Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Görsel anlatım turu yalnız aksiyon satırlarını okur; olaylara dokunmaz.
- Roman artığı, kaynak eserin iç sesinden aksiyon satırına sızmış cümledir.
- Etiket taraması iç durumu adlandıran kelimeleri tek tek bulur.
- Etiket silinmeden önce bir davranış karşılığı bulunur.
- Karşılık bedende, eşyada, mekânda ya da seste bulunabilir.
- Karşılık gecikebilir ve sonraki bir sahnede okunabilir.
- Motif dökümü her nesnenin duraklarını, değişimini ve sayfadaki kelimesini yan yana koyar.
- Tanıma, gözün durduğu nesne yazılınca seyirciye geçer.
- Yüz çevrilen olay sese ve yansımaya bırakılır; bakmamak davranış olur.
- Kamera komutlarının çoğu örtük çekime çevrilir; kalan komut düz bir cümleyle ve gerekçesiyle yazılır.
- Romandan çıkan güzel cümle atılmaz, kaynak dosyasına geri döner.
- Bir sesin susması, gösterilmeyen bir olayı perdeye taşıyabilir.
Açılış sahnesi
Selim taslağı masaya geri bırakıyor. Sayfaların kenarı kurşun kalemle halkalanmış. Burcu ilk sayfayı açıyor. Halkaların içinde hep fiiller var. «Anlar.» «Hüzünlenir.» «Hatırlar.» «Fark eder.»
«Bunları neden işaretledin?»
«Kesemediğim yerler,» diyor Selim. «Kurguda bir bakışı keserim. Bir eli, bir kapıyı keserim. Anlamayı kesemem. Hangi karede başlıyor, bilmiyorum.»
Emre itiraz ediyor. «Oyuncu oynar onu. Yüzünden geçer.»
Selim sayfayı ona çeviriyor. Taşın kalktığı sabahtan bir satır. «Nüzhet'in içi parçalanır.» «Hangi hareketle? Oyuncu bunu okuyunca ne yapacak?»
Emre cevap vermiyor. Gözü satırın üstünde bir süre kalıyor, sonra alttakine iniyor. Orada da bir halka var. Selim ekliyor: «Bir yüz bana ancak bir şey yaparken gelir. Bakar, durur, döner. Hangisini yapacağını sayfa söylemezse herkes başka bir şey çeker.»
Burcu halkaları sayfa sayfa saymaya başlıyor. Bazı sayfalarda hiç yok. Mutfak gecelerinde neredeyse her satırda bir tane. Bu sayfaları yazarken içinde ne olduğunu çok iyi biliyordu. Belki de sorun buydu. Bildiğini yazmış, gösterdiğini yazmamış.
Nermin Hanım halkalı sayfaları Burcu'nun önüne itiyor. «Bu hafta yalnız aksiyon satırlarını oku. Replikler bekleyebilir.»
Aksiyon satırı kameranın görebileceğini ve oyuncunun yapabileceğini yazar; geri kalan her şey ya bir davranışa çevrilir ya da sayfadan çıkar.
Bu derste ne olacak
Bu kez Burcu'nun taslağını yalnız aksiyon satırlarından okuyacağız. Önce romandan sızmış iç cümleleri bulacağız. Sonra duygu adlarını tek tek çıkaracak ve yerlerine bir davranış, bir eşya, bir mekân koyacağız. Filmin nesnelerini durak durak izleyeceğiz. Kimsenin bakmadığı iki olayı sese ve kadrajın kenarına bırakacağız. En sonda kamera komutlarını ayıklayacağız ve hangisinin neden kaldığını yazacağız. Olaylar değişmiyor, yalnız sayfadaki yazılışları değişiyor. Kararlar deneme ve Burcu'nun kendi taslağı içinde kalıyor. Film örnekleri savaş sonrası bir Alman kentinden, karlı bir kasabanın okul kütüphanesinden, kilitli bir bahçeden, büyünün unutulduğu bir banliyöden ve mor çiçekli bir tarladan geliyor.
