Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Masa başı okuması metni başka ağızlarda, baştan sona ve yüksek sesle duyurur.
- Okuma kadrosu dinlenen metni de belirler; okuyucunun sesi ve metinle geçmişi masaya oturur.
- Yazar rol almaz; okumayı izler ve dinler.
- Okuma sözleşmesi takılınca ne olacağını ve yazarın ne zaman konuşacağını baştan söyler.
- Kayıt onayı her okuyucudan ayrı alınır ve kaydın sınırını çizer.
- Süreli okuma sözsüz sahneleri kısaltır, listeleri uzatır.
- Oda notu sayfaya değil dinleyenlere bakar; sessizliğin cinsini ayırır.
- Okuyucu düzeltmesi satırın da okuyucunun da işareti olabilir.
- Masa kahkahasının kaynağı tartılmadan perdeye taşınmaz.
- Açıklama yasağı yazara yalnız «nerede?» diye sordurur.
- Burcu'nun denemesi: tek boğazda iki Nüzhet, adı hiç duyulmayan bir okuma ve üçüncü tura taşınacak bir oda defteri.
Açılış sahnesi
Masanın çevresinde yedi açık nüsha var. Nermin Hanım ilk sahne başlığını okuyor: «Yağhane kapısı. Gece.» Ardından aksiyon satırlarını okuyor. Yeni bir asma kilit. Kapıya dayanan bir kulak. Cepte bulunan, ama çıkarılmayan bir tebeşir. Sayfada yarım sayfa tutan sahne, okunurken tek nefeste bitiyor.
Nazlı'nın sesi yokuşu tırmanan bir arabanın içinden geliyor. Ceren farların içinde büyükannesini görüyor ve gecenin bu vaktinde yokuşta ne yaptığını soruyor. Leman Hanım cevap vermiyor. Sayfada Nüzhet'in o anda hiçbir repliği yok. Sonra telefonun da bu köyde yaşlandığını söyleyen satırı kuru bir sesle bırakıyor. Masadan kısa bir gülme yükseliyor.
Burcu başını kaldırıyor. Kimin güldüğünü kaçırmış. Masanın başında değil, pencerenin önündeki sandalyede oturuyor. Dizinde kendi nüshası açık ve gözü Nazlı'nın okuduğu satırın üstünde. Sonraki sayfada bir gülme daha geliyor. Onu da sayfanın içinden duyuyor, yüzünü görmüyor.
İlk sekans bitince kısa bir ara veriliyor. Nermin Hanım Burcu'nun dizindeki nüshayı alıp kapatıyor. «Bu sayfaları ezbere biliyorsun. Bu akşam okumak için burada değilsin.»
Burcu itiraz etmek istiyor. Bir satırın doğru okunup okunmadığını bilmesi gerektiğini söyleyecek. Sonra vazgeçiyor. Çantasından çizgisiz bir defter çıkarıyor. Nüshayı sandalyenin altına koyuyor.
Masa başı okumasında yazar metni zaten bilir; bilmediği tek şey, metnin bir odadaki insanlara ne yaptığıdır.
Bu derste ne olacak
Sesli bir okumayı, Yağhane'nin ikinci tur taslağı üzerinden baştan sona izleyeceğiz. Önce Burcu'nun okuyucuları nasıl seçtiğine ve rolleri nasıl dağıttığına bakacağız. Kayıt iznini ve okumadan önce masaya söylenen kuralları konuşacağız. Okuma sırasında yazarın neye baktığını ve neyi not ettiğini göreceğiz. Bir okuyucunun ağzında değişen satırları, okunurken uzayan sahneleri, masadan yükselen gülmeleri ve susmaları tartacağız. Sonunda okuma sonrası konuşmanın nasıl kurulduğunu izleyeceğiz. Okumanın gösterdiği her şey bir deneme verisi. Taslağa bu akşam dokunulmayacak; işaretler üçüncü tura taşınacak. Filmler bir dağ evinden, bir film stüdyosundan, bir turne tiyatrosundan, fırtınalı bir akşam boş bir Paris tiyatrosundan ve bir Londra operet sahnesinden geliyor.
