İçeriğe geç

Ders TR.01 · Paralel Hatlar

Osmanlı minyatürü ve nakkaşhane

Osmanlı ressamları neden imza atmadı?

TR Türk Resim Tarihi

2.157 kelime · yaklaşık 10 dakika okuma · Animasyon, 12 dk video senaryosu · Herkes

  • nakkaşhane
  • ehl-i hiref
  • surname
  • şehnameci
  • musavvir

Öğrenme hedefi

On beşinci yüzyıldan on sekizinci yüzyılın başına kadar Osmanlı sarayında gelişen kitap resmi geleneğinin Türk resim tarihindeki yerini, önemli temsilcilerini ve bu resmin üretildiği saray düzenini açıklayabileceksin. Nakkaşhanenin bir atölye olarak nasıl işlediğini ve saray kayıtlarının bize bu atölyelerde çalışanlar hakkında ne söylediğini anlatabilecek; Osmanlı ressamlarının neden çoğu zaman imza atmadığını, bunun farklı açıklamalarını karşılaştırarak tartışabilecek; tarihi olayları, şenlikleri ve padişah portrelerini gösteren Osmanlı resminin İran ve Avrupa gelenekleriyle ilişkisini tanıyabilecek ve bu resimlerde farklı kökenlerden insanların ve tenlerin nasıl gösterildiğini değerlendirebileceksin.

Kanca

Osmanlı ressamları neden imza atmadı?

İstanbul'daki Topkapı Sarayı'nın kütüphanesinde, yüzlerce resimli el yazması saklanır: fetihleri anlatan tarih kitapları, padişahların portrelerini içeren albümler, şenlikleri gösteren büyük kitaplar. Bu kitapların sayfalarında binlerce insan, at, çadır, kale ve gemi, olağanüstü bir özenle boyanmıştır. Ama bu sayfaların büyük çoğunluğunda, bir Avrupa tablosunun köşesinde görmeye alıştığımız türden bir imza yoktur. Bu resimleri kimin yaptığını çoğu zaman sayfalardan değil, sarayın muhasebe defterlerinden, maaş listelerinden ya da kitabın yazarının bir iki satırlık notundan öğreniriz. Yüzyıllar boyunca bu kadar usta resimler yapan insanlar, neden adlarını resimlerinin üzerine yazmadı?

Bağlam

Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'nde, Sultan III. Ahmed döneminde hazırlanmış büyük bir el yazması saklanır: Surname-i Vehbi. Kitap, 1720 yılında İstanbul'da, padişahın oğullarının sünnet düğünü için düzenlenen ve kaynaklara göre on beş gün süren büyük şenliği anlatır. Metni saray şairi Seyyid Hüseyin Vehbi yazdı; kitabın 137 resmi ise dönemin saray ressamı Abdülcelil Levni ve onun yanında çalışan yardımcılar tarafından yapıldı.

Kitabın sayfalarında, Haliç kıyısındaki Okmeydanı'nda kurulmuş padişah köşkünün önünden geçen uzun alaylar görülür. İstanbul'un esnaf loncaları, kendi mesleklerini simgeleyen arabalar, gösteriler ve büyük süslemelerle sırayla geçer. Hokkabazlar, cambazlar, müzisyenler, köçekler, güreşçiler ve havai fişekler, sayfalar boyunca birbirini izler. Levni'nin figürleri, önceki yüzyılların Osmanlı resmine göre daha hareketli, daha ince ve daha bireyseldir; renkleri açık ve canlıdır. Kaynaklara göre bu kitap, Osmanlı resimli el yazması geleneğinin son büyük başyapıtlarından biri sayılır. Levni'nin adını ise, bu gelenekte az rastlanır biçimde, hem kitabın metninden hem de albümlerde ona atfedilen tek figürlü resimlerden biliyoruz.

Ana anlatım

Nakkaşhane nasıl çalışıyordu?

