M20-D01
Popper ve yanlışlanabilirlik
Popper'in psikanalizi yanlışlanamaz bulan eleştirisini ve bu eleştiriye verilen yanıtları açıklar.
Psikanaliz Akademisi — M20, Psikanaliz bilim mi? · 3.033 kelime · 16 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 20 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Popper psikanalize yönelik eleştirisini 1919 Viyana'sına tarihlediği bir anıya dayandırdı. Ona göre psikanalizin lehine biriken gözlemler, kuram hiçbir davranışı yasaklamadığı için kanıt sayılmazdı; Einstein ise kuramını yanlış çıkabilecek bir gözleme bağlamıştı.
Eleştirinin psikanalize özgü noktası zıt sonuçların aynı kavramla açıklanması ve hastanın onayının da reddinin de yorumu destekler görünmesiydi. Freud 1937'de bu itirazı yazı tura benzetmesiyle aktardı ve doğrulamayı yorumdan sonra gelen yeni malzemede aradı.
Grünbaum'a göre Freud'un 1895 ve 1915 metinleri kuramın neyle çürüyeceğini adlandırıyordu; kuram sınanabilirdi, klinik kanıtı ise zayıftı. Lakatos'un çerçevesi soruyu "bilim mi" olmaktan çıkarıp "düzeltmeler yeni öngörü getiriyor mu" sorusuna çevirir; cevap psikanalizin katmanına göre değişir.
Açılış sahnesi
Devrek'te, çarşının ortasındaki çınarlı çay bahçesi, ekim başında bir cumartesi sabahı. Atilla otuz yıldır kömürcü; kimin ne zaman sipariş verdiğinden mahallenin hâlini okur. Karşısındaki Melek ocakta iş güvenliği uzmanı ve Atilla'nın eski müşterisi. Masada iki ince belli bardak ve katlanmış bir yerel gazete var.
Gazetedeki habere göre ilçede bu yıl boşanmalar artmış. Atilla gülümsüyor: "Para. Her şey ekonomiden. Ev geçindiremeyen kavga eder." Melek geçen yılki habere dönüyor, o yıl da evlenmeler artmıştı. Atilla hiç duraksamıyor: "Yine para. Kira pahalı, gençler birleşip yükü bölüşüyor." Spor kulübünün yenilgisi bütçeden, bayram kalabalığı ikramiyeden.
Melek bardağını bırakıyor ve sakin bir sesle soruyor: "Atilla abi, senin açıklaman ne zaman yanılırdı? Hangi haberi okusan 'burada para işin içinde değil' derdin?" Atilla bir an düşünüyor. "Belki hiçbir zaman. Doğru olduğu için." Melek ocaktaki gaz dedektörünü anlatıyor: her vardiyada "tehlike yok" gösteren bir cihazı ilk iş söküp sınar, çünkü alarm veremeyen bir alet hiçbir şeyi ölçmüyor olabilir. Atilla gülüyor, sonra gazeteyi yeniden açıp haberleri bu kez tek tek okuyor.
Çay bahçesi, kömürcü ve iş güvenliği uzmanı bu derse ait bir kurgudur; sorunun kendisi ise yüz yıldır felsefe kitaplarında durur.
Bu derste ne olacak
Ekoller haritası çizildikten sonra sıra bir yöntem sorusunda: bir açıklamanın her sonuçla barışması güç mü, zaaf mı? Soru psikanalize en sert biçimde Karl Popper'dan geldi.
Önce Popper'ın kendi anlatısını okuyacağız: 1919 Viyana'sı, Adler'le karşılaşma ve Einstein'la karşıtlık. Sonra eleştirinin psikanalize özgü çekirdeğine geçeceğiz: zıt iki davranışın aynı kavramla açıklanması ve hastanın evet'inin de hayır'ının da yorumu doğrulaması. Ardından yanıtları göreceğiz: Freud'un 1937 savunması, Grünbaum'un Popper'a itirazı, kuramın kanıtla değişip değişmediği ve Lakatos'un çerçevesi. Usta katmanı psikanalizin katmanlarının farklı ölçüde sınanabildiğini tartışacak.
Sıfır noktası
Yanlışlanabilirlik (falsifiability) bu derste yeniden tanımlanmıyor; Temel Psikoloji M01-D05'te psikanalizin kısa tarihi içinde tanımlandı, bilim felsefesindeki genel çerçevesi de Epistemoloji 5.2'de kuruldu. Popper'ın 1919 anısı ise akademide bir kez, Jung'un kavramlarına uygulanarak anıldı (M11-D10). Burada aynı ölçüt bu kez Freud'un kuramına ve psikanalizin kendi savunmasına dönüyor.
