İçeriğe geç

M17-D08

Lacan'ı okumak ve eleştirmek

Lacan'ın üslubuna ve bilimsellik iddiasına yöneltilen eleştirileri ve savunuları karşılaştırır.

Psikanaliz Akademisi — M17, Lacan · 3.089 kelime · 16 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 21 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Modül, egoyu güçlendirme hedefine karşı Freud'a dönüş çağrısıyla başlayıp ayna evresinde egonun yabancı bir imge üzerine kuruluşuna, üç kayda, bilinçdışını dilin işleyişiyle okuyan formüle, arzunun Öteki'ye bağlılığına, psikozun dışlama ile açıklanmasına, seansın süresiyle oynanmasının yol açtığı kopuşa ve sonunda bu kuramın nasıl okunup nasıl eleştirileceğine uzanan bir yol izledi.

Lacan'ın güçlüğü kısmen konudan, kısmen yazarın tercihinden gelir; elimizdeki seminerler çoğunlukla Miller'in kurduğu metinlerdir.

Matematik itirazı, açıklık itirazı ve feminist eleştiri farklı şeyleri hedefler; savunucuların cevapları da her birinde ayrı yerden gelir.

Lacan'ın "bilim" sözcüğü deneysel sınama anlamına gelmez; kuramın klinikte sınanması hâlâ büyük ölçüde açık bir sorudur. Kendi okuma ölçütlerini kurmak akademinin son adımlarından biri olacak (M20-D10).

Açılış sahnesi

Akşehir'de, haftalık yerel gazetenin çarşıya bakan bürosu, perşembe akşamı. Sayı matbaaya gitmiş, masalarda prova kâğıtları kalmış. Canan gazetenin muhabiri; okuma grubu iki yıldır her ay burada, onun masasının çevresinde toplanıyor. Bu akşam beş kişiden yalnız ikisi gelmiş. İlyas ilçe sağlık müdürlüğünde istatistikçi; elinde Joyce'un Ulysses'inin Türkçe çevirisi, kırk sayfa sonrasına bir otobüs bileti sıkıştırılmış.

"Ben bırakıyorum," diyor İlyas, kitabı masaya koyarak. "Bir sayfayı üç kez okuyup hâlâ kimin konuştuğunu bilmiyorsam, bunun bana bir şey söylemesi lazım."

"Söylüyor," diyor Canan. "Ama ne söylediği belli değil. Belki yazar seni yavaşlatmak istiyor. Belki de sadece kendini dinliyor."

"İşte orası. Ben her gün tablolar hazırlıyorum. Bir tabloyu kimse anlamıyorsa hatayı okurda aramam, tabloda ararım."

Canan bir prova kâğıdının arkasını çeviriyor. "O zaman bir liste tutalım. Anlamadığın ama sonradan yerine oturan cümleleri bir yana yaz, hiç oturmayanları öbür yana. Bir ay sonra oturmayanlar ağır basarsa haklısın, bırakırız."

İlyas gülüyor. "Ya ötekiler ağır basarsa?"

"O zaman güçlük bir işe yarıyormuş. Ama bunu ancak okuyarak öğreniriz."

İlyas bileti yerinden çıkarıp bir sonraki bölüme taşıyor.

Akşehir'deki bu büro ve iki okur bu ders için tasarlandı. Sordukları soru, yani anlaşılması zor bir metinde güçlüğün derinliğe mi işaret ettiği yoksa bir eksikliği mi örttüğü, Lacan okurlarının yarım yüzyıldır tartıştığı sorunun ta kendisi.

Bu derste ne olacak

Modülün yedi dersi boyunca Lacan'ın kavramlarını kurduk; burada onları okurken ve yargılarken başvurulacak ölçütlere geçiyoruz. Önce metnin neden bu kadar zor olduğuna ve elimizdeki seminer metinlerinin nasıl doğduğuna bakacağız. Sonra matematik ve topoloji itirazını, açıklık eleştirisini, feminist okumaları ve bilim iddiasını sırayla tartacağız. En sonda savunucuların cevaplarını ve Lacan'a nereden başlanabileceğini konuşacağız.

