Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: bir imparatorluk çok sayıda farklı halkı tek bir düzende topladığında, görsel dil artık tek bir izleyiciye değil, birbirini tanımayan pek çok topluluğa birden seslenmek zorunda kalıyor. Bu iddia kabartmadan önce inşaatın kendisinde başlıyor; malzemenin nereden geldiği ve kimin emeğiyle işlendiği yazıya geçiriliyor ve Susa yazıtı ile Persepolis arşiv tabletleri bu iddiayı hem söz hem gündelik kayıtla doğruluyor. Sütun başlıklarındaki koruyucu figürler önceki geleneklerin motifini taşıyor ama ona yeni bir yapısal işlev veriyor. İki imparatorluk stratejisi karşılaştırıldığında, geçen katmanın korku temelli imgeleri yerini burada düzen ve gönüllülük görüntüsüne bırakıyor, üstelik şiddet sahneleri neredeyse tamamen kayboluyor. Kiros Silindiri'nin bugün "ilk insan hakları belgesi" diye anılması ise metnin kendi cümleleriyle desteklenmiyor; bu, modern bir kavramın geriye doğru yüklenmesi. Son olarak Bisutun yazıtının üç dilli yapısı hem döneminde hem çözülüş sürecinde bir anahtar görevi görüyor, ama kabartmalardaki figürlerin kesin kimliği çoğu zaman karşılaştırmaya dayanan bir öneri olarak kalıyor.
Açılış: üç dilde tek cümle
Yüksek bir kayalığın önünde durduğunu düşün ve başını kaldırıp bak.
Yüzeyde uzun bir metin oyulmuş, ama tek bir yazı sistemiyle değil; aynı anlatı üç ayrı dilde, üç ayrı satır bloğunda tekrarlanıyor.
Bir dilini biliyorsan okuyorsun, ötekini biliyorsan yine okuyorsun; üçünü de bilmiyorsan bile, üç blokun varlığı sana bir şey söylüyor.
Bu, tek bir halka yazılmış bir metin değil; kimin okuyacağı önceden bilinmeyen bir metin.
Geçen derste bir kentin sırlı tuğlalarla görkemini sokağa taşıdığını gördük, ama o kentin izleyicisi hâlâ tek bir dili konuşuyordu.
Burada durum kökten değişiyor, çünkü metni okuyacak kişi Babilli olabilir, Elamlı olabilir, ya da platonun kendi halkından biri olabilir.
Kural tam burada kırılıyor: bir yazıt artık tek bir halka değil, farklı dilleri konuşan pek çok halka aynı anda seslenmek zorunda.
Geçen derste bir kentin görkeminin sokağa yayıldığını, izleyicinin gerçekten genişleyip genişlemediğini sorguladığımızı hatırla; oraya şunu bırakmıştık, bir imparatorluk onlarca farklı halkı tek bir düzende topladığında görsel dil ne oluyor.
Sorumuz şu: bir yönetim kendini tek bir halka değil, birçok halka birden gösterirken hangi yeni araçları icat ediyor?
Bu derste ne olacak
Önce tek halktan çok halka geçişin neyi değiştirdiğini göreceğiz.
Sonra bir imparatorluğun kendini inşa ederken bile nasıl kanıt bıraktığını açacağız.
Ardından bu inşanın somut kalıntılarını, yazıtları ve arşiv kayıtlarını tek tek okuyacağız.
Sonra önceki dersteki koruyucu figürlerin burada nasıl dönüştüğünü izleyeceğiz.
Ardından iki imparatorluğun görkemi kurma stratejisini karşılaştıracağız.
Sonra sıkça tekrarlanan bir modern okumayı kaynağın kendisiyle sınayacağız.
Usta katmanında bir yazıtın nasıl çözüldüğünü ve bir kabartmanın kimin kim olduğunu tanımanın neden zor olduğunu tartışacağız.
Sonunda kendi çok halklı anıtını tasarlayacaksın.
Sıfır noktası: tek halktan çok halka
Geçen dokuz derste kaldığımız yer aynıydı; bir kral kendi halkına, kendi diline ve kendi tanrılarına sesleniyordu.
Bu bölgede şimdi bir şey değişiyor ve bu, teknik bir ayrıntı değil, temel bir kayma.
Birinci fark ölçek: bir yönetim artık tek bir vadiyi değil, birbirinden çok uzak bölgeleri birden yönetiyor.
Mısır'dan Orta Asya'ya kadar uzanan bir alan tek bir merkezden idare ediliyor ve bu bölgelerin dili, dini ve geleneği birbirinden farklı.
