Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: dört yeni ortam, izleyiciyi dört yeni konuma yerleştiriyor. Ama sordukları sorular yeni değil ve bu kursun araçları dördünde de çalışıyor. Yeni olan araç; soru eski.
Açılış: dört yeni konum
Bir resmin karşısında duruyorsun. Sen buradasın, resim orada. Arada bir mesafe var ve o mesafe değişmiyor.
Şimdi dört yeni durumu düşün.
Bir salonda duruyorsun ve resim çevrende. Nereye baksan devam ediyor. Dışarısı yok.
Bir fotoğrafa bakıyorsun. Bakış senin değil; başka birinin bir anda durduğu yerden bakıyorsun.
Bir salonda oturuyorsun ve görüntü hareket ediyor. Sen sabitsin ama sürekli yer değiştiriyorsun.
Bir başlık takıyorsun ve başını çevirdiğinde görüntü de dönüyor. Bedenin görüntünün içinde.
Dört yeni izleyici konumu. Dördü de son iki yüzyılda ortaya çıktı ve dördü de mekân sorusunu yeniden kurdu.
Bu ders o dördünü, bu kursta öğrendiğimiz araçlarla okuyor.
Bu derste ne olacak
Önce panoramaya geçeceğiz: izleyiciyi kuşatan görüntü ve çerçevenin ortadan kalkması.
Sonra fotoğrafa bakacağız — kadraj, an ve tanıklık iddiası.
Ardından sinemaya geleceğiz: hareket eden bakış ve kurgu.
Son olarak sanal ortamlara geçeceğiz ve bedenin görüntüye girmesinin ne değiştirdiğini soracağız.
Sıfır noktası: bunların hepsi eski sorunlar
Bu dört ortam yeni ama çözdükleri sorunlar yeni değil.
Kuşatan görüntü, bir mağara duvarında ya da bir kubbe programında zaten vardı.
Dondurulmuş bir an, bir kabartmada ya da bir minyatürde zaten vardı.
Hareket eden bakış, bir el rulosunda ya da bir mimari güzergâhta zaten vardı.
Bedenin görüntüye girmesi, bir tören mekânında zaten vardı.
Yani bu ders yeni bir alan açmıyor; aynı soruların yeni araçlarla nasıl cevaplandığını gösteriyor.
Panorama: çerçevesiz görüntü
Panorama, izleyiciyi çevreleyen ve kesintisiz devam eden bir görüntü.
Üç özelliği belirleyici.
Çerçeve yok. Görüntünün kenarı yok; nereye baksan devam ediyor. Bu, kompozisyonun temel araçlarından birini ortadan kaldırıyor.
İzleyici merkezde. Görüntü izleyicinin çevresinde; yani izleyici mekânın içinde.
Dönme zorunlu. Bütünü görmek için tam tur atmak gerekiyor. Zaman devreye giriyor.
Üçüncüsü, panoramayı bir el rulosuna yaklaştırıyor: ikisinde de izleyici hiçbir anda bütünü görmüyor.
Fark şu: ruloda görüntü hareket ediyor, panoramada izleyici dönüyor. İki çözüm, aynı sorunun iki yönü.
Fotoğrafın üç iddiası
Fotoğraf mekân tartışmasına üç iddiayla giriyor ve üçü de sınanabiliyor.
Birinci iddia: bu gerçekten oradaydı. Fotoğraf bir izlenim değil, ışığın bıraktığı bir iz. Bu, resimden temel bir fark.
İkinci iddia: bu tek bir andı. Fotoğraf bir süreyi değil, bir kesiti kaydediyor.
Üçüncü iddia: bu tek bir yerdendi. Kamera belirli bir noktada duruyordu ve görüntü o noktanın kaydı.
Üçü de doğru ama üçü de eksik.
Birincisi eksik, çünkü kadraj bir seçim ve seçilmeyen her şey görüntüde yok.
İkincisi eksik, çünkü poz süresi ve zamanlama da seçim.
Üçüncüsü eksik, çünkü konum da seçim ve o konumdan bakmak bir yorum.
Yani fotoğraf tanıklık ediyor ama seçilmiş bir tanıklık. Bu ayrım, fotoğrafla çalışmanın temeli.
Kadraj: fotoğrafın en güçlü kararı
Bu kursta gördüğümüz çerçeve tartışması, fotoğrafta doğrudan geçerli.
