl boyunca, hiçbir Avrupalı kente ulaşamadı; Timbuktu, Avrupa'nın hayal gücünde altınla dolu, erişilmez, efsanevi bir kent hâline geldi. On dokuzuncu yüzyılın başında Paris'teki bir coğrafya derneği, kente ulaşıp dönebilen ilk Avrupalıya büyük bir ödül vaat etti.
Caillié'nin gördüğü Timbuktu, 1591'de Fas ordusunun Songay'ı yenmesinden ve kenti ele geçirmesinden iki yüzyıldan fazla sonrasının kentiydi. Fas fethinden sonra, Ahmed Baba da dahil pek çok bilgin Marakeş'e sürgün edilmiş, kentin bilgi hayatı zayıflamıştı. Yani Caillié, Timbuktu'nun parlak döneminin değil, uzun bir gerilemenin sonunun tanığıydı.
Yaygın yanlış«Timbuktu'da modern anlamda bir üniversite vardı; Sankore Üniversitesi on binlerce öğrenciye diploma veriyordu.»
Bu ifade, kentin gerçek eğitim düzenini bugünkü kurumlara benzeterek çarpıtır. Timbuktu'da ne binası, ne yönetimi, ne de diploması olan bir üniversite vardı; Sankore bir camiydi ve çevresinde yaşayan bilgin aileleri orada ve kendi evlerinde ders veriyordu. Öğrencilerin aldığı belge, bir kurumun diploması değil, tek tek hocaların verdiği icazetlerdi. «Üniversite» benzetmesi, Timbuktu'nun bilgi hayatının zenginliğini anlatmak için iyi niyetle kullanıldı; ama bu hayatın asıl özelliğini, yani kişilerden kişilere uzanan bir ağ olmasını gizler.
Cevap — bir ağın düğümü
Timbuktu, bir üniversite kenti değil, İslam dünyasının geniş bilgi ağının Sahra'nın güneyindeki önemli bir düğümüydü. Kentin bilginleri, Kahire'de, Mekke'de ve Fas'ta okumuş, oradan kitaplar ve icazetler getirmiş, kendi öğrencilerini yetiştirmişti. Onların ürettiği bilgi, en başta hukuk ve dinî bilimlerdi; ama bu bilgi, bir kentin ticaretini, aile ilişkilerini ve siyasetini düzenleyen canlı bir bilgiydi. Kente yakıştırılan «bilim merkezi» adı, bu yüzden hem doğru hem eksiktir: Timbuktu gerçekten bir bilgi merkeziydi, ama bu bilginin çoğu, bugün «bilim» dediğimiz alanlardan çok, hukuk ve din alanındaydı.
Bugünle bağ — sandıklardan dijital arşivlere
Kursun ilk dersinde andığımız o kaçış, yani silahlı çatışmanın kente ulaştığı günlerde ailelerin sandıkları gizlice güneye taşıması, bu kitapların son yolculuğu olmadı. Bugün bu elyazmalarının bir bölümü, uluslararası projelerle dijitalleştiriliyor ve dünyanın her yerinden araştırmacılara açılıyor. Bu, Ahmed Baba'nın babasının kitaplarını ödünç verme geleneğinin yeni bir biçimi sayılabilir.
Birincil kaynak
Ahmed Baba, biyografi kitabında babası Ahmed bin Ahmed'i anlatır; es-Sadi, bu pasajı Tarih es-Sudan'a alır. O. Houdas'ın Fransızca çevirisinden:
Il était amateur de livres ; sa bibliothèque bien garnie contenait tous les ouvrages rares et précieux ; il les prêtait volontiers. […] Il voyagea en Orient en l'année 956 (1549) ; il fit le pèlerinage de La Mecque […]. Dans ce voyage, il entra en relations avec de nombreux savants […]. Moi-même j'ai suivi ses cours sur de nombreuses matières et il m'a délivré des diplômes de licence sur tout ce qu'il enseignait […]. J'ai étudié avec lui les deux Sahih, la Mouatta et la Chifa.
Türkçesi: Kitap severdi; zengin kütüphanesi bütün nadir ve değerli eserleri içerirdi; onları seve seve ödünç verirdi. […] 956 (1549) yılında Doğu'ya yolculuk etti; Mekke'ye hacca gitti […]. Bu yolculukta pek çok bilginle ilişki kurdu […]. Ben de onun pek çok konudaki derslerine katıldım ve o, bana okuttuğu her şey için icazet verdi […]. Onunla iki Sahih'i, Muvatta'yı ve Şifa'yı okudum.
