M19-D02
Öznelerarası yaklaşım
Öznelerarası kuramın analist ile hastanın birlikte oluşturduğu alan fikrini açıklar.
Psikanaliz Akademisi — M19, İlişkisel dönüş, bağlanma ve zihinselleştirme · 3.022 kelime · 16 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 20 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Psikanalizde "öznelerarası" adı iki ayrı çizgiyi taşır. Stolorow, Atwood ve Brandchaft'ın kuramı her ruhsal olguyu iki öznelliğin birbirini örgütlediği bir sistemin içinde okur ve zihni kendi içine kapalı sayan anlayışı bir efsane olarak eleştirir.
Benjamin'de öznelerarasılık ulaşılan bir yetidir: ötekini kendi merkezi olan bir kişi olarak görebilmek. Çıkmaza giren ilişki iki kilitli konuma düşer; iki tarafın da yaslanabildiği bir üçüncü, Ogden'ın deyişiyle analitik üçüncü, o kilidi gevşetebilir.
Boston grubu değişimin bir kısmının sözsüz, yordamsal bir bilgide ve beklenmedik karşılaşma anlarında gerçekleştiğini önerdi.
Eleştirmenler göreciliği, hastanın iç dünyasının silikleşmesini ve kavramın aşırı genişliğini sorgular. Eşzamanlılık araştırması iki kişinin birlikte bir sistem gibi davrandığını gösterir; kuramın kendisini ise sınamaz.
Açılış sahnesi
Gürbulak, Doğubayazıt'ın doğusundaki sınır kapısı, ocak sonu, gece yarısına doğru. Yolcu salonu boşalmış; son otobüs İran tarafına geçeli bir saat oluyor. Ece salonun köşesindeki döviz bürosunu işletiyor, Farsçayı İranlı annesinden öğrenmiş. Taylan pasaport kontrolünde polis memuru. Akşamüstü kabinine Farsçadan başka dil bilmeyen yaşlı bir kadın geldi, kurum tercümanı izindeydi ve Taylan Ece'yi çağırdı.
Şimdi ikisi kapanmış büronun önünde çay içiyor.
"Kadına kaç gün kalacağını sordum," diyor Taylan. "Sen bir şey söyledin, o uzun uzun anlattı, sonunda sen bana 'oğlunun düğününe kadar' dedin. Ama ben düğünü hiç sormamıştım."
Ece bardağını çeviriyor. "Kadın da düğünden söz etmedi aslında. Farsça bir deyim kullandı, gönlüm doyana kadar gibi bir şey. Senin yüzüne baktım, kaşların çatıktı. Deyimi aynen çevirsem kaçamak cevap verdiğini düşünecektin."
"Ben de yüzüm çatık değildi diyecektim. Yorgundum sadece."
"Kadın da yüzüne bakıyordu. Sonra bana döndü, oğlunun nişanlısının fotoğrafını çıkardı. Sanki senin kaşına cevap verdi."
Taylan gülüyor. "Yani düğün lafı kimin? Onun mu, senin mi, benim mi?"
Ece biraz düşünüyor. "Hiçbirimizin. Üçümüz o kabinde otururken çıktı ortaya. Başka bir gün, başka bir memurla bambaşka bir cümle olurdu."
Gürbulak'taki bu gece, büro ve iki çalışanı, dersin sorusuna bir kapı açmak için uyduruldu; kapının kendisi gerçek.
Bu derste ne olacak
İlişkisel ekol analisti odanın içine yerleştirmişti. Bu ders aynı adımı başka yönlere taşıyan iki çizgiyi izliyor: kendilik psikolojisinden çıkan sistem düşüncesi ve feminist kuramla büyüyen tanınma düşüncesi. Sonra sözsüz değişim fikrine, komşu kavramlardan farka, eleştirilere ve terapist ile hastanın birlikte hareket edişini ölçen çalışmalara geçiyoruz.
Sıfır noktası
"Öznelerarası" sözcüğü psikanalize felsefeden geldi. Fenomenolojinin (Felsefe, P00-D06-M04-02) ve sosyolojide Schutz'un ortak gündelik dünya fikrinin (Sosyoloji, KUR-209-05) taşıdığı kavram, kişinin deneyiminin başka öznelerle paylaşılan bir dünyada kurulduğunu söyler. Psikanalizde ise aynı adla en az iki ayrı kuram dolaşır.