Sıfır noktası
Sinema seyirciye iki kapıdan girer: göz ve kulak. Seyirci karakterin düşündüğünü göremez. Yalnız ne yaptığını görür, ne dediğini ve çevresinde ne çaldığını duyar. İçeride olan her şeyi bunlardan kendisi çıkarır.
Senaryo ise bir metin. Yazı içeriyi anlatmaya çok elverişli. «Ceren şaşırır» yazmak bir saniye sürer. Okur da anlar. Ama bu cümleyi okuyan iki kişi var: oyuncu ve kamera. Oyuncu şaşırmayı oynamaya kalkarsa kaşlarını kaldırır. Kamera o kaşı çeker. Seyirci yazarın kastettiği şeyi değil, kalkan bir kaşı görür.
Bu yüzden revizyonun bir turu yalnız aksiyon satırlarına ayrılır. Yapıya, kişilere, sahnelere dokunulmaz. Olaylar yerinde kalır. Değişen yalnızca olayların sayfaya yazılış biçimidir.
Uyarlamada bu tur daha da gereklidir. Kaynak eser bir roman olduğunda yazarın kafası romanın cümleleriyle doludur. YAĞHANE'de Nüzhet her şeyi torununa yazdığı mektuplarda anlatıyordu. Ne hissettiğini, ne düşündüğünü, neden sustuğunu kendi ağzıyla söylüyordu. Burcu o sesi filmden çıkardı. Ama sesin alışkanlığı kendi kalemine geçmiş olabilir.
Bu turun bir sınırı da var. Her iç durumu dışarı çıkarmak gerekmez. Bazı anlar seyircide bir boşluk olarak kalmalıdır. Raşit'e ne olduğu böyle bir boşluk. Görsel anlatım turu o boşluğu doldurmaz. Yalnız boşluğun yanında duran satırların seyirciye bir şey gösterip göstermediğini sınar.
Bir de şu ayrım var. Duygunun adını silmek, duyguyu silmek değildir. Ad gider, duygu bir harekete, bir nesneye, bir sese taşınır. Taşınmadan silinen duygu sahneden de çıkar.
Seyircinin elindeki araçlar sınırlı ama zengin. Bir hareket görür: kapıya dayanan bir kulak, cebe giden bir el. Bir nesne görür: bir tebeşir, bir teneke kutu. Bir mekânı görür: kilitli bir kapı, kolilerle dolan bir oda. Bir ses duyar ya da bir sesin susmasını duyar. Kadrajın dışında kalan bir şeyin varlığını da sezer. Görsel anlatım turu her iç cümleyi bu araçlardan birine götürür.
Bu turda kamera komutları da okunur. Yazar bir anın önemini vurgulamak için çoğu zaman büyük harfle bir yakın plan ekler. Ama aksiyon satırı iyi yazıldıysa göz zaten oraya gider. Komut ikinci kez söyler. Bazen de yönetmenin vereceği bir kararı önceden kapatır.
Bu tur bir yazarın kendi taslağına en zor baktığı turdur. Çünkü etiketler yazarın en iyi bildiği yerlerde birikir. Yazar bir karakterin içini ne kadar iyi tanıyorsa onu o kadar kolay adlandırır.
Mekanizma
Romandan kalanlar
Burcu taramaya kendi fiillerinden başlamıyor. Önce kimsenin oynayamayacağı cümleleri arıyor. Bunların çoğu romanın mektuplarından gelmiş.
Gidiş gecesinin sahnesi buna iyi bir örnek. Kız evde, kendi odasında, eli mandalın üstünde bekliyor. Yokuşun dibinden gelen uğultu zayıflıyor, sonra kesiliyor. Mandalın altında parantez içinde bir satır var: «Ağabeyimin sesini o gece son kez duydum.» Birinci tekil, geçmiş zaman. Bu bir mektup cümlesi. Sayfaya Nüzhet'in ağzından değil, Burcu'nun hafızasından girmiş.
Hasat başı sahnesinde bir başkası duruyor. «Nüzhet bilir ki köyde adlar zeytin gibidir.» Romanın en çok sevilen söz imgesi bu. Ne bir oyuncu oynayabilir, ne bir kamera görebilir.