Nakkaşhane (nakkashane), Osmanlı sarayında kitap resmi, tezhip, süsleme deseni ve saray eşyalarının süsleme tasarımları üzerine çalışan ressamların ve süsleme ustalarının bir baş nakkaşın yönetiminde bir arada bulunduğu saray atölyesidir. Safevi sarayının kitap atölyeleri gibi, nakkaşhane de bir kitabın yapımında pek çok uzmanın birlikte çalıştığı bir yerdi. Nakkaşlar yalnızca kitap resmi yapmakla kalmıyor, çinilerin, kumaşların, halıların, madeni eşyaların ve cilt kapaklarının süsleme desenlerini de tasarlıyordu; bu desenler sonra başka atölyelerde uygulanıyordu.

Ehl-i hiref (ehl-i hiref), Osmanlı sarayına bağlı çalışan ve maaşları sarayca ödenen sanatkârlar topluluğunun adıdır; nakkaşlar, hattatlar, tezhip ustaları, cilt ustaları, kuyumcular, silah ustaları, çini ve kumaş tasarımcıları bu topluluğun içindeydi. Topkapı Sarayı arşivlerinde, en eskisi 1526 tarihli olan ehl-i hiref defterleri, bu sanatkârların adlarını, nereden geldiklerini, maaşlarını ve padişaha sundukları eserler karşılığında aldıkları armağanları kaydeder. Bu defterler, imzasız resimlerin arkasındaki insanların adlarını bugüne taşıyan en önemli kaynaklardan biridir.

Defterler, nakkaşhanenin çok kültürlü bir yer olduğunu da gösterir. On altıncı yüzyılda, Tebriz'den, Herat'tan ve İran'ın başka kentlerinden gelen ressamlar İstanbul'daki nakkaşhanede Rumeli'den, Anadolu'dan ve devşirme yoluyla saraya alınmış ustalarla yan yana çalışıyordu. Şah Kulu ve Kara Memi gibi ustalar, saz yolu denen, kıvrılan uzun yapraklar ve hayali çiçeklerle dolu süsleme üslubunu ve Osmanlı çiçek motiflerini geliştirdi; bu desenler İznik çinilerinden kumaşlara kadar Osmanlı sanatının her alanına yayıldı.

Nakkaşların çalıştığı yüzey de özenle hazırlanırdı. Kâğıt, önce yumurta akı ve nişasta gibi maddelerden hazırlanan ve ahar denilen bir sıvıyla kaplanır, kuruduktan sonra mühre adı verilen sert ve pürüzsüz bir taşla ya da camla uzun uzun perdahlanarak parlatılırdı. Aharlı kâğıt mürekkebi içine çekmez, yüzeyde bekletir; böylece hatalar silinebilir, çizgiler keskin kalır ve boyalar parlak görünürdü. Boyalar, toz pigmentlerin Arap zamkı gibi bağlayıcılarla karıştırılmasıyla hazırlanırdı. İnce kontur çizgileri için kedi yavrularının tüylerinden yapıldığı aktarılan çok ince fırçalar kullanılırdı. Avrupa'nın parşömen sayfaları gibi, bu yüzey de resmin nasıl yapılabileceğini belirleyen bir malzemeydi; gölgesiz, düz renk alanları ve kusursuz ince çizgiler, bu hazırlığın doğal sonucuydu.

Osmanlı resmi neyi gösterdi?

Osmanlı kitap resminin en özgün yönlerinden biri, efsanelerden ve şiirlerden çok, tarihin kendisini, yakın zamanda yaşanmış savaşları, kuşatmaları, elçi kabullerini, şenlikleri ve padişahların hayatını göstermesiydi. Şehnameci (sehnameci), on altıncı yüzyılın ortalarından itibaren Osmanlı sarayında padişahların ve devletin tarihini manzum ya da düzyazı biçiminde kaleme almakla görevlendirilen resmî tarih yazarıdır. Şehnameci Seyyid Lokman gibi yazarların metinleri, Nakkaş Osman gibi ressamların resimleriyle birlikte büyük tarih kitaplarına dönüştü. Nakkaş Osman'ın ve atölyesinin resimlediği Hünername, Osmanlı padişahlarının hayatlarını ve savaşlarını anlatır.

