Ders GOR-103.6 · Renk, Işık, Gölge ve Doku

Atmosfer, parlaklık ve yansıma

2.005 kelime · 22 eser örneği · yaklaşık 9 dakika okuma · seslendirme 13 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Kilit özet: atmosfer, parlaklık ve yansıma ışığın nesnenin üzerinde değil, çevresinde ve yüzeyinde yaptıkları. Üçü de ayrı ayrı ölçülebiliyor ve üçü de fotoğrafta sistematik olarak bozuluyor.

Açılış: uzaktaki dağ neden soluk

Bir manzaraya bak. Yakındaki ağaçlar koyu yeşil ve kenarları keskin. Uzaktaki dağ ise soluk mavi ve sınırları belirsiz.

Dağ gerçekten mavi değil ve gerçekten soluk da değil. Aradaki hava onu hem maviye çeviriyor hem soluklaştırıyor.

Bu, bir yanılsama değil, fiziksel bir olay: aradaki hava katmanı ışığı dağıtıyor, uzaktaki nesnenin rengini soluklaştırıyor ve karşıtlığını düşürüyor.

Bir resimde bu etkinin taklit edilmesine atmosferik derinlik deniyor ve mesafe kurmanın en güçlü araçlarından biri.

Bu derste üç şeyi çalışıyoruz: nesnelerin arasındaki havayı, yüzeylerin ışığı geri verme biçimini ve yansımanın ne gösterdiğini. Üçü de bir eserde neyin gözlemlenerek neyin ezberden yapıldığını ele veriyor.

Bu derste ne olacak

Önce atmosferik derinliğe geçeceğiz: dört ayrı değişim var ve dördü de sayılabiliyor.

Sonra parlaklığa bakacağız. Yüzeyin ışığı nasıl geri verdiği, malzemenin en belirgin özelliği ve fotoğrafta en çok kaybolan şey.

Ardından yansımaya geleceğiz — bir yüzeyde çevrenin görünmesi ayrı bir gözlem alanı.

Son olarak bu üçünün hangi geleneklerde bir sorun sayıldığına, hangilerinde sayılmadığına bakacağız.

Sıfır noktası: sisli bir sabah

Sisli bir sabah pencereden bak. Yakındaki her şey normal; on adım ötesi soluk; elli adım ötesi neredeyse yok.

Sis olağandışı bir durum değil, yalnız her zaman olan şeyin abartılmış hâli. Berrak bir günde de aynı şey oluyor, yalnız daha yavaş ve daha uzun mesafelerde.

Bu deneyimi zaten yaşadın. Ders yalnız onun bileşenlerini ayırıyor ve bir esere bakarken hangisinin uygulandığını sormayı öğretiyor.

Atmosferik derinliğin dört değişimi

Bir nesne uzaklaştıkça dört şey birden değişiyor ve dördü ayrı ayrı gözlemleniyor.

Karşıtlık düşüyor. Uzaktaki nesnenin en açık ve en koyu bölgeleri birbirine yaklaşıyor. Uzaktaki bir dağın gölgeleri, yakındaki bir kayanın gölgeleri kadar koyu değil.

Doygunluk düşüyor. Renkler soluyor ve griye kayıyor.

Renk türü kayıyor. Uzaklık çoğu koşulda maviye doğru bir kayma üretiyor.

Kenarlar yumuşuyor. Uzaktaki nesnelerin sınırları belirsizleşiyor ve ayrıntı kayboluyor.

Bir eserde bu dördünden kaçının uygulandığını saymak, atmosferin ne kadar ayrıntılı gözlemlendiğini ölçüyor. Yalnız kenar yumuşaması varsa temel bir çözüm; dördü birden varsa gözleme dayalı bir sistem.

Dördüncü ölçüt en kolay taklit edileni, üçüncüsü ise en zoru. Renk türünün maviye kayması akıl yürütmeyle bulunmuyor; ancak bakarak fark ediliyor. Bu yüzden varlığı, gözlemin gerçekten yapıldığına dair güçlü bir kanıt.

Atmosfer bir tercih mi, bir gözlem mi

Atmosferik derinlik her yerde uygulanmıyor ve uygulanmaması bir eksiklik değil.

Birbirinden ayrılması gereken üç durum var.

Gözlemlenmiş ve uygulanmış. Dört değişim de var ve tutarlı. Doğaya bakılarak çözülmüş bir sorun.

Kural olarak uygulanmış. Uzaktaki her şey aynı biçimde soluklaştırılmış ama değişim kademeli değil, tek adımlı. Bir formül izleniyor.

Hiç uygulanmamış. Uzaktaki nesne yakındaki kadar doygun ve keskin. Mesafe başka araçlarla kuruluyor — konum, örtüşme, ölçek.

