M23-D02
Aktarımı yorumlamak
Aktarım yorumunun zamanlamasını, biçimini ve etkisine dair araştırmaları açıklar.
Psikanaliz Akademisi — M23, Aktarım, karşıaktarım ve ittifak · 3.069 kelime · 16 örnek durum · 5 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 20 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Aktarım yorumu açıklığa kavuşturma ve yüzleştirmeyle aynı yelpazede durur; yorum genellikle bu hafif hamlelerden sonra gelir.
Strachey 1934'te kalıcı değişimin, analiste o an yönelen bir duyguyu hedefleyen yorumdan doğduğunu savundu; bu görüş bir kuram olarak kaldı.
Zamanlamada danışanın kıyısına geldiği malzemeye, ittifaka ve kaygıya; biçimde kısalığa, somutluğa, hipotez diline ve danışanın sözcüklerine bakılır.
Olgun ilişkili hastalarda yoğun aktarım çalışmasının sakıncası Piper'da da Høglend'de de görüldü. Zayıf ilişkili hastalar için Connolly ile Høglend ters sonuç verdi; aradaki fark dozla, terapinin evresiyle ve ittifakla açıklanmaya çalışılıyor.
Açılış sahnesi
Bitlis'in Tatvan ilçesinde, gölün kıyısından geçen yürüyüş yolu. Güz rüzgârı kıyıdaki sazlıkları yatırıyor. Yolun ucunda boş bir otopark var; Ercüment orada, doktorunun yürüyüşe ek olarak önerdiği bisikletin üstünde, ellisini geçmiş biri için tuhaf bir inatla daire çiziyor.
Nurdan alt kattaki komşusu. Yirmi yıldır işe bisikletle gidip geliyor; üç akşamdır Ercüment'in yanında yürüyor, arada bir selenin arkasını tutuyor.
Ercüment yokuşun başında sallanıyor, bir park etmiş kamyonetin tamponuna doğru kayıyor. Nurdan arkadan sesleniyor: "Gidona yükleniyorsun, omuzların kaskatı!" Ercüment frene asılıyor, ayağını yere vuruyor. "Biliyorum! Şimdi mi söylenir bu?"
Ercüment birkaç tur sessizce dönüyor, sonra yavaşlayıp Nurdan'ın yanında duruyor, soluklanıyor.
"Az önce ne dedin, omuz mu?"
"Sallandığın her seferinde omuzlarını kulağına kadar kaldırıyorsun. Ben de ilk yıl öyleydim."
Ercüment omuzlarını bilerek indiriyor, bir kez daha deniyor. Bu kez yokuşun başında sallanınca kendi kendine "omuz" diye mırıldanıyor. Bisiklet düzeliyor.
Nurdan aynı cümleyi iki kez söyledi; ilkinde Ercüment korkudan duyamadı, ikincisinde cümle kendi sorusunun cevabıydı.
Bu derste ne olacak
Aktarımı tanıdıktan sonra terapist o malzemeyle ne yapar? Önce yorumun yakın akrabalarına ve aktarım yorumunun neden özel bir yer tuttuğuna bakacağız. Sonra yorumun zamanını, biçimini ve dozunu tek tek açacağız. Son durak araştırma: aynı müdahalenin bir çalışmada zarar, öbüründe yarar gösterdiği bulgular ve bu çelişkinin olası açıklamaları.
Sıfır noktası
Aktarım yorumu, Terapi akademisinde (S02-P02-D06) danışanın terapiste yönelttiği tepki ile hayatındaki öteki ilişkiler arasında kurulan ve sınanmak üzere söylenen bir bağlantı olarak tanımlandı. Yorumun öncesinde genellikle daha hafif iki hamle gelir: söyleneni netleştiren açıklığa kavuşturma (S02-P03-D06) ve danışanın görmediği bir çelişkiyi gösteren yüzleştirme (S02-P03-D08). Bu üçlü, yelpazenin (M21-D01) ifade edici ucunda durur; müdahale türlerinin ayrıntısı M24-D02 ile M24-D03'e kalıyor.
Klinik katmanda soru daralıyor: aktarımı fark eden terapist onu ne zaman, nasıl ve ne sıklıkta söze döker?
Yaygın yanlış"İyi bir yorum ne zaman söylenirse söylensin işe yarar."
Aynı içerik, danışanın onu duyabileceği bir anda söylendiğinde düşünmeye açılır; kaygının yüksek olduğu ya da ilişkinin henüz taşıyamadığı bir anda söylendiğinde saldırı gibi duyulabilir, inkârla karşılanabilir ya da yalnız zihinde bir bilgi olarak kalır.