Sıfır noktası
Yazar metnini binlerce kez okur, ama hep kendi sesiyle okur. Kendi ritmini, kendi vurgusunu ve kendi niyetini duyar. Bir repliği yazarken kafasında nasıl söyleneceği bellidir. Sayfa ona bu yüzden hep olduğundan daha iyi gelir.
Masa başı okuması bu kulağı değiştirir. Metin bir masanın çevresinde, başkalarının ağzından, baştan sona yüksek sesle okunur. Kimse oynamaz, kimse kostüm giymez. Tiyatroda buna okuma provası da denir. Sinemada çoğu zaman çekimden önce, oyuncular seçildikten sonra yapılır. Ama yazar böyle bir okumayı taslak aşamasında da düzenleyebilir. O zaman okuyucular film için seçilmiş oyuncular değildir. Arkadaşlar, tanıdıklar, birkaç meslektaş masaya oturur.
Okuma üç şeyi aynı anda verir. Birincisi başka ağızlar. Yazarın kulağında akan bir replik, başkasının dilinde takılabilir. İkincisi süre. Kâğıtta ölçülemeyen ağırlık, sesle okununca saate dönüşür. Üçüncüsü oda. Dinleyenler sıkılır, güler, susar, kıpırdanır. Bu tepkiler hiçbir soru kâğıdında kendiliğinden yazılmaz.
Okumanın sınırları da var. Okuyucular çoğu zaman oyuncu değildir; zayıf bir okuyuş iyi bir satırı öldürebilir. Masadakiler yazarın tanıdıklarıdır ve naziktir. Ses de perdenin yerini tutmaz. Sözsüz bir sahne, okunurken iki cümlede geçer. Perdede ise dakikalar sürebilir. Okuma bu yüzden hüküm vermez. Yalnız işaret toplar.
Yazarın okumadaki işi de bu sınırlardan çıkar. Okumaz, dinler. Açıklamaz, not eder. Takılan satırı düzeltmez, işaretler. Okuma bittiğinde neyin değişeceğine o akşam karar vermez. Kararı bir sonraki yeniden yazım turuna bırakır.
Okumanın havası da yazarın elindedir. Okuyucular bir sınava girdiklerini düşünürse dikkatli ve sönük okurlar. Kendilerini bir ödev yapıyormuş gibi hissederlerse hızlanırlar. Masada çay, kısa bir ara ve önceden söylenmiş birkaç kural bu havayı kurar. Dinleyenler de ölçülür. Okuyucu olmayan birkaç kişi masaya oturursa oda büyür. Ama her yeni kulak, yazarın tanımadığı bir tepki de getirir. Burcu bu akşam dinleyici çağırmadı. Masadaki herkesin elinde bir nüsha var.
Yağhane'de okumanın ayrıca bir önemi var. Filmde bir ad hiç yüksek sesle söylenmeyecek. Ama taslakta o ad, konuşan genç adamın her repliğinin üstünde yazılı. Okuyan her göz onu görüyor. Masa başı okuması, metnin ilk kez kulakla alındığı yer. Ad orada da duyulmazsa, metin perdenin koşuluna bir adım yaklaşmış olur.
Mekanizma
Kim kimi okuyacak
Burcu listeyi bir hafta önce kurdu ve nüshaları okuyuculara birkaç gün önceden yolladı. Nüzhet'i, gençliğiyle birlikte, Çarşı Sahnesi'nden Leman Hanım okuyacak. Filmde iki oyuncunun oynayacağı kadını bu akşam tek bir boğaz taşıyacak. Burcu bunu bilerek seçti. İki yaşın ortak izini duymak istiyor: soru sormayan, kendi şakasına gülmeyen bir kadın.
Ceren'i ablası Nazlı okuyacak. Nazlı gün boyu bir çağrı merkezinde, yabancılarla ölçülü bir sesle konuşuyor. Mükerrem de onda. İki kadın filmde hiç aynı sahnede değil, biri bugünde, öbürü gençlik hattında.
Tavlacıyı Burcu'nun komşusu Nurettin Bey okuyacak. Emekli bir demiryolcu, ağzında ailesinin Balkan dilinden bir iz var. Zekai ile Refik Usta, Burcu'nun eski müzik öğretmeni İlhan Bey'de. Biri gençlik hattının ustası, öbürü yıkımın. Selahattin, jandarma ve küçük roller Emre'de. Raşit, kapıdaki adam ve Hümeyra Selim'de. Sahne başlıklarını ve aksiyon satırlarını Nermin Hanım okuyacak.