Üçüncüsü çok yaygın ve tutarlı bir sistem. Uzaktaki bir figürün soluk çizilmesi, onun kimliğini de zayıflatıyor; pek çok gelenekte bu kabul edilemez bir kayıp. Kim olduğu bilinmesi gereken bir figürü mesafeye kurban etmek, resmin işini yapmaması demek.

Parlaklık: yüzey ışığı nasıl geri veriyor

Bir yüzeyin ışığı geri verme biçimi, malzemenin en belirgin özelliği ve üç kademede okunuyor.

Mat. Işık her yöne eşit dağılıyor. Yüzey her açıdan aynı görünüyor.

Yarı parlak. Belirli bir yönde bir parlama var ama zayıf. Yüzey hem kendi rengini hem hafif bir yansımayı taşıyor.

Parlak. Işık belirli bir yönde güçlü biçimde yansıyor. Bakış açısı değiştikçe parlayan yer kayıyor.

Parlaklığın en önemli sonucu şu: parlak bir nesnenin görünüşü sabit değil. İzleyici hareket ettikçe değişiyor ve bu değişim nesnenin bir özelliği.

Bu yüzden parlak nesneler tek bir fotoğrafla temsil edilemiyor. Fotoğraf bir yansıma anını donduruyor ve nesnenin en belirgin niteliğini siliyor.

Yansıma: yüzeyde başka bir şeyi görmek

Yansıma, parlaklığın bir adım ötesi: yüzeyde yalnız bir parlama değil, tanınabilir bir görüntü oluşuyor.

Bir eserde yansıma birbirinden ayrı iki iş yapıyor.

Mekânı genişletiyor. Görünmeyen bir alanı görünür kılıyor. Bir aynada odanın geri kalanı, bir kadehte pencerenin biçimi.

Malzemeyi kanıtlıyor. Yansıma varsa yüzey parlak demektir. Bu, doku hakkında dolaylı ama kesin bir bilgi.

Yansımayı okurken sorulacak soru şu: yansıyan şey ne? Sahnenin içinde bulunan bir şey mi, yoksa sahnenin dışında kalan bir şey mi? İkincisi, kompozisyonun sınırlarını genişleten güçlü bir araç.

Bir uyarı: yansıma çoğu zaman fiziksel olarak doğru değil. Doğru olup olmadığını ölçmek, o eserin gözleme mi kurala mı dayandığını söylüyor. Sınama basit: yansıyan görüntünün açısı, yansıtan yüzeyin eğimiyle tutarlı mı?

Işık geçiren yüzeyler

Bazı malzemeler ışığı yansıtmıyor, geçiriyor ve bu ayrı bir kategori.

Üç durum var.

Saydam. Işık ve görüntü geçiyor. Arkadaki nesne görünüyor.

Yarı saydam. Işık geçiyor ama görüntü geçmiyor. Yüzey içeriden aydınlanıyor.

Işık ileten kalın malzeme. İnce kesildiğinde ışık geçiren taş ya da kabuk. Nadir ama etkili.

Bu malzemelerin ortak özelliği şu: görünüşleri ışığın hangi taraftan geldiğine bağlı. Önden aydınlatıldığında bir şey, arkadan aydınlatıldığında bambaşka bir şey görünüyor.

Yani bu nesneler için "nasıl görünüyor" sorusunun tek bir cevabı yok ve betimlemenin hangi aydınlatma koşulunu anlattığını yazması gerekiyor.

Bu tür nesnelerde bir soru daha açılıyor: hangi koşul özgün koşuldu? Bir vitray gündüz, bir kandil gece çalışıyor. Nesnenin tasarlandığı ana koşulu bulmak, betimlemenin hangi hâli anlatması gerektiğini de belirliyor.

Atmosfer ve ölçek: hangi mesafede işliyor

Atmosferik derinlik her ölçekte çalışmıyor ve bu, sık atlanan bir sınır.

Bir odanın içinde atmosferik kayma neredeyse yok. İki metre uzaklıktaki bir nesne ile beş metre uzaklıktaki bir nesne arasında ölçülebilir bir renk farkı oluşmuyor.

Etki ancak yüzlerce metreden itibaren belirginleşiyor. Yani atmosfer, iç mekân resminin değil, manzaranın aracı ve bir eserde nerede kullanıldığı, o eserin hangi ölçekte düşünüldüğünü de söylüyor.

Bunun pratik sonucu şu: bir iç mekân sahnesinde uzaktaki nesneler soluklaştırılmışsa, bu bir gözlem değil bir aktarım. Manzarada öğrenilen bir çözüm, işlemediği bir ölçeğe taşınmış demektir.

Aynı şey tersine de geçerli: geniş bir manzarada atmosferik kayma yoksa, ya sistem bunu dışlıyor ya da ressam manzarayı doğrudan gözlemlememiş.