Mekanizma
Strachey'nin sorusu
Aktarım yorumunun neden ötekilerden farklı tutulduğu sorusunu en etkili biçimde James Strachey sordu. Freud'un İngilizce çevirmeni olarak tanınan Strachey, bir bölümünü 13 Haziran 1933'te Britanya derneğinde okuduğu ve ertesi yıl IJP'de çıkan makalesinde psikanalizin hangi yolla değişim yarattığını açıklamaya çalıştı. Onun modelinde danışan analisti, kendi katı ve cezalandırıcı süperegosunun yanına bir tür yardımcı süperego olarak yerleştirir. Analist bu konumda, danışanın ona yönelttiği saldırgan ya da korku dolu beklentiye o beklentinin karşılığı olan biçimde cevap vermez; aradaki farkı adlandırır. Danışan, hayal ettiği analist ile karşısındaki analist arasındaki boşluğu o an fark eder.
Strachey'den sonra tartışma "yalnız aktarım mı?" sorusuna döndü; örüntüyü terapistle ilişkiye bağlamadan yorumlamak da yaygın bir uygulama.
Zamanlama
Freud 1913'te tedavinin başlangıcına dair yazısında, hekimin belirtilerin anlamını tahmin eder etmez hastaya bildirmesine karşı çıktı ve önce hastayla işleyen bir aktarım bağının kurulmasını beklemeyi önerdi. Aynı yazıda, hastanın anlatımı akıp gittiği sürece aktarım konusuna dokunulmamasını, aktarım dirence dönüşene dek beklenmesini de öğütledi. Sonraki klinik kuşaklar bu öğüdü genişletti ve zamanlamayı üç işaretle düşünmeye başladı. Yorum, danışanın kendisinin de kıyısına geldiği yere, yani bilincin hemen eşiğindeki malzemeye yönelir (önbilinç düzeyinin Freud'daki yeri M03-D07'de). İttifak yorumu taşıyacak kadar sağlam olmalıdır (M23-D07). Kaygı da dinlemeye izin verecek düzeydedir; fazla yükselmişse önce onu yatıştırmak gerekir.
Aşağıdaki üç vaka aynı danışanı ve aynı anı üç ayrı yorumla gösteriyor.
Biçim
Klinik yazında tekrar tekrar önerilen birkaç biçim özelliği var ve hepsi zamanlamayla aynı amaca hizmet eder: danışanın yorumu düşünebilmesi. Yorum kısa tutulur; tek bir bağlantı taşır. Somut bir ana dayanır: "geçen hafta, ben tatili söylediğimde" gibi. Kesinlik iddiası taşımayan bir dille kurulur ("gibi görünüyor", "acaba") ve danışanın kendi sözcüklerini kullanır, çünkü terapistin kavramları danışanın dilinde karşılık bulmayabilir. Bunlar klinik deneyimden gelen öğütlerdir, tek tek sınanmadılar.
Yaygın yanlış"Yorum ne kadar derine inerse o kadar etkilidir."
Derin bir yorum, danışanın henüz ulaşmadığı bir katmanı ona hazır bir cümle olarak verir. Danışan ya onu reddeder ya da kabul edip saklar; iki durumda da kendi yaşantısına bağlanmayan bir bilgi olarak kalabilir. Klinik gelenekte sıra yüzeyden derine doğrudur (savunma yorumundaki karşılığı M22-D05).
Doz
Bir seansta kaç aktarım yorumu yapılmalı? Klinik bir zevk sorusu gibi görünen bu soru, seans kayıtlarında müdahaleler sayılmaya başlanınca ölçülebilir hâle geldi.
Kanada'daki Piper ekibinin 1991'deki çalışması bu ölçünün beklenmedik bir yüzünü gösterdi.
Sekiz yıl sonra Philadelphia'dan gelen bir çalışma aynı yönde bir doz uyarısı yaptı, ama başka bir hasta grubu için.
Oslo'daki Høglend ekibinin rastgele atamalı deneyi, ılımlı düzeyde aktarım yorumu içeren bir yıllık terapiyi aynı terapinin aktarım yorumsuz biçimiyle karşılaştırdı (kartları M08-D02'de). Ortalama fark çıkmadı; ek yarar uzun süredir olgunlaşmamış ilişki örüntüleri taşıyan hastalarda görüldü, olgun ilişkili hastalarda küçük olumsuz etkiler kaydedildi. Piper'ın uyarısıyla bu bulgu uyuşuyor, Connolly'ninkiyle ters düşüyor.
Usta katmanı
Üç çalışma birlikte okununca ortada bir bulmaca kalır. Olgun ilişkili hastalarda yoğun aktarım yorumunun sakıncası iki kaynakta tekrar ediyor; zayıf ilişkili hastalar için ise Connolly'nin verisi zarar, Høglend'inki yarar söylüyor. Önerilen açıklamaların hiçbiri tek başına kesin değil.