Ölçüt doğruluğu ölçmez, iddianın biçimini sorgular: hangi gözlem gelse iddia zor duruma düşerdi? Atilla'nın açıklaması birçok olayda doğru olabilir. Sorun, onu zor duruma düşürecek bir olayın tarif edilememesinde.
Yaygın yanlış"Yanlışlanamayan bir iddia yanlıştır."
Ölçüt bir iddianın doğru ya da yanlış olduğunu söylemez; sınanabilir olup olmadığını sorar. Yanlışlanamaz bir iddia hakkında söylenebilecek olan, lehine toplanan örneklerin kanıt gücünün zayıf olduğudur.
Mekanizma
Viyana, 1919: bir gencin üç kuramı
Popper'ın psikanaliz eleştirisi bir felsefe kitabından önce bir anı olarak doğdu. 1953 yazında Cambridge'de verdiği ve 1963'te Conjectures and Refutations kitabının açılış bölümüne aldığı derste, 1919'da Viyana'da üç kuramla meşgul olduğunu anlatır: Marx'ın tarih kuramı, Freud'un psikanalizi ve Adler'in bireysel psikolojisi. Biyografik kaynaklar onun bir süre Adler'in çocuk danışma merkezlerinden birinde gönüllü çalıştığını da kaydeder.
Anının özü M11-D10'da anlatıldı: Popper Adler'e kuramına pek uymayan bir çocuk vakası anlatmış, Adler çocuğu görmeden vakayı aşağılık duygusuyla açıklamıştı. Popper'a göre bu kuramların hayranları her yerde doğrulama görüyor ve bu bolluğu güç sayıyordu. Popper bolluğu tersinden okudu: kuram hiçbir davranışı yasaklamıyorsa, her davranış onu doğrular görünür ve bu doğrulamalar kuramın sınandığını göstermez.
Karşıtlık Einstein'dan geldi. Genel görelilik, güneş tutulması sırasında yıldız ışığının Güneş'in yanından geçerken belirli bir miktar bükülmesi gerektiğini söylüyordu; 1919 tutulmasında yapılan gözlemler bu öngörüyü sınadı. Popper'ı etkileyen, öngörünün tutmama ihtimalinin baştan açık olmasıydı.
Her sonucu karşılayan açıklama
Popper'ın en çok aktarılan örneği iki adamdır: biri bir çocuğu boğmak için suya itiyor, öteki canını tehlikeye atıp suya atlıyor. Freud'un çerçevesinde birincisi bastırılmış bir dürtüyle, ikincisi yüceltmeyle açıklanabilir; Adler'in çerçevesinde ikisi de aşağılık duygusunu yenme çabası sayılabilir. Örnek Temel Psikoloji M01-D05'te bir durum olarak işlendi, M11-D10'da da karta geçti.
Psikanalizin kavram dağarcığında bu yapıyı kolaylaştıran parçalar var. Karşıt tepki (M06-D06), bir dürtünün tam tersi bir tutumla örtülmesini anlatır: aşırı temizlik kirlenme isteğini, aşırı nezaket düşmanlığı gizleyebilir. Kavram tek başına kullanıldığında bir davranış da tersi de aynı dürtüye bağlanabilir. Ölüm dürtüsü tartışmasında (M07-D07) benzer bir güçlük daha soyut bir düzeyde görüldü: dürtünün sessiz çalıştığı söylendiğinde, onu gösterecek bir gözlem de geri çekilir.
Eleştirinin en keskin biçimi seans odasına yöneliktir. Hasta bir yorumu kabul ederse yorum doğrulanmış sayılır; reddederse ret bir direnç olarak okunabilir. M01-D06'da Wittgenstein'ın sorusu ve hasta onayı ölçütü bu açıdan ele alındı. Freud bu itirazı kendisi de duydu ve hayatının sonuna doğru bir cevap yazdı.
1937 tarihli yapılandırmalar üzerine makalesinde (Konstruktionen in der Analyse) Freud, analistin yorumuna hastanın "evet" demesinin de "hayır" demesinin de tek başına pek bir şey kanıtlamadığını kabul eder. Evet bir uysallıktan, hayır bir dirençten gelebilir. Doğrulamayı başka yerde arar: yorumdan sonra gelen yeni çağrışımlar, rüyalar, unutulmuş bir ayrıntının hatırlanması ya da belirtilerdeki değişiklik.
Yaygın yanlış"Psikanaliste ne dersen de haklı çıkar."
Freud bu itirazı ciddiye aldı ve 1937'de ne hastanın onayını ne de reddini tek başına kanıt saydı. Yorumu yeni malzemeyle sınamayı önerdi. Bu yanıtın yeterliliği tartışmalıdır.