İki durum da yazılabilir bir bulgu ve ikisi de tek bir soruyla ayrılıyor: bu eserdeki en uzak nesne kaç metre uzakta olurdu?

Doku ile parlaklık aynı şey değil

Bu ayrım bir sonraki dersin konusu ama burada kurulması gerekiyor.

Parlaklık, yüzeyin ışığı ne kadar yönlü geri verdiği. Bir ölçü.

Doku, yüzeyin girinti çıkıntı düzeni. Bir yapı.

İkisi bağımsız: pürüzlü ama parlak bir yüzey olabiliyor, düz ama mat bir yüzey de. Cilalanmış bir mermer kabartma birincisine, kumlanmış bir cam ikincisine örnek.

Yine de bir ilişki var: pürüzlü bir yüzey ışığı dağıttığı için genellikle daha mat görünüyor. Yani parlaklık çoğu zaman dokunun bir sonucu, kendi başına bir özellik değil.

Betimlerken ikisini ayrı ayrı yazmak gerekiyor: "yüzey pürüzlü ve mat" iki gözlem, "yüzey mat" bir gözlem ve sebebini söylemiyor. Sebebi yazmak, betimlemeyi bir üretim gözlemine bağlıyor: pürüz aletten mi geliyor, malzemenin kendisinden mi, yoksa kullanımdan mı?

Usta katmanı: bu üçü fotoğrafta ne oluyor

Atmosfer, parlaklık ve yansıma — üçü de fotoğrafta en çok bozulan özellikler.

Atmosfer. Fotoğraf işlemede karşıtlık genellikle artırılıyor ve bu, atmosferik kaymayı azaltıyor. Uzaktaki alanlar olduğundan net görünüyor.

Parlaklık. Fotoğrafçı yansımayı bastırmak için ışığı yaydırıyor ya da süzgeç kullanıyor. Sonuç: parlak nesne mat görünüyor.

Yansıma. Yansımada fotoğraf ekibi ya da stüdyo göründüğü için çoğu zaman ya açı değiştiriliyor ya da yansıma sonradan temizleniyor.

Bunun sonucu ağır: üç özelliği de fotoğraftan güvenilir biçimde okuyamıyorsun. Okuduğunu sandığın şey çoğu zaman çekim kararı.

Pratik önlem: parlak ve yansıtıcı nesneler hakkında yazarken bu sınırı belirt. "Fotoğraftan okunabildiği kadarıyla" demek zayıflık değil, doğruluk.

Bir başka önlem de karşılaştırma: aynı nesnenin farklı yayınlardaki fotoğraflarını yan yana koymak. Aralarındaki fark, hangi özelliğin nesneye hangisinin çekime ait olduğunu neredeyse doğrudan gösteriyor.

Yaygın yanlışlar

Yaygın yanlış"Atmosferik derinlik olmayan eser derinlik kurmuyor."
Doğrusu

Kurmuyor demek yanlış. Derinlik örtüşme, konum, ölçek ve yükseklikle de kuruluyor. Atmosfer bir araç, tek araç değil.

Yaygın yanlış"Parlaklık yüzeyin bir özelliğidir, sabittir."
Doğrusu

Yüzeyin özelliği ama görünüşü sabit değil; bakış açısına ve ışığa göre değişiyor. Tek bir görüntüden okunamıyor.

Yaygın yanlış"Yansımadaki görüntü sahnenin doğru bir kaydıdır."
Doğrusu

Çoğu zaman değil. Yansımanın fiziksel doğruluğunu sınamak, eserin gözleme mi kurala mı dayandığını gösteren iyi bir sınama.

Yaygın yanlış"Fotoğraf bu özellikleri gösterir."
Doğrusu

Üçü de fotoğrafta bozuluyor: karşıtlık artırılıyor, yansıma bastırılıyor, parlaklık düzleştiriliyor. Sınırı yazmak gerekiyor.

Uygulama ve kilit özet

Kilit özet: atmosfer, parlaklık ve yansıma ışığın nesnenin üzerinde değil, çevresinde ve yüzeyinde yaptıkları. Üçü de ayrı ayrı ölçülebiliyor ve üçü de fotoğrafta sistematik olarak bozuluyor.

Sonraki derse köprü

Bir yüzeyin parlak ya da mat olması aslında bir doku sorusu. Sıradaki derste dokuya geçiyoruz: elle hissedilen gerçek doku, gözle görülen ama olmayan doku ve ikisi arasındaki fark.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Bu ders hangi kursun bölümü?

GOR-103 — Renk, Işık, Gölge ve Doku →

9 bölümden 6. bölüm · Katman 1 — Görsel Okuryazarlık