İçeriğe geç

M17-D07

Değişken süreli seans

Lacan'ın değişken süreli seans uygulamasını ve uluslararası psikanalizden ayrılışını tarihsel olarak anlatır.

Psikanaliz Akademisi — M17, Lacan · 3.020 kelime · 17 örnek durum · 5 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 20 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Sabit süre Freud'un 1913'te tarif ettiği kiralık saatten gelir; uluslararası dernek de eğitimi haftalık seans sayısıyla tanımladı.

Lacan seansın bitişini bir noktalama, yani bir yorum biçimi saydı ve sürenin belirsizliğini saati sığınağa çeviren konuşmaya karşı kullandı.

Bir teknik fark kurumların haritasını yeniden çizdi: 1953'te dernekten ayrılış, 1963'te eğitim yetkisinin şart olarak kaldırılması, 1964'te Paris Freud Okulu, 1967'de geçiş, 1980'de dağılma.

Eleştiri ücret, güç ve hastanın deneyiminde toplanır; savunma sabit sürenin de tarafsız olmadığını hatırlatır. Sıklık araştırmaları yoğunluğun önemli olabileceğini gösterir, değişken seansın kendisi ise sınanmamış durumda.

Açılış sahnesi

Tire'de, salı pazarının kurulduğu sokaklardan birinde, tavanına valiz askıları çakılmış dar bir dükkân. Zerrin otuz yıldır çanta ve bavul tamir ediyor; tezgâhında yarısı sökülmüş bir tekerlek, yanında bir kavanoz perçin. Halil düğün salonlarında klarnet çalıyor, sahne çantasının fermuarı yine patlamış.

"Ne kadar sürer?" diye soruyor Halil.

"Fermuar kendini ne zaman gösterirse."

"Ben saat başına alırım. Gelin halayı uzatırsa ikinci saat de yazılır."

"Ben işe göre alırım. Bazen beş dakikada biter, bazen bir öğleden sonra. Ücret aynı."

"O zaman beş dakikalık işte ben zarardayım."

Zerrin gülüyor. "Geçen ay bir hanımın bavul sapını iki dakikada taktım. 'Bu kadar mı?' dedi, yüzü düştü. Uzun sürseydi daha çok güvenecekti. İnsanı bazen iş değil süre ikna ediyor."

Halil fermuarın yeni dişlerini parmağıyla yokluyor. "Peki ne zaman bittiğine kim karar veriyor?"

"Bitince bitti derim."

"İşte orası beni korkutuyor."

Zerrin de Halil de dükkân da bu ders için uyduruldu; sorusu ise yetmiş yıllık bir kavganın sorusu.

Bu derste ne olacak

Önce sabit saatin nereden geldiğine bakacağız: Freud'un kiraladığı saat ve uluslararası derneğin eğitim kuralları. Ardından Lacan'ın gerekçesini kuracağız: seansın sonunu bir yorum gibi kullanmak, saati oyalanmaya çeviren konuşmayı bölmek. Sonra 1953'ten 1980'e uzanan kurumsal hikâyeyi izleyeceğiz. En sonda ücretin, gücün ve hastanın deneyiminin sorduğu etik soruya ve seans sıklığı araştırmalarının bu tartışmaya ne kadar yaklaşabildiğine geleceğiz.

Sıfır noktası

Bugün bir terapi randevusu dendiğinde çoğu kişinin aklına 45 ya da 50 dakikalık bir görüşme gelir. Bu sürenin bir yasası yok, bir alışkanlık tarihi var. Freud 1913'te tedavinin başlangıcı üzerine yazdığı teknik makalede, her hastaya gününün belirli bir saatini kiraladığını, hasta gelmese de o saatin ona ait olduğunu ve ödeneceğini anlatır; Pazar ve bayramlar dışında haftada altı gün çalıştığını da ekler. Saat zamanla elli dakikaya indi, sabit ve önceden bilinen süre ilkesi ise yerinde kaldı. Bu ilkenin klinik işlevi M21-D02'nin konusu; çerçevenin genel tanımı için S00-P01-D03 (Terapi).

Lacan bu ilkeye dokundu. Onun pratiğinde seansın ne kadar süreceği baştan belli değildi; analist seansı bir sözün, bir sürçmenin ya da bir duraksamanın hemen ardından bitirebilirdi.

Yaygın yanlış"Seansın süresi teknik bir ayrıntıdır, kuramla ilgisi yoktur."
Doğrusu

Freud de Lacan da süreyi kuramın içinden savundu. Freud sabit saati direnci ve bağlılığı görünür kılan bir düzen olarak kurdu; Lacan seansın bitişini yorumun bir biçimi saydı. Kavga bu yüzden saat kadar analizin ne olduğu üzerineydi.

Mekanizma

Kiralanan saat ve eğitim kuralları

Freud'un kiralık saati bir ödeme düzeni olduğu kadar bir ilişki düzeniydi. Gelinmeyen saat için ödeme yapılması, kaçırılan seansı bir rastlantı olmaktan çıkarıp konuşulacak bir olaya çeviriyordu. Ücret, iptal ve gecikmenin bugünkü klinