M21-D07
Nötralite ve yoksunluk kuralı
Nötralite ve yoksunluk kavramlarını ve bugünkü yorumlarını açıklar.
Psikanaliz Akademisi — M21, Psikodinamik çerçeve · 2.962 kelime · 16 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 13 dk okuma · 20 dk dinleme
Terapi Akademisi’nde: S02-P02-D12
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Freud 1915'te kürün aktarımdaki isteklerin doyurulmadığı bir ortamda yürümesini istedi, 1919'da bunu mümkün olan ölçüyle sınırladı ve hastaya terapistin ideallerini dayatmayı reddetti. Doyurulmayan ihtiyacı değişimin itici gücü saydı.
"Nötralite" sözcüğü Strachey'nin bir çevirisinden doğdu. Anna Freud onu çatışmanın taraflarından eşit uzaklık diye tarif etti; Kernberg teknik nötraliteyi sıcaklıktan ayırdı, tehlike anında bilinçli sapmaya ve yorumla geri dönüşe yer açtı.
Bugünkü okumada nötralite saf tutmamak ve değer dayatmamak, yoksunluk da terapistin kendi ihtiyaçlarını danışan üzerinden karşılamamak. İlişkisel yazarlar tam nötralitenin imkânsızlığını gösterdi; kavram bir hedef olarak yaşıyor. Doğrudan kanıt yok; olumlu bakış sonuçla küçük bir ilişki gösteriyor, terapistin değerleri ise söylenmeden de danışana geçebiliyor.
Açılış sahnesi
Kelkit ovasının doğu ucunda bir köy, ilk kar düşmeden önceki hafta. Bir gece sürü ağılın çitini devirip komşunun yeni göğermiş buğdayına girmiş. İki aile o günden beri selamı kesmiş. Sonunda ikisi de aynı kapıyı çalmış: yazma kenarına oya işleyerek yetmiş yılı devirmiş, sözüne köyce bakılan Ayla'nın kapısını.
Sabah sürüyü güden Serhat geliyor, elinde annesinin gönderdiği bir teneke tereyağı. Ayla tenekeyi açmıyor. "Annenin dizi nasıl, ameliyattan sonra yürüyebiliyor mu?" diye soruyor, çay koyuyor. Kalkarken tenekeyi onun eline geri veriyor. "Öbür evden de dün bir bohça yufka geldi. O da kapının yanında, sahibini bekliyor."
Akşam iki aile Ayla'nın sedirinde. Serhat'ın amcası karşı evin gelinini iki kez sözünün ortasında kesiyor. Ayla elini kaldırıyor: "Bitirsin." Gelin bitirince aynı eli amcaya çeviriyor: "Şimdi sen, en başından." Kimin haklı olduğunu söylemiyor; tarladaki zararı kimin ölçeceğini soruyor ve iki taraf aynı adı söyleyene kadar bekliyor.
Dönüş yolunda Serhat söyleniyor: "Bize hiç yüz vermedi. Taş gibiydi."
Annesi gülüyor. "Taş olsa çay koymaz, dizimi sormazdı. Yağımızı alsaydı, yarın öbür tarafa hak verdiğinde ona küserdik."
Ne Ayla ne Serhat ne de çiti deviren sürü bir köy defterinde kayıtlı; hediyeyi kapıda bırakıp kapıyı kapatmamak ise ovadaki pek çok köyün bildiği bir iş.
Bu derste ne olacak
Terapistin tutumunu anlatan iki eski kural, yoksunluk ve nötralite, bugün çoğu zaman soğuk ve kapalı bir terapist resmiyle birlikte anılıyor. Bu ders Freud'un 1915 ve 1919 metinlerini Almanca aslından okuyacak, "nötralite" sözcüğünün bir çeviriden doğduğunu gösterecek, kavramın Anna Freud ve Kernberg'deki biçimini ve ilişkisel itirazı izleyecek. Türkiye'deki odalarda sık duyulan "Siz olsanız ne yapardınız?" sorusu vakalarda yer alıyor. Son bölüm doğrudan kanıtın neden bu kadar az olduğunu tartıyor.
