M19-D01
İlişkisel psikanaliz
Mitchell ve ilişkisel ekolün bir kişilik ve bir terapi kuramı olarak temel önermelerini açıklar.
Psikanaliz Akademisi — M19, İlişkisel dönüş, bağlanma ve zihinselleştirme · 2.791 kelime · 17 örnek durum · 3 kanıt kartı · ≈ 13 dk okuma · 19 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
İlişkisel psikanaliz 1980'lerde New York'ta Sullivan, nesne ilişkileri, kendilik psikolojisi ve feminist kuramın buluşmasından doğdu. Mitchell'in 1988 kitabı bu çizgileri ilişkisel matris kavramı etrafında toplamayı denedi.
Kişilik kuramı olarak ekol, kişinin tanıdık ilişki senaryolarını yeni ilişkilere taşıdığını savunur. Terapi kuramı olarak analistin de odada bir taraf olduğunu kabul eder; nötrlük bir ideal olarak kalır.
Canlandırma, iki tarafın örüntüsünün önce yaşanıp sonra fark edilmesidir. Kopmaların onarımı ve ölçülü kendini açma, genel psikoterapi araştırmasında olumlu süreçlerle birlikte görülüyor; bu bulgular ekolün kuramını doğrudan sınamıyor.
Eleştirmenler yeniliğin abartıldığını, bilinçdışının ve dürtünün sulandırıldığını ve "her şey ilişki" demenin açıklama gücünü azalttığını söylüyor.
Açılış sahnesi
Eşme'de, kaymakamlığın arka sokağındaki kültür evinin prova salonu, çarşamba akşamı. İlçenin halk dansları topluluğu bayram gösterisine hazırlanıyor. Hande gündüzleri bir mobilya mağazasında satış danışmanı; Gökay belediyenin su arıtma tesisinde teknisyen. İkili figürde yedi yıldır karşılıklı oynuyorlar.
Müzik bitince eğitmen ikisini kenara çağırıyor. "Dönüşte geç kalıyorsunuz," diyor. "İkiniz birden."
Hande omzunu silkiyor. "Ben geçen ay dizimi incittim, adımı biraz kısalttım. Ama Gökay'a bir şey olmadı ki."
Gökay şaşkın. "Ben hep aynı oynuyorum."
Eğitmen telefonundaki kaydı açıyor. Gökay'ın adımları da kısalmış: farkında olmadan Hande'yi beklemiş. Kimse kimseye bir şey söylememiş. Hande yavaşlamış, Gökay onu kollamış, Hande de Gökay'ın yavaşladığını görüp bir şeyin yolunda gitmediğini sanmış ve daha da temkinli basmış.
"Kimin adımı yanlış o zaman?" diye soruyor Gökay.
Eğitmen kaydı geri sarıyor. "Bence soru yanlış. Figür ikinizin adımından oluşmuyor; ikinizin arasındaki şeyden oluşuyor."
Hande gülüyor. "Yani bozulan şey ikimiz değiliz, aradaki mi?"
"Onu da birlikte düzelteceksiniz."
Eşme'deki bu prova da iki dansçı da bu dersin sorusunu sahneye koymak için yazıldı; gerçek bir topluluğu anlatmıyor.
Bu derste ne olacak
Psikanaliz uzun süre zihni tek bir kişinin içinde kurulan bir düzenek olarak düşündü: dürtüler, savunmalar, iç nesneler. 1980'lerde New York'ta bir grup analist, kişinin de odadaki ilişkinin de iki tarafın katkısıyla biçimlendiğini savunan bir çerçeve kurdu. Bu ders o çerçeveyi iki yönden okuyor. Önce bir kişilik kuramı olarak: zihin ilişkilerden mi örülür? Sonra bir terapi kuramı olarak: analist dışarıdan bakan bir gözlemci olabilir mi? Ardından canlandırma, ittifak kopması ve kendini açma gibi kavramlara, eleştirilere ve kanıtın nereye kadar uzandığına geçiyoruz.