Kaynak: es-Sadi, Tarih es-Sudan (y. 1655), X. bölüm, Ahmed Baba'nın biyografi kitabından aktarma; O. Houdas (çev.), Tarikh es-Soudan (Paris: Ernest Leroux, 1900), s. 69–70; Internet Archive. Türkçesi, Fransızcasından bizim.
- Ahmed Baba, babasının kitaplarını ödünç vermesini neden özellikle anıyor? Bu davranış, Timbuktu'nun bilgi dünyasında kitapların nasıl dolaştığı hakkında ne düşündürüyor?
- Babanın Doğu'ya yolculuğu ve orada tanıştığı bilginler, Timbuktu'nun İslam dünyasıyla ilişkisi hakkında ne gösteriyor?
- Ahmed Baba, babasından aldığı icazetleri anıyor. Bu belgeler, bugünkü bir diplomadan hangi bakımlardan farklıdır?
Tarihçiler Tartışıyor
- Elias Saad (1983) — Social History of Timbuktu adlı kitabında, kentin bilginlerini bir toplumsal grup olarak inceledi. Yargıçlık, imamlık ve öğretmenlik gibi görevlerin birkaç büyük aile arasında nasıl el değiştirdiğini, bu ailelerin evlilik ve öğrencilik bağlarıyla nasıl birbirine örüldüğünü gösterdi; bilgiyi, kentin toplumsal düzeninin temel taşlarından biri olarak ele aldı.
- John Hunwick (1999) — Timbuktu and the Songhay Empire adlı eserinde, es-Sadi'nin Tarih es-Sudan'ını ayrıntılı notlarla İngilizceye çevirdi. Timbuktu'nun bilginlerinin Songay hükümdarlarıyla ilişkisini, onların hem imparatorluğa meşruiyet sağlayan hem de onu sınırlayan bir güç olduğunu vurgulayarak inceledi.
- Shamil Jeppie ve Souleymane Bachir Diagne (2008) — Derledikleri The Meanings of Timbuktu adlı kitapta, kentin elyazması kültürünü farklı alanlardan uzmanlarla ele aldılar. Timbuktu'yu, Afrika'nın yazılı bir entelektüel geleneğe sahip olduğunun kanıtı olarak öne çıkarırken, bu mirasın bugünkü Afrika'nın kimliği için ne anlama geldiğini de tartıştılar.
- Graziano Krätli ve Ghislaine Lydon (2011) — Derledikleri The Trans-Saharan Book Trade adlı kitapta, elyazmalarını bir ticaret ve maddi kültür konusu olarak incelediler. Kâğıdın nereden geldiğini, kitapların nasıl kopyalanıp alınıp satıldığını, kütüphanelerin nasıl oluştuğunu inceleyerek, Timbuktu'nun bilgi dünyasını Sahra ötesi ticaretin bir parçası olarak gösterdiler.
Bu tartışmada tarihçiler, Timbuktu'nun bilgi dünyasına farklı açılardan bakar. Saad, bilgiyi bir toplumsal yapı olarak, aileler ve görevler üzerinden inceler. Hunwick, kaynakların kendisini çevirip bilginlerin siyasetle ilişkisini öne çıkarır. Jeppie ve Diagne, Timbuktu'nun mirasının bugünkü anlamını tartışır. Krätli ve Lydon ise, kitapların maddi dünyasına, kâğıda, ticarete ve kopyacılara bakar. Hepsi, Timbuktu'nun bilgisinin, yalnızca kitapların içeriğinde değil, onları üreten ve dolaştıran insan ilişkilerinde yaşadığını gösterir.
Derine İn
Timbuktu'nun bugünkü ünü, büyük ölçüde 1890'larda Fransız yazarların kurduğu bir imgeye dayanır. Fransız gazeteci Félix Dubois, 1890'ların ikinci yarısında yayımladığı ve hemen İngilizceye çevrilen Tombouctou la mystérieuse adlı kitabında, kentin eski bilgin topluluğunu anlatan bölümüne «Sankore Üniversitesi» başlığını koydu. Dubois, Timbuktu'nun bilginlerini ve kitaplarını hayranlıkla anlatıyordu; kitabı, Afrika'nın «tarihsiz» sayıldığı bir dönemde, bir Afrika kentinin bilgi hayatını Avrupa okuruna tanıttı. Ama «üniversite» sözcüğü, Avrupa'nın kendi kurumlarına benzetilerek seçilmişti. Bu benzetme, sonraki yüzyılda turist rehberlerine, belgesellere ve internet sitelerine geçti.