Sıfır noktası
Gündelik dilde tarafsız kalmak çoğu zaman uzak durmak gibi anlaşılır: karışmamak, fikir söylememek, ilgisiz görünmek. Psikodinamik terapideki nötralite başka bir şeyi korur: danışanın kendi içindeki çatışmada terapistin bir tarafın sözcüsü olmaması. Yoksunluk sözcüğünün de iki anlamı var. Maddeyi bırakınca ortaya çıkan yoksunluk Temel Psikoloji M04-D08'in konusu; burada sözcük, terapistin danışanın aktarımdaki isteklerini doğrudan doyurmaması anlamında kullanılıyor. Aktarım (Terapi, S02-P02-D06) ve karşıaktarım (S02-P02-D07) iki kuralın üzerinde çalıştığı zemin.
Yaygın yanlış"Nötr terapist duygularını kapatmış, kayıtsız bir dinleyicidir."
Kavramın bugünkü okumasında terapist danışana ilgi ve sıcaklık gösterir; kapattığı şey, danışanın seçimlerini kendi değerleri doğrultusunda yönlendirme eğilimidir. Çoğu yazar soğukluğu bu tutumun bozulmuş bir biçimi sayar.
Mekanizma
Freud: istek doyurulmadan yürüyen kür
Freud yoksunluğu aktarımda doğan sevgi üzerine 1915'te yayımladığı kısa yazıda kurdu. Sorun somuttu: bir hasta hekimine âşık olduğunu söylerse hekim ne yapmalı? Karşılık vermek analizi bitirir ve hastaya erken bir örüntüyü bu kez gerçekte bir daha yaşatır. Hastayı sevgiyi bastırmaya çağırmak da malzemenin kendisini yok eder. Kalan yol, isteği bir yaşantı olarak odada tutmak ve kökenini birlikte araştırmaktır.
Kural tek cümledir: "Die Kur muß in der Abstinenz durchgeführt werden", yani tedavi yoksunluk içinde yürütülmelidir. Freud sınırını hemen çizer: insanın istediği her şeyden yoksun bırakılmasına hiçbir hasta dayanamaz. İlke, ihtiyacın ve özlemin hastada çalışmayı ve değişimi iten kuvvetler olarak kalması, terapistin bunları ikame doyumlarla yatıştırmamasıdır. Hemen öncesinde bir sözcük daha geçer: hekim, karşıaktarımı bastırarak kazandığı kayıtsızlığı (Indifferenz) inkâr etmemelidir.
Freud'un 1918'de bir kongrede meslektaşlarına okuduğu ve 1919'da basılan konuşmada kural genişledi ve yumuşadı: kür "soweit es möglich ist", yani mümkün olduğu ölçüde yoksunluk içinde yürütülmelidir. Aynı konuşma, yardım için gelen hastayı terapistin ideallerine göre biçimlendirmeyi de açıkça reddeder. Freud dünya görüşü, eğitim ve toplumsal konum bakımından kendisiyle hiçbir ortaklığı olmayan insanlara da onları kendi özelliklerinde bozmadan yardım edebildiğini yazar.
Yaygın yanlış"Yoksunluk ilkesi danışana hiçbir şey vermemek demektir."
Freud'un kendisi bütün doyumlardan yoksun bırakmanın uygulanamayacağını yazdı. Dikkat, ilgi, düzenli bir saat ve anlaşılma deneyimi terapinin her zaman verdiği şeylerdir; kural yalnız aktarımdaki isteğin gerçekte karşılanmasına yönelir.
