Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Birincisi. Bir görüntü dört basamakta okunur: betimleme, biçim, anlam, niyet ve etki. Üst basamağa alt basamak geçilmeden çıkılmaz.
İkincisi. Betimleme gördüğün şeydir, yorum eklediğin şey. Yorum yasak değildir; kanıtsız yorum yasaktır.
Üçüncüsü. Biçimi okumanın üç ucuz aleti var: gözünü kıs, görseli ters çevir, siyah beyaza indir. Üçü de zevki devre dışı bırakır.
Dördüncüsü. Bir görüntünün anlamının yarısı kadrajın dışındadır. Kim alınmamış, hangi bilgi küçültülmüş, hangi bakış normal sayılmış.
Beşincisi. Görsel okuryazarlığı geliştiren şey çok bakmak değil, yavaş bakmaktır. Tek görsele beş dakika, beş yüz görsele bir saniyeden fazlasını öğretir.
Açılış sahnesi
Bir kaza oldu ve sen tanıksın. Polis geliyor, defterini açıyor ve tek bir şey soruyor: ne gördün.
Sen anlatmaya başlıyorsun. Adam çok hızlı geliyordu. Öfkeliydi. Zaten dikkatsiz biriydi, belli oluyordu.
Polis kalemi bırakıyor. Hayır, diyor. Ne gördün.
Ve sen o an fark ediyorsun ki, gördüğün şeyle anladığın şeyi ayıramıyorsun. Gerçekte gördüğün şu: gri bir araba, sağ şeritten, kırmızı ışıkta. Geri kalan her şey senin eklediğin.
Bu ayrımı yapamamak günlük hayatta zararsızdır. Bu meslekte ise en pahalı körlüktür.
Çünkü bir görüntüye bakıp "bu iş havalı olmuş" diyen kişi, o işi neyin havalı yaptığını söyleyemez. Söyleyemediği için de tekrar edemez. Beğenmek bir yetenek değildir; beğendiğin şeyin nasıl kurulduğunu görebilmek yetenektir.
Bugün tanık ifadesi vermeyi öğreneceğiz.
Bu derste ne olacak
Önce bir görüntünün dört ayrı düzeyde okunabildiğini göreceğiz: betimleme, biçim, anlam, niyet ve etki. Sonra bu dersin en zor kısmına geleceğiz, çünkü betimleme ile yorum sürekli birbirine karışır ve karıştığı anda çözümleme çöker. Ardından görsel okuryazarlığın ikinci yarısını açacağız: kadrajda olmayanı görmek. Sonra on altı filmden sahnelerle bunu okuyacağız. Ders bittiğinde bir görüntüye bakıp gördüğünü, yorumundan ayırarak yazabiliyor olacaksın.
Sıfır noktası
Tanık ifadesine geri dönelim, çünkü bu benzetme ders boyunca bizimle kalacak.
İyi bir tanık ifadesi tuhaf bir şeydir. Sıkıcıdır, yavaştır ve hiçbir sonuca varmaz. "Adam mavi ceketliydi. Sol elinde bir çanta vardı. Kaldırımın kenarında durdu." Bu cümlelerde hiçbir iddia yok.
Ama mahkemede işe yarayan tek şey bu cümlelerdir. Çünkü yorum sonradan da yapılabilir; gözlem yapılamaz.
Şimdi bunu dört basamağa ayıralım.
Birinci basamak betimleme. Görselde fiziksel olarak ne var. Kaç kişi, hangi nesneler, hangi renkler, ne kadar alan.
İkinci basamak biçim. Bu öğeler nasıl düzenlenmiş. Ne büyük ne küçük, ne önde ne arkada, ne keskin ne bulanık.
Üçüncü basamak anlam. Hangi duygu, düşünce ve kültürel kodlar oluşuyor.
Dördüncü basamak niyet ve etki. Bu görüntü kim tarafından, kimin için, hangi sonuç amacıyla üretilmiş.