Dubois'nın kitabı, aynı zamanda Fransa'nın Batı Afrika'yı sömürgeleştirdiği yılların ürünüydü. Fransız ordusu Timbuktu'yu 1894'te ele geçirmişti; Dubois, kente bu işgalden kısa süre sonra geldi. Timbuktu'nun geçmişteki parlaklığını vurgulamak, onun «gerilemiş» bugünüyle karşılaştırıldığında, sömürge yönetiminin «uygarlaştırma» iddiasına da hizmet edebiliyordu. Bir yazar, aynı anda hem bir Afrika kentinin büyüklüğünü keşfedip hem de onun yönetimini Avrupa'ya bırakan bir anlatıya katkıda bulunabiliyordu.
Bugünkü tarihçiler, Timbuktu'nun bilgi hayatını hem abartmadan hem de küçümsemeden anlatmaya çalışır. Bir yanda, kentin elyazmalarının gerçekten çok zengin olduğu kesindir: hukuk, dilbilgisi, tasavvuf, tarih, astronomi ve tıp üzerine binlerce metin, yazışmalar, sözleşmeler, fetvalar, kişisel notlar. Bu elyazmalarının sayısı hakkında verilen rakamlar, kaynağa göre çok farklıdır ve çoğu henüz kataloglanmamıştır; bu yüzden rakamlara temkinle yaklaşmak gerekir. Öte yanda, bu metinlerin büyük bölümünün Timbuktu'da değil, İslam dünyasının başka merkezlerinde yazılmış eserlerin kopyaları olduğu da bilinir. Timbuktu'nun bilginleri, bu eserleri okudu, şerhler ve haşiyeler yazdı, kendi sorunlarına uyguladı. Bu da bir özgünlük biçimidir: bir bilgi geleneğini devralıp yerel koşullara uygulamak.
Belki de en önemli nokta, Timbuktu'daki bilginin bir ağ içinde yaşamasıdır. Bir kitap, Kahire'de yazılır, Fas'ta kopyalanır, Timbuktu'da okunur, Cenne'de bir öğrenciye aktarılır, bir aile sandığında yüzyıllarca saklanırdı. Ahmed Baba'nın babasının kitaplarını ödünç vermesi, bu ağın küçük ama temel bir halkasıydı. Timbuktu'yu bir «merkez» olarak değil, bu ağın en parlak düğümlerinden biri olarak düşünmek, onun gerçek önemini daha iyi anlatır.
Bu ağın bir başka özelliği, Arap harflerinin yalnızca Arapça için kullanılmamasıdır. Timbuktu'da ve Batı Afrika'nın başka kentlerinde, Arap harfleriyle yerel diller de yazıldı; bu yazıya bugün genellikle «ajami» denir; sözcük, Arapçada «Arap olmayan» anlamına gelen bir kökten türer. Mektuplar, şiirler, dinî öğütler ve ticari notlar, Songayca, Fulfulde ya da Hausa gibi dillerde, Arap harfleriyle kaleme alındı. Bu metinler, Timbuktu'nun bilgisinin yalnızca Arapça bilen küçük bir seçkinler grubunun elinde kalmadığını, yerel dillere ve daha geniş kesimlere de ulaştığını gösterir. Elyazması koleksiyonları kataloglandıkça, bu yerel dilli metinlerin sayısının da beklenenden fazla olduğu anlaşılıyor. Timbuktu mirasının bu yüzü, kentin bilgisini yalnızca bir seçkinler kültürü olarak değil, Batı Afrika toplumlarının kendi dillerine yerleşmiş bir yazı kültürü olarak görmeye çağırır.
Uzman Notu
Temel literatür
- O. Houdas (çev.), es-Sadi, Tarikh es-Soudan (Paris: Ernest Leroux, 1900).
- René Caillié, Travels through Central Africa to Timbuctoo, 2 cilt (Londra: Henry Colburn and Richard Bentley, 1830).
- Elias N. Saad, Social History of Timbuktu: The Role of Muslim Scholars and Notables, 1400–1900 (Cambridge: Cambridge University Press, 1983).
- John O. Hunwick, Timbuktu and the Songhay Empire: Al-Saʿdī's Taʾrīkh al-sūdān down to 1613 (Leiden: Brill, 1999).
- Shamil Jeppie ve Souleymane Bachir Diagne (ed.), The Meanings of Timbuktu (Cape Town: HSRC Press, 2008).
- Graziano Krätli ve Ghislaine Lydon (ed.), The Trans-Saharan Book Trade: Manuscript Culture, Arabic Literacy and Intellectual History in Muslim Africa (Leiden: Brill, 2011).
Arşiv ve kaynak
Timbuktu tarihinin temel kaynakları, on yedinci yüzyılda kentte yazılan Tarih es-Sudan ve Tarih el-Fettaş gibi kronikler; Ahmed Baba'nın biyografi kitapları; kentteki ailelerin kütüphanelerinde ve Ahmed Baba Enstitüsü'nde saklanan elyazmaları; Afrikalı Leo, Caillié ve Heinrich Barth gibi gezginlerin anlatılarıdır. Houdas'ın Fransızca çevirisi ve Caillié'nin İngilizce çevirisi çevrimiçi arşivlerde bulunur. Elyazmalarının bir bölümü, uluslararası dijitalleştirme projeleriyle çevrimiçi erişime açılmaktadır.
