İçeriğe geç

M29-D02

Tarihten dersler

Psikanalizin tarihindeki belgelenmiş sınır ihlallerini ve bunların etik kurallara etkisini aktarır.

Psikanaliz Akademisi — M29, Etik, sınırlar ve analistin eğitimi · 3.017 kelime · 16 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 20 dk dinleme

Terapi Akademisi’nde: S03-P01-D01

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

İlk kuşakta aile üyesini analiz etmek, analizanla romantik bir bağ kurmak ya da analizanın kariyerinde söz sahibi olmak yazılı bir yasağa takılmıyordu. Bir kısmı o çevrede olağan sayıldı; zararın görülmesi kuralı doğurdu.

Khan örneğinde ihlal kadar kurumun sessizliği de belgelidir: söylentiler yıllarca araştırılmadı, hastalar şikâyet edemedi, yazılı etik kural bir şikâyetten sonra geldi.

Kuralı ayakta tutan kişisel erdemden çok yapıdır: rollerin ayrılması, bağımsız bir kurul, herkesin okuyabildiği bir yönerge ve mağdurun sesinin aranması.

Açılış sahnesi

Gümüşhane'nin Şiran ilçesi, cevizlerin silkelendiği hafta. Necdet'in mutfak masasında kenarları küflenmiş üç cilt defter açık duruyor. Emekli bir tenekeci olan Necdet, gençliğinde ilçedeki bir hayır derneğinin yönetiminde bulunmuş. Dernek yıllar önce kapanmış, defterler kilerdeki sandıkta kalmış. Derneği yeniden kuranlar arasında Gülşah da var; il özel idaresinde ihale memuru olduğu için yeni yönetim saymanlığı ona vermiş.

Gülşah burs kararlarını fotoğraflarken bir satırda duruyor: burs alan öğrencinin soyadı, kararın altındaki başkan imzasıyla aynı. "Bu çocuk başkanın yeğeni mi?"

Necdet gözlüğünü takıyor. "Yeğeni. O zaman kimse yadırgamazdı. İlçe küçük, herkes birinin akrabası."

Birkaç yıl sonrasına ait bir sayfada, mürekkeple özenle yazılmış tek satırlık bir karar var: yönetim kurulu üyeleri kendi yakınlarını ilgilendiren oylamaya katılmayacak. Altında bir dilekçenin kayda alındığı not edilmiş.

"Bunu hatırlıyorum," diyor Necdet. "Oğlu burs alamayan bir dul kadın dilekçe vermişti. Ondan önce kimse sormamıştı."

Gülşah iki sayfayı açık tutuyor. Her ihale dosyasının başına imzaladığı akrabalık beyanının da bir zamanlar birinin itirazıyla yazılmış olabileceği hiç aklına gelmemişti.

Bu derste ne olacak

Psikanaliz, "olağan" sayılan bir uygulamadan onu yasaklayan yazılı kurala nasıl geldi? Kaynaklarımız yayımlanmış yazışmalar, bir derneğin tutanakları, biyografik araştırmalar ve ihlali yaşayanların sonradan yazdıklarıdır. Her olguda kaydın neyi gösterdiğine, kurumun ne zaman cevap verdiğine ve cevabın hangi kurala dönüştüğüne bakacağız.

Romantik ya da cinsel ilişkiler yalnız olgu düzeyinde adlandırılıyor, hiçbir yerde betimlenmiyor. İhlal ihlal diye anılıyor; sorumluluk analiste, gözünü kapatan kurumun payı kuruma yazılıyor.

Sıfır noktası

Sınır ihlali (M29-D01) psikanalizde 1980'lerden sonra yerleşmiş bir mesleki dildir; Freud'un kuşağında bu dil henüz yoktu. Gabbard 1995'te mesleki sınır fikrinin uygulamaya görece geç eklendiğini, ilk kuşağın tekniği deneme yanılmayla kurduğunu yazdı. Bu, yapılanları aklamaz. Gösterdiği şey kuralın zarar görüldükten sonra yazıldığıdır; o zararın tarihini bilmeyen, kuralın neden bu kadar katı olduğunu da kavrayamaz.