Robert Stolorow ile George Atwood 1984'te Structures of Subjectivity (Öznelliğin Yapıları) adlı kitaplarını yayımladı; alt başlık kitabı psikanalitik fenomenoloji alanında bir keşif olarak tanıtır. Terimi psikanalize bu kitabın taşıdığı aktarılır. Üç yıl sonra Bernard Brandchaft'ın da katıldığı Psychoanalytic Treatment: An Intersubjective Approach (1987) aynı fikri klinik tekniğe uyguladı. Yazarların arka planı Kohut'un kendilik psikolojisiydi (M18-D01); kuramın kaynağı olarak da genellikle Kohut gösterilir.
Yaygın yanlış"Öznelerarası yaklaşım, terapistin hastayı herkesten iyi anlamasıdır."
Kuram anlamanın tek taraflı bir başarı olmadığını söyler. Hastanın ne anlattığı, analistin neyi duyabildiğiyle birlikte biçimlenir; bu yüzden anlama da yanlış anlama da ikisinin ortak ürünüdür.
Mekanizma
Yalıtılmış zihin efsanesi
Stolorow ve Atwood klasik psikanalize yönelttikleri itirazı bir efsane adıyla özetledi. Onlara göre Batı düşüncesi ve onun içinden çıkan Freudçu kuram, zihni dünyadan ve öteki insanlardan ayrı duran, içeriğini kendi içinde üreten bir kap gibi düşünmüştü. Yazarlar 1992'de yayımlanan Contexts of Being (Varoluşun Bağlamları) kitabına bu efsanenin adını taşıyan bir bölüm koydular. Klinikte efsane, hastanın öfkesini ya da direncini yalnız onun iç dünyasına yazar ve analistin payını görünmez kılar.
Kuramın klinik adımı buradan çıkar. Her insan deneyimini kendi geçmişinden süzülmüş örgütleyici ilkelerle (organizing principles) düzenler: hangi duygunun güvenli olduğu, bir yakınlığın neye mal olacağı gibi çoğunlukla bilinçdışı beklentiler. Hasta da analist de bu ilkeleri odaya getirir. Hastanın bir tepkisini anlamak, ona hangi ilkenin, analistin hangi hamlesiyle karşılaştığında yön verdiğini görmeyi gerektirir. Kuramın bağlamcılığı da bundan ibarettir: olgu doğduğu bağlamdan koparılınca anlamını yitirir.
Tanınma ve üçüncü
İkinci çizginin adı Jessica Benjamin'dir. Benjamin 1988'de yayımlanan The Bonds of Love (Sevginin Bağları) kitabında psikanalizi feminizmle ve tahakküm sorunuyla birlikte düşündü. Felsefede tanınma kavramının uzun bir geçmişi vardır (Felsefe, P00-D06-M04-06); Benjamin ondan yola çıkarak gelişimi şöyle okudu: çocuk yalnız annesine bağlanmaz, bir noktada annenin de kendi isteği, kendi merkezi olan ayrı bir özne olduğunu tanımak zorunda kalır. Benjamin'in kullandığı anlamda öznelerarasılık, iki öznenin birbirini ayrı ve eşit bir merkez olarak görebildiği bu gelişimsel başarıdır. Stolorow çizgisinde ise iki öznelliğin her karşılaşması, tanınma olsun olmasın, öznelerarası bir alan kurar. Aynı sözcük iki çizgide bu yüzden farklı genişliktedir.
Benjamin 2004'te bu çerçeveye "üçüncü" fikrini ekledi. Bir ilişki çıkmaza girdiğinde taraflar yapan ile kendisine yapılan arasındaki bir tamamlayıcılığa düşer: biri suçlar, öteki savunur, sonra roller yer değiştirir. Üçüncü, iki tarafın da teslim olabildiği ama ikisinin de sahip olmadığı paylaşılan bir alandır; bir ritim, bir kural, ortak bir anlam. Thomas Ogden'ın 1994'te Uluslararası Psikanaliz Dergisi'nde tarif ettiği analitik üçüncü de benzer bir şeye işaret eder: analist ile hastanın ayrı öznellikleri arasında doğan ve ikisinden birine indirgenemeyen bir deneyim. Ogden bu üçüncüye analistin kendi dalgın düşüncelerinden, hatta beden duyumlarından ulaşılabileceğini önerdi.
