M01-D03
Vaka anlatımı etiketi
Yayımlanmış bir vaka anlatımının neyin olabileceğini gösterip neyin işe yaradığını kanıtlayamadığını açıklar ve bu etiketi erken bulgudan ayırır.
Sanat Terapisi Akademisi — M01, Bu akademi nasıl okunur · 2.736 kelime · 16 örnek durum · 2 kanıt kartı · ≈ 12 dk okuma · 18 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Vaka anlatımı, terapistin kendi çalışmasından yazıp dergiye ya da kitaba koyduğu hikâyedir ve sanat terapisinin yayımlanmış metinlerinin önemli bir bölümünü oluşturur. Karşılaştırma içermediği için, gözlenen değişimi zamanın geçişinden, ortalamaya dönüşten, aynı dönemdeki olaylardan ve görülen ilgiden ayıramaz; üstelik yazılan vakalar çoğu zaman seçilmiş, iyi giden vakalardır.
Buna karşın vaka bir şeyin mümkün olduğunu gösterir, yöntemin nasıl uygulandığını ayrıntısıyla aktarır, nadir durumlarda çoğu zaman tek bilgi kaynağıdır, zararları görünür kılabilir ve sınanabilir fikirler önerir.
Erken bulgu en az bir kontrollü karşılaştırmaya dayanır; vaka anlatımı dayanmaz. Bu yüzden ikisi ayrı etiket taşır ve aradaki önce-sonra çalışmaları ikisinin de tam yerine oturmaz.
Açılış sahnesi
Çanakkale'de bir öğretmenevinin kafeteryası, şubat ayında bir pazartesi öğleni. Sınıf öğretmeni Hatice elindeki meslek dergisini masaya bırakıyor ve karşısındaki arkadaşı Okan'a bir makaleyi uzatıyor. Makalede bir sanat terapisti, okulda hiç konuşmayan sekiz yaşında bir kız çocuğuyla bir yıl boyunca kil ve boya ile nasıl çalıştığını anlatıyor. İlk aylarda çocuk yalnız kili ezip yeniden yuvarlamış. Sonra küçük figürler yapmaya, onlara isim vermeye başlamış. Yılın sonunda sınıfta ilk kez parmak kaldırmış.
Hatice heyecanlı: kendi sınıfında da hiç konuşmayan bir öğrencisi var. «Bunu okula getirmeliyiz,» diyor. Okan yazıyı dikkatle okuyor ve bir paragrafı gösteriyor: aynı yıl çocuğun ailesi başka bir mahalleye taşınmış, bir kardeşi doğmuş, okulda da yeni bir öğretmene geçmiş. «Bu yazı bana bir yolun var olduğunu gösteriyor,» diyor Okan, «ama hangi şeyin işe yaradığını söylemiyor. Kil mi, terapistin kendisi mi, yeni öğretmen mi, yoksa çocuğun büyümesi mi?»
Hatice bir an susuyor, sonra makaleyi yeniden açıyor. Bu kez sonundaki cümleye bakıyor: yazar sanat terapisinin seçici konuşmazlık yaşayan çocuklar için etkili bir yöntem olduğunu yazmış. Okuduğu hikâye ile bu cümle arasında bir boşluk var ve Hatice o boşluğu ilk kez görüyor.
Makale de iki öğretmen de bu dersin kurgusu. Ama sanat terapisinin yayımlanmış metinlerini okuyan herkes bu boşlukla karşılaşır.
Bu derste ne olacak
Önceki derste on bir kanıt etiketini iki kümeye ayırdık (M01-D02). Bu derste sınanmamış kümenin en kalabalık üyesine, vaka anlatımına yakından bakacağız. Önce bir vaka anlatımının ne olduğunu ve neden bu alanda bu kadar yaygın olduğunu konuşacağız. Sonra bir vakanın tek başına neden «işe yaradı» sonucunu taşıyamadığını, değişimi açıklayabilecek öteki nedenleri tek tek adlandırarak göstereceğiz. Ardından vaka anlatımının neyi iyi yaptığına geçeceğiz. Son olarak vakayı erken bulgudan ayıran çizgiyi ve o çizginin çevresindeki gri bölgeyi göreceğiz.
