M20-D03
Yorumbilgisel savunma
Psikanalizi anlam bilimi olarak savunan yorumbilgisel görüşü ve sınırlarını açıklar.
Psikanaliz Akademisi — M20, Psikanaliz bilim mi? · 3.040 kelime · 17 örnek durum · 5 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 20 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Ricoeur Freud'un kuramında enerji dilinin ve anlam dilinin birlikte konuştuğunu gösterdi ve bu karışımı psikanalizin nesnesine bağladı.
Habermas psikanalizi kişinin kendi geçmişini yeniden okuyarak özgürleştiği bir öz-yansıtma bilgisi saydı; Freud'un doğa bilimi kimliğini bu bilginin yanlış betimlenmesi olarak gördü.
Schafer eylem diline dayalı bir psikanaliz önerdi, Spence analizde kurulan öykünün geçmişe uygunluğu ile bugünkü inandırıcılığını ayırdı. Eleştirmenlerine göre bu ayrım göreciliğe açık kaldı.
Grünbaum'un itirazı şuydu: Freud'un iddiaları nedenseldi ve anlam okuması onları sınamaktan kurtarmıyordu. Bugünkü tartışmanın ortak zemini şu: anlam ile neden ayrı sorulardır ve psikanalitik bir yorum çoğu zaman ikisine birden cevap vermeye çalışır.
Açılış sahnesi
Bayramiç'te, belediyenin onardığı eski bir konağın arka odası, kasım sonu, bir çarşamba ikindisi. Kent müzesine bağışlanan bir sandıktan çıkan mektup, cam altına konmadan önce masada, bir aydınlatma lambasının altında duruyor. Suna hattat; eski yazıyı okuyabildiği için müze onu çağırmış. Levent köyün imamı, mektubu getiren ailenin komşusu.
Mektup 1940'ların başında askere gitmiş bir gencin annesine yazdırdığı birkaç satır. Suna büyüteci bir kelimenin üstünde tutuyor. Mürekkep orada dağılmış; kelime "dönerim" de okunabilir, "dönemem" de. Kâğıdın lifine, kalemin baskısına, aynı elin başka satırlarda bu harfi nasıl bağladığına bakıyor. "Buna karar vermeden kataloğa bir şey yazmam," diyor.
Levent kelimeyle o kadar ilgilenmiyor. Mektubun yarısı köydeki ceviz ağacının budanıp budanmadığını, kız kardeşin nişanını, ineğin doğurup doğurmadığını soruyor. "Bu çocuk korkuyor," diyor. "Korktuğunu söylemiyor, evdeki her şeyi tek tek sayıyor. Dönüp dönmeyeceğini yazsa da yazmasa da mektup bunu söylüyor."
Suna başını kaldırıyor. "Belki. Ama o kelime 'dönemem' ise senin okuman da değişir." Levent bir süre düşünüyor, sonra büyüteci eline alıp o da harfe bakıyor.
Müze, mektup ve iki komşu bu ders için tasarlandı; masadaki iki soru ise yarım yüzyıldır psikanalizin kendisi hakkındaki tartışmanın tam merkezinde.
Bu derste ne olacak
Grünbaum seans verisini telkinle kirlenmiş saymış ve sınamayı seans dışına çağırmıştı (M20-D02). O dersin sonunda bir cevap türü anılmıştı: psikanaliz nedenleri arayan bir bilim olmayabilir. Bu ders o cevabı kendi sesleriyle dinliyor.
Önce Paul Ricoeur'ün Freud okumasına, kuramın iki diline bakacağız. Ardından Jürgen Habermas'ın psikanalizi bir öz-yansıtma bilimi sayan çizgisine, sonra Roy Schafer ve Donald Spence'in anlatı merkezli önerilerine geçeceğiz. Mekanizmanın son durağı Grünbaum'un bu savunmaya itirazı. Usta katmanı, anlam ile neden arasındaki ilişkinin bugün nasıl tartışıldığını izleyecek.
Sıfır noktası
Yorumbilgisi (hermeneutics), metinlerin ve eylemlerin anlamını yorumlama geleneğidir; genel tanımı Sosyoloji YON-322-02'de, parça ile bütün arasındaki gidip gelme de Felsefe P01-D07-M02-02'de kuruldu. Psikanaliz akademisinde bu ayrımın ilk izi Jaspers'in anlama ile açıklamayı ayırmasıydı (M01-D06). Bu ders aynı ayrımı, psikanalizi savunmak için kullanan düşünürlere taşıyor.
Popper'ın ve Grünbaum'un ölçütleri bir doğa bilimine göre biçilmişti. Psikanaliz doğa bilimi olmadan da ciddi bir bilgi türü olabiliyorsa, iki eleştiri hedefini ıskalamış olur.
Yaygın yanlış"Yorumbilgisel savunma psikanalizin bilim olmadığını kabul etmektir."
Savunucular psikanalizi bir bilgi türü olarak savunur; yalnız doğa bilimlerinin ölçütünün ona uymadığını öne sürer. Habermas onu "bilim" kelimesinin geniş anlamında bir bilim olarak bile görür.
Mekanizma
İki dil konuşan bir kuram
Paul Ricoeur'ün Freud üzerine kitabı 1965'te Paris'te De l'interprétation: essai sur Freud adıyla çıktı, beş yıl sonra İngilizcede Freud and Philosophy adıyla okundu. Ricoeur kuramda birbirine tam oturmayan iki söz dağarcığı buldu.
Birincisi enerji ve kuvvet dilidir: yatırım, boşalım, bastırma, yer değiştirme. Metapsikolojinin ekonomik bakışı bu dille kurulur (M01-D01). İkincisi anlam dilidir: rüya bir metin gibi çözülür, belirti bir şey söyler, sürçme bir niyeti ele verir. Rüya yorumu derslerinde iki dil yan yana çalıştı; yoğunlaştırma ve yer değiştirme bir yandan enerjinin kayması, bir yandan da anlamın bükülmesiydi (M03-D04). Ricoeur bu ikiliği bir kusur saymadı. Ona göre psikanalizin nesnesi, yani arzunun dile geldiği yer, ikisini birden gerektiriyordu.
Ricoeur'ün Freud'u Marx ve Nietzsche'yle birlikte "şüphe ustaları" arasında saydığı da bu kitaptandır; o ayrım Epistemoloji T1.7'de anlatıldı. Burada önemli olan başka bir şey: Ricoeur Freud'u bilim felsefesinin ölçütleriyle sınamaya girişmedi, kuramın ne tür bir yorum olduğunu sordu.
Öz-yansıtmanın bilimi
Jürgen Habermas'ın 1968 tarihli Erkenntnis und Interesse kitabı bilginin hangi insan ilgilerine dayandığını soran geniş bir tarih ve felsefe çalışmasıydı; üç bilgi ilgisi ayrımı Sosyoloji tarafında, YON-322-02'de kart olarak duruyor. Kitapta psikanalize ayrılan bölümler ona özel bir yer verir.
Habermas'a göre psikanaliz, yöntemli öz-yansıtmayı kendi işleyişine katan tek somut bilim örneğiydi. Hasta, kendi geçmişinin kendisine yabancılaşmış parçalarını analistle birlikte yeniden okur ve bunu yaptıkça kendisini yönlendiren zorlamalardan kurtulur. Bilginin amacı denetim ya da yalnız anlaşma olmaktan çıkar, özgürleşmeye bağlanır. Bu çerçevede bir yorumun doğruluğu, sonunda hastanın onu kendi öyküsü olarak tanıyıp tanımamasına bağlanır.
Freud psikanalizi pek çok yerde bir doğa bilimi olarak anlattı; Habermas bu adla Freud'un yaptığını onun söylediğinden daha doğru anladığını öne sürer. Ricoeur de sonraki yıllarda bu teşhise yakın durdu.
Anlatı doğrusu
Yorumbilgisel çizgi Amerika'da psikanalistlerin kendi elinde başka bir biçim aldı. Roy Schafer, 1970'lerin ortasında yayımlanan A New Language for Psychoanalysis kitabında metapsikolojinin enerji ve aygıt dilini bırakıp kişinin eylemlerini ve onları nasıl anlattığını merkeze alan bir eylem dili önerdi.
Donald Spence 1982'de yayımlanan Narrative Truth and Historical Truth kitabıyla soruyu daha keskin hâle getirdi. Analizde kurulan açıklama, kişinin geçmişinde olanı ortaya çıkarmaktan çok, o geçmişi bugün için tutarlı ve inandırıcı bir öyküye bağlıyor olabilirdi. Spence'in ayrımı Epistemoloji 9.2'de terim olarak tanımlandı. Freud ise analizi bir kazı gibi düşünüyor, analistin kurduğu sahnenin geçmişte yaşanmış bir şeye denk geldiğini umuyordu (M08-D07, M20-D01'deki 1937 makalesi). Freud'un kendi "tarihsel hakikat" kavramı (M09-D06) başka bir bağlamda, dinin kökenine dair bir tezde kullanılır; Spence'in tarihsel doğrusu daha alçakgönüllüdür, yalnız olanın kaydıdır.
Tutarlı bir öykü gerçekten iyileştirir mi? Anlatı kimliği araştırması bu soruya dolaylı bir yerden yaklaştı.
Grünbaum'un cevabı: neden geri döner
Grünbaum 1984 kitabının uzun giriş bölümünü bu yorumculara ayırdı. Seans verisine yönelik itirazı önceki derste görüldü; buradaki hamlesi farklı. Ona göre yorumbilgisel savunucular psikanalizi Freud'un hiç kabul etmeyeceği bir felsefeyle korumaya çalışıyordu.
Grünbaum'un çekirdek gözlemi basittir. Freud'un kuramı nedensel iddialarla doludur: bastırılmış bir çatışma belirtiye yol açar, bastırmanın kalkması belirtiyi giderir. Bir belirtinin anlamını kavramak, o anlamın belirtiyi doğurduğunu göstermez. Bir rüyayı bir öyküye bağlamak, öykünün rüyanın nedeni olduğunu kanıtlamaz. Habermas'ın yorumun geçerliliğini hastanın kabulüne bağlamasını da reddetti; hasta onayının zayıflığı M01-D06'da tartışılmıştı, telkin itirazı (M20-D02) onu ağırlaştırıyordu.
Yaygın yanlış"Bir yorum kişiye anlamlı geliyorsa doğrudur."
Anlamlı gelmek bir yorumun kişiyi etkilediğini gösterir. Yorumun geçmişte olana uyup uymadığını ya da belirtiyi gerçekten doğuran süreci adlandırıp adlandırmadığını göstermez; bu ikinci sorular seansın dışından da veri ister.
Usta katmanı
1980'lerden sonra felsefede anlam ile nedenin birbirini dışlamadığı görüşü güçlendi; Jonathan Lear gibi yazarlar Ricoeur'ün ve Habermas'ın bazı analistleri gerekçelerin neden olamayacağına ikna ettiğini, bunun bir yanılgı olduğunu ileri sürdü. Bir kişinin bir şeyi neden yaptığına dair gerekçesi, onun davranışının nedenleri arasında yer alabilir. Bu görüşte psikanalitik yorum hem anlam hem neden iddiası taşır, iki yönden de sınanabilir.
Psikanalizin kendi içinde de iki eğilim sürdü. Bir yanda klinik süreci öznelerarası bir anlam kurma olarak gören yazarlar, öte yanda kuramın sınanabilir bir psikoloji olması gerektiğini savunanlar var. Elliot Jurist 2017 tarihli bir yazısında bu ayrışmayı Irwin Hoffman ile Morris Eagle ve David Wolitzky arasındaki tartışma üzerinden okudu ve bilimle yorumbilgisini birbirine kapatmayan güçlü bir çoğulculuk önerdi. Lacan'ın bilim tartışması ise modern bilimle doğan özne konumu üzerinden başka bir yoldan yürüdü (M17-D08). Sebastian Gardner'ın 2019'da yayımlanan bir değerlendirmesi Freud'un açıklama nesnelerinin, rüyanın, belirtinin, sürçmenin, kişisel olanla kişi altı olan arasındaki sınırda durduğunu vurgular: Freud zihinsel hayatın baştan sona anlamdan kurulduğunu kabul etmez.