Sıfır noktası
"İlişkisel" sözcüğü psikanalizde belirli bir ekolün adıdır. Kökleri dağınıktır: Sullivan'ın kişilerarası psikiyatrisi (M14-D07), Britanya nesne ilişkileri geleneği (M16-D01), Chicago'dan gelen kendilik kuramı (M18-D01) ve feminist kuram. Greenberg ile Mitchell 1983'te psikanaliz tarihini dürtüyü ve ilişkiyi temel alan iki model arasındaki gerilim olarak okumuştu; o ayrım M16-D01'de anlatıldı. Stephen Mitchell 1988'de Harvard University Press'ten çıkan Relational Concepts in Psychoanalysis kitabında bu dağınık çizgileri tek bir çerçevede toplamayı denedi. 1980'lerin sonunda New York Üniversitesi'nin psikoterapi ve psikanaliz doktora sonrası programında (NYU Postdoc) ayrı bir "ilişkisel" kol açıldı; Mitchell kurucuları arasındaydı. Psychoanalytic Dialogues dergisinin ilk cildi 1991'de çıktı.
Yaygın yanlış"İlişkisel psikanaliz, analistin hastayla dostça sohbet etmesidir."
Ekol analistin sıcaklığını öne çıkarmaz; analistin katılımını kaçınılmaz sayar ve onu incelenecek bir malzeme yapar. Bu katılım bazen sert bir yüzleşme, bazen uzun bir sessizlik biçiminde görünür.
Mekanizma
Zihin ilişkilerden örülür
Mitchell'in kişilik kuramındaki temel hamle, açıklamanın birimini değiştirmektir. Freud'un dürtü kuramında ilişkiler, dürtünün kendine nesne bulduğu yerlerdir. Mitchell'e göre ise kişi baştan ilişkilerin içinde doğar; arzu da korku da kendilik duygusu da bu ilişkilerin örgüsünde biçimlenir. Bu örgüye ilişkisel matris adını verdi. Kişinin içinde taşıdığı şey, tek tek kişilerin fotoğrafı olmaktan çok, bir ilişkinin nasıl yürüdüğüne dair bir senaryodur: kim yaklaşır, kim çekilir, neyin söylenmesi tehlikelidir. Bu senaryolar yeni ilişkilerde de çalışır ve kişi farkında olmadan tanıdık örüntüyü yeniden kurar.
Ekolün içinden Philip Bromberg bu fikri kendilik kavramına taşıdı: ona göre kişi tek ve sürekli bir kendilikten çok, farklı ilişkilerde öne çıkan birden çok kendilik hâlinden oluşur. Bromberg bu görüşü özellikle travma ve çözülme (dissociation) üzerine yazdığı klinik denemelerde geliştirdi.
İki kişilik oda
Terapi kuramı olarak ilişkisel ekolün ilk adımı, analistin konumunu yeniden tanımlamaktır. Klasik teknikte analist, hastanın aktarımını olabildiğince saf biçimde görebilmek için kendini geri çeker: kişisel bilgi vermez, taraf tutmaz, yüzünü bile hastanın görüş alanından çıkarır. Bu ideale nötrlük ve anonimlik denir. İlişkisel yazarlar bunun ancak bir ideal olabileceğini söyler. Analistin susması da bir tepkidir; odanın düzeni, ses tonu, hangi konuda soru sorduğu hep bir şey söyler. Sullivan'ın katılımcı gözlemci fikri (M14-D07) ve Ferenczi'nin analistin payını sorgulayan deneyleri (M14-D03) bu adımın öncülleridir.