İkinci fark izleyici: bir kralın görkemini göstereceği kitle artık homojen değil.
Geçen derslerde izleyicinin dar mı geniş mi olduğunu sorduk; burada soru başka, izleyici zaten geniş, ama o genişlik içinde birbirini tanımayan pek çok topluluk var.
Üçüncü fark risk: farklı halkları tek bir görsel dille temsil etmek iki yönde de tehlikeli.
Herkesi aynı biçimde göstermek, o halkların kendi kimliğini yok saymak olur; herkesi bambaşka göstermek ise birliği hiç kurmamak olur.
Dördüncü fark kanıt türü: bu dönemden kalan en güçlü kanıt yalnızca kabartmalar değil, aynı zamanda inşaat kayıtları ve idari belgeler.
Bir yapının kimin tarafından, hangi malzemeyle ve kimin emeğiyle kurulduğu, bu dönemde bilerek yazıya geçiriliyor.
Buradan dersin ilk sonucu çıkıyor. Çok halklı bir imparatorlukta görkem artık tek bir halka gösterilen bir sahne değil; farklı halkların bir arada, ama eşit olmayan biçimlerde görünür kılındığı bir düzen.
Mekanizma: inşanın kendisi bir kanıt
Geçen kurslarda bir yapının kimin için yapıldığını sorduk; burada soruyu bir adım geriye çekiyoruz ve yapının kiminle yapıldığını soruyoruz.
Birinci adım malzeme kaynağı: saray inşaatında kullanılan taş, ağaç, altın ve fildişi çoğu zaman imparatorluğun kendi bölgesinden değil, uzak topraklardan getiriliyor.
Sedir ağacı deniz kıyısındaki ormanlardan, altın ve lacivert taş doğu bölgelerinden, fildişi güney topraklarından taşınıyor ve bu taşıma bilerek kayıt altına alınıyor.
İkinci adım emek kaynağı: aynı yapıda çalışan taş ustaları, kuyumcular ve tuğlacılar tek bir halktan değil.
Bir bölümü kesen ustalar bir halktan, süsleyen ustalar başka bir halktan, temel atan işçiler yine başka bir halktan geliyor ve bu görev dağılımı da yazılıyor.
Üçüncü adım kayıt: bu bilgiler bir övünme cümlesiyle değil, neredeyse bir muhasebe kaydı gibi, madde madde yazıya geçiriliyor.
Hangi malzemenin nereden geldiği ve hangi işi kimin yaptığı, tek tek sayılıyor; bu, geçen derslerdeki yapı yazıtlarından farklı bir tür metin.
Dördüncü adım mühendislik: platonun kendisi devasa taş bloklardan kuruluyor ve bu bloklar harç kullanılmadan, metal kenetlerle birbirine tutturuluyor.
Bu teknik taşların yüzyıllar boyunca yerinden oynamadan durmasını sağlıyor ve bu kalıcılık, yapının kendisini bir söz gibi okutuyor; yıkılmadan kalacağını baştan iddia ediyor.
Buradan dersin ikinci sonucu çıkıyor. Bir yapının nasıl inşa edildiği, üzerine hangi kabartmanın konduğundan önce, kendi başına bir mesaj taşıyabiliyor; imparatorluk kendini kabartmadan önce inşaat sürecinin içinde gösteriyor.
Örneklerden okuma: yazıt, arşiv ve taş
Geçen kurslarda bir kaynağın hangi türden olduğunu sormayı öğrenmiştik; burada dört farklı kaynak türünü yan yana okuyacağız.
Birinci kaynak Susa Sarayı Kuruluş Yazıtı ve bu, mekanizma bölümünde andığımız metnin ta kendisi.
Yazıt sedir ağacının Lübnan kıyısından, altının Sart ve Baktriya'dan, lacivert taş ve akik taşının Soğdiana'dan geldiğini sayıyor; taş işçilerinin İyonyalı ve Sartlı, kuyumcuların Medli ve Mısırlı, tuğlacıların Babilli olduğunu tek tek yazıyor.
Bu liste bir tesadüf değil; kralın kendi gücünü, imparatorluğun her köşesini bu tek yapıda birleştirebilme becerisiyle ölçtüğünü gösteriyor.
İkinci kaynak Persepolis Hazine ve Tahkimat Arşivi tabletleri ve bu, yazıttan çok farklı bir belge türü.
Bu tabletler binlerce sayıda ve büyük çoğunluğu Elamca yazılmış; işçilere ve zanaatkârlara yapılan ödemeleri, tayınları ve görev atamalarını kaydediyor.
