İçeriğe geç

M23-D06

Canlandırma

Terapistle hastanın bilinçdışı bir örüntüyü birlikte sahnelemesi kavramını açıklar.

Psikanaliz Akademisi — M23, Aktarım, karşıaktarım ve ittifak · 3.114 kelime · 16 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 21 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Canlandırmada eski bir ilişki odada anlatılmadan oynanır ve iki taraf da sahnede yer alır; sahne çoğunlukla bittikten sonra görünür.

Freud tekrarı hastanın eylemi olarak tarif etti; Jacobs 1986'da terapistin tekniğe gizlenmiş küçük davranışlarını ekledi, McLaughlin ve Chused 1991'de kavramı iki kişilik bir etkileşime genişletti.

Sandler'in rol yanıtlılığında analist hastanın biçtiği karşı role kısmen uyar ve hastanın iç dünyasındaki ilişki ancak o rol oynanınca görünür.

Kendi payını tanımak, suçlamadan adlandırmak ve sahnenin neyi tekrarladığını birlikte araştırmak işi taşır; bazen sessizce sahneden çıkmak yeter.

Kaçınılmazlık sorumluluğu kaldırmaz; cinsel ya da romantik temas hiçbir açıklamayla bir sahneye dönüşmez, her koşulda ihlaldir.

Açılış sahnesi

Bartın'ın Orduyeri semtinde, ahşap konakların arasından inen yokuşun dibinde küçük bir bilgisayar ve yazıcı servisi. Tezgâhın arkasında deri kaplaması çatlamış bir döner sandalye var. Dükkânı açan adam yıllarca orada oturdu; öleli dört yıl oldu. Dükkânı şimdi kızı Nermin işletiyor. Sandalyede Orhan oturuyor; yirmi iki yıldır bu tezgâhın teknisyeni.

Öğleden sonra bir müşteri dizüstü bilgisayarını tezgâha bırakıyor: üç gün önce teslim almış, ekran yine kararmış. Sesi yükseldikçe Orhan başını kaldırmıyor, vidaları sökmeyi sürdürüyor. Konuşmayı Nermin yürütüyor. Özür diliyor, ücretsiz bakım sözü veriyor, adamı kapıya kadar geçiriyor.

Kapı kapanınca Orhan gözlüğünü çıkarıyor. "Rahmetli olsa o adamı içeri sokmazdı."

"Haklısın, Orhan Abi. Kusura bakma."

Akşam Nermin haftanın iş fişlerini topluyor. Geri gelen üç cihazın üçünde de Orhan'ın parafı var. Her seferinde iki kez özür dilemiş: önce müşteriden, sonra Orhan'dan. Annesinin sofrada babasından nasıl özür dilediğini hatırlıyor; hata kimden çıkarsa çıksın.

Bu düzenin ne zaman kurulduğunu bilmiyor. Orhan mı o sandalyeye oturdu, yoksa ilk sabah sandalyeyi ona doğru çeviren kendisi miydi?

Ertesi sabah tezgâhın arkasında iki sandalye duruyor.

"Geri gelen cihazlara bugün birlikte bakalım," diyor Nermin.

Orhan sandalyelere bakıyor, sonra yenisine oturuyor. "Eskisi zaten gıcırdıyordu."

Bu derste ne olacak

M23-D05'teki terapistler tepkilerini çoğunlukla davranışa dönüşmeden yakalıyordu; bu ders yakalanamayan yerde başlıyor. Kavramın Freud'un eyleme vurmasından ayrılıp 1980'lerde nasıl doğduğunu, Sandler'in rol yanıtlılığının ona nasıl zemin hazırladığını ve ilişkisel okulun onu iki kişinin ortak işine nasıl çevirdiğini izleyeceğiz. Sonra odadaki işe geçeceğiz: bir sahneyi tanımak, ona ad vermek, danışanla birlikte anlamak. Usta katmanı kaçınılmazlık tartışmasına ve hiçbir açıklamanın aklayamadığı canlandırmalara ayrıldı.