Dikkat et. Basamaklar birbirinin üstüne biner. Üçüncüye çıkmadan önce ikinciyi geçmen gerekir; yoksa anlam dediğin şey senin o gün canının çektiği yorumdur.
Bu benzetme bir yere kadar doğru. Şurada bozulur: tanık gerçeği arar, sen ise üretilmiş bir şeye bakarsın. Bir kazada kimse arabayı oraya bilerek koymamıştır. Bir afişte ise her şey birinin kararıdır. Yani sen tanık değil, aslında müfettişsin.
Mekanizma
Betimleme ile yorumu ayırmak
Bu ayrım kulağa basit gelir ve pratikte neredeyse hiç yapılamaz. Sebebini söyleyeyim: beyin yorumu gözlemden önce üretir.
Bir yüze baktığında önce "kızgın" görürsün, sonra kaşların çatık olduğunu. Sıralama tersine döndürülemez; ama yazarken düzeltilebilir.
Şu iki cümleye bak. "Kişi kadrajın merkezindedir" bir betimlemedir. "Kişi güçlüdür" bir yorumdur.
İkincisi yanlış değil. Sadece kanıtsız. Ve kanıtsız yorum, bir tasarım toplantısında savunulamaz.
Şimdi bu cümlenin gücünü fark et. İçinde hâlâ bir yorum var ama artık tartışılabilir. Biri gelip "bence güçlü değil, yalnız görünüyor" diyebilir ve aynı betimlemeye başka bir yorum bağlayabilir. İşte bu, verimli bir tartışmadır. Diğeri sadece zevk kavgasıdır.
Önceki derste dört katmandan söz etmiştik; işlev katmanının tartışmaya kapalı olduğunu söylemiştik. Betimleme, o katmanın çözümleme tarafındaki karşılığıdır. Ölçülebilir olandan başlarsan, sonrasında söylediğin her şeyin bir zemini olur.
Yaygın yanlışBurada çok yaygın bir yanlış var: çözümleme yapmak, işi beğenmemek demektir.
Mantıklı görünüyor, çünkü çoğu insan bir işi ancak eleştirirken parçalarına ayırır. Ama en çok sevdiğin işi çözümlemek, sevmediğini çözümlemekten daha öğreticidir. Sevdiğin şeyin neden işe yaradığını bilmiyorsan, onu bir daha üretemezsin ve her seferinde şansa güvenirsin.
Biçimi okumak
İkinci basamak, çoğu insanın hiç kullanmadığı basamaktır ve bu meslekte en çok fark yaratan yerdir.
Biçimi okumak için birkaç pratik alet var.
Birincisi gözünü kısmak. Ayrıntı kaybolur, geriye yalnızca koyu ve açık alanlar kalır. İlk gördüğün şey neyse, o görüntünün gerçek merkezidir. Sanatçının niyetinden bağımsız olarak.
İkincisi ters çevirmek. Görseli baş aşağı çevirdiğinde konu tanınmaz olur ve düzen çıplak kalır. Dengesiz bir kompozisyon burada anında görünür.
Üçüncüsü siyah beyaza indirmek. Renk çok güçlü bir örtüdür; kaldırdığında kontrastın gerçekten var olup olmadığını görürsün. Renkle ayrılmış ama tonla ayrılmamış iki alan, siyah beyazda birbirine yapışır.
Bu üç aleti kullanan biri, bir görüntü hakkında konuşurken artık "hoşuma gitti" demek zorunda değildir.
Kadrajda olmayanı görmek
Şimdi dersin en önemli kısmına geliyoruz.
Görsel okuryazarlık yalnızca orada olanı okumak değildir. Aynı zamanda eksik olanı görmektir.
Şu dört soru, bir görüntüye bakarken sorulması gerekenlerin en zorlarıdır. Kadraja kim alınmamış. Hangi bilgi küçültülmüş. Hangi kültürel bakış normal kabul edilmiş. Hangi ses temsil edilmemiş.