Kayıtlarda geçen isimler ve meslek adları, sarayda gerçekten çalışan kişilerin farklı halklardan geldiğini gösteriyor; bu, bir övünme metni değil, gündelik bir bordro.
İki kaynağın birlikte söylediği şey güçlü. Yazıt iddiayı yazıyor, arşiv ise o iddianın gündelik hayatta gerçekten yaşandığını doğruluyor.
Üçüncü kaynak sütun başlıkları ve burada geçen dersle doğrudan bir bağ kuruyoruz.
Geçen katmanda Asur saraylarındaki devasa koruyucu figürleri, kapı eşiklerini bekleyen kanatlı yaratıkları görmüştük.
Burada aynı koruyucu fikir küçülüp yükseliyor; boğa başlı ve griffin başlı figürler artık kapıda değil, çatıyı taşıyan sütunların en tepesinde duruyor.
Fark şu, orada figür tek başına bir eşiği koruyordu, burada figür bir yapıyı gerçekten taşıyor; koruma fikri yapısal bir işleve dönüşüyor.
Bu, kursun sık gördüğü bir örüntüyü bir kez daha gösteriyor; bir önceki geleneğin motifi yok olmuyor, yeni bir işlevle yeniden kuruluyor.
Dördüncü kaynak Nakş-ı Rüstem'deki kral mezarı ve burada haç biçimli bir kaya cephesi karşımıza çıkıyor.
Cephenin üst kısmında kral yükseltilmiş bir platform üzerinde duruyor ve bu platformu aşağıdan pek çok figür omuzluyor.
Bu figürler imparatorluğa bağlı farklı halkları temsil ediyor ve her biri kendi giysisiyle ayırt edilebiliyor; taht tek başına durmuyor, halklar tarafından taşınıyor.
Yanına eklenen üç dilli yazıt, kralın kendi soyunu ve yönetim anlayışını anlatıyor; taş ve söz burada aynı iddiayı iki farklı araçla tekrarlıyor.
Beşinci kaynak Pasargadae'deki Kiros'un mezar yapısı ve bu, imparatorluğun en sade örneği.
Basit bir taş kaide üzerine oturan küçük bir taş oda, sonraki hükümdarların mezarlarındaki görkemli kaya cephesiyle karşılaştırıldığında oldukça mütevazı kalıyor.
Bu sadelik bir eksiklik değil, bir başlangıç noktası; imparatorluğun görsel dili henüz oturmamışken kurulan bu yapı, sonraki kuşakların üzerine inşa ettiği bir temel oluyor.
Altıncı kaynak Oksus Hazinesi ve bu, imparatorluğun taşınabilir lüks eşyalarını gösteriyor.
Altın ve gümüşten yapılmış kap, bilezik ve küçük heykelcikler, imparatorluğun uzak bir ucunda, Orta Asya'da bulunmuş.
Bu buluntu, sarayda üretilen üslubun tek bir merkeze hapsolmadığını, hediye ve ticaret yoluyla imparatorluğun her köşesine yayıldığını gösteriyor.
Yedinci kaynak idari yazışmalarda kullanılan Aramice ve bu, dilin kendisinin bir araç olarak nasıl seçildiğini gösteriyor.
İmparatorluğun pek çok bölgesinde günlük yönetim yazışması Aramice yürütülüyor; bu dil kralın kendi ana dili değil, ama geniş bölgede zaten biliniyor ve bu yüzden ortak bir idari dil olarak seçiliyor.
Kararın kendisi bir şey söylüyor; imparatorluk kendi dilini herkese dayatmak yerine, işleyen bir aracı seçip kullanıyor.
İki imparatorluk, iki strateji
Geçen dersin karşılaştırma alışkanlığını burada bir kez daha kullanalım ve bu kez konu malzeme değil, şiddetin gösterilip gösterilmemesi.
Birinci fark sahne içeriği: geçen katmanda gördüğümüz Asur saray kabartmalarında av sahneleri, savaş sahneleri ve teslim olan düşmanlar sıkça yer alıyordu.
Burada bu tür sahneler neredeyse hiç yok; kabartmalarda zincire vurulmuş esir, cezalandırılan düşman ya da yakılan kent görülmüyor.
İkinci fark figürlerin duruşu: buradaki kabartmalarda farklı halkların temsilcileri kendi hediyelerini taşıyarak, düzenli bir sırada ilerliyor.
Hiçbiri zorla sürüklenmiyor; her figür kendi bölgesine özgü kıyafeti ve kendi bölgesine özgü hediyesiyle tanınabiliyor.