Burcu iki cümleyi de siliyor. Sahneler zaten onların işini görüyor. Gidiş gecesinde susan uğultu son kez duyulan sesin kendisi. Hasat başında Zekai adları okuyor ve birini atlıyor. Zeytin imgesi kaybolmuyor. Burcu onu kaynak dosyasına, romanın sayfasıyla birlikte geri koyuyor.
Ad taraması
Selim'in halkaları bir başlangıç. Burcu taramayı kendisi de yapıyor, çünkü bir okur her kelimeyi yakalayamaz. Aradığı kelimeler belli: anlar, fark eder, hatırlar, düşünür, hüzünlenir, kararlıdır, şaşırır, içi burkulur. Her birinin altını çiziyor, kenara aynı soruyu not ediyor: kamera burada ne görüyor?
İlk durak açılış. Nüzhet kulağını kilitli kapıya dayıyor. Taslakta hemen ardından şu satır geliyor: «Nüzhet ağabeyini düşünür.» Sonra eli cebinde tebeşiri buluyor, çıkarmıyor. Burcu ortadaki cümleyi siliyor. Cepteki el aynı şeyi söylüyor. Üstelik seyirciye bir ad vermeden söylüyor.
Tarama bazı satırlarda bundan zor bir şey buluyor. Kelimenin silindiği yer boş kalıyor.
Adın yerine
Ceren sandığın dibinde teneke kutuyu bulduğu sahne taslakta şöyleydi: «Ceren şaşırır, bir şeyler sezmeye başlar.» Kelimeler silinince sahne boş kalıyor. Burcu karşılığı Ceren'in ellerinde arıyor. Ceren kapağı açıyor. Parmak boyuna inmiş tebeşirlere bakıyor. Kapağı kapatıyor, kutuyu kâğıdına yeniden sarıyor ve sandığa koyuyor. Sezmek kameraya bir şey vermiyordu. Geri koymak veriyor. Üstelik sonra Nüzhet'in okuyacağı bir iz bırakıyor.
Karşılık her zaman bir beden hareketi olmak zorunda değil. Taslakta «Nüzhet evi bırakmaya hazır değil» diye bir satır vardı. Burcu evin içine bakıyor. Kapının yanında koliler birikiyor. Ceren her birine siyah kalemle bir oda adı yazıyor. Teneke kutu ise hiçbir koliye girmiyor. Mekân iki şeyi aynı anda gösteriyor: ev boşalıyor ve bir şeyin adı yok. Satır gidiyor.
Yağhane de böyle bir mekân. Gençlikte kapısı açık, taşı dönüyor, içi uğultulu. Bugün kapıya yeni bir kilit asılmış, taş kımıldamıyor. «Nüzhet yalnızdır» demeye gerek kalmıyor. Kilide dayanan bir kulak yetiyor.
Nesnenin izi
Burcu yeni bir kâğıt açıyor. Sol sütuna nesneleri yazıyor: tebeşir, önlük, bez, fener, bagaj, teneke kutu, ters harf. Karşılarına durakları diziyor. Her durağın yanına iki not düşüyor: bu durakta ne değişiyor, satırda hangi kelime var?
Döküm ilk bakışta temiz görünüyor. Sonra kelime sütunu sorun çıkarıyor. Gençlikteki bez sabahının satırlarında Zekai'nin dörde katladığı şey bir yerde «bez», bir yerde «paçavra», bir yerde «silme bezi». Sekide tavlanın yanındaki de «bir bez». Seyirci sayfayı okumaz, ama sanat ekibi okur. Üç ayrı kelime üç ayrı nesne getirebilir. Burcu her durakta aynı kelimeyi kullanıyor. Farkı yalnız bir sıfata bırakıyor. Biri kuru, öbürü ıslak. Kafiye o sıfatta duruyor.
Ters harfin satırı daha ilginç. Çuval sahnesinde kız harflerden birini ters yazıyor. İlk tebeşirin ertesi sabahı, taşın başında, taslak şöyle diyor: «Zekai yazanı tanır.» Tanıma bir etiket. Neye dayandığı yazılmamış. Burcu düzeltiyor: Zekai'nin gözü ters harfte duruyor. Sonra bezi alıyor.