Burcu hiçbir rol almadı. Kendi yazdığı satırı okursa niyetini de okur. Dağıtımın tek kuralı da şu: bir okuyucu aynı sahnede iki kişiye ses vermeyecek. Jandarma sabahında Emre jandarmayı okurken, «kaçtı» kelimesini veren adam bu yüzden Selim'e geçti.
Kayıt aleti
Burcu cep boyu kayıt aletini masanın ortasına koyuyor. Açmadan önce sırayla soruyor. Kaydı yalnız kendisi dinleyecek, üçüncü turda sahneleri tartarken. Tur bitince silecek. Kimseye göndermeyecek, yapımcıya da.
Nazlı başını sallıyor. «Benim işte her konuşma kaydedilir. Burada istemem ki ses bir yerlerde dolaşsın.» Burcu sözünü bir kez daha veriyor.
İlhan Bey bir sınır çiziyor. Okumanın kaydedilmesine razı, sonrasındaki konuşmaya değil. Burcu aleti son sayfada kapatacağını söylüyor. Herkes bunu duyuyor. Yapımcı bu akşam masada değil. Okuma ona sunulacak bir gösteri değil, yazarın kulağı için yapılıyor.
Okumadan önce
Nermin Hanım kuralları ilk sayfadan önce okuyor. Kişi adları okunmayacak; her okuyucu yalnız kendi repliğini söyleyecek. Sahne başlıkları kısaltılacak. Parantez içindeki notlar atlanacak. Takılan okuyucu durmadan devam edecek, kimse onu düzeltmeyecek. Oynamak serbest, ama abartmak yok. Burcu son sayfaya kadar konuşmayacak.
Bir kural da yalnız bu metne ait. Aksiyon satırlarında ad birkaç yerde yazılı görünüyor: taştaki tebeşirde ve mektupta. Burcu, Nermin Hanım'ın nüshasında bu yerleri kurşun kalemle çevirmiş. Nermin Hanım oralarda «bir ad» diyecek. Leman Hanım da mektubu okurken adın geldiği yerde susacak. Böylece masadaki kimse o adı duymayacak. Hepsi sayfada görmüş olsa bile.
Saat
Burcu ilk satırla birlikte telefonundaki kronometreyi başlatıyor. Her sekansın başında defterine saati yazıyor. Süreli okuma bir uzunluk verir, ama perdenin uzunluğunu vermez. Okuma sürdükçe bu fark belirginleşiyor.
Sözsüz sahneler okunurken eriyor. Gençlik hattında mandal gecesi iki cümlede geçiyor. Kız kapının mandalını tutuyor, aşağıda uğultu susuyor. Perdede ise bu sahne seyircinin nefesini tutacağı kadar sürecek. Tebeşirin taşa ilk değdiği gece de öyle.
Tersine, listeler okunurken uzuyor. Hasat başı sahnesinde Zekai işçileri tek tek adlarıyla çağırıyor. İlhan Bey her adı ayrı bir ağırlıkla söylüyor ve liste bir sahne kadar sürüyor. Perdede kesmeyle birkaç saniyeye inebilir. Burcu iki durumu da işaretliyor. Kronometrenin söylediği ile sahnenin süresi aynı şey değil.
Odaya bakmak
Burcu'nun defterinde sayfa numarası yok, saat var. Her satır kısa: saat, sahne, odada ne oldu. Kayıt aleti sesleri tutuyor, ama yüzleri tutmuyor. Defter onlar için.
İki tür sessizlik bu defterde yan yana duruyor. Mektup okunurken masada kimse kıpırdamıyor. Nurettin Bey gözlüğünü çıkarıp elinde tutuyor. Yıkım sabahının uzun aksiyon satırlarında da oda sessiz. Ama orada İlhan Bey nüshasının sayfalarını ileri çeviriyor ve kalanı sayıyor. İlki tutulan bir nefes. İkincisi dağılan bir dikkat. Burcu ikisine aynı kelimeyi yazmıyor.