Bu derste yalnız yayımlanmış yazışmaya, kurum kaydına ya da hakemli tarih çalışmasına bağlanabilen olgular anlatılıyor.

Yaygın yanlış"O yıllarda kural yoktu, yapılanlar bugünün ölçüsüyle yargılanamaz."
Doğrusu

Kuralın yazılmamış olması zararı ortadan kaldırmaz. Üstelik kurucu kuşak bazı tehlikeleri kendisi adlandırmıştı: Freud 1915'te analistin hastanın aşkına karşılık vermesini kürün yenilgisi sayıyordu (M23-D03). Bağlam kişiyi anlamaya yardım eder, ihlalin adını değiştirmez.

Mekanizma

Kurucu kuşak: sınır henüz yazılmamışken

Anna Freud 1918'den sonra babasıyla analize başladı ve 1922'de bir bildiriyle Viyana derneğine kabul edildi; Viyana'daki Sigmund Freud Müzesi bu sırayı kaydeder, Elisabeth Young-Bruehl'ün 1988'de yayımlanan biyografisi de analizi anlatır. Bugün aile üyesini analiz etmek ihlal sayılır, çünkü aktarım ancak gerçek hayatta karşılık bulmayan bir ilişkide çözümlenebilir. Babası, evinin reisi ve mesleğe kabulünde söz sahibi olan kişi aynı zamanda analisti olduğunda, hastanın söyleyemeyecekleri çoğalır.

Melanie Klein'ın ilk çocuk çalışmalarının kendi oğullarıyla başladığı da belgelidir (M16-D02). Phyllis Grosskurth'un 1986 tarihli Klein biyografisini değerlendiren bir eleştirmen, Klein'ın küçük oğlu Erich'i ve Berlin yıllarında takma adla büyük oğlu Hans'ı analiz ettiğini, bunun bugün kabul edilemeyeceğini yazar.

Sándor Ferenczi, ileride evleneceği Gizella Pálos'un kızı Elma'yı analize aldı ve ona âşık oldu; Elma bir süre Freud'un da analizanı oldu. (Ferenczi'nin teknik deneyleri M14-D03'te.) Burada dikkat çeken, olayın iki adamın mektuplarında konuşulmasıdır: Freud hem Ferenczi'nin yakın dostu ve yazışma ortağıydı hem de bir süre Elma'nın analisti.

Jung ile Sabina Spielrein'ın öyküsü de bu döneme aittir; belgelerin neyi kanıtladığı hâlâ tartışılıyor (M10-D05). Freud'un kendi teknik önerilerinden ne kadar uzaklaştığını da M08-D08 kırk üç kişilik bir örneklem üzerinden aktarmıştı.

Ünlü üye ve kurumun sessizliği

Sonraki kuşakta soru kişiden kuruma kaydı. En ayrıntılı belgelenen örnek Masud Khan'dır. Britanya Psikanaliz Derneği'nin etik kurulunu 1998–2003 arasında yöneten Anne-Marie Sandler, derneğin tutanaklarına dayanarak olayları 2004'te yazdı. Khan 1950'de analist oldu, 1959'da eğitim analisti statüsü aldı ve yıllarca dernekte etkili bir isim olarak kaldı. Hastalara, adaylara ve meslektaşlara yönelik uygunsuz davranış söylentileri uzun süre dolaştı.

Sandler, Khan'ın kendi analizinin de sınırları çiğnenmiş bir analiz olduğunu yazar. Khan 1951'den itibaren Winnicott'la analizdeydi; ilk iki yıl içinde ikisi bir kitap eleştirisini birlikte yayımladı, Winnicott analizanının dernekteki yükselişini açıkça destekledi ve ona hasta yönlendirdi. Bu hastalardan biri, Khan'la analizini sonradan yazacak olan Wynne Godley'di.