Sıfır noktası

Bir metnin zorluğunun birkaç kaynağı olabilir: konunun kendisi, okurun hazırlığı, yazarın bilinçli tercihi ya da yazarın düşüncesindeki bulanıklık. Lacan tartışmasında bu kaynaklar sürekli birbirine karışır. Okurun ilk işi, hangisinin söz konusu olduğunu tek bir sayfada değil, bir kavramın birkaç metindeki kullanımında sınamaktır.

Yaygın yanlış"Bir düşünürün okunması zorsa, eleştirmenler onu yalnızca anlamadıkları için eleştirir."
Doğrusu

Lacan'ın en sert eleştirmenlerinden bazıları onun metinlerini uzun alıntılarla, satır satır okudu; bazıları onu tanıyordu. Bir eleştiriyi tartmanın yolu, gösterdiği yerin metinde gerçekten bulunup bulunmadığına bakmaktır.

Mekanizma

Yazı, kayıt ve elimizdeki metin

Lacan'ın tek büyük yazılı derlemesi Écrits, 1966'da Paris'te çıktı. Otuz yılda yazılmış makaleleri yan yana koyar; çoğu bir konuşma olarak doğmuş, sonra yoğunlaştırılarak yazıya geçirilmiştir. Cümleler uzun, göndermeler çoğu zaman ad verilmeden yapılır; Hegel, Saussure ve Freud'un bir dipnotu aynı paragrafta buluşabilir. M17-D01'de anıldığı gibi Lacan'ı okuyanların çoğu bu derlemeyi seminerlerden daha zor bulur.

Seminerin durumu başkadır. Lacan 1953'ten 1980'e kadar her yıl bir seminer verdi ve oturumlar yazıya geçirildi. Yirmi yıl boyunca elde yalnız bu daktilo metinler, dinleyici notları ve elden ele dolaşan kopyalar vardı; onları yayıma hazırlama girişimleri hep yarım kalmıştı. 1970'lerin başında damadı Jacques-Alain Miller 1964 seminerinin metnini kurmayı üstlendi ve bu metin 1973'te yayımlandı. Ardından seminerlerin düzenlenmesi bütünüyle ona bırakıldı.

Bu çözüm tartışmasız olmadı. Sherry Turkle, Élisabeth Roudinesco'nun Fransız psikanaliz tarihini değerlendirdiği 1990 tarihli yazısında (London Review of Books), Miller'in boşlukları doldurduğunu, çelişkileri ve kararsızlıkları ayıkladığını, dolayısıyla metni kaydetmekten öte kurduğunu aktarır. "Lacan seminerde şöyle der" cümlesi bu yüzden çoğu zaman sözlü bir dersin bir başkasınca kurulmuş metnini anlatır.

Matematik, topoloji ve açıklık itirazı

Son yirmi yılında Lacan kavramlarını giderek daha çok harflerle yazılmış formüllere, grafiklere ve topolojiden aldığı yüzeylere, düğümlere dayandırdı. M17-D03'te kısaca anılan itiraz buradan doğdu. Fizikçi Sokal ve meslektaşı Bricmont önce Fransızca (1997) sonra İngilizce basılan ortak kitaplarında Lacan'ı da içeren bir grup Fransız düşünürün doğa bilimlerinden ve matematikten aldıkları kavramları yanlış ya da gerekçesiz kullandığını öne sürdü. Lacan bölümünde topoloji ve sayı göndermeleri ele alındı; Lacan'ın irrasyonel ve sanal sayıları birbirine karıştırdığı, cebir görünümlü formüllerindeki gösteren ve gösterilenin de sayı olmadığı savunuldu.