Ağızda değişen satırlar
Gençlik hattında Mükerrem köyü bir kantara benzetiyor: kendini tartmayan bir kantar. Nazlı satırı söylerken kelimelerin sırasını değiştiriyor. İkinci geçişte yine değiştiriyor. Satırın anlamı kayıyor, masa tepki vermiyor. Burcu kenara bir soru yazıyor: satır mı, okuyan mı?
Nurettin Bey'de başka bir şey oluyor. Tavlacının satırlarına kendi ağzından küçük ünlemler ekliyor. Satırlar onun sesinde canlanıyor. Ama eklenenler tavlacının değil, Nurettin Bey'in. Burcu bunları metne almayacak. Okuyucunun sesi, karakterin sesi değil.
Emre'de ise tersi oluyor. Selahattin'in tek kelimelik cevabı, «Vardı», onun ağzında çok çabuk çıkıyor. Kelime duyulmadan sahne geçiyor. Sözleşme gereği kimse durdurmuyor. Burcu yalnız saati ve kelimeyi yazıyor.
Gülme ve susma
Selim, Hümeyra'nın telefonun nerede çektiğini söyleyen kısa satırını kalın sesiyle okuyunca masa gülüyor. Gülme satırın değil, okuyanın. Perdede bir çocuk o satırı söyleyecek. Burcu notun yanına bir çizgi çekiyor: kaynak okuyucu.
Sofra sahnesinde başka bir gülme geliyor. Nüzhet telefonu parmaklarının tersiyle itip yerine ekmek koyuyor. Nermin Hanım satırı okur okumaz İlhan Bey ile Nurettin Bey aynı anda hafifçe gülüyor. Burcu bu sahneyi ağır yazmıştı. Gülme alay gibi değil. Bir tanıma gibi. Defterde bir soru işaretiyle kalıyor.
Gençlik hattında genç kız ağabeyine üç kez «Vermiyorum» diyor. İlk ikisinde masada gülümsemeler var. Üçüncüsünde kimse gülmüyor. Raşit'in gülmediğini sayfada kısa bir aksiyon satırı söylüyor. Ama Nermin Hanım o satıra gelmeden masa çoktan susmuş. Leman Hanım'ın sesindeki bir şey yetmiş.
Sonra İlhan Bey yıkım ustasının çağrısını okuyor: «Nüzhet Hanım!» Leman Hanım başını, çağrılmış biri gibi kaldırıyor. Bu akşam masada yüksek sesle duyulan son ad, hayatta olan bir kadına ait.
Son sayfadan sonra
Burcu kayıt aletini kapatıyor. Nermin Hanım konuşmayı kuruyor. Önce her okuyucu tek cümle söyleyecek: okurken en çok nerede içerideydi. Sonra nerede kaybolduğunu. Burcu yalnız soru sorabilir.
Leman Hanım mektubu anıyor. Adın yerinde susmak ona zor gelmemiş, nefes kendiliğinden orada bitmiş. Nazlı telefon sahnesini anıyor. Ceren iş yerine konuşurken sesini istemeden kısmış, kimse duymasın diye. Bu bir oyun önerisi; metne değil, oyuncuya ait.
Selim gençlik hattında bir yerde kaybolmuş. Mandal gecesinin sabahında, pencereden görülen başörtülü kadının kim olduğunu kaçırmış. Burcu ağzını açıyor, «Orada aslında...» diye başlıyor. Nermin Hanım kalemiyle masaya hafifçe vuruyor. Burcu cümlesini bitirmiyor. «Hangi satırda?» diye soruyor ve cevabı yazıyor.
Nurettin Bey tavlacıyı anarken sözü kendi ailesine götürüyor. Göçte geride kalmış bir akrabadan, evde adı hiç anılmayan birinden söz ediyor. Masa susuyor. Burcu kalemini kaldırıyor, ama yazmıyor.
Emre yapımcının notlarından birini açmaya kalkıyor. Nermin Hanım onu da durduruyor. Notlar bu akşam masada değil. Bu akşam yalnız odanın duydukları konuşuluyor.
Filmlerden okuma
Usta katmanı
Kendi nüshanı kapat. Okurken sayfayı izleyen yazar, metni okur; odayı göremez. Defteri aç, sayfayı sandalyenin altına koy.
Masanın başına oturma. Dinleyenlerin yüzlerini aynı anda görebileceğin bir köşe seç. Burcu pencerenin önünden bütün masayı görüyordu.