Bir çevirinin doğurduğu kavram
Freud'un yazılarında "nötralite" (Neutralität) sözcüğü bu anlamda geçmez. Teknik terimin kaynağı, 1915'teki Indifferenz sözcüğünü İngilizceye "neutrality" diye çeviren James Strachey'dir; Mijolla'nın uluslararası psikanaliz sözlüğündeki madde çeviriyi 1924'e tarihler. Çeviri anlamı kaydırdı: Almanca sözcük kayıtsızlığa yakındı, İngilizce sözcük ise iki taraf arasında bir duruşu çağırıyordu. Sonraki kuşaklar kavramı bu ikinci anlamla geliştirdi.
Tarafsızlık yönündeki ilk adım Anna Freud'dan geldi. Benliğin savunmaları üzerine 1936 kitabında analistin yerini id, ego ve süperegodan eşit uzaklıkta bir nokta olarak tarif etti: analist dürtünün avukatı da yasağın savcısı da olmaz, çatışmanın bütün taraflarını gözlem alanında tutar. Onun savunma kataloğu (M06-D08) bu bakışla yorumlanacak malzemeye dönüştü.
Kernberg: teknik nötralite ve geri dönüş
Otto Kernberg ağır kişilik sorunlarıyla çalışırken bu tutuma "teknik nötralite" adını verdi. Mijolla'nın sözlüğü, adın kendiliğindenlik ve sıcaklık eksikliğinden ayırmak için seçildiğini not eder. Aktarım odaklı psikoterapide (M18-D03) tutum esneklik kazandı: danışanın yaşamı ya da tedavinin sürmesi tehlikedeyse terapist bilerek taraf tutar, sınır koyar, sonra bu müdahalenin danışanda ne uyandırdığını yorumlayarak nötraliteye geri döner. Kriz anlarının kendisi M26-D06'nın konusu.
Bugünkü okuma: taraf tutmamak, kendini doyurmamak
Bugün klinisyenlerin çoğu nötraliteyi, terapistin danışanın değerleri ve seçimleri karşısında kendi değerlerini dayatmaması diye okuyor. Din, siyaset, aile düzeni, cinsel yaşam ya da meslek seçiminde terapistin bir görüşü vardır, ama odayı o görüşün yayılacağı yer olarak kullanmaz. Yoksunluğa ise ikinci bir yükümlülük eklendi: terapist hayranlık görme, sevilme, önemli olma ya da yakınlık isteğini danışan üzerinden karşılamaz. Bu etik bir sınırdır ve meslek ilkeleri onu ayrıca düzenler (M29). Danışanın acısına içten ilgi göstermek kuralın içindedir.
Türkiye'deki odalarda danışanlar terapistin görüşünü, inancını, evli olup olmadığını sorabiliyor; yardım ilişkisinden sıcaklık ve misafirperverlik bekleniyor, mesafeli bir yanıt kaba bulunabiliyor. Aynı soru farklı danışanlarda çok farklı yerlerden gelir. Terapistin işi önce sorunun danışan için neyi taşıdığını anlamak, gerekiyorsa kısa ve sıcak bir cevap verip o cevabın ne yaptığını birlikte düşünmek olabilir.
Yaygın yanlış"Danışan sorduysa terapist görüşünü söylemek zorundadır; söylemezse kaba davranmış olur."
Sorunun ardındaki ihtiyacı anlamadan verilen cevap çoğu zaman danışanın kararını terapiste devreder. Kısa ve sıcak bir cevap da mümkündür; belirleyici olan, cevabın ardından onun odada ne yaptığının konuşulabilmesidir.
Usta katmanı
İlişkisel yazarlar nötraliteye kökünden itiraz etti. Owen Renik 1996 tarihli "The perils of neutrality" makalesinde kavramın teknik bir kılavuz olarak işe yarayıp yaramadığını sorguladı, analistin kişisel yargılarının ve duygularının klinik çalışmaya kaçınılmaz olarak girdiğini savundu ve hastayı sömürülmekten gerçekte neyin koruduğunu tartıştı. Analistin öznelliği (M19-D01) ve yansız analist efsanesinin eleştirisi (M19-D02) bu itirazın zeminidir.