Yaygın yanlış"Karşılıklı tanınma, iki kişinin her konuda anlaşmasıdır."
Benjamin'in kavramı anlaşmayı şart koşmaz; tersine, ötekinin farklı istemesine dayanabilmeyi içerir. Tanınma ilişkisi çatışmayı ortadan kaldırmaz, çatışmanın taraflardan birini yok saymadan sürebilmesini sağlar.
Sözden önce gelen bilgi
1990'larda Boston'da bebek araştırmacıları ile psikanalistlerden oluşan bir grup, terapide değişimin yalnız yorumla açıklanamayacağı sorusuna yöneldi. Grubun ilk ortak makalesi 1998'de Uluslararası Psikanaliz Dergisi'nde Daniel Stern, Louis Sander, Karlen Lyons-Ruth ve arkadaşlarının imzasıyla çıktı; grup sonradan Boston Değişim Süreci Çalışma Grubu (Boston Change Process Study Group) adıyla anıldı. Stern'in bebeğin erken benlik duygusu üzerine çalışması M15-D05'te anlatıldı; anne ile bebeğin yüz yüze etkileşimlerini inceleyen deneyler M16-D06'da ele alındı.
Gruba göre terapide uzun süre adı konmamış bir ilerleme yaşanır; sonra beklenmedik bir an gelir ve iki taraf da ilişkinin sınandığını hisseder. Analist bu anda tekniğin kalıbıyla değil, kendine özgü ve içten bir yanıtla karşılık verirse bir karşılaşma anı (moment of meeting) doğar. Grup bu anların hastanın örtük bilgisini yeniden düzenleyebileceğini, yani başkalarıyla birlikte olma biçimini yorumdan bağımsız olarak değiştirebileceğini öne sürdü.
Komşu kavramlar ve yanlış anlaşılmayı birlikte açmak
Öznelerarası düşünce önceki kavramlarla akrabadır, ama onlarla örtüşmez. Winnicott'un geçiş alanı (M16-D07), bireyin iç gerçekliği ile dış dünya arasında gelişen bir deneyim bölgesidir ve çocuğun yaratıcılığının yaşadığı yeri anlatır; öznelerarası alan ise iki ayrı örgütlenmenin birbirini sürekli biçimlendirdiği bir sistemdir. Bion'un kapsaması (M16-D10) bir zihnin, ötekinin taşıyamadığını içine alıp dönüştürmesidir ve yönü belirlidir; öznelerarası bakışta etki iki yönlüdür ve analistin taşıyamadıkları da alana karışır. Kohut'un kendilik nesnesi (M18-D01) hastanın deneyimindeki bir işlevi adlandırır; Stolorow çizgisi bu deneyimi iki tarafın bağlamına yerleştirir.
Kliniğe en açık yansıması bir kopuşun nasıl ele alındığıdır. Klasik okuma hastanın kırgınlığını aktarım sayar; öznelerarası okuma onu analistin bir sözüyle ya da susmasıyla karşılaşan bir örgütleyici ilke olarak inceler ve analistin kendi katkısını da masaya koymasını bekler. Amaç suçu paylaştırmak olmaz; o anı ikisinin de anlayabileceği bir dile çevirmek amaçlanır. Kopma ve onarım çizgisi M19-D01'de anlatıldı.
Usta katmanı
İlk eleştiri göreciliğe kayma tehlikesidir. Her deneyim iki tarafın ortak ürünü sayılırsa, hastanın anlattığı bir gerçeklik, bir kayıp ya da bir istismar da yalnız alanın bir ürünü gibi okunabilir mi? Stolorow ve arkadaşları dış gerçekliği inkâr etmediklerini, yalnız ona ancak deneyim içinden erişilebildiğini söyler.
İkinci eleştiri hastanın iç dünyasının özerkliğine ilişkindir. Klasik ve Kleincı yazarlar, hastanın fantezilerinin ve çatışmalarının analistten bağımsız bir geçmişi olduğunu hatırlatır; her şey alana bağlanırsa bu ağırlık silikleşir. Felsefeci ve psikanalist Jon Mills'in yalıtılmış zihin suçlamasının Freud'u yanlış okuduğunu savunduğu aktarılır; Mills'in ilişkisel ekole yönelik genel eleştirisi M19-D01'de anıldı. Üçüncü eleştiri kavramın genişliğidir: öznelerarasılık hem bir felsefe, hem bir gelişim başarısı, hem de bir terapi tekniği olarak kullanılınca, hangi anlamın kastedildiği belirsizleşir.