Surname (surname), Osmanlı sarayında düzenlenen sünnet ve evlilik düğünleri gibi büyük şenlikleri, alayları ve eğlenceleri anlatan resimli kitap türüdür. Surname-i Vehbi'den yaklaşık bir buçuk yüzyıl önce, 1582'deki büyük şenliği anlatan bir başka surname de İstanbul'un loncalarını ve gösterilerini ayrıntılı biçimde resmetmişti. Bu kitaplar, bir yandan sarayın gücünü ve cömertliğini gösterir, öbür yandan bugün bize dönemin İstanbul'unun esnafını, giysilerini, müziğini ve gündelik hayatını anlatan eşsiz kaynaklardır.

Osmanlı resminde mekân, doğudaki komşu geleneklerde olduğu gibi, birden fazla bakışla ve yükseltilmiş bir görüş açısıyla kurulur. Ama Osmanlı ressamları, bir kalenin, bir kentin ya da bir ordugâhın yerleşimini, bir haritacı gibi, tanınabilir ve belgesel bir kesinlikle göstermeye özen gösterdi. Matrakçı Nasuh'un on altıncı yüzyılda yaptığı kent resimlerinde, İstanbul, Tebriz ya da Bağdat, insan figürleri olmadan, binaları, surları, köprüleri ve bahçeleriyle, yukarıdan ve yandan bakışların birleşimiyle haritaya benzer biçimde gösterilir.

İmza neden bu kadar azdı?

Osmanlı ressamlarının imza atmamasının tek bir nedeni yoktur; araştırmacılar birkaç açıklamayı birlikte düşünür. Birincisi, atölyenin işleyişidir. Bir resmi tek bir kişi yapmıyordu: kompozisyonu bir usta tasarlıyor, yardımcılar renkleri dolduruyor, başka biri yüzleri ve ince ayrıntıları işliyordu. Böyle ortak bir eserde bir kişinin imzası, emeğin bütününü yansıtmazdı. Defterler, nakkaşhanede şakirt denilen çırakların ustaların yanında yıllarca çalışarak yetiştiğini, ustalığın bu uzun birlikte çalışmanın içinde, elden ele aktarıldığını da gösterir; bir çırağın öğrendiği şey kendi adını öne çıkarmak değil, atölyenin ortak dilini kusursuz konuşmaktı. İkincisi, eserin sahibinin kim olduğu anlayışıdır. Nakkaşlar sarayın maaşlı sanatkârlarıydı ve kitap, padişahın ya da onu ısmarlayan devlet büyüğünün kitabıydı; övgü ve ün, eserin hamisine ve kitabın metnini yazan yazara yönelirdi.

Üçüncü açıklama, geleneğin kendisiyle ilgilidir. Bu resim geleneğinde bir ressamın amacı, özgün bir kişisel üslup icat etmekten çok, ustalarından öğrendiği kalıpları ve biçimleri en kusursuz biçimde uygulamaktı. Bazı araştırmacılar bu tavrı, İslam dünyasındaki alçakgönüllülük ve kişisel ünü öne çıkarmama anlayışıyla da ilişkilendirir. Ama bu açıklamayı abartmamak gerekir: hattatlar eserlerini sık sık imzaladı ve bazı nakkaşların adları, kitabın metninde ya da yazarının notlarında açıkça övülerek anıldı. Levni gibi ressamların on sekizinci yüzyılda daha bireysel bir kimlik kazanması da, imzasızlığın değişmez bir kural olmadığını gösterir. Sanat tarihinin kadın ressamları dersinde gördüğün Babür ressamı Sahifa Banu'nun resmin altına yazılmış adı gibi, bu geleneklerde de imza istisnai ama var olan bir şeydi.

Portreler ve tenler nasıl gösterildi?