Son durak mektup. Ceren tozun içinde okuyor ve ters harfi görüyor. Taslakta yine «tanır» yazıyor. Burcu bir hareket ekliyor, deneme olarak. Ceren başını kaldırıyor, kapının yanına bakıyor. Silik izi gördüğü taş artık yok; baktığı yer boş.
Fenerin satırı ise tek kelimeyle iki nesneyi taşıyor. Biri gidiş gecesi kapıda sallanıyor. Öbürü yıllar sonra taşın dibinde, yerde yanıyor. Burcu ikisini hep aynı adla ayırıyor: «kapıdaki fener» ve «Mükerrem'in feneri».
Bakılmayan
Finalin taslağında iki cümle yan yana duruyordu. «Duvarlar çöker. Nüzhet bakamaz, içi parçalanır.» Selim'in halkası buradaydı. Burcu iki cümleyi ayırıyor. Bakamamak bir iç durum. Bakmamak ise bir davranış. Yaşlı kadın arabanın önünde oturuyor; bir eli önlük cebinden çıkmıyor. Başını çevirmiyor. Duvarlar arkada iniyor. Seyirci yıkımı onun yüzünde değil, Ceren'in baktığı dikiz aynasında görüyor. Gümbürtü camın arkasından boğuk geliyor.
Burcu gençlik hattında aynı biçimi buluyor. Raşit'in gittiği gece kız da kapıya inmiyor. Kız odasında mandalı tutuyor. Aşağıdaki uğultu inceliyor ve susuyor. Taslakta bir ara satır daha vardı: «Raşit'in gölgesi kapıdan çıkar.» Burcu onu da siliyor. O gölge kızı bir tanığa çevirirdi. Film ise o gecede tanık istemiyor. Gidiş ekran dışı alanda kalıyor ve yalnız sesin susmasıyla perdeye giriyor.
İki olay böylece birbirine bağlanıyor. Biri gidiş, öbürü yıkım. İkisini de kadın görmüyor.
Burcu sesin satırlarını da aynı gözle tarıyor. Açılışta «ürkütücü bir sessizlik» yazıyordu. Sessizliğin sıfatı kameraya da mikrofona da bir şey söylemiyor. Burcu yerine düz bir cümle koyuyor: «İçeriden ses gelmiyor.» Seyirci gençlik hattındaki uğultuyu duyduktan sonra bu yokluğu kendisi ölçecek.
Kameraya bırakılan
Son iş kamera komutları. Burcu taslakta büyük harfli satırları sayıyor. «YAKIN PLAN — önlük cebi.» «KAMERA TAŞA KAYAR.» «YAVAŞ ÇEKİM.» «BAKIŞ AÇISI — CEREN.» Çoğu, bir önceki aksiyon satırının zaten yaptığı işi tekrarlıyor.
Açılıştaki örnek: «Eli cebinde tebeşiri bulur. YAKIN PLAN — tebeşir.» Burcu komutu siliyor. Yerine yeni bir paragraf açıyor: «Cepte, parmakların arasında, bir tebeşir.» Satır kamera kelimesi kullanmadan ölçeği sezdiriyor. Taşın kalkışındaki yavaş çekimi de siliyor. O yönetmenin kararı.
Bir komutu bırakıyor, ama büyük harfle değil. Finalde anlam iki şeyin aynı karede durmasına bağlı. Bu yüzden düz bir cümle yazıyor: «Aynı karede, dikiz aynasında inen duvar ve önde dönmeyen Nüzhet.» Gerekçesi kenarda. Bu kare bölünürse bakmamak görünmez.
Filmlerden okuma
Usta katmanı
Turu yalnız aksiyon satırlarına ayır. Replikleri aynı oturuşta okursan göz diyaloğa kayar. Aksiyon satırları bir başına okununca etiketler daha çabuk görünür.
Kendi kaleminden önce kaynağın sesini ara. Uyarlamada en sinsi etiketler romanın cümleleridir. Senin değil, yazarın sesiyle yazılmış oldukları için gözüne doğal gelirler.