Açık sorular
- Timbuktu'nun elyazmalarının ne kadarı yerel yazarların özgün eserleridir, ne kadarı başka merkezlerden gelen eserlerin kopyalarıdır?
- Kentin bilgin aileleri, Songay hükümdarlarına karşı ne ölçüde bağımsızdı?
- Fas fethi, Timbuktu'nun bilgi hayatını ne ölçüde ve ne kadar süreyle etkiledi?
Mini sınav
- (Hedef 1) Es-Sadi'ye göre Timbuktu'nun adı nereden gelir? A) Bir kralın adından B) Bir nehrin adından C) Bir kuyunun adından D) Eşyaları bekleyen yaşlı bir kadının adından
- (Hedef 2) Ahmed Baba, babasının kitaplarıyla ilgili hangi davranışını özellikle anar? A) Onları satmasını B) Onları seve seve ödünç vermesini C) Onları kimseye göstermemesini D) Onları yakmasını
- (Hedef 3) Bir hocanın öğrencisine belirli bir kitabı okutma yetkisi verdiğini gösteren belgeye ne denir? A) Fetva B) Vakfiye C) İcazet D) Berat
- (Hedef 2) 1828'de Timbuktu'ya ulaşıp sağ dönen ve kenti «topraktan yapılmış evler yığını» olarak anlatan gezgin kimdir? A) Afrikalı Leo B) René Caillié C) Heinrich Barth D) Félix Dubois
- (Hedef 3) Kentin bilginlerini anlatan bölüme «Sankore Üniversitesi» başlığını koyan on dokuzuncu yüzyıl yazarı kimdir? A) Félix Dubois B) Elias Saad C) John Hunwick D) René Caillié
Açık uçlu soru
(Hedef 3) «Timbuktu gerçekten çölde bir bilim merkezi miydi?» sorusunu tartış. Cevabında es-Sadi'nin kent anlatısını, Ahmed Baba'nın babasını anlattığı pasajı, icazet düzenini, Caillié'nin izlenimini ve Dubois'nın «Sankore Üniversitesi» imgesini kullan; Saad ile Krätli ve Lydon'un yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- D — Ad, eşyaları bekleyen yaşlı bir kadının adından gelir.
- B — Babasının kitapları seve seve ödünç vermesini anar.
- C — Bu belgeye icazet denir.
- B — Bu gezgin René Caillié'dir.
- A — Bu yazar Félix Dubois'dır.
Kapsamlı bir cevap, Timbuktu'yu, Nijer ile Sahra arasındaki konumundan beslenen bir ticaret kenti olarak başlatır ve es-Sadi'nin anlatısını bu kentin kendi hafızası olarak okur. Ahmed Baba'nın pasajını ve icazet düzenini, bilginin kişiden kişiye uzanan bir ağ içinde aktarıldığının kanıtı olarak kullanır. Caillié'nin hayal kırıklığını, Avrupa'nın hayal ettiği Timbuktu ile gerçek kent arasındaki farkın ve Fas fethinden sonraki gerilemenin tanığı olarak tartışır. Güçlü bir yanıt, Dubois'nın «üniversite» benzetmesinin neyi gösterip neyi gizlediğini açıklar; Saad'ın bilgiyi aileler ve toplumsal görevler üzerinden okumasını, Krätli ve Lydon'un kitapların maddi dünyasına bakan yaklaşımıyla karşılaştırır.
Sonraki bölüme köprü
Timbuktu'nun en parlak dönemi, Gao merkezli Songay İmparatorluğu'nun yönetimindeki yıllardı. On beşinci yüzyılın ikinci yarısında Sonni Ali adlı bir hükümdar, Nijer boyunca büyük seferler düzenleyerek Mali'nin eski topraklarının büyük bölümünü ele geçirdi. Onun ardından tahta çıkan Askiya Muhammed, imparatorluğu yeniden örgütledi ve Mekke'ye hacca gitti. Ama Timbuktu'nun kroniklerinde bu iki hükümdar çok farklı anlatılır: biri zalim, öbürü dindar bir hükümdar olarak. Sıradaki derste Songay İmparatorluğu'nu inceleyeceğiz: bu imparatorluk nasıl yükseldi, kronikler hükümdarlarını neden bu kadar farklı anlattı, ve 1591'deki Fas fethi imparatorluğun sonunu nasıl getirdi?