Freud'un metinlerinden gelen yanıt
Popper'a en ayrıntılı itiraz, bilim felsefecisi Adolf Grünbaum'dan geldi. Freud'un klinik kanıtını en ağır biçimde eleştirenlerden biri olduğu hâlde Popper'ın bu kuramı yanlış yerden vurduğunu düşündü. Ona göre Popper'ın boğulan çocuk örneği Freud'un vakalarından alınmamış, kurgulanmış bir örnekti ve Freud'un metinlerinde kuramının neyle çürüyeceğini açıkça adlandırdığı yerler vardı.
Grünbaum iki örnek öne çıkardı. Freud 1895'te kaygı nevrozu üzerine yazdığı makaleye gelen bir eleştiriye yanıt verirken, cinsel hayatı olağan olan birinde aynı fobilerin gösterilmesinin kuramını çürüteceğini yazdı. 1915'te yayımladığı kısa vaka yazısının başlığı da kendi kuramıyla çelişen bir paranoya vakasını duyuruyordu: ilk görüşmelerde Freud'un paranoya açıklamasına uymayan bir tablo, sonraki görüşmelerde gelen bilgilerle yeniden kurama bağlandı. Grünbaum'a göre Freud'un paranoya varsayımı toplumsal düzeyde bile sınanabilir bir sonuç doğuruyordu.
Grünbaum'un hamlesi ilginç bir yer değiştirme yapar. Psikanaliz Popper'ın "bilim dışı" kutusundan çıkar, ama karşısına daha somut bir soru konur: sınanabilir öneriler sınandığında ne çıktı?
İkinci bir yanıt Freud'un kuramını değiştirme biçimine bakar. Freud 1897'de Fliess'e yazdığı mektupta baştan çıkarma kuramına artık inanmadığını yazdı (M02-D06). 1926'da kaygı kuramını tersine çevirdi; kaygı bastırılmış libidonun ürünü olmaktan çıkıp bastırmayı başlatan bir tehlike işareti oldu (M06-D03). Savunucular bunu kuramın gözlem karşısında geri adım atabildiğinin kanıtı sayar. Eleştirmenler değişikliklerin önceden ilan edilmiş bir sınamadan çok Freud'un kendi klinik yorumundan doğduğunu ve eski kuramın yerine aynı ölçüde esnek yenisinin geldiğini söyler.
Koruyucu kuşak ve çekirdek
Popper'ın ölçütüne bilim felsefesinin içinden de itirazlar geldi. Thomas Kuhn bilim insanlarının kuramlarını ilk olumsuz sonuçta bırakmadığını gösterdi (Epistemoloji 5.3). Duhem ve Quine'ın adıyla anılan sorun, olumsuz bir sonucun kuramın kendisini mi yoksa ona eşlik eden yardımcı varsayımlardan birini mi vurduğunun mantıkla belirlenemeyeceğini hatırlatıyordu (Epistemoloji 5.2).
Imre Lakatos bu itirazları bir araya getirdi ve değerlendirme birimini tek tek kuramlardan araştırma programlarına taşıdı (Epistemoloji 5.4). Bir programın vazgeçilmeyen bir çekirdeği ve olumsuz sonuçları karşılayan bir koruyucu kuşağı vardır. Soru, kuşakta yapılan değişikliklerin yeni olgular öngörüp öngörmediğidir.
Psikanalize uygulandığında soru değişir. Bilinçdışı süreçlerin davranışı etkilediği, iç çatışmanın belirti doğurabildiği ve erken ilişkilerin sonrakilere taşındığı fikri bir çekirdek gibi okunabilir. Savunma mekanizmalarının ayrıntısı, dürtü kuramının biçimi ve teknik kurallar kuşakta yer alır. Sorulacak olan şudur: kuşağa eklenen her düzeltme yeni ve sınanabilir bir öngörü getirdi mi, yoksa yalnız eldeki aksaklığı mı kapattı? Bu soruya tek bir cevap yok; savunmaların ölçülebilirliği (M06-D09) gibi bazı alanlarda program öngörü üretti, metapsikolojinin enerji dili gibi başka alanlarda üretmedi.
Usta katmanı
Popper'ın ölçütüyle Grünbaum'un çözümlemesi bir noktada birleşir: ikisi de psikanalizi bir önermeler kümesi olarak sınar. Felsefeci Frank Cioffi 1970'te yayımlanan ve sonradan kitaplaştırdığı bir denemede eleştiriyi başka bir yere taşıdı. Ona göre bir alanı sözde bilim yapan şey önermelerinin mantıksal biçiminden çok, savunucularının olumsuz kanıt karşısındaki tutumudur: kanıtın görmezden gelinmesi, sorunun ertelenmesi, eleştirinin kişinin kendi direncine bağlanması. Bu okuma, kavramların yanında alanın kurumsal alışkanlıklarını da incelemeyi ister.