Sıfır noktası

Aktarımın odadaki yüzü M23-D01'de, karşıaktarımın tarihi M23-D04'te anlatıldı; canlandırmanın adı ise okur katmanında, ilişkisel psikanalizi tanıtan derste bir kez geçmişti (M19-D01). Klinik soru şudur: danışanın eski bir ilişkisi odada yalnız anlatılmaz, oynanır, ve terapist de o oyunda bir rol almıştır. Rolü alırken bunu bilmez. Bildiği an, oynanan şey konuşulabilir malzemeye dönüşür.

Açılıştaki dükkânda da tek bir kişinin hatası yoktu. Nermin'in özrü Orhan'ın küskünlüğünü çağırıyor, Orhan'ın küskünlüğü bir sonraki özrü.

Yaygın yanlış"Canlandırma, danışanın terapiste yaptırdığı bir şeydir."
Doğrusu

Bu okuma sorumluluğu tek tarafa yükler. Kavramı kuran yazarlar terapistin kendi geçmişinin ve çatışmalarının da sahneye girdiğini ısrarla vurguladı; danışanın davet ettiği rol, terapistin içinde ona uyan bir yer bulduğunda oynanır.

Mekanizma

Eyleme vurmadan canlandırmaya

Freud 1914'te, hastanın hatırlayamadığı geçmişi tedavide eylemle tekrarladığını yazmış ve buna eyleme vurma demişti (M07-D05). Aynı yazıda bir adım daha atar: tekrarlanan hastalık, tedavinin dışında kalmış eski bir olay sayılamaz, şimdi işleyen bir güçtür.

Freud'un eyleme vurması hastanın yaptığı bir şeydi ve çoğu zaman gürültülüydü: bir ilişkiye aniden atılmak, tedaviyi bırakmak. Theodore Jacobs 1986'da bakışı terapiste çevirdi. Makalesinin konusu analistin belirgin duygusal tepkileri olmadı; dinleme biçimine, yorumların tonuna, sonlandırma kararına yerleşmiş, tekniğin kendisi gibi görünen küçük davranışlar oldu.

Beş yıl sonra aynı dergide iki makale kavramı genişletti. James McLaughlin terimi iki düzeyde önerdi: geniş anlamıyla, analitik çerçevenin sözlere yüklediği eylem gücü yüzünden iki tarafın odadaki bütün davranışları; dar anlamıyla, taraflardan birinin ötekinin davranışının sonucu olarak yaşadığı gerilemeli ve savunmacı etkileşimler. Judith Chused canlandırmayı hasta ile analist arasındaki simgesel etkileşimler olarak tanımladı ve gizil dönemdeki bir çocuğun analizinden aldığı malzemeyle bunların kaçınılmaz olduğunu, işi ilerletebildiğini göstermeye çalıştı. Vincenzo Corbella'nın 2021 tarihli kavramsal derlemesi de terimin başlangıçta eyleme vurmanın gürültülü gösterilerinden ayrı, karşıaktarımın ince eylemlere dökülmesini adlandırdığını hatırlatır.

Rol yanıtlılığı: davet edilen rol

Joseph Sandler 1976'da International Review of Psycho-Analysis'te kısa bir makale yayımladı ve karşıaktarıma bir rol kavramı ekledi. Hasta aktarımda yalnız bir duygu taşımaz, bir ilişki kurmaya çalışır: kendisi için bir rol, analist için bir karşı rol. Sandler'e göre analistin dikkati kadar yanıtları da serbestçe salınır; analist kontrollü bir esneklikle bu karşı rolü kısmen üstlenir. Rol üstlenildiğinde hastanın bilinçdışı istek fantezisindeki ilişki odada gerçekleşir; analist onu çoğu zaman kendi davranışında fark ettiğinde görebilir.

Yansıtmalı özdeşimin etkileşimsel okuması (M16-D04) ve Racker'ın tamamlayıcı özdeşimi (M23-D04) aynı olguya içeriden bakar: terapist, danışanın içinde yaşayan biriymiş gibi hissetmeye başlar. Rol yanıtlılığı buna davranışı ekler; terapist o kişi gibi yalnız hissetmez, onun gibi davranır.