Yaygın yanlış"Anlatı doğrusu görüşüne göre her öykü eşit derecede iyidir."
Spence ve Schafer tutarlılık, kapsayıcılık ve kişinin hayatına uygunluk gibi ölçütler önerir. Yine de eleştirmenler bu ölçütlerin bir öyküyü geçmişe karşı sınamaya yetmediğini ve görüşün göreciliğe kayabildiğini gösterdi. Bu risk, terapide "bulunan" anıların gerçekliği tartışmasında somut bir bedele dönüştü; o tartışma M20-D08'de.
Yaygın yanlış"Freud psikanalizi bir yorum sanatı olarak tanımladı."
Freud yorumu merkeze koydu, ama psikanalizi doğa bilimleri arasında saydı ve kuramını nedensel bir dille kurdu. Yorumbilgisel okuma Freud'un kendi tanımına karşı geliştirilmiş bir okumadır; Habermas bunu açıkça söyler.
Kanıtın sınırı
Bu dersin kurucu metinleri olan Ricoeur'ün ve Habermas'ın kitapları, makale özetlerinin ve ikincil anlatıların aktarımıyla veriliyor; Grünbaum'un giriş bölümü de iki ikincil kaynağa dayanıyor. Bu yüzden iddiaların genel biçimi güvenilir, ayrıntısı sınırlı. Felsefi bir tartışmada "kanıt" çoğunlukla bir argümanın nasıl kurulduğunun kaydıdır.
Ampirik kısım daha da dar. Adler'in çalışması tek bir örneklemden geliyor, kontrol grubu yok ve psikanalize özgü değil; anlatı temalarını ölçmenin yolu da Spence'in kastettiği yorum tutarlılığından farklı. Tartışma büyük ölçüde Fransız, Alman ve Amerikan felsefesinde yürüdü. Anlam ve neden ayrımının, öykünün ailede ve toplulukta ortaklaşa kurulduğu kültürlerde nasıl işlediği, örneğin bir kişinin öyküsünün aileden ayrı düşünülmediği yerlerde, bu literatürde bilinmiyor ve genellemeyi sınırlıyor.
Kendin dene
Aklında kalsın
Ricoeur Freud'un kuramında enerji dilinin ve anlam dilinin birlikte konuştuğunu gösterdi ve bu karışımı psikanalizin nesnesine bağladı.
Habermas psikanalizi kişinin kendi geçmişini yeniden okuyarak özgürleştiği bir öz-yansıtma bilgisi saydı; Freud'un doğa bilimi kimliğini bu bilginin yanlış betimlenmesi olarak gördü.
Schafer eylem diline dayalı bir psikanaliz önerdi, Spence analizde kurulan öykünün geçmişe uygunluğu ile bugünkü inandırıcılığını ayırdı. Eleştirmenlerine göre bu ayrım göreciliğe açık kaldı.
Grünbaum'un itirazı şuydu: Freud'un iddiaları nedenseldi ve anlam okuması onları sınamaktan kurtarmıyordu. Bugünkü tartışmanın ortak zemini şu: anlam ile neden ayrı sorulardır ve psikanalitik bir yorum çoğu zaman ikisine birden cevap vermeye çalışır.
Sonraki derse köprü
Yorumbilgisel savunma, Freud'un metinlerini okurken yazarın kendisine güvenmeyi sürdürüyordu: vakalarını anlattığı gibi yaşadığı, hastalarının dediği gibi iyileştiği varsayılıyordu. 1970'lerden sonra bazı tarihçiler bu güveni arşive götürdü; hasta kayıtlarına, mektuplara ve tanıklıklara bakıp Freud'un kendi öyküsünü sorguladılar. Freud karşıtı yazın adıyla anılan bu çalışmaların neyi belgelediğini ve onlara verilen cevapları M20-D04 tartacak.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.