Bunlar politik sorular gibi görünebilir. Değildir; doğrudan mesleki sorulardır.
Bir örnek düşün. Bir üniversitenin tanıtım broşürü. Fotoğraflarda gülen öğrenciler, yeşil çimen, güneş. Betimleme kolay. Ama şunu sor: bu okulda kütüphane var mı, çünkü kadrajda yok. Yağmurlu gün var mı. Yorulan biri var mı.
Broşür yalan söylemiyor. Sadece seçiyor. Ve her seçim, seçilmeyen bir şeyi de üretir.
Bunu bir sanat yönetmeni olarak iki yönde kullanacaksın. Başkasının işini okurken neyin dışarıda bırakıldığını göreceksin. Kendi işini kurarken de neyi dışarıda bıraktığına bilerek karar vereceksin.
Teoriyi bırakıp perdeye bakalım.
Filmlerden okuma
Örnekleri üç grupta topladım. Önce bakmanın kendisini konu edinen filmler. Sonra betimleme ile yorum arasındaki farkı gösterenler. En sonda da kadrajın dışını hissettirenler.
Önce bakmayı konu edinenler
Sonra betimleme ile yorumu ayıranlar
Şimdi kadrajın dışını hissettirenler
İki animasyon ve iki kural bozan
Usta katmanı
Az önce dört okuma basamağından söz ettim. İşin aslı biraz daha ince: basamaklar arasında geçiş yapmak, basamakları bilmekten zordur.
Deneyimli çözümleyicinin yaptığı şey basamakları sırayla tırmanmak değil, aralarında ileri geri gitmektir. Anlam basamağında bir şey sezer, betimlemeye iner ve kanıt arar, bulamazsa sezgisini bırakır. Bu geri dönüş, çözümlemeyi çözümleme yapan şeydir. Yalnızca yukarı çıkan kişi, kendi ilk izleniminin avukatı olur.
İkinci nüans kültürel kodlarla ilgili. Anlam basamağında okuduğun şeylerin çoğu evrensel değil, öğrenilmiştir. Bir rengin, bir jestin ya da bir mekânın ne çağrıştırdığı, senin nerede büyüdüğüne bağlıdır. Bu yüzden kendi okumanı mutlak sanmak profesyonel bir hatadır. Pratik çözüm şudur: bir görseli her zaman kendinden farklı en az iki kişiye okut ve ne gördüklerini sor. Söyledikleri seni şaşırtacaktır ve o şaşkınlık, işin gerçek dünyada nasıl karşılanacağının en ucuz provasıdır.
Üçüncüsü bir sınır durumu. Çözümleme aşırıya kaçabilir. Her ayrıntıya bir anlam yüklemek, anlamı değersizleştirir. Bir kadrajdaki sandalyenin rengi çoğu zaman bir sembol değildir; o gün depoda o sandalye vardır. Usta çözümleyici, hangi kararın kasıtlı hangisinin tesadüfi olduğunu ayırt edebilen kişidir. Bunun kaba bir testi şudur: o ayrıntı tekrar ediyor mu. Bir kez görünen şey rastlantı olabilir, üç kez görünen şey karardır.
Dördüncüsü bir meslek pratiği. Sunum yaparken yorumunu değil, betimlemeni öne koy. "Buradaki boşluk sayfanın yarısı kadar ve gözü doğrudan başlığa götürüyor" cümlesi, "bence çok şık olmuş" cümlesinden farklı bir odaya girer. İkincisine itiraz edilir, birincisine bakılır. Müşteriyi ikna eden şey çoğu zaman senin zevkin değil, senin gördüğünü onun da görebilmesidir.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlışBirinci yaygın yanlış: görsel okuryazarlık, sanat tarihi bilgisi demektir.
Anlaşılır bir kanı, çünkü ikisi de görüntüyle ilgilenir. Ama tarih bilgisi bir görüntünün nereden geldiğini söyler, nasıl çalıştığını söylemez. Hiç sanat tarihi bilmeyen biri gözünü kısarak bir afişin hiyerarşisini okuyabilir; bütün akımları bilen biri ise aynı afişin neden okunmadığını göremeyebilir.