İki kişinin işi

İlişkisel okul canlandırmayı istisnai bir an olmaktan çıkarıp sürekli bir süreç saydı. İki kişilik psikoloji fikri (M19-D01) burada klinik sonucunu verir: odada olan her şeye iki tarafın da katkısı vardır, terapistin dışarıda durabileceği tarafsız bir gözlem noktası yoktur. Lewis Aron'un karşılıklılık vurgusu ve Jessica Benjamin'in iki kişinin birlikte ulaşabildiği "üçüncü" alanı (M19-D02) bu görüşün iki ucunu tutar. Aron'a göre analist ile hasta eşit olmasa da karşılıklı etkilenir; karşılıklılık ile asimetri birlikte işler. Benjamin'e göre çıkmazlarda ve canlandırmalarda iki kişi «yapan» ile «kendisine yapılan» arasında gidip gelen bir tamamlayıcılığa kilitlenir; karşılıklı tanıma, taraflardan birinin bu ikilikten çıkıp paylaşılan üçüncüye teslim olabilmesiyle yeniden kurulur.

Tanımak, adlandırmak, birlikte anlamak

Bir canlandırma çoğunlukla tek bir andan önce bir tekrarla kendini belli eder: terapistin başka danışanlarla yapmadığı bir şeyi bu danışanla yapması, bir konunun haftalarca açılmaması, seansların hep aynı tonda bitmesi. Fark edildiğinde iş birbirine karışan adımlarla yürür. Terapist önce kendi payını kendi içinde, suçluluğa gömülmeden tanır. Sonra olanı danışana suçlamadan ve itiraf yükü bindirmeden adlandırır. Ardından ikisi sahnenin neyi tekrarladığını birlikte araştırır: bu sahne danışanın hayatında daha önce nerede kuruldu, terapistin katkısı onu nasıl doğruladı?

Canlandırma araştırmada kendi adıyla az ölçüldü. Kişilerarası süreç araştırması ise yakın bir olguyu kodladı: terapistin, danışanın kendine davranma biçimini farkında olmadan doğrulaması.

Usta katmanı

Kavramın en canlı tartışması kaçınılmazlıkla ilgilidir. İlişkisel yazarların ve çağdaş Freudyenlerin çoğu canlandırmayı her terapide yaşanan, işin ilerlemesine de hizmet edebilen bir süreç sayar. Daha temkinli bir okuma, kaçınılmaz olanı onaylamanın tehlikesini hatırlatır: "zaten kaçınılmazdı" diyen bir terapist kendi katkısını sorgulamayı bırakabilir. Sahneye girmek terapistin hatası sayılmayabilir; fark etmeye çalışmamak ise onun sorumluluğudur. Gabbard'ın derlemesinin de işaret ettiği gibi, değişimi canlandırmanın kendisinin mi yoksa ardından yapılan konuşmanın mı getirdiği hâlâ açık.

Fark edilen her canlandırmanın danışana açılması gerekmez; kendini açmanın ölçüsü M21-D08'de kuruldu. Bazen terapist sahneden sessizce çıkar ve danışanın buna verdiği tepki yeni malzeme olur. Bu kararı kitap öğretmez; terapist onu kendi seanslarını başka bir kulakla yeniden dinleyerek ve kendi payını süpervizyonda defalarca görerek öğrenir.

Bazı canlandırmalar konuşulup anlaşılacak bir sahne olarak kalmaz. Terapistin danışana borç vermesi, onunla iş ya da arkadaşlık ilişkisine girmesi, seans dışı görüşmeleri çoğaltması sınırın aşınmasıdır; bunların ayrımı M29-D01'in konusu. Cinsel ya da romantik her temas, nasıl başlamış olursa olsun, bir ihlaldir. Danışanın istemesi, duygunun karşılıklı olması ya da sonradan "canlandırmaydı" diye açıklanması bunu değiştirmez; sorumluluk her durumda terapiste aittir.

İttifaktaki kopmalar canlandırmanın yakın akrabasıdır. Jeremy Safran ve Christopher Muran'ın ilişkisel psikanalizden beslenen araştırma çizgisi kopmayı tanımanın ve onarmanın yollarını ayrıca inceledi; o kanıt M23-D08'de.

Yaygın yanlış"Canlandırmayı fark eden terapist hemen danışana anlatmalıdır."
Doğrusu

Fark etmek bir adımdır; ne zaman ve hangi dille konuşulacağı danışanın o anki kapasitesine ve ittifakın gücüne bağlıdır. Bazen terapistin davranışını sessizce değiştirmesi sahneyi daha çok açar, bazen konuşmadan ilerlemek mümkün olmaz.

Yaygın yanlış"Usta bir terapist sahneye hiç girmez."
Doğrusu

Bu inanç okur katmanında düzeltilmişti (M19-D01). Klinikteki bedeli, terapisti kendi katkısını görmekten alıkoymasıdır; kendini canlandırmadan muaf sayan terapist sahneyi en geç fark eden kişi olur.

Kanıtın sınırı

Canlandırma kavramının neredeyse tamamı vaka raporlarına dayanır: Jacobs, McLaughlin ve Chused, analistin kendi seanslarından seçtiği vinyetlerle düşünür. Hangi sahnenin anlatılmaya değer olduğunu yazar seçer; kötü biten canlandırmalar yayına daha az girer. Kavramın sınırı da tartışmalıdır: McLaughlin'in geniş tanımında odadaki her davranış canlandırma sayılabilir ve böyle bir tanım ölçmeyi zorlaştırır. Elimizdeki tek süreç çalışması küçük bir örneklemle tek bir seansı ve kavramın kendisini değil yakın bir kişilerarası olguyu kodladı; tekrarlanıp tekrarlanmadığını burada sınamadık. Canlandırmanın fark edilip konuşulmasının terapi sonucunu iyileştirdiğini gösteren doğrudan bir karşılaştırma bilmiyoruz. Yazının çoğu Kuzey Amerika dergilerinden; para, saat ve sınır gibi canlandırmaların sık görüldüğü alanların başka kültürlerde nasıl yaşandığı genellenemez, ayrıca araştırılmalı.

Kendin dene

Aklında kalsın

Canlandırmada eski bir ilişki odada anlatılmadan oynanır ve iki taraf da sahnede yer alır; sahne çoğunlukla bittikten sonra görünür.

Freud tekrarı hastanın eylemi olarak tarif etti; Jacobs 1986'da terapistin tekniğe gizlenmiş küçük davranışlarını ekledi, McLaughlin ve Chused 1991'de kavramı iki kişilik bir etkileşime genişletti.

Sandler'in rol yanıtlılığında analist hastanın biçtiği karşı role kısmen uyar ve hastanın iç dünyasındaki ilişki ancak o rol oynanınca görünür.

Kendi payını tanımak, suçlamadan adlandırmak ve sahnenin neyi tekrarladığını birlikte araştırmak işi taşır; bazen sessizce sahneden çıkmak yeter.

Kaçınılmazlık sorumluluğu kaldırmaz; cinsel ya da romantik temas hiçbir açıklamayla bir sahneye dönüşmez, her koşulda ihlaldir.

Sonraki derse köprü

Bir canlandırmayı birlikte inceleyebilmek için iki kişinin sahneden bir adım çekilip aynı şeye bakabilmesi gerekir. Danışan ile terapistin, iş ne kadar zorlaşırsa zorlaşsın, birlikte çalışan iki taraf olarak kalabildiği bu zemine psikodinamik gelenek bir ad verdi. Çalışma ittifakı (M23-D07) bu zemini ve gücünün terapinin gidişatı hakkında ne söylediğini ele alıyor; komşu akademideki tanım orada temel alınıyor (Terapi, S02-P02-D01).

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.