Üçüncü fark iddia: geçen katmandaki imgeler gücü korkuyla, buradaki imgeler gücü düzenle kuruyor.
İki strateji de aynı hedefe, yani boyun eğmeye işaret ediyor, ama biri tehditle, öteki gönüllülük görüntüsüyle çalışıyor.
Dördüncü fark süreklilik: bu fark köklü olsa da köklerin tamamen kesildiği anlamına gelmiyor.
Sütun başlıklarındaki koruyucu hayvan figürleri, mühür kullanımı ve saray planının bazı unsurları önceki geleneklerden doğrudan taşınıyor.
Beşinci fark zaman içindeki değişim ve bu, karşılaştırmayı biraz daha inceltiyor.
Bisutun kabartması, kralın döneminin erken bir anıtı ve burada eski alışkanlık henüz tam bırakılmamış; kral yenilmiş bir asinin üzerinde duruyor ve önünde bağlı asi liderleri sıralanıyor.
Persepolis ve Nakş-ı Rüstem'deki daha sonraki kabartmalarda ise bu tür bir sahneye rastlanmıyor; yani geçiş bir anda değil, zaman içinde olgunlaşarak gerçekleşiyor.
Karşılaştırmanın asıl dersi şu: bir imparatorluk kendini kurarken önceki geleneği tamamen silmek zorunda değil; hangi unsuru koruyup hangisini terk edeceğine kendi stratejisine göre karar veriyor.
Usta katmanı: söylenen ile yazılanın farkı
Birinci konu Kiros Silindiri'nin bugünkü ünü ve bu, kursun eleştiri araçlarını yeniden devreye sokmayı gerektiriyor.
Bu metin bugün sıkça "ilk insan hakları belgesi" olarak anılıyor ve bazı kurumlarda bu adla sergileniyor.
Dayanak sorusunu soralım: metnin kendisi bu iddiayı destekliyor mu?
Metni okuduğumuzda, kralın tanrılar adına şehri ele geçirdiğini, mabetleri onardığını ve sürgün edilmiş toplulukların topraklarına dönmesine izin verdiğini anlatan, döneminin geleneksel bir yapı ve fetih yazıtı olduğunu görüyoruz.
Metinde hak, özgürlük ya da evrensel ilke gibi bir kavram geçmiyor; bu, sonraki dönemlerin metne yüklediği bir okuma.
Doğru cümle şu: metin döneminin kendi geleneğinde yazılmış ve modern bir kavramı geriye doğru bu metne yüklemek, metnin kendi bağlamını gözden kaçırmak oluyor.
İkinci konu Bisutun yazıtının çözülüşü ve burada bilim tarihinin kendisi bir hikâye taşıyor.
On dokuzuncu yüzyılda bir araştırmacı, kayalığa tırmanıp üç dilli metni kopyalamış ve bu kopya, çivi yazısının çözülmesinde belirleyici bir rol oynamış.
Üç dilden birinin daha önce kısmen bilinmesi, ötekilerin çözülmesi için bir anahtar görevi görmüş; yani bu yazıt hem kendi döneminde hem de bin yıllar sonra bir tercüman gibi çalışmış.
Üçüncü konu kimlik tanımlama sorunu ve bu, dürüstlük gerektiren bir konu.
Kabartmalardaki figürlerin hangi halka ait olduğu, genellikle kıyafet, saç biçimi ve taşınan hediye türü karşılaştırılarak öneriliyor.
Bu tanımlamalar döneme ait yazılı kaynaklarla ve sonraki tarihçilerin anlatılarıyla desteklense de, her figür için kesin bir etiket her zaman mümkün olmuyor.
Doğru cümle şu: bir figürün belirli bir halkı temsil ettiği önerisi, çoğu zaman güçlü bir karşılaştırma sonucudur, ama kesin bir kimlik kaydı değildir.
Kalıcı araçlar
Kaynak türünü ayır. Bir yazıt iddia yazıyor, bir arşiv kaydı ise o iddianın gündelik hayatta yaşanıp yaşanmadığını sınıyor; ikisi farklı güvenilirlikte.
İnşa süreci de kanıttır. Bir yapının kabartmasına bakmadan önce, malzemesinin ve emeğinin nereden geldiğini sor.
Şiddet var mı yok mu sor. Bir imparatorluk gücünü korkuyla mı, düzenle mi kuruyor; bu tercih kabartmanın içeriğinde doğrudan görünür.