Bu çerçevede karşıaktarım da yer değiştirir. Karşıaktarımın geniş tanımı Terapi Akademisi'nde verildi (S02-P02-D07); Heimann'ın onu bir araştırma aracı saymasını M16-D04 anlattı. İlişkisel yazarlar bir adım öteye gider: analistin duyguları yalnız hastanın ona yansıttığının yankısı olmaz, analistin kendi geçmişini ve kişiliğini de taşır. Bu yüzden analistin öznelliği ortadan kaldırılacak bir parazit sayılmaz, odanın kaçınılmaz bir bileşeni sayılır.
Canlandırma: oynanınca görülen örüntü
İlişkisel kliniğin en çok tartışılan kavramı canlandırmadır (enactment). Terim psikanaliz yazınına Theodore Jacobs'un 1986'da Journal of the American Psychoanalytic Association'da yayımlanan karşıaktarım canlandırmaları makalesiyle girdi. İlişkisel yazarlar onu şöyle kullanır: hasta ile analist, ikisinin de geçmişinden beslenen bir ilişki örüntüsünü sözle anlatmadan önce farkında olmadan birlikte yaşar. Örüntü ancak oynandıktan sonra görülür. Terapötik değer, iki tarafın bunu fark edip konuşabilmesindedir. Canlandırmanın klinik ayrıntısı ve tanınma yolları klinik katmanda, M23-D06'da ele alınıyor.
Yaygın yanlış"Canlandırma terapistin hatasıdır, iyi bir terapist hiç canlandırmaya düşmez."
İlişkisel yazarlar canlandırmayı sık ve çoğu durumda kaçınılmaz sayar. Hata sayılan şey örüntünün oynanması olmaz; oynandığını fark edip konuşmamak olur.
Kopma, onarım ve ölçülü açılma
İlişkisel bakışla doğrudan bağlantılı bir araştırma çizgisi, terapötik ittifaktaki kopmalardır. Terapötik ittifak Terapi Akademisi'nin S00-P01-D03 dersinde tanımlandı; kopma ve onarım kavramları S02-P01-D10'da anlatıldı. Jeremy Safran ve Christopher Muran bu çizgide ilişkisel psikanalizden aldıkları fikirleri araştırmaya taşıdı: kopma terapinin bozulduğunu göstermez, iki tarafın örüntüsünü konuşma fırsatı da olabilir. İttifak ile sonuç arasındaki genel bağı gösteren meta-analiz M14-D03'te kart olarak verildi.
İlişkisel ekol analistin kendini açmasına da kapı aralar. Bu, hayat hikâyesini anlatmak anlamına gelmez. Daha çok, odada yaşanan bir şeye analistin kendi payını söylemesi biçimini alır: "Az önce sözünüzü kestim, bunun sizi nasıl etkilediğini merak ediyorum." Terapistin kendini açması kavramı İlişki Akademisi'nde, M22-D12'de tanımlandı. İlişkisel yazarların çoğu bunun ölçülü, hasta yararına ve geri alınabilir olmasını şart koşar.
Usta katmanı
İlişkisel psikanaliz kendi içinde de eleştirildi. Filozof ve psikanalist Jon Mills, 2005'te Psychoanalytic Psychology'de yayımladığı eleştiride ilişkisel kuramın sanıldığı kadar yeni olmadığını öne sürdü; ötekinin gelişimdeki önemi Freud'da, nesne ilişkileri kuramcılarında ve kendilik psikolojisinde zaten vardı. Mills bilinçdışının ağırlığının bu çerçevede azaldığını da savundu. Mills'in görüşü burada makalenin kendisinden aktarılmıyor, onu özetleyen ikincil kaynaklardan izleniyor. Klasik çizgiden gelen başka eleştiriler dürtünün ve beden kökenli arzunun kuramdan silinmesine itiraz eder.
İkinci eleştiri açıklayıcılıkla ilgilidir. Her olgu "ilişkinin ürünü" diye okunursa, hangi ilişkinin, hangi mekanizmayla, neyi doğurduğu belirsizleşir. Kuramın bir şeyi öngörmesi için neyin ilişkiye bağlı olmadığını da söyleyebilmesi gerekir. Üçüncü eleştiri etiktir: analistin öznelliğini meşrulaştırmak, kendini açmayı ya da duygusal yakınlığı aşırıya götürebilir; sınır aşımı tartışması klinik katmanda ayrıca işleniyor.