Cevaplar iki yönden geldi. Lacancı psikanalist Bruce Fink 2004 tarihli kitabının bir bölümünü, Lacan'ın fallus ile eksi birin karekökü arasında kurduğu bağa ayırdı ve bu bağı Lacan'ın kendi kavramlarıyla açmaya çalıştı. Bilim ve felsefe üzerine yazan kuramcı Arkady Plotnitsky ise 2009 tarihli bir makalesinde Lacan'ın eksi birin karekökünün matematikteki sanal birimle aynı şey olmadığını, ona benzetilen ayrı bir kavram olduğunu kabul etti; ama iki fizikçinin sanal sayılar konusunda yer yer Lacan'dan daha az bilgili göründüğünü savundu.

Açıklık itirazı matematikle sınırlı kalmadı. Hekim ve filozof Raymond Tallis, Saussure sonrası edebiyat kuramını eleştirdiği 1988 tarihli kitabında bir bölümü ayna evresi açıklamasına (M17-D02) ayırdı: Lacan'ın açıklaması, kanıtlaması gereken şeyi, çocuğun aynadaki imgeyi kendisi olarak tanıyabildiğini baştan varsayıyordu. Dilbilimci Noam Chomsky de Aralık 2012'de verdiği bir söyleşide Lacan'ı Derrida ve Žižek'le birlikte, ortada sınanabilir önermeler yokken gösterişli terimlerle kuram varmış gibi davranmanın örnekleri arasında saydı. Peter Mathews 2020'de bu suçlamayı bütün bir kitapta, Lacan'ın dilbilim, matematik ve bilimle ilişkisini ayrı ayrı inceleyerek tarttı.

Fallus, kadın ve feminist okumalar

Lacan'ın kuramında arzu ve öznellik, M17-D05'te izlenen Öteki'yle ilişki içinde, fallus adını verdiği bir gösteren etrafında düzenlenir. Lacan fallusu bir organ olarak tanımlamadığını vurguladı; ama terimin sözcük olarak erkek bedenine bağlı kalması, cinsel farkı tek bir gösterenin varlığı ya da yokluğu üzerinden anlatması feminist okurların itirazını çekti.

Luce Irigaray dilbilim ve felsefe eğitimi almış, Lacan'ın seminerlerine katılmış ve onun okulunun üyesi olmuştu. 1974'te yayımlanan Speculum de l'autre femme, Freud'un kadınlık üzerine dersini ve Platon'dan Hegel'e uzanan felsefe geleneğini, kadını erkeğin aynası ya da eksiği olarak kuran bir düzen içinde okudu. Kitaptan sonra Irigaray Lacan'ın okulundan çıkarıldı ve Vincennes'teki psikanaliz bölümündeki görevini kaybetti.

Aynı yıl İngiliz psikanalist ve feminist Juliet Mitchell ters yönde bir kitap yayımladı. Psychoanalysis and Feminism, Freud'u ataerkil toplumu çözümleyen ve kadınlığın nasıl kurulduğunu gösteren bir yazar olarak okudu; bu okumayı da Lacancı bir çerçeveyle kurdu. Feminist kuramın sonraki on yıllarında Lacan hem bir hasım hem bir alet çantası olarak kaldı.

Yaygın yanlış"Feminist kuram Lacan'ı topyekûn reddetti."
Doğrusu

Lacan feminist düşüncede hem en sert eleştirilen hem en çok kullanılan psikanalistlerden biri oldu. Irigaray onun okulundan çıktı ve fallus merkezli dili eleştirdi; Mitchell ve onun açtığı yolu izleyenler ise kuramı, kadınlığın toplumsal ve dilsel olarak nasıl kurulduğunu çözümlemek için kullandı.