Ama bir fark var: fotoğrafta çerçeve dünyadan kesiliyor. Resimde çerçevenin içi kuruluyor; fotoğrafta çerçevenin dışı atılıyor.
Bunun üç sonucu var.
Dışarısı gerçek. Kesilen şey vardı ve şimdi görünmüyor. Bu, resimde olmayan bir gerilim.
Kenar keyfî. Fotoğrafın kenarında biten bir şey, orada bitmiyor. Kesilme her zaman bir kayıp.
Kadraj bir iddia. Neyin dahil edildiği ve neyin dışarıda bırakıldığı, görüntünün asıl argümanı.
Üçüncüsü en önemlisi. Bir fotoğrafı okumak, ne gösterdiği kadar ne göstermediğini sormak demek.
Sinema: hareket eden bakış
Sinema iki yeni şey getiriyor ve ikisi de mekân sorusunu değiştiriyor.
Kamera hareket ediyor. İzleyici sabit ama bakış yer değiştiriyor. Bu, mimarideki yürüyüşün bir benzeri — ama izleyici yürümüyor, yürütülüyor.
Görüntüler kesiliyor. Bir görüntüden ötekine geçiliyor ve arada bir sıçrama var. İzleyici bu sıçramayı bir sürekliliğe çeviriyor.
İkincisi tamamen yeni. Önceki hiçbir ortamda bir mekândan ötekine anında geçmek yoktu.
Ama bir öncülü var: çok bölmeli eserlerde de sahneler yan yana duruyor ve izleyici aralarında geçiyordu. Fark hız ve zorunluluk — sinemada geçişin zamanını izleyici seçmiyor.
Bu, kursun merkezî sorusunu yeniden getiriyor: izleyici ne kadar özgür? Sinemada en az; bir el rulosunda en çok.
Kuşatan ortamlar: beden içeride
Son grup, izleyicinin bedenini görüntünün içine alan ortamlar.
Üç özelliği var.
Görüntü izleyicinin hareketine tepki veriyor. Baş çevrildiğinde görüntü değişiyor. Bu, panoramada da vardı ama burada ilişki anlık.
Çerçeve tamamen yok. Görüş alanının tamamı kaplanıyor; dışarısı görünmüyor.
İzleyici konumu değişken. Kimi ortamlarda izleyici görüntü içinde yer de değiştirebiliyor.
Üçüncüsü tarihsel olarak en yeni olanı ve doğrusal perspektifin varsayımını tamamen tersine çeviriyor: sistem tek bir sabit göz varsayıyordu; burada göz sürekli hareket ediyor ve sistem ona uyum sağlıyor.
Ama bir uyarı: bu ortamlar da bir görüntü sistemi kullanıyor ve genellikle doğrusal perspektif kullanıyorlar. Yani varsayım kalkmıyor, her an yeniden hesaplanıyor.
Ortak sorular: dört ortama da sorulacaklar
Bu dört ortam çok farklı ama aynı dört soruyla okunuyorlar.
Kadraj var mı? Görüntünün bir sınırı var mı, yoksa kuşatıyor mu? Sınır varsa neyi dışarıda bırakıyor?
Zaman nasıl işliyor? Tek bir an mı, bir süre mi, bir dizi mi? İzleyici hızı seçebiliyor mu?
İzleyici nerede? Karşıda mı, içinde mi, hareket hâlinde mi? Konumu seçebiliyor mu?
Neyi gizliyor? Her ortamın bir görünmez tarafı var: kadrajın dışı, kesmenin arası, başlığın arkası.
Dördüncü soru en verimlisi ve bütün ortamlara uygulanıyor. Bir görüntü ne kadar kuşatıcı olursa olsun, bir şeyi dışarıda bırakıyor.
Çoğaltılabilirlik: yeni bir mekân sorusu
Bu dört ortamın ortak bir özelliği daha var ve mekân sorusunu doğrudan etkiliyor: çoğaltılabilir olmaları.
Bir duvar resmi tek bir yerdedir. Bir fotoğraf ya da bir film aynı anda binlerce yerde olabiliyor.
Bunun üç sonucu var.
Yer bağı kopuyor. Eser bir mekâna ait olmaktan çıkıyor. Nerede izlendiği artık esere ait bir bilgi değil.
İzleme koşulu değişken. Aynı film bir salonda, bir odada ya da bir telefonda izlenebiliyor ve üçünde farklı bir şey oluyor.