Rol alma. Kendi satırını okuyan yazar, sesine niyetini de katar. Odadaki herkes satırı onun duyduğu gibi duyar.
Bir okuyucuya aynı sahnede iki ses verme. Dinleyen kimin konuştuğunu ayıramaz. İki ayrı hatta ya da iki ayrı zamanda kalan rolleri bir okuyucuda toplayabilirsin.
Okuyucunun metinle geçmişini hesaba kat. Taslağı daha önce okumuş biri, sahneleri bilerek okur. Ailen, ailenin sesiyle okur. Bunları dağıtım listesinin yanına yaz.
Kuralları ilk sayfadan önce söyle. Takılınca ne olacağı önceden konuşulmazsa ilk takılmada okuma durur. Kim konuşacak, kim susacak, baştan belli olmalı.
Kişi adlarını okutma. Her repliğin önünde okunan ad ritmi bozar ve dinleyeni sayfaya bağlar. Okuyucu yalnız repliğini söylesin.
Perdede duyulmayacak sözü masada da duyurma. Metinde yazılı ama seslendirilmeyecek bir söz varsa, okuyan nüshasında o yeri önceden işaretle.
Kaydı izinle aç, sınırıyla kapat. Kimin dinleyeceğini ve ne zaman silineceğini söyle. Biri konuşmanın kaydedilmesini istemezse aleti son sayfada kapat.
Kronometreyi sekans başlarına bağla. Toplam süre az şey söyler. Hangi sekansın beklenenden uzun ya da kısa sürdüğü daha çok şey söyler.
Sözsüz sahneleri ayrı say. Okuma onları kısaltır. Süre hesabında bunları kronometreye değil, kendi tahminine göre ekle.
Sessizliğin cinsini yaz. Tutulan nefes ile dağılan dikkat aynı sesi verir. Fark ellerde ve gözlerdedir: kâğıt çeviren el, kapanan göz, çıkarılan gözlük.
Gülmenin kaynağını ayır. Satırdan, okuyandan ya da odanın yakınlığından gelen gülme farklı şeylerdir. Kaynağı okuyucuysa perdede tekrarlanmaz.
Tek okuyucunun düzeltmesini karar sayma. İki ayrı ağız aynı yerde takılırsa satırı düşün. Yalnız biri takılırsa önce kadroya bak.
Okuyucunun eklediğini metne alma. Bir okuyucunun kendi ağzından kattığı ünlemler satırı canlandırır. Ama o canlılık okuyucunun, karakterin değil.
İlk konuşmada yalnız «nerede?» diye sor. Açıklama başladığında okuyucular yazarı dinlemeye başlar. Kayboldukları yeri bir satır olarak iste.
Notları masaya getirme. Önceki okurların notları okumanın havasını belirler. Bu akşam yalnız odanın duydukları konuşulur.
Okuyucuya teşekkürü okumadan sonra et, okumanın içinde değil. Her sahne sonunda «çok güzeldi» demek okuyucuyu bir sonraki sahnede daha dikkatli ve daha sönük yapar. Takdir de bir yönlendirmedir.
Nüshayı önceden gönder. Okuyuculara nüshayı birkaç gün önceden gönder. Metni ilk kez masada gören okuyucu, sahneyi değil kelimeyi okur.
Arayı sekans sonuna koy. Bir sahnenin ortasında verilen ara, o sahnenin süresini ve havasını bozar. Burcu arayı ilk sekansın bittiği yerde verdi.
Kararı turun planına bırak. Okumadan çıkan her işaret bir veridir. Hangisinin sayfayı değiştireceğine yeniden yazım turunda karar verilir.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Masa başı okuması yalnız çekimden önce, oyuncularla yapılır."
Yazar taslak aşamasında da bir okuma düzenleyebilir. Okuyucular arkadaşlar ve tanıdıklar olabilir.
Yaygın yanlış"İyi bir okuma, iyi bir senaryonun kanıtıdır."
Masadakiler naziktir ve çoğu yazarın tanıdığıdır. Okuma işaret verir, hüküm vermez.
Yaygın yanlış"Kötü okunan satır kötü yazılmıştır."