Musavvir (musavvir), Osmanlı kaynaklarında insan figürü ve özellikle portre yapan ressam için kullanılan, «suret yapan» anlamına gelen addır. Fatih Sultan Mehmed, 1479'da Venedik'ten bir portre ressamı istedi; Venedikli ressam Gentile Bellini İstanbul'a geldi ve bugün Londra'daki National Gallery'de bulunan, 1480 tarihli padişah portresini yaptı. Bu karşılaşma, Osmanlı sarayında Avrupa portre geleneğine duyulan ilginin erken bir örneğidir. On altıncı yüzyılda denizci, şair ve ressam Haydar Reis, Nigari adıyla, Kanuni Sultan Süleyman'ın, Barbaros Hayreddin Paşa'nın ve II. Selim'in portrelerini yaptı. Nakkaş Osman ve atölyesi, Kıyafetü'l-İnsaniye adlı kitapta, padişahların birer portresini, kendi özgün yüz ve beden özellikleriyle gösteren bir dizi oluşturdu.

Osmanlı resminde yüzler çoğu zaman sade ve idealleştirilmiş biçimde, açık bir ten rengiyle ve birkaç ince çizgiyle gösterilir. Ama sarayın ve kentin çok kültürlü yapısı, resimlere de yansır. Tarih kitaplarında ve surnamelerde, farklı milletlerden askerler, elçiler, esnaf ve sarayda görev yapan Afrika kökenli harem ağaları, giysileri, başlıkları ve bazı sayfalarda koyu tenleriyle ayırt edilerek gösterilir. Bu resimleri okurken, bir figürün teninin, giysisinin ve yerinin, onun saraydaki ve toplumdaki konumuna dair ne söylediğini sormak, bu çok katmanlı dünyayı daha dürüst anlamanın yoludur.

Uygulama

Bu deneme, kalabalık bir olayı birden fazla bakışla ve kuşaklarla bir sayfaya yerleştirmenin nasıl bir düzen gerektirdiğini, farklı insanları giysi ve tenle ayırt etmenin bir resme nasıl bir belge niteliği kazandırdığını ve ortak bir eserde imzanın ne anlama geldiğini deneyerek düşünmeni sağlayacak.

Sık yapılan hatalar

Yaygın yanlışOsmanlı minyatürünü İran minyatürünün basit bir kopyası saymak.
Doğrusu

Osmanlı resmi, tarihi olayları ve kentleri belgesel bir kesinlikle göstermeye yönelerek kendi yolunu çizdi. Konu seçimlerine ve mekân anlayışına bak.

Yaygın yanlışİmzasızlığı tek bir nedene bağlamak.
Doğrusu

Atölye düzeni, eserin sahipliği anlayışı ve gelenek birlikte düşünülmelidir. Levni ve Nigari gibi adı bilinen ressamları da hesaba kat.

Yaygın yanlışBu resimlerin yapıcılarını tamamen bilinmez saymak.
Doğrusu

Ehl-i hiref defterleri pek çok nakkaşın adını, kökenini ve maaşını kaydeder. Arşiv kaynaklarını araştır.

Yaygın yanlışOsmanlı resimlerindeki bütün figürleri aynı tenle ve aynı kökenle düşünmek.
Doğrusu

Sarayın ve kentin çok kültürlü yapısı resimlerde giysi ve tenle ayırt edilerek gösterilir. Figürleri tek tek incele.