Sıfır noktası
Hatice'nin okuduğu türden bir metin, terapistin kendi gözünden yazılmış bir hikâyedir: kim geldi, ne yapıldı, ne değişti. Bu hikâyeler değerlidir, ama hikâyenin içinde bir karşılaştırma yoktur. Aynı çocuk sanat terapisine gitmeseydi ne olacağını kimse bilmez.
Yaygın yanlış"Bir vaka çok ayrıntılı anlatılmışsa güvenilirdir."
Ayrıntı bir hikâyeyi inandırıcı yapar, ama değişimin nedenini göstermez. En ayrıntılı vaka anlatımı da aynı soruya cevap veremez: bu kişi aynı süreyi başka bir şeyle ya da hiçbir şeyle geçirseydi ne olurdu? Ayrıntı süreci gösterir; nedensellik başka bir tasarım ister.
Mekanizma
Bu alan neden vakalarla dolu
Sanat terapisi uzun süre klinik içinde, terapistlerin kendi pratiğinden öğrendiği bir meslek olarak gelişti. Kurucuların kitaplarının çoğu vakalarla örülüdür: bir çocuğun resimleri, bir hastanın aylar içinde değişen imgeleri. Bu biçim mesleğin doğasına da uyar. Bir sanat terapisi seansında ortaya çıkan şey bir imgedir ve imgenin anlamı, onu yapan kişinin hikâyesi içinde kurulur. Bir anket puanı bunu taşıyamaz; bir anlatı taşıyabilir.
Kontrollü denemeler ise pahalıdır, uzun sürer, çok sayıda katılımcı ve eğitimli terapist ister. Sanat terapisi gibi küçük bir meslekte bu kaynakları bulmak zordur. Sonuç olarak alanın yayımlanmış metinlerinde anlatılar çok, denemeler az kaldı. Bu bir ayıp değil, bir durum tespitidir; ama okurun bilmesi gereken bir durum.
Bir vaka neden «işe yaradı» diyemez
Okan'ın sorusu, bir vaka anlatımında değişimi açıklayabilecek öteki nedenlerin listesini başlatıyordu. Bu nedenleri tek tek adlandırmak, bir vakayı okurken nereye bakılacağını gösterir.
Birincisi zamanın kendisi. Çocuklar büyür, yaslar hafifler, krizler geçer. Sekiz yaşındaki bir çocuğun bir yıl içinde konuşmaya başlaması, hiçbir müdahale olmadan da gerçekleşebilir.
İkincisi insanların en kötü anlarında yardım aramasıdır. Biri bir terapiste genellikle sıkıntısı en yüksekken başvurur. Ölçüm bu noktada yapılırsa, sıkıntı hangi müdahale olursa olsun zamanla ortalama düzeyine doğru geri çekilir.
Üçüncüsü aynı dönemdeki öteki değişikliklerdir: yeni bir ilaç, yeni bir okul, bir aile değişikliği. Hatice'nin makalesindeki taşınma, yeni kardeş ve yeni öğretmen bunun örneğiydi. Dördüncüsü ilginin kendisidir: biri her hafta bir saatini size ayırıyor, sizi dinliyor. Bu ilgi, malzemeden ve yöntemden bağımsız olarak iyi gelebilir.
Beşincisi hangi vakaların yazıldığıdır. Bir terapist yıllar içinde birçok kişiyle çalışır; yazmaya değer bulduğu vaka genellikle en anlamlı, en çok değişen olandır. Değişmeyen ya da kötüleşen vakalar nadiren yayımlanır. Okur yalnız seçilmiş hikâyeleri görür.
Altıncısı yazanın kim olduğudur. Vaka anlatımını çoğu zaman terapistin kendisi yazar ve hem gözlemci hem de müdahalenin parçasıdır. Bu bir dürüstlük sorunu değil, bir konum sorunudur: kendi emeğinin sonucunu tarafsız ölçmek kimse için kolay değildir.