Kelimeyi silmeden önce yerini işaretle. Etiketi bulup hemen silersen boşluğu fark etmezsin. Önce yanına bir soru yaz: kamera burada ne görüyor?
Karşılığı önce sahnenin içinde ara. Bir el, bir eşya, bir kapı genellikle sahnede zaten durur. Yeni bir hareket eklemeden önce var olanın işi görüp görmediğine bak.
Karşılığın bir yalan taşımadığına bak. Eklediğin hareket sahneye yeni bir anlam getirebilir. O anlam filmin geri kalanıyla çelişiyorsa karşılık yanlıştır.
Karşılık gecikebilir. Bir sahnede yazılan «anlar» bazen bir sonraki yılın sahnesinde bir susuşla karşılanır. Genç Nüzhet'in pencereden gördüğü sabah, ertesi hasatta Mükerrem'in şakasına verilmeyen cevapta okunuyor.
Mekânı ikinci bir oyuncu say. Bir duygu bedende yer bulamıyorsa bir odaya, bir kapıya, bir yığına yerleşebilir. Koliler çoğaldıkça ev konuşur.
Motif dökümüne kelime sütunu ekle. Seyirci nesneyi görür, ekip ise kelimeyi okur. Aynı nesneye üç ad verirsen sette üç nesne bulabilirsin.
Her durakta bir şey değişsin. Dökümde aynı satır iki kez geçiyorsa motif aşınıyor olabilir. Durağı kaldır ya da bir farkı yaz.
Tanımanın neye dayandığını yaz. «Tanır» yazdığın her yerde gözün neyin üstünde durduğunu ekle. Tanıma seyirciye ancak o nesneden geçer.
Bakmamayı bir karar olarak yaz. «Bakamaz» bir iç durumdur. «Başını çevirmiyor» bir davranıştır. Olayı ses ve yansıma taşır, yüz ise sabit kalır.
Tanık istemeyen olayı gösterme. Filmin açık bıraktığı bir anı göstermek, onu kapatmak demek olabilir. Bir gölge bile bir tanık yaratır.
Komutu silmeden önce satırı yeniden yaz. Komutun işini çoğu kez bir paragraf başı ile cümleye giren yeni bir özne görür.
Bıraktığın komutu düz cümleyle bırak. Anlamı bir karenin kuruluşuna bağlı bir an varsa onu büyük harfle değil, açık bir cümleyle yaz. Gerekçesini kenara not et.
Romandan çıkan güzel cümleyi atma. Kaynak dosyasına geri koy. İleride bir afişte, bir tanıtım metninde ya da bambaşka bir sahnede işe yarayabilir.
Turu bir başkasıyla yap. Sahneyi bilen yazar etiketi okurken boşluğu kendi hafızasıyla doldurur. Selim gibi bir kurgucu ya da bir oyuncu, hangi karede ne olacağını sorarak okur.
Yoğunlaşan sayfalara şüpheyle bak. Etiketler yazarın en iyi bildiği sahnelerde birikir. Burcu'nun mutfak geceleri bunun örneği. En sevdiğin sahneden başla.
Benzetmeyi bir yol olarak tut. Bazen bir duygu, bir hareketin nasıl yapıldığında kalır. «Kutuyu, kırılacakmış gibi, kâğıdına sarıyor» bir ad vermeden bir tavır gösterir.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Duyguyu yazmazsam oyuncu ne oynayacağını bilemez."
Oyuncuya en çok yardım eden şey yapılacak bir harekettir. «Şaşırır» bir sonuç ister. «Kutuyu kâğıdına geri sarar» bir iş verir.
Yaygın yanlış"Görsel anlatım turu her iç durumu dışarı çıkarmaktır."
Bazı anlar boş kalmalıdır. Raşit'in gidişi gibi bazı olaylar yalnız sesin susmasıyla perdeye girer. Tur bu boşlukları doldurmaz.
Yaygın yanlış"Etiketi silmek yeterlidir."
Silinen kelimenin yerine bir şey gelmezse duygu sahneden de çıkar. Önce karşılık bulunur, sonra kelime silinir.