Yanlış ağızda ölen satır, satır hakkında az şey söyler. Aynı yeri başka bir okuyucuyla sına.
Yaygın yanlış"Yazar en iyi okuyucudur, rolleri o okumalı."
Yazar niyetini de okur. Okuma, metnin başka ağızlarda nasıl durduğunu duymak için yapılır.
Yaygın yanlış"Okumanın süresi filmin süresidir."
Sözsüz sahneler okumada erir, listeler uzar. Kronometre bir başlangıçtır, son söz değil.
Yaygın yanlış"Takılan okuyucuyu hemen düzeltmek okumayı iyileştirir."
Her kesinti akışı koparır. Takılma bir işaret olarak yazılır, okuma sürer.
Yaygın yanlış"Masada gülünen yer perdede de güldürür."
Gülme bazen okuyucudan, bazen odanın yakınlığından gelir. Kaynağı tartılmadan perdeye taşınmaz.
Yaygın yanlış"Sessiz oda sıkılmış odadır."
Mektup okunurken masa nefesini tutuyordu. Sessizliğin cinsi ellerde ve gözlerde okunur.
Yaygın yanlış"Okuma sonrası yazar her soruyu cevaplamalıdır."
Açıklama, okuyucunun deneyimini yazarın niyetiyle değiştirir. Yazar yalnız yer sorar.
Yaygın yanlış"Okuyucunun önerdiği her ses metne yazılmalıdır."
Nazlı'nın kısık sesi bir oyun önerisiydi. Bazı notlar sayfaya değil, oyuncuya aittir.
Yaygın yanlış"Kayıt herkesin iyiliği içindir, ayrıca izin gerekmez."
Kayıt, okuyucunun sesini yazarın elinde bırakır. Kimin dinleyeceği ve ne zaman silineceği baştan söylenir.
Yaygın yanlış"Okuyucular metni önceden okumazsa daha taze tepki verir."
Metni masada ilk kez gören okuyucu kelimelerle boğuşur. Tepkisini sahneye değil, okuma güçlüğüne verir.
Yaygın yanlış"Okumada her şey not edilmeli, yazar her sesi yazmalı."
Her sesi yazmaya çalışan yazar yine sayfaya eğilir. Oda notu kısa olur: saat, sahne, odada ne oldu.
Yaygın yanlış"Yapımcı ne kadar erken dinlerse o kadar iyi."
Yapımcının olduğu bir okuma bir sunuma döner. Yazarın kulağı için yapılan okuma, satışa hazırlanan bir okumayla karıştırılmamalı.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Masa başı okuması metni başka ağızlarda, baştan sona ve yüksek sesle duyurur.
- Okuma kadrosu dinlenen metni de belirler; okuyucunun sesi ve metinle geçmişi masaya oturur.
- Yazar rol almaz; okumayı izler ve dinler.
- Okuma sözleşmesi takılınca ne olacağını ve yazarın ne zaman konuşacağını baştan söyler.
- Kayıt onayı her okuyucudan ayrı alınır ve kaydın sınırını çizer.
- Süreli okuma sözsüz sahneleri kısaltır, listeleri uzatır.
- Oda notu sayfaya değil dinleyenlere bakar; sessizliğin cinsini ayırır.
- Okuyucu düzeltmesi satırın da okuyucunun da işareti olabilir.
- Masa kahkahasının kaynağı tartılmadan perdeye taşınmaz.
- Açıklama yasağı yazara yalnız «nerede?» diye sordurur.
- Burcu'nun denemesi: tek boğazda iki Nüzhet, adı hiç duyulmayan bir okuma ve üçüncü tura taşınacak bir oda defteri.
Sonraki derse köprü
Okumanın sesi Burcu'nun kayıt aletinde duruyor. Sonraki konuşmanın sesi yok; İlhan Bey öyle istemişti. Nurettin Bey'in ailesinden anlattığı göç hikâyesi de yalnız Burcu'nun aklında. Burcu onu o akşam deftere geçirmedi. Bu hikâye bir okuyucu notu mu, yoksa ona emanet edilmiş bir sır mı? Bir gün Yağhane'nin bir sahnesine girerse kimin olur? Sıradaki ders geri bildirim etiği: gizlilik, fikir sahipliği ve izinsiz paylaşılmaması gereken notlar.