Kapanış

Osmanlı ressamları neden imza atmadı? Çünkü bir resim, bir baş nakkaşın yönetiminde pek çok elin birlikte çalıştığı nakkaşhanenin ortak eseriydi; kitap padişahın ya da hamisinin kitabıydı; ve bu gelenekte ustalık, kişisel bir imza icat etmekten çok, öğrenilen kalıpları kusursuz uygulamaktı. Yine de bu ressamlar kaybolmadı: 1526'dan itibaren tutulan ehl-i hiref defterleri adlarını ve maaşlarını, şehnamecilerin metinleri Nakkaş Osman gibi ustaların emeğini, Levni'nin Surname-i Vehbi'si ve albüm resimleri ise daha bireysel bir ressam kimliğinin doğuşunu kaydetti. Tarihi olayları, şenlikleri, kentleri ve padişah portrelerini gösteren bu resimler, Osmanlı dünyasının çok kültürlü insanlarını da giysileri ve tenleriyle bugüne taşıdı. Ödevde bir Osmanlı kitap resmi seçip, mekânı, figürleri ve kalabalığı nasıl düzenlediğini beş cümlede çözümleyeceksin.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
NakkaşhaneNakkashaneOsmanlı sarayında kitap resmi, tezhip ve süsleme tasarımı yapan ustaların bir baş nakkaş yönetiminde çalıştığı atölye
Ehl-i hirefEhl-i hirefOsmanlı sarayına bağlı çalışan, maaşları sarayca ödenen ve defterlere kaydedilen sanatkârlar topluluğu
SurnameSurnameSaraydaki sünnet ve evlilik düğünleri gibi büyük şenlikleri anlatan resimli kitap türü
ŞehnameciSehnameciOsmanlı sarayında padişahların ve devletin tarihini yazmakla görevlendirilen resmî tarih yazarı
MusavvirMusavvirOsmanlı kaynaklarında insan figürü ve portre yapan ressam için kullanılan ad

Ödev

Bu dönemden bir eser seç ve 5 cümlelik biçimsel analiz yaz.

  1. On beşinci ile on sekizinci yüzyıllar arasında yapılmış bir Osmanlı kitap resmi ya da albüm resmi seç; Topkapı Sarayı ya da başka bir koleksiyonun yayımladığı tıpkıbasımlardan ve kataloglardan yararlan.
  2. Resmin hangi kitaptan geldiğini, hangi olayı ya da kişiyi gösterdiğini ve ressamının ya da atölyesinin bilinip bilinmediğini kaynağa dayanarak not et.
  3. Beş cümlede sırasıyla meydanın ya da odanın hangi yükseklikten görüldüğünü, kalabalığın nasıl düzenlendiğini, renklerin ve desenlerin kullanımını ve farklı figürlerin giysi ve tenle nasıl ayırt edildiğini ele al.
  4. Son cümlende, bu resmin bir tarih belgesi olarak mı, yoksa bir sanat eseri olarak mı daha çok değer taşıdığını ya da ikisinin nasıl birleştiğini tartış.

Kendini değerlendir

  • Kompozisyon: Kalabalığın ve mekânın sayfada nasıl kuşaklara ve bölümlere ayrıldığını tarif edebildin mi?
  • Kenar ve Ayrıntı: Giysilerin, desenlerin ve figürlerin ince ayrıntılarını yakından inceledin mi?
  • Teknik ve Malzeme: Aharlı kâğıdın, boyaların ve altının sayfada nasıl davrandığını kaynağa bakarak anlatabildin mi?
  • Son cümlende belge ile sanat eseri arasındaki bağı, sayfadan göstereceğin bir örnekle kurdun mu?

Kendini sına

1. Osmanlı ressamlarının adlarını bugün öğrenmemizi sağlayan en önemli kaynaklardan biri hangisidir?

  • A) Resimlerin köşelerindeki imzalar.
  • B) Ehl-i hiref defterleri.
  • C) Avrupa gazeteleri.
  • D) Fotoğraflar.

2. Surname-i Vehbi neyi anlatır?

  • A) 1720'de padişahın oğullarının sünnet düğünü için düzenlenen büyük şenliği.
  • B) Bir deniz savaşını.
  • C) Bir kentin haritasını.
  • D) Bir aşk hikâyesini.

3. Nakkaşhanede nakkaşlar yalnızca kitap resmi mi yapıyordu?

  • A) Evet, yalnızca kitap resmi yapıyorlardı.
  • B) Hayır, yalnızca mimari planlar çiziyorlardı.
  • C) Hayır, yalnızca heykel yapıyorlardı.
  • D) Hayır, çini, kumaş, halı ve eşya süslemeleri için de desenler tasarlıyorlardı.