Yaygın yanlışİkincisi: bir görüntünün tek bir doğru okuması vardır.
Yoktur. Ama bu, her okumanın eşit olduğu anlamına da gelmez. Betimlemeye bağlanan okuma güçlüdür, bağlanmayan zayıftır. Ölçüt doğruluk değil, kanıtlanabilirliktir.
Yaygın yanlışÜçüncüsü: çok bakmak, görsel okuryazarlığı geliştirir.
Tek başına geliştirmez. Sosyal medyada günde binlerce görsel geçen biri, hiçbirini okumadan geçirir. Gelişmeyi sağlayan şey miktar değil, yavaşlıktır. Tek bir görsele beş dakika bakmak, beş yüz görseli kaydırmaktan fazlasını öğretir.
Yaygın yanlışDördüncüsü: eksik olanı sormak, işi politikleştirmektir.
Bu itiraz sık duyulur. Oysa kadraja kimin alınıp alınmadığı sorusu, önce bir doğruluk sorusudur. Bir ürünü yalnızca tek bir yaş grubuyla gösteren marka, politik bir tercih yapmıyor olabilir; sadece kendi pazarının bir kısmını görmüyordur. Eksiği görmek, önce ticari bir beceridir.
Uygulama — kendin dene
Önce kâğıdı ikiye böl. Sol tarafa yalnızca betimleme yazacaksın, sağ tarafa yorum.
Şimdi görsele bir dakika bak ve sol tarafa on madde yaz. Sadece fiziksel olarak orada olan şeyler. Kaç kişi var, kim nereye bakıyor, hangi alan ne kadar yer kaplıyor, hangi bölge açık hangisi koyu. Duygu adı geçmeyecek.
Sonra sağ tarafa geç ve o on maddeden çıkarabildiğin yorumları yaz. Her yorumun yanına, hangi betimlemeden geldiğini numarayla işaretle.
Son adım şu: sağ tarafta hiçbir numaraya bağlanmamış bir yorum kaldıysa onun altını çiz. O yorum senin görüntüden değil, kendinden gelen kısmın.
Şuna dikkat et: kaç madde yazdığın önemli değil. Önemli olan, altını çizdiğin yorumların ne kadar olduğu. Çoğu insan ilk denemede sağ tarafın yarısını çizer.
Kilit özet
Birincisi. Bir görüntü dört basamakta okunur: betimleme, biçim, anlam, niyet ve etki. Üst basamağa alt basamak geçilmeden çıkılmaz.
İkincisi. Betimleme gördüğün şeydir, yorum eklediğin şey. Yorum yasak değildir; kanıtsız yorum yasaktır.
Üçüncüsü. Biçimi okumanın üç ucuz aleti var: gözünü kıs, görseli ters çevir, siyah beyaza indir. Üçü de zevki devre dışı bırakır.
Dördüncüsü. Bir görüntünün anlamının yarısı kadrajın dışındadır. Kim alınmamış, hangi bilgi küçültülmüş, hangi bakış normal sayılmış.
Beşincisi. Görsel okuryazarlığı geliştiren şey çok bakmak değil, yavaş bakmaktır. Tek görsele beş dakika, beş yüz görsele bir saniyeden fazlasını öğretir.
Sonraki derse köprü
Bu derste bir görüntüyü okumayı konuştuk ve gözünü kısıp ilk neyi gördüğüne bakmanı söyledim.
Ama bir soruyu kasten açık bıraktım: o ilk gördüğün şeyi kim seçti. Çünkü gözün rastgele bir yere gitmiyor. Birileri boyutu, kontrastı, konumu ve boşluğu öyle ayarladı ki oraya gittin. Sonraki derste bu ayarın adını koyacağız ve onu kurmayı öğreneceğiz.