1976'da bir aday Khan hakkında ağır bir cinsel sınır ihlali şikâyetinde bulundu; adayın eşi de adaydı ve eğitim analizini Khan'la yürütüyordu. Dernekte o tarihte etik kurul yoktu; şikâyet eğitim komitesine adayın kendi eğitim analisti aracılığıyla ulaştı. Şikâyet haklı bulundu, Khan eğitim analistliğinden çekilmek zorunda kaldı. Sandler'e göre ağır hasta olan ve uzun yaşamayacağı varsayılan bir meslektaşa saygı baskısı öyle güçlüydü ki üyelikten çıkarma yerine bir uzlaşma seçildi. Khan iyileşip çalışmaya döndü; hiçbir kurul durumunu izlemeye almadı. 1988'de beş kıdemli üyenin yazılı şikâyeti üzerine dernekten çıkarıldı. Şikâyetin konusu, aynı yıl yayımladığı kitaptaki klinik betimlemelerin etik kurallara aykırılığıydı.

Sandler'in vurguladığı ayrıntı dersin merkezindedir: Godley ve onun gibi hastalar şikâyet edebilecek durumda değildi. Khan bazı hastalarına olağanüstü cömert davranmış, evlerine gidip yardım etmişti; minnet, öfkeyi ve hayal kırıklığını dile getirmeyi engelleyen bir bağa dönüşmüştü. Godley analizini 2001'de bir edebiyat dergisindeki uzun bir yazıyla anlattı; Sandler, derneğin acılı bir öz eleştiriye başlaması için bu yazıya ihtiyaç duyduğunu yazar.

Kurumun gözü: kaçınmadan yazılı kurala

Amerikan Psikanaliz Derneği'nin psikanalitik eğitim komitesi 1996'da sınır ihlalleri üzerine bir çalışma grubu kurdu. Sandler'in aktardığına göre grup, analist ile analizan arasındaki cinsel temasın çoğunlukla giderek belirginleşen cinsel olmayan ihlallerin ardından geldiğini, enstitülerin içinde bu ihlallerin tanınmasına karşı olağanüstü bir direnç bulunduğunu saptadı.

Kenneth Pope'un aktardığına göre Amerikan Psikoloji Derneği danışanla cinsel yakınlığı etik kurallarında ancak 1970'lerin sonunda, 1977'de açıkça yasakladı. Britanya Derneği'nde yazılı etik kuralı doğuran ise 1976 şikâyetiydi. Kurallar iki kaynaktan beslendi: ihlali yaşayanların ısrarla anlattıkları ve olayı belgelemeyi göze alan meslek içinden birkaç kişi.

Usta katmanı

Bu tarihi yazmak da etik bir iştir. Arşiv açıldığında okunan çoğunlukla analistlerin birbirine yazdıklarıdır; ihlali yaşayanın sözü kenarda kalır. Berman'ın araştırmasının çıkış noktası budur: Freud ile Ferenczi'nin mektupları Elma'yı uzun uzun konuşur, Elma'nın kendi sesi bu belgelerde neredeyse yoktur. Tarihçi bu dengesizliği görüp öbür sesi arar; bulamadığında boşluğu söyler.

Tek bir analisti kötü adam ilan etmek kurumun payını gizler; Sandler'in yazısında ise bir dernek kendi tutanaklarını açıp kendi sessizliğini adlandırıyor. Analistin sorumluluğu bundan azalmaz; tekrarın önlenmesi kurumun da kendini görebilmesine bağlanır. Bu tarihten çıkan önlemler kişisel erdeme bırakılmaz: ikili rollerden kaçınmak, eğitim analistiyle adayın değerlendiricisini ayırmak, bağımsız bir etik kurul ve herkesin okuyabildiği bir yönerge. Bir yönergenin zor bir dosyada nasıl işletileceği okuyarak kazanılmaz; kurul toplantılarında ve süpervizyonda, gerçek kararların ağırlığı altında öğrenilir.

Yaygın yanlış"Ünlü bir analist kurama büyük katkı yaptıysa, hatalarını konuşmak mesleğe zarar verir."
Doğrusu

Sandler'in belgelediği dernek bu düşünceyle yıllarca sessiz kaldı ve o sessizlik hastalara zarar olarak döndü. Kuramsal katkı ile klinik davranış ayrı ayrı değerlendirilir; ihlali konuşabilen kurum güven kazanır.