Jay Greenberg 1986 tarihli makalesinde kavramı atmak yerine yeniden tanımladı: nötralite, danışanın terapisti eski bir figür olarak görme eğilimi ile onu yeni biri olarak yaşayabilme kapasitesi arasında en uygun gerilimi korumayı hedefler. Danışan terapisti hep eski figür olarak yaşıyorsa terapist daha yanıt veren olabilir, çünkü yoksa yeni bir deneyim imkânı kaybolur. Bugünkü yaygın görüş bu iki itirazın arasında duruyor: tam nötralite mümkün değildir, ama terapistin yönelmeye çalıştığı bir tutum ve hedef olarak değerini korur.
Bu iki kural okunarak öğrenilmez; yıllar boyunca, kendi tepkilerini açıkça konuşabildiğin bir süpervizyon ilişkisi içinde yerine oturur.
Kanıtın sınırı
Nötraliteyi ya da yoksunluğu doğrudan sınayan, terapistleri rastgele nötr ya da nötr olmayan bir tutuma atayan bir deneme bilinmiyor; böyle bir tasarım etik ve yöntem açısından da güç. Konu iki dolaylı kanıt hattına dayanıyor. Birincisi terapistin sıcaklığı üzerine ve nötralitenin soğukluk anlamına gelmediği iddiasıyla tutarlı.
İkinci hat değerlerle ilgili ve odanın hiç tarafsız olmadığını gösteriyor.
Terapistin kendini açması üzerine meta-analiz M19-D01'de kart oldu ve yoksunluğun katı biçimini desteklemiyor. Bu çalışmaların hiçbiri psikodinamik terapide nötraliteyi, yoksunluğu ve sıcaklığı aynı anda ölçmüyor. Kültürel boyut neredeyse hiç çalışılmamış: Türkiye'de danışanların terapistin görüşünü sorma sıklığına ve sıcaklık beklentisine dair yayımlanmış sistematik veri görünmüyor; buradaki kültürel gözlemler sahadan aktarılan izlenimlerdir, ölçülmüş bulgular sayılmamalı.
Kendin dene
Aklında kalsın
Freud 1915'te kürün aktarımdaki isteklerin doyurulmadığı bir ortamda yürümesini istedi, 1919'da bunu mümkün olan ölçüyle sınırladı ve hastaya terapistin ideallerini dayatmayı reddetti. Doyurulmayan ihtiyacı değişimin itici gücü saydı.
"Nötralite" sözcüğü Strachey'nin bir çevirisinden doğdu. Anna Freud onu çatışmanın taraflarından eşit uzaklık diye tarif etti; Kernberg teknik nötraliteyi sıcaklıktan ayırdı, tehlike anında bilinçli sapmaya ve yorumla geri dönüşe yer açtı.
Bugünkü okumada nötralite saf tutmamak ve değer dayatmamak, yoksunluk da terapistin kendi ihtiyaçlarını danışan üzerinden karşılamamak. İlişkisel yazarlar tam nötralitenin imkânsızlığını gösterdi; kavram bir hedef olarak yaşıyor. Doğrudan kanıt yok; olumlu bakış sonuçla küçük bir ilişki gösteriyor, terapistin değerleri ise söylenmeden de danışana geçebiliyor.
Sonraki derse köprü
Ayla tereyağını geri verdi, ama kendi dizinden, kendi gençliğinden tek söz etmedi. Terapide danışan aynı merakı terapiste çevirir: "Siz hiç boşandınız mı?", "Sizin de anneniz öldü mü?" Kendi hayatından ya da o anki duygusundan bir parçayı açmanın ilişkiyi ne zaman derinleştirdiği, ne zaman danışanı terapistin yükünü taşımaya ittiği sorusunu M21-D08 kendini açma başlığıyla üstleniyor.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.