Bilim iddiası ve klinik itirazlar

Lacan psikanalizin bilimle ilişkisini birçok kez tartıştı. 1 Aralık 1965'te bir seminerin ilk oturumunda okuduğu, Ocak 1966'da École Normale Supérieure'deki bir epistemoloji çevresinin dergisinde ve aynı yıl Écrits'te basılan metin bu ilişkinin en yoğun ifadesidir. Lacan orada psikanalizin uğraştığı öznenin, Galileo ve Descartes'la birlikte doğan modern bilimin öznesi olduğunu ileri sürdü: içeriği ve bilgisi boşaltılmış, noktasal bir özne. Ona göre bilim gerçeğin neden olarak işleyişini dışarıda bırakır; psikanaliz ise bu dışarıda kalana bakar. Lacan'ın "bilim" sözcüğü bu yüzden psikanalizi deneyle sınanan bir alana yerleştirmez, onu bilimin konuşamadığı bir yerin karşısına koyar.

Yaygın yanlış"Lacan psikanalizin deneysel bir bilim olduğunu savundu."
Doğrusu

Lacan bilimden çok söz etti, ama psikanalizi deney ve ölçümle sınanan bir alan olarak kurmadı. Onun bilim tartışması öznenin tarihsel konumuna dair felsefi bir iddiadır; psikanalizin bilimsel sınanmaya açık olup olmadığı sorusunu cevaplamaz.

Klinik itirazlar başka bir zeminde durur. Lacancı klinikte nevroz, psikoz ve sapkınlık arasındaki yapı tanısı (M17-D06) klinisyenin yargısına dayanır; iki klinisyenin aynı kişide aynı yapıya ne sıklıkla vardığını ölçen yerleşik bir çalışma geleneği yoktur. Değişken süreli seansın ücret ve güç açısından doğurduğu etik soru M17-D07'de tartışıldı. Kuramın genel olarak sınanabilirliği ise Popper'ın itirazıyla (M20-D01), klinik verinin telkinle kirlenmesi ise Grünbaum'un itirazıyla (M20-D02) ayrıca ele alınacak.

Usta katmanı

Savunucuların en güçlü kozu, kuramın psikanaliz dışında yarattığı verimliliktir. Lacan'ın Amerika'daki etkisinin analistler arasında sınırlı, edebiyat eleştirisinde ise derin olduğu M17-D01'deki kartta görüldü. Edebiyat çalışmaları, kültür kuramı ve siyaset felsefesi özne ve dil sorularını Lacancı kavramlarla yeniden sordu; deneysel sınamanın ölçüt olmadığı bu alanlarda bir kavramın metni açıp açmadığı ayrı bir başarı ölçüsüdür. Yapısalcılığın genel çizgisi Felsefe Akademisi'nde (P00-D06-M04-05) anlatılıyor.

İkinci savunu kliniktir. Fransa 1960'ların sonundan itibaren yaygın bir psikanaliz kültürü edindi ve sosyolog Sherry Turkle bu gelişmenin merkezine Lacan'ın Freud okumasını yerleştirdi. Latin Amerika'da da Lacancı klinik geniş bir yer tuttu. Tarihçi Mariano Plotkin'in Arjantin incelemesi, ülkenin dünyadaki en büyük Lacancı topluluklardan birine ev sahipliği yaptığını, ama Lacancı yönelimli analistlerin gerçek sayısını belirlemenin olanaksız olduğunu yazar; resmî okulun yanında çok sayıda küçük grup vardır. Yaygınlık etkililik göstermez, ama kuramın kampüs dışında, kliniklerde uygulandığını hatırlatır.

Okurun pratik sorusu kalır: Lacan'a nereden başlanır? Sık önerilen yol, birincil metinlere ikincil bir haritayla girmektir. Evans'ın giriş sözlüğü (1996) her kavrama ayrı bir madde ayırır. Fink'in klinik girişi (1997) kavramları tanı ve teknik üzerinden anlatır; yazarının Lacancı bir analist ve Lacan'ın savunucusu olduğu unutulmamalı. Sean Homer'ın 2005 tarihli kısa kitabı kuramı edebiyat ve kültür okurları için toplar. Seminerler arasında giriş için en sık anılan, Lacan'ın 1964'te verdiği ve dört temel kavramı tartıştığı on birinci seminerdir; üzerine bütün bir yorum cildi derlenmiştir. Bu seminer Türkçede Nilüfer Erdem'in çevirisiyle 2013'te yayımlandı. Freud'un teknik yazıları üzerine 1953–54 tarihli ilk seminer de kavramların doğduğu yeri göstermesiyle önerilir. Écrits genellikle en sona bırakılır.