Ölçek belirsiz. Çoğaltılan bir görüntünün boyutu yok; her gösterimde başka bir boyutta.
Üçüncüsü en ilginci: bu kursta ölçek sürekli bir gözlem konusuydu. Çoğaltılabilir ortamlarda o gözlem yapılamıyor, çünkü tek bir ölçek yok.
Bu, önceki kursta konuştuğumuz çoğaltma sorununun mekân alanındaki karşılığı ve aynı disiplin geçerli: hangi koşulda izlediğini yaz.
Ekran: bugünün varsayılan mekânı
Bugün görsel malzemenin çoğuna bir ekrandan bakılıyor ve ekranın kendi mekân özellikleri var.
Dört tanesi doğrudan bu kursun konusuna giriyor.
Ölçek yok. Bir ekranda bir minyatür ile bir duvar resmi aynı büyüklükte görünüyor. Bu kursun en temel gözlemi — ölçek — devre dışı kalıyor.
Kadraj ikinci kez uygulanıyor. Eser zaten bir kadraja sahip; ekran ona ikinci bir kadraj ekliyor.
Mesafe seçilmiyor. Yakınlaştırma var ama bedenin mesafesi yok. Yaklaşmak bir hareket değil, bir işlem.
Bağlam yok. Eser hiçbir mekânda değil; boş bir arka planda duruyor.
Bu dördü, bugün sanat tarihi çalışan herkesin varsayılan koşulu. Ve bu koşulun kendisi bir sistem — tarafsız bir pencere değil.
Yani bu kursta öğrenilen bütün araçlar, ekranda çalışırken bir kez daha sınanmak zorunda.
Usta katmanı: yeni ortam, eski ölçüt
Yeni bir ortam çıktığında iki hata birden yapılıyor.
Birinci hata: eski ölçütle yargılamak. Fotoğraf çıktığında resmin ölçütleriyle değerlendirildi; sinema çıktığında tiyatronun ölçütleriyle. Her seferinde yeni ortamın kendi sorunu görülmedi.
İkinci hata: kopuş ilan etmek. "Bu tamamen yeni bir şey" demek, öncüllerini görmemek. Oysa her ortam bir sorunlar mirasını devralıyor.
Doğru yol ikisinin arasında: ortamın kendi araçlarını tarif etmek ve hangi eski sorunu hangi yeni araçla çözdüğünü sormak.
Bu ders boyunca yapılan şey buydu: panoramayı el rulosuyla, fotoğrafı kadrajla, sinemayı mimari güzergâhla yan yana koymak.
Bir de üçüncü hata var ve bugün en yaygın olanı: bir ortamı teknolojisiyle tanımlamak. Teknoloji hızla değişiyor; sorular değişmiyor. Bir ortamı sorularıyla tanımlamak daha uzun ömürlü.
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Fotoğraf gerçeğin kaydıdır."
Seçilmiş bir kayıt. Kadraj, an ve konum üç ayrı seçim ve üçü de görüntünün ne söylediğini belirliyor. Kayıt olması, tarafsız olması demek değil.
Yaygın yanlış"Kuşatan ortamlar çerçeveyi ortadan kaldırır."
Görüntü çerçevesini kaldırıyor ama bir görüş alanı sınırı hep var. Ayrıca çoğu kuşatan ortam yine doğrusal perspektif hesaplıyor; varsayım kalkmıyor.
Yaygın yanlış"Bu ortamlar tarihte öncülsüz."
Kuşatma, dondurulmuş an, hareket eden bakış ve beden katılımı — dördü de çok daha eski çözümlerde var. Yeni olan araç, soru değil.
Yaygın yanlış"Yeni ortam eski ortamın yerini alır."
Almıyor. Her ortam kendi soru kümesini çözüyor ve ötekiler yanında var olmaya devam ediyor. Yer değiştirme değil, ekleme.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: dört yeni ortam, izleyiciyi dört yeni konuma yerleştiriyor. Ama sordukları sorular yeni değil ve bu kursun araçları dördünde de çalışıyor. Yeni olan araç; soru eski.
Sonraki derse köprü
Bu kurs boyunca izleyicinin nereye yerleştirildiğini sorduk. Kalan son soru daha keskin: bu yerleştirmeyi kim yapıyor ve neden? Sıradaki derste bakış rejimine ve görsel iktidara geçiyoruz — kursu kapatan ders bu.