Psikanaliz tek parça bir kuram olmadığı için cevap katmana göre değişir. Metapsikoloji (M01-D01) zihni enerji, yapı ve kuvvet diliyle betimler ve büyük ölçüde gözlemin dışında kalır. Klinik kuram ise seansta gözlenen örüntüleri adlandırır ve çoğu zaman sınanabilir bir biçime çevrilebilir.
Bu dersin dışında kalan iki yanıt modülün sonraki duraklarında. Psikanalizi bir anlam bilimi olarak savunan ve Popper'ın ölçütünü yanlış bir talep sayan yorumbilgisel görüş M20-D03'te ele alınacak. Bilinçdışı süreçleri ve bastırmayı deneyde sınayan çalışmalar da M20-D05 ile M20-D06'nın konusu.
Yaygın yanlış"Popper psikanalizi çürüttü."
Popper'ın iddiası kuramın sınanamaz olduğuydu; çürütülmek ise sınanmış olmayı gerektirir. Grünbaum bu teşhise de itiraz etti ve kuramın sınanabilir olduğunu savundu. Sonraki deneysel çalışmalar psikanalizin bazı önermelerini destekledi, bazılarını desteklemedi (Temel Psikoloji M12-D02).
Kanıtın sınırı
Bu dersin tarihsel çekirdeği bir filozofun otuz yılı aşkın bir aradan sonra anlattığı bir anıya dayanıyor. Elimizde 1919'un kendisi yok, 1953'te hatırlanan biçimi var; Adler'le karşılaşmanın ayrıntısı da yalnız Popper'ın anlatısından geliyor. Grünbaum'un 1984 kitabının ayrıntılarını ikincil bir kaynaktan, Fonagy'nin makalesini yalnız özetinden okuduk; Freud'un 1937 makalesini İngilizce çevirisine dayanan bir okuma notuyla doğruladık. Bu, iddiaların biçimini güvenilir, bazı ayrıntılarını ise sınırlı kılıyor.
Daha büyük sınır tartışmanın kendisinde. Yanlışlanabilirliğin tek başına bir sınır çizgisi olup olamayacağı bilim felsefesinde hâlâ tartışılıyor ve Popper'ın kendisi de ölçütü sonraki yıllarda yumuşattı. Psikanalizin "bilim mi" sorusuna bu modülün vereceği her cevap, hangi katmanın ve hangi önermenin kastedildiğine bağlı kalacak. Tartışmayı yürütenlerin neredeyse hepsi Avrupalı ve Kuzey Amerikalı filozoflar; psikanalizin Latin Amerika'da, Doğu Asya'da ya da Türkiye'de hangi bilim anlayışıyla karşılandığı bu literatürde az temsil ediliyor ve oralara genellemek ayrı bir çalışma ister.
Kendin dene
Aklında kalsın
Popper psikanalize yönelik eleştirisini 1919 Viyana'sına tarihlediği bir anıya dayandırdı. Ona göre psikanalizin lehine biriken gözlemler, kuram hiçbir davranışı yasaklamadığı için kanıt sayılmazdı; Einstein ise kuramını yanlış çıkabilecek bir gözleme bağlamıştı.
Eleştirinin psikanalize özgü noktası zıt sonuçların aynı kavramla açıklanması ve hastanın onayının da reddinin de yorumu destekler görünmesiydi. Freud 1937'de bu itirazı yazı tura benzetmesiyle aktardı ve doğrulamayı yorumdan sonra gelen yeni malzemede aradı.
Grünbaum'a göre Freud'un 1895 ve 1915 metinleri kuramın neyle çürüyeceğini adlandırıyordu; kuram sınanabilirdi, klinik kanıtı ise zayıftı. Lakatos'un çerçevesi soruyu "bilim mi" olmaktan çıkarıp "düzeltmeler yeni öngörü getiriyor mu" sorusuna çevirir; cevap psikanalizin katmanına göre değişir.
Sonraki derse köprü
Grünbaum Popper'ı haksız bulurken psikanalizi aklamadı; kuramı bilim kutusuna koydu ve hemen ardından klinik kanıtının neden güvenilmez olduğunu sordu. Seans odasında analistin beklentisi danışanın hatırladıklarını ve kabul ettiklerini biçimlendiriyorsa, divandan gelen doğrulamalar kime ait? M20-D02 bu kuşkuyu, Grünbaum'un telkin itirazını ve Freud'un ona önceden verdiği cevabın neden tartışıldığını izleyecek.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.