4. Osmanlı ressamlarının imza atmamasına ilişkin açıklamalardan biri hangisidir?

  • A) Resimlerin çoğu zaman pek çok elin birlikte çalıştığı ortak eserler olması.
  • B) Ressamların yazı bilmemesi.
  • C) İmzanın yasaklanması.
  • D) Resimlerin hiç satılmaması.

5. Gentile Bellini'nin 1480 tarihli portresi neyin erken bir örneğidir?

  • A) Osmanlı minyatürünün Venedik'e taşınmasının.
  • B) Osmanlı sarayında Avrupa portre geleneğine duyulan ilginin.
  • C) Kübist portrenin.
  • D) İmzasız resim geleneğinin.

Cevaplar

  1. B — En eskisi 1526 tarihli olan defterler adları, kökenleri ve maaşları kaydeder.
  2. A — Kitabın 137 resmi Levni ve yardımcıları tarafından yapıldı.
  3. D — Bu desenler İznik çinilerinden kumaşlara kadar başka atölyelerde uygulanıyordu.
  4. A — Eserin padişahın ya da hamisinin kitabı sayılması da bir başka açıklamadır.
  5. B — Fatih Sultan Mehmed 1479'da Venedik'ten bir portre ressamı istemişti.

Referans görseller

  • Özgün animasyon: nakkaşhanede bir baş nakkaşın yönetiminde çalışan ustalar; bir desenin çiniye, kumaşa ve kitap sayfasına dönüşmesi.
  • Özgün animasyon: ehl-i hiref defterinin sayfalarından okunan adlar ve maaşlar; imzasız bir resmin arkasındaki ellerin tek tek belirmesi.
  • Özgün animasyon: Surname-i Vehbi'nin alaylarının sayfa sayfa akması; Bellini'nin Fatih portresinden Nigari'nin ve Nakkaş Osman'ın padişah portrelerine uzanan bir dizi.

Sonraki derse köprü

Levni'nin daha bireysel figürleri, Osmanlı resminde bir değişimin habercisiydi. On sekizinci yüzyılın sonu ve on dokuzuncu yüzyılda Osmanlı devleti ordusunu ve okullarını Avrupa örneğine göre yeniden düzenlerken, askerî okulların programlarına harita ve arazi çizimi için perspektif ve resim dersleri girdi. Bu okullardan, tuval üzerine yağlı boyayla manzara ve natürmort yapan ilk Osmanlı ressamları yetişti. Sonraki derste Batılılaşmayı ve asker ressamları ele alıyoruz.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Bu dersi içeren rotalar

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–1:00 · Kanca (animasyon). Topkapı kütüphanesinde açılan kitaplar; imzasız sayfalar ve bir maaş defteri. Soru ekranda.
  • 1:00–2:40 · Bağlam (görüntü). Surname-i Vehbi; 1720 şenliği; Vehbi ve Levni; esnaf alayları ve gösteriler.
  • 2:40–5:00 · Nakkaşhane (animasyon). Baş nakkaş ve ustalar; ehl-i hiref defterleri; Tebriz'den ve Rumeli'den gelen ressamlar; Şah Kulu ve Kara Memi.
  • 5:00–7:10 · Tarihi gösteren resim (animasyon). Şehnameci ve Nakkaş Osman; Hünername; surname türü; Matrakçı Nasuh'un kentleri.
  • 7:10–9:30 · İmza sorusu (animasyon). Atölyenin ortak işi; eserin sahipliği; gelenek ve alçakgönüllülük; Levni ve Sahifa Banu gibi istisnalar.
  • 9:30–11:20 · Portreler ve tenler (animasyon). Bellini ve Fatih; Nigari; Kıyafetü'l-İnsaniye; farklı kökenlerden figürler.
  • 11:20–12:00 · Kapanış (animasyon). Defterdeki adlar sayfalardaki figürlerle eşleşir.