Bu kart vaka anlatımının hem gücünü hem sınırını gösteriyor. Teglbjaerg'in raporu, sanat terapisinin bir hastanın deneyiminde neye dokunabileceğine dair zengin ve sınanabilir bir fikir öneriyor: benlik duygusu. Ama raporun «bütün hastalar çok iyi bir sonuç bildirdi» cümlesi, karşılaştırma olmadan bir etki büyüklüğü söyleyemez. Başlıktaki dikkatli fiil de okurun gözünden kolayca kaçar.
Vaka anlatımının iyi yaptığı işler
Bütün bu sınırlara rağmen vaka anlatımı alanın en değerli bilgi türlerinden biridir. Yalnız başka bir iş görür.
Bir vaka, bir şeyin mümkün olduğunu gösterir: kil ile çalışan konuşmayan bir çocuk, resimle anlatamadığını anlatan bir yaslı. Bir yöntemin nasıl uygulandığını, hangi adımlarla ve hangi güçlüklerle ilerlediğini ayrıntısıyla aktarır; bir denemenin yöntem bölümü bunu nadiren yapar. Nadir topluluklar ve nadir durumlar hakkında çoğu zaman elimizdeki tek bilgi vakalardır. Ve en önemlisi, iyi bir vaka anlatımı sınanabilir bir fikir üretir: Teglbjaerg'in benlik duygusu önerisi gibi.
Vakalar zararları da gösterebilir. Bir çalışmanın ters gittiği, bir danışanın bunaldığı ya da terapinin aniden kesildiği durumlar, ancak biri onları yazarsa görünür hale gelir.
Bu inceleme vakalar ile denemeler arasındaki iş bölümünü de gösteriyor. Denemeler bir etkinin var olup olmadığını sınamaya çalıştı; nitel çalışmalar ise katılımcıların ne yaşadığını ve nerede zarar görebileceğini anlattı. İkisi aynı soruya cevap vermiyor ve ikisi de gerekli.
Gri bölge: vaka ile deneme arasında
Vaka anlatımı ile erken bulgu arasındaki sınırı belirleyen şey karşılaştırmadır. Erken bulgu az sayıda da olsa kontrollü çalışmaya dayanır: müdahaleyi alanların sonucu, almayanların ya da farklı bir uygulama alanların sonucuyla kıyaslanmıştır. Vaka anlatımında bu karşılaştırma yoktur. Bu yüzden akademi bir vakayı asla «erken bulgu» diye etiketlemez; bunu yapmak onu olduğundan güçlü gösterirdi.
Arada bir gri bölge var. Bazı çalışmalar bir vakadan daha fazla kişiyle yapılır ve ölçüm kullanır, ama kontrol grubu taşımaz. Kaimal, Ray ve Muniz'in 2016'da yayımladığı çalışma bunun bir örneği: otuz dokuz sağlıklı yetişkin kırk beş dakika sanat yaptı ve öncesinde ve sonrasında tükürükte kortizol ölçüldü. Kortizol anlamlı biçimde düştü. Ama kortizol günün saatine göre de değişir ve yazarlar düşüşün günün saatiyle zayıf bir ilişkisini kendileri bildirdi. Aynı kırk beş dakikayı sanat yapmadan geçiren bir grup olmadığı için düşüşün ne kadarının sanat yapmaktan geldiği bilinmiyor.
Usta katmanı
Vaka anlatımının alandaki yeri tartışmalıdır ve tartışmanın iki ucu da ciddiye alınmalıdır. Bir uçta, sanat terapisinin özünün bir ilişki ve bir imge süreci olduğunu, bunun standart bir denemeye sığmayacağını ve vakanın bu süreci aktarmanın en uygun yolu olduğunu savunanlar var. Öteki uçta, sağlık sistemlerinin kaynak ayırırken karşılaştırmalı kanıt istediğini ve vakalarla kurulmuş bir mesleğin bu kaynaklara ulaşamayacağını hatırlatanlar var. Akademi iki görüşü de kendi bölümünde aktaracak (M61, M62).