Süreklilik mi kopuş mu ayır. Yeni bir güç eski bir motifi tamamen atmak yerine, ona yeni bir işlev vererek taşıyabiliyor.
Modern okumayı kaynağa geri götür. Bir metne sonradan yüklenen bir kavramı, metnin kendi cümleleriyle sına.
Kimlik iddiasının gücünü ölç. Bir figürün kim olduğu önerisi, çoğu zaman karşılaştırmaya dayanır ve kesinlik derecesi değişir.
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Kiros Silindiri ilk insan hakları belgesidir."
Metin döneminin geleneksel bir yapı ve fetih yazıtı; hak, özgürlük ya da evrensel ilke gibi bir kavram içermiyor. Bu okuma, modern bir kavramın metne sonradan yüklenmesinden doğuyor ve metnin kendi bağlamını gözden kaçırıyor.
Yaygın yanlış"Persepolis kabartmaları fethedilen halkların cezalandırılmasını gösterir."
Kabartmalarda zincire vurulmuş esir ya da cezalandırılan düşman sahnesi neredeyse hiç yok. Figürler kendi hediyelerini taşıyarak düzenli bir sırada ilerliyor; bu, geçen katmandaki Asur kabartmalarından bilerek farklı kurulmuş bir strateji.
Yaygın yanlış"Bisutun yazıtı tek dilde yazılmıştır."
Aynı anlatı Eski Farsça, Elamca ve Babilce olmak üzere üç ayrı dilde, üç ayrı blokta tekrarlanıyor. Bu çok dillilik, yazıtın farklı dilleri konuşan pek çok halka aynı anda seslenmek zorunda olmasından kaynaklanıyor.
Yaygın yanlış"Ahameniş sanatı kendi görsel dilini sıfırdan yarattı."
Sütun başlıklarındaki koruyucu hayvan figürleri ve mühür kullanımı gibi pek çok unsur önceki geleneklerden doğrudan taşınıyor. Yeni olan, bu unsurların hangisinin korunup hangisinin terk edileceğine dair yapılan seçim.
Yaygın yanlış"Susa yazıtındaki bütün ustalar Pers halkındandı."
Yazıt taş işçilerinin İyonyalı ve Sartlı, kuyumcuların Medli ve Mısırlı, tuğlacıların Babilli olduğunu açıkça sayıyor. Yazıtın asıl iddiası tam olarak bu; imparatorluğun farklı halklarının tek bir yapıda bir araya gelebilmesi.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: bir imparatorluk çok sayıda farklı halkı tek bir düzende topladığında, görsel dil artık tek bir izleyiciye değil, birbirini tanımayan pek çok topluluğa birden seslenmek zorunda kalıyor. Bu iddia kabartmadan önce inşaatın kendisinde başlıyor; malzemenin nereden geldiği ve kimin emeğiyle işlendiği yazıya geçiriliyor ve Susa yazıtı ile Persepolis arşiv tabletleri bu iddiayı hem söz hem gündelik kayıtla doğruluyor. Sütun başlıklarındaki koruyucu figürler önceki geleneklerin motifini taşıyor ama ona yeni bir yapısal işlev veriyor. İki imparatorluk stratejisi karşılaştırıldığında, geçen katmanın korku temelli imgeleri yerini burada düzen ve gönüllülük görüntüsüne bırakıyor, üstelik şiddet sahneleri neredeyse tamamen kayboluyor. Kiros Silindiri'nin bugün "ilk insan hakları belgesi" diye anılması ise metnin kendi cümleleriyle desteklenmiyor; bu, modern bir kavramın geriye doğru yüklenmesi. Son olarak Bisutun yazıtının üç dilli yapısı hem döneminde hem çözülüş sürecinde bir anahtar görevi görüyor, ama kabartmalardaki figürlerin kesin kimliği çoğu zaman karşılaştırmaya dayanan bir öneri olarak kalıyor.
Sonraki derse köprü
Bu derste görkemin artık tek bir halka değil, birbirini tanımayan pek çok topluluğa birden gösterildiğini ve bu iddianın kabartmadan önce inşaatın kendisinde başladığını gördük. Babil'in bağımsız bir merkez olarak tarihi burada kapanıyor ve bölge artık daha büyük bir düzenin bir parçası. Peki bütün bu yapılar, yazıtlar ve arşivler bugüne nasıl ulaştı; kazı kürekleri toprağı ilk açtığında ne bulundu, bulunanlar hangi müzelere gitti ve bu süreçte savaşın payı ne oldu? Sıradaki derste kazıya, müzeye ve Mezopotamya mirasının dağılmasına geçiyoruz.