Bu tartışmada araştırma dolaylı bir ses getirdi. Terapist ile hastanın beden hareketlerinin kendiliğinden eşzamanlandığı ve bu eşzamanlılığın ilişki niteliğiyle birlikte gittiği, M14-D04'te kart olarak verilen çalışmada gösterilmişti. Benzer bir eşleşme fizyolojik ölçümlerde de arandı; Johann Kleinbub'un 2017 tarihli sistematik derlemesi bu alandaki çalışmaların terim birliğinden ve kurama dayalı hipotezlerden yoksun olduğunu, ölçümün psikolojik anlamının da büyük ölçüde bilinmediğini not eder.
Yaygın yanlış"Terapistle hastanın hareketleri eşleşiyorsa öznelerarası kuram kanıtlanmıştır."
Eşzamanlılık ölçümleri iki kişinin birlikte bir sistem gibi davrandığını gösterir; bu gözlemi pek çok kuram, davranışçı olanlar da dahil, kendi diliyle açıklayabilir. Ölçüm, öznelliklerin birbirini nasıl örgütlediği iddiasını doğrudan sınamaz.
Kanıtın sınırı
İki çizgi de büyük ölçüde klinik anlatıya, felsefi argümana ve gelişim gözlemine dayanır. Buradaki kartların üçü kuramsal görüştür; eşzamanlılık modeli ise ön bulguya dayanır ve psikanalitik bir sorudan doğmamıştır. Kartlardaki metinlerin hiçbiri karşılaşma anlarının terapi sonucuna katkısını, analistin kendi payını açmasının hastaya yararını ya da tanınmanın ölçülebilir bir karşılığını kontrollü bir karşılaştırmayla sınamaz. Eşzamanlılık bulgularının hangi yönde işlediği de tartışmalıdır: iyi giden bir ilişki mi eşzamanlılığı doğurur, eşzamanlılık mı ilişkiyi iyileştirir, yoksa ikisini de üçüncü bir etken mi belirler, bu henüz bilinmiyor. Kuram ağırlıkla Kuzey Amerikalı, kentli, eğitimli hastalar ve analistlerle gelişti. Kişinin kendini ailesi ve topluluğuyla birlikte tanımladığı kültürlerde iki öznellikli bir çerçevenin yetip yetmediği az tartışılmış bir sınırdır.
Kendin dene
Aklında kalsın
Psikanalizde "öznelerarası" adı iki ayrı çizgiyi taşır. Stolorow, Atwood ve Brandchaft'ın kuramı her ruhsal olguyu iki öznelliğin birbirini örgütlediği bir sistemin içinde okur ve zihni kendi içine kapalı sayan anlayışı bir efsane olarak eleştirir.
Benjamin'de öznelerarasılık ulaşılan bir yetidir: ötekini kendi merkezi olan bir kişi olarak görebilmek. Çıkmaza giren ilişki iki kilitli konuma düşer; iki tarafın da yaslanabildiği bir üçüncü, Ogden'ın deyişiyle analitik üçüncü, o kilidi gevşetebilir.
Boston grubu değişimin bir kısmının sözsüz, yordamsal bir bilgide ve beklenmedik karşılaşma anlarında gerçekleştiğini önerdi.
Eleştirmenler göreciliği, hastanın iç dünyasının silikleşmesini ve kavramın aşırı genişliğini sorgular. Eşzamanlılık araştırması iki kişinin birlikte bir sistem gibi davrandığını gösterir; kuramın kendisini ise sınamaz.
Sonraki derse köprü
Bu dersteki kuramcılar bebek araştırmasından yararlandı, ama kanıtlarını sonunda terapi odasında aradı. Yüzyılın ortasında bir İngiliz psikanalist başka bir yol tuttu: savaşta ve hastanede ailesinden ayrılan çocukları gözledi, hayvan davranışı araştırmasına yöneldi ve çocuğun annesine bağlılığını dürtüden bağımsız bir sistem olarak tarif etti. Bowlby'nin bu dönüşü psikanalizin içinde neden sert bir dirençle karşılandı ve bağlanma kuramı kendi yolunu nasıl çizdi, M19-D03 bu sorunun peşine düşüyor.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.