Vaka anlatımının kendisi de sistemli hale getirilebilir. Bazı araştırmacılar vakaları önceden belirlenmiş ölçümlerle, birden fazla zaman noktasında ve tekrarlanan desenlerle yazar; tek kişilik deney tasarımları bir kişide bile müdahalenin başlatılıp durdurulmasıyla bir karşılaştırma kurmaya çalışır. Bu tasarımlar vakayı denemeye yaklaştırır, ama bir denemenin yerini tutmaz.
Yaygın yanlış"Vaka anlatımı değersizdir, yalnız denemeler önemlidir."
Denemeler bir etkinin ortalama büyüklüğünü sınar; bir kişinin süreci, bir yöntemin nasıl uygulandığı, nadir bir durumda neyin denendiği ve neyin ters gittiği hakkında çoğu zaman sessizdir. Vakalar bu sessizliği doldurur ve denemelerin sınayacağı fikirleri çoğu zaman ilk onlar önerir.
Yaygın yanlış"Birçok vaka bir araya gelince kanıt olur."
Yüz vaka anlatımı da karşılaştırma grubu olmadan aynı soruya cevap veremez. Üstelik hangi vakaların yazıldığındaki seçicilik yüz vakada da sürer. Vakaların çokluğu bir fikrin yaygınlığını gösterir; doğruluğunu değil.
Kanıtın sınırı
Bu derste vaka anlatımının sınırları anlatıldı; ama sanat terapisi yazınında vakaların, nitel çalışmaların ve denemelerin oranı hakkında kesin bir sayı vermek mümkün değil, çünkü bu oran hangi veri tabanında, hangi anahtar sözcüklerle ve hangi yıllar için arandığına göre değişir. Uttley ve arkadaşlarının incelemesi psikotik olmayan ruhsal güçlüklerle sınırlıydı ve başka topluluklarda tablo farklı olabilir. Teglbjaerg'in raporu bir yorum önerdi; o yorumun başka hastalarda, başka terapistlerle tekrarlanıp tekrarlanmayacağı açık bir soru. Kaimal ve arkadaşlarının kortizol çalışmasının kontrollü bir tekrarının ne bulacağı da bilinmiyor; bu sorular M03'te kanıt düzeyleriyle ele alınacak. Vaka ile deneme arasındaki gri bölgenin nerede başlayıp nerede bittiği ise akademinin kendi etiket kararlarında da tartışmaya açık kalır.
Kendin dene
Aklında kalsın
Vaka anlatımı, terapistin kendi çalışmasından yazıp dergiye ya da kitaba koyduğu hikâyedir ve sanat terapisinin yayımlanmış metinlerinin önemli bir bölümünü oluşturur. Karşılaştırma içermediği için, gözlenen değişimi zamanın geçişinden, ortalamaya dönüşten, aynı dönemdeki olaylardan ve görülen ilgiden ayıramaz; üstelik yazılan vakalar çoğu zaman seçilmiş, iyi giden vakalardır.
Buna karşın vaka bir şeyin mümkün olduğunu gösterir, yöntemin nasıl uygulandığını ayrıntısıyla aktarır, nadir durumlarda çoğu zaman tek bilgi kaynağıdır, zararları görünür kılabilir ve sınanabilir fikirler önerir.
Erken bulgu en az bir kontrollü karşılaştırmaya dayanır; vaka anlatımı dayanmaz. Bu yüzden ikisi ayrı etiket taşır ve aradaki önce-sonra çalışmaları ikisinin de tam yerine oturmaz.
Sonraki derse köprü
Hatice'nin okuduğu makaleyi yazan kişi, yıllarca eğitim almış, süpervizyon altında çalışmış ve bir meslek kaydı olan bir sanat terapistiydi; Hatice ise bir sınıf öğretmeni. Makaleyi okumak Hatice'ye bir fikir verdi ama ona o çalışmayı yapma yetkisi vermedi. Sonraki ders bu ayrımı akademinin kendisine çeviriyor: bu akademi terapist yetiştirmez ve sertifika vermez; insanlarla çalışan bir meslek elemanı buradan neyi alıp neyi kendi yetkisinin dışında bırakmalıdır?
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.