Yaygın yanlış"Kimse şikâyet etmediyse bir sorun yoktu."
Doğrusu

Khan'ın hastalarından hiçbiri şikâyetçi olmadı; Sandler bunu minnet, bağımlılık, suçluluk ve utançla açıklar. İhlale uğrayanın sessizliği çoğunlukla ihlalin bir sonucudur. Bu yüzden kurumlar şikâyet beklemekle yetinmeyip tekrarlanan endişeleri de değerlendirecek yollar kurar.

Güvenlik notu

Bu derste, çoğu analistlerin kaleminden çıkmış belgelerle anlatılan ihlaller okundu. Bu olaylar sana kendi terapinden, bir öğretmeninden ya da bir kurumda gördüğün bir haksızlıktan bir şey hatırlatmış olabilir. O ilişkide gücü elinde tutan karşındaki kişiydi; olanlar için suçlanacak kişi sen olamazsın, sorumluluk sınırı çiğneyende ve görmezden gelen kurumdaydı. Anlatmak istersen başka bir terapiste, aile hekimine ya da yanında rahat ettiğin bir dostuna, akrabana açılabilirsin. Terapistin üyesi olduğu meslek kuruluşuna ya da hizmet aldığın kuruma şikâyette bulunma yolu da açık; bunu ne zaman ve nasıl kullanacağın senin kararın. Şu an kendini güvende hissetmiyorsan beklemeden en yakın hastanenin acil bölümüne başvur.

Kanıtın sınırı

Bu alanda bildiklerimiz kimin yazdığına ve neyin saklandığına bağlı. Belgelerin çoğu analistlerin yazışmaları ve kurum tutanaklarıdır; Sandler şikâyete dair bazı belgelerin kaybolduğunu, Khan'ın arşivinin de henüz kapalı olduğunu not eder. Gabbard'ın değerlendirmesi ile çalışma grubunun raporu uzman uzlaşısıdır; hangi kurumsal önlemin ihlalleri gerçekten azalttığını sınayan karşılaştırmalı bir çalışma yok. Berman'ın araştırması bir ön rapordur ve yorumlarının bir kısmı tartışmalıdır; ihlale uğrayanların kendi tanıklıkları ise tek tük. Olguların hemen hepsi Orta Avrupa, Britanya ve ABD'deki birkaç dernekte geçti. Türkiye'deki psikoterapi derneklerinin şikâyet süreçlerini nasıl kurduğu bu tarihten çıkarılamaz; oradaki kayıtlar okunmadan buradaki dersleri genellemek yanıltır.

Kendin dene

Aklında kalsın

İlk kuşakta aile üyesini analiz etmek, analizanla romantik bir bağ kurmak ya da analizanın kariyerinde söz sahibi olmak yazılı bir yasağa takılmıyordu. Bir kısmı o çevrede olağan sayıldı; zararın görülmesi kuralı doğurdu.

Khan örneğinde ihlal kadar kurumun sessizliği de belgelidir: söylentiler yıllarca araştırılmadı, hastalar şikâyet edemedi, yazılı etik kural bir şikâyetten sonra geldi.

Kuralı ayakta tutan kişisel erdemden çok yapıdır: rollerin ayrılması, bağımsız bir kurul, herkesin okuyabildiği bir yönerge ve mağdurun sesinin aranması.

Sonraki derse köprü

Khan'ı dernekten çıkaran şikâyet bir kitaba yönelikti: klinik betimlemelerin bir tedavinin temel sınırlarını çiğnediğine hükmedildi. Klein ilk çocuk vakasında oğlunun adını gizlemişti; Rachel Blass 1993'te Anna Freud'un ilk makalesindeki hastanın Anna Freud'un kendisi olduğunu öne sürdü. Bir vakayı yazıya dökmek analistin hastaya karşı yükümlülüğünü nasıl değiştirir, kimliği gizlemenin hangi yolları gerçekten korur? Gizlilik ile vaka yayımı arasındaki bu gerilim M29-D03'ün konusu.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.