Ekol yalnız eleştiri almadı, başka çizgilere de yol açtı. Feminist psikanalizle kurduğu bağ ve öznelerarası kuramla yakınlığı bir sonraki dersin alanına girer; bağlanma kuramı ise ayrı bir köke sahiptir ve M19-D03'te anlatılıyor.
Yaygın yanlış"İlişkisel psikanaliz bilinçdışını reddeder."
Ekolün yazarları bilinçdışını terk etmez; onu kişinin içinde kapalı bir depo gibi düşünmek yerine ilişkilerde yaşanan, ama dile getirilmemiş örüntüler olarak yeniden tarif eder. Eleştirmenler bu yeniden tarifin kavramı zayıflattığını savunur.
Kanıtın sınırı
Bu derste kart olarak verilen bulgular genel psikoterapi araştırmasından geliyor. İttifak onarımı ve terapistin kendini açması farklı ekollerden terapistlerle çalışıldı; bulgular ilişkisel ekolün özgül kuramını, yani zihnin ilişkisel matristen kurulduğu ya da canlandırmanın değişimin merkezi olduğu iddiasını doğrudan sınamıyor. Bu iddialar büyük ölçüde vaka anlatımlarına ve klinik gözleme dayanır; sınanmış bir kuramdan çok güçlü bir klinik görüş olarak okunmalı. Kopma onarımı bulgusu bağıntısaldır; iyi giden süreçlerde onarımın daha kolay olması da aynı tabloyu verebilir. Kendini açma çalışmaları çoğunlukla nitel ve küçük örneklemlidir. Ekol New York merkezli bir çevrede, ağırlıkla Kuzey Amerikalı, eğitimli ve kentli hastalarla gelişti. Analistin açıklığının ya da odadaki ilişkiyi açıkça konuşmanın, hiyerarşinin ve mahremiyetin farklı yaşandığı kültürlerde nasıl karşılandığı tartışmalı ve az çalışılmış bir alan.
Kendin dene
Aklında kalsın
İlişkisel psikanaliz 1980'lerde New York'ta Sullivan, nesne ilişkileri, kendilik psikolojisi ve feminist kuramın buluşmasından doğdu. Mitchell'in 1988 kitabı bu çizgileri ilişkisel matris kavramı etrafında toplamayı denedi.
Kişilik kuramı olarak ekol, kişinin tanıdık ilişki senaryolarını yeni ilişkilere taşıdığını savunur. Terapi kuramı olarak analistin de odada bir taraf olduğunu kabul eder; nötrlük bir ideal olarak kalır.
Canlandırma, iki tarafın örüntüsünün önce yaşanıp sonra fark edilmesidir. Kopmaların onarımı ve ölçülü kendini açma, genel psikoterapi araştırmasında olumlu süreçlerle birlikte görülüyor; bu bulgular ekolün kuramını doğrudan sınamıyor.
Eleştirmenler yeniliğin abartıldığını, bilinçdışının ve dürtünün sulandırıldığını ve "her şey ilişki" demenin açıklama gücünü azalttığını söylüyor.
Sonraki derse köprü
İlişkisel ekol analistin de bir özne olduğunu kabul edince yeni bir soru doğdu: iki öznenin karşılaştığı yer kimin? Hastanın iç dünyası mı, analistin mi, yoksa ikisinin arasında, hiçbirine tek başına ait olmayan bir alan mı? Öznelerarası yaklaşım bu soruyu kendi merkezine koyar ve terapi odasını iki deneyimin sürekli birbirini biçimlendirdiği bir alan olarak düşünür. Stolorow, Atwood ve arkadaşlarının bu fikri nasıl kurduğunu M19-D02 anlatıyor.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.