Yaygın yanlış"Romandan gelen cümle sadakatin kanıtıdır."
Romanın sesi aksiyon satırında kimseye ulaşmaz. Sadakat cümleyi taşımakta değil, cümlenin taşıdığı yükü bir sahneye geçirmektedir.
Yaygın yanlış"Motif ne kadar sık dönerse etkisi de o ölçüde artar."
Her durakta bir şey değişmiyorsa seyirci nesneyi görmeye devam eder ama artık okumaz.
Yaygın yanlış"Motif seyirciye görünürse yeter, sayfada nasıl yazıldığı önemsizdir."
Sayfayı sanat ekibi, kostüm ve kurgu okur. Aynı nesneye farklı kelimeler verilirse sette farklı nesneler belirebilir.
Yaygın yanlış"Önemli olay mutlaka gösterilmelidir."
Yıkım ve gidiş, kimse bakmadığı için daha çok şey söylüyor. Bakmamak da bir davranış.
Yaygın yanlış"Kamera komutu senaristin hakkı değildir, hepsi silinmeli."
Bazı anların anlamı bir karenin kuruluşuna bağlıdır. Senarist onu yazabilir, ama en sade biçimde ve gerekçesiyle.
Yaygın yanlış"Komutları silmek yönetmene her şeyi bırakmaktır."
Örtük çekim yönetmene bir ölçek ve bir sıra önerir. Komut gider, yönlendirme aksiyon satırında kalır.
Yaygın yanlış"Karşılık her zaman aynı sahnede durmalıdır."
Bazı duyguların karşılığı sonraki bir sahnede gelir. Genç Nüzhet'in pencere sabahındaki bilgisi, bir yıl sonra verilmeyen bir cevapta görünüyor.
Yaygın yanlış"Etiketleri en iyi yazarın kendisi bulur."
Yazar sahnenin içini bildiği için etiketi bir açıklama gibi okur, takılmaz. Burcu'nun halkalarını Selim çizdi. Sahneyi kurgulayacak ya da oynayacak biri, kelimenin önünde durur.
Yaygın yanlış"Ses yalnız ortamı kurar."
Bir sesin kesilmesi bir olayı taşıyabilir. Raşit'in gittiği gece uğultunun susması, filmin göstermediği şeyi duyurur.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Görsel anlatım turu yalnız aksiyon satırlarını okur; olaylara dokunmaz.
- Roman artığı, kaynak eserin iç sesinden aksiyon satırına sızmış cümledir.
- Etiket taraması iç durumu adlandıran kelimeleri tek tek bulur.
- Etiket silinmeden önce bir davranış karşılığı bulunur.
- Karşılık bedende, eşyada, mekânda ya da seste bulunabilir.
- Karşılık gecikebilir ve sonraki bir sahnede okunabilir.
- Motif dökümü her nesnenin duraklarını, değişimini ve sayfadaki kelimesini yan yana koyar.
- Tanıma, gözün durduğu nesne yazılınca seyirciye geçer.
- Yüz çevrilen olay sese ve yansımaya bırakılır; bakmamak davranış olur.
- Kamera komutlarının çoğu örtük çekime çevrilir; kalan komut düz bir cümleyle ve gerekçesiyle yazılır.
- Romandan çıkan güzel cümle atılmaz, kaynak dosyasına geri döner.
- Bir sesin susması, gösterilmeyen bir olayı perdeye taşıyabilir.
Sonraki derse köprü
Aksiyon satırları temizlendi. Selim kalemini replik sütununa çeviriyor. Masada şimdi yalnız replikler duruyor. Bir davranışın zaten gösterdiğini bir de söyleyen replik var mı? Nüzhet'in ağzındaki sözler bir başkasının ağzına geçse fark eder mi? Adın hiç söylenmediği bir filmde her söz bu kurala nasıl uyuyor? Sessizlik hangi yerde bir sözden çok iş görüyor, bir repliğin son kelimesi neyi taşıyor? Diyalog turu her repliğe ne iş yaptığını sorarak açılıyor.