Yaygın yanlış"Lacan'ı okumak, onun kuramını kabul etmek demektir."
Doğrusu

Bir kuramı okumak, kavramlarının ne iş gördüğünü, hangi sorunun peşinde olduğunu, nerede tıkandığını öğrenmektir. Bir okur ayna evresini ya da arzu kavramını bir metni açmak için verimli bulurken kuramın klinik iddialarına kuşkuyla bakabilir.

Kanıtın sınırı

Bu dersin malzemesi büyük ölçüde tarihsel kayıt ve uzman görüşüdür, çünkü Lacan tartışmasının kendisi böyle yürüdü. Matematik itirazı terimlerin kullanımını tartışır; Lacan'ın klinik iddialarını sınamaz. Feminist okumalar bir düşünce düzenini çözümler, bir tedavi sonucunu ölçmez. Lacancı klinik için kontrollü sonuç verisinin kıtlığı M17-D01 ve M17-D06'da söylendi ve burada değişen bir şey yok; yapı tanısının güvenilirliği de sistematik olarak ölçülmüş değil. Kuramın edebiyat ve kültür çalışmalarındaki verimliliği, klinikteki geçerliliğinin yerine geçemez. Yaygınlık verileri de belirli ülkelere, Fransa'ya ve Arjantin'e sıkışır; Lacancı kliniğin başka dillerde ve kültürlerde nasıl işlediği büyük ölçüde bilinmiyor. Psikanalizin bir bilim olup olamayacağı sorusu, yorumbilgisel savunmayla birlikte (M20-D03), bütün akademinin ölçütleriyle Modül 20'de tartışılacak.

Kendin dene

Aklında kalsın

Modül, egoyu güçlendirme hedefine karşı Freud'a dönüş çağrısıyla başlayıp ayna evresinde egonun yabancı bir imge üzerine kuruluşuna, üç kayda, bilinçdışını dilin işleyişiyle okuyan formüle, arzunun Öteki'ye bağlılığına, psikozun dışlama ile açıklanmasına, seansın süresiyle oynanmasının yol açtığı kopuşa ve sonunda bu kuramın nasıl okunup nasıl eleştirileceğine uzanan bir yol izledi.

Lacan'ın güçlüğü kısmen konudan, kısmen yazarın tercihinden gelir; elimizdeki seminerler çoğunlukla Miller'in kurduğu metinlerdir.

Matematik itirazı, açıklık itirazı ve feminist eleştiri farklı şeyleri hedefler; savunucuların cevapları da her birinde ayrı yerden gelir.

Lacan'ın "bilim" sözcüğü deneysel sınama anlamına gelmez; kuramın klinikte sınanması hâlâ büyük ölçüde açık bir sorudur. Kendi okuma ölçütlerini kurmak akademinin son adımlarından biri olacak (M20-D10).

Sonraki derse köprü

Lacan Paris'te egoyu bir yanılsama olarak sorgularken, Viyana doğumlu ve Chicago'da çalışan bir başka analist, Heinz Kohut, kişinin kendisi hakkındaki duygusunu tedavinin merkezine koymaya hazırlanıyordu. Kohut'un sorusu narsisizmin bir sapma mı yoksa ömür boyu süren bir ihtiyaç mı olduğuydu. M18-D01, Kohut ve kendilik psikolojisi, bu sorunun Freud'un narsisizm anlayışını nasıl dönüştürdüğünü açıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.