Doz farkı akla ilk gelendir. Connolly ile Piper'ın doğal gözlem çalışmalarında terapistler oranı kendileri belirledi ve yüksek oranlar ölçüldü; Høglend'in deneyinde yorumlar el kitabına bağlı, ılımlı bir düzeyde tutuldu. Ağır ilişki sorunları olan danışan ölçülü dozda kendi örüntüsünü görebilir, her cümlede duyunca kuşatılmış hissedebilir. Zaman da ayrışıyor: Connolly yalnız ilk seanslara baktı, Høglend bir yıla yayılan bir terapiye. İlk haftalardaki yoğun yorum, henüz kurulmamış bir bağa fazla ağırlık yükleyebilir. Hesaba katılması gereken bir değişken daha var, ittifak; Oslo ekibinin sonraki analizi klinik sezgiyi zorlayan bir sonuç verdi.
Bulgu, zayıf ittifakta odadaki ilişkiyi konuşmanın işe yarayabildiğini düşündürüyor (kopma ve onarım M23-D08'de). "Destekte kalmak" vakasındaki karar yine de savunulabilir: deney ılımlı bir dozu sınadı, tek bir kırılgan anı sınamadı.
Ekoller yorumun ağırlığını farklı yere koyar. Klein'dan gelen gelenek ve Strachey'nin çizgisi burada-şimdiyi öne alır; ilişkisel okul terapistin kendi katkısını yoruma katar (M19-D01). Lacan'ın noktalaması anlam vermekten çok konuşmayı kesip yeniden okutur (M17-D07); Ferenczi ile Rank ise 1924'te iyileştirici gücü yorumdan çok aktarımda yeniden yaşanan ilişkiye bağlamıştı (M14-D03).
Yaygın yanlış"Danışan yorumu kabul ettiyse yorum işe yaramıştır."
Kabul, terapisti memnun etme isteğinden, tartışmadan kaçmaktan ya da yorumu yeni bir açıklama olarak dosyalamaktan da gelebilir. Terapist kabulden çok sonrasına bakar: yeni çağrışımlar, duygunun derinleşmesi, odadaki ilişkide küçük bir kıpırtı.
Kendi yorumunun bir danışanda nasıl yankılandığını duymak, kayıtlı seansları bir süpervizörle dinleyerek gelişen bir beceri; bu sayfa ona yalnız bir harita verir.
Kanıtın sınırı
Aktarım yorumuna dair kanıt az sayıda araştırma grubundan geliyor: Kanada'daki Piper ekibi, Philadelphia'daki destekleyici-ifade edici terapi çalışmaları ve Oslo'daki Høglend ekibi. Doğal gözlem çalışmaları terapistin seçimini ölçüyor; zorlanan bir terapide terapistin daha fazla aktarım yorumu yapması, yorumların sonucu kötüleştirdiği izlenimini yaratabilir. Aktarım yorumunu aynı terapinin içinden ayırarak sınayan deney Høglend'inki; tek merkezli ve bağımsız bir tekrarı yok. Ölçülen şey de çoğunlukla yorumun sayısı; zamanlama ve biçim gibi klinik yazının en çok üzerinde durduğu özellikler nadiren puanlanıyor. Veriler Kanada, ABD ve Norveç'te, kısa ve orta süreli terapilerde toplandı; açık uçlu uzun psikanalize ve farklı kültürlerde terapistle ilişki kurmanın başka kurallarına taşınıp taşınmadığı tartışmalı.
Kendin dene
Aklında kalsın
Aktarım yorumu açıklığa kavuşturma ve yüzleştirmeyle aynı yelpazede durur; yorum genellikle bu hafif hamlelerden sonra gelir.
Strachey 1934'te kalıcı değişimin, analiste o an yönelen bir duyguyu hedefleyen yorumdan doğduğunu savundu; bu görüş bir kuram olarak kaldı.
Zamanlamada danışanın kıyısına geldiği malzemeye, ittifaka ve kaygıya; biçimde kısalığa, somutluğa, hipotez diline ve danışanın sözcüklerine bakılır.
Olgun ilişkili hastalarda yoğun aktarım çalışmasının sakıncası Piper'da da Høglend'de de görüldü. Zayıf ilişkili hastalar için Connolly ile Høglend ters sonuç verdi; aradaki fark dozla, terapinin evresiyle ve ittifakla açıklanmaya çalışılıyor.
Sonraki derse köprü
Nurdan'ın cümlesi Ercüment'in ağzında tek bir sözcüğe, «omuz»a dönüştü; iyi zamanlanmış bir yorum da çoğu zaman böyle danışanın kendi sözü olur. Ama bazı aktarımlar terapistin sükûnetini de sınar. Danışan terapiste âşık olduğunu söylediğinde ya da her seansa açık bir düşmanlıkla geldiğinde, zamanlama ve doz sorusuna bir de sınırın nerede durduğu sorusu eklenir. M23-D03 erotik aktarım ile olumsuz aktarımı bu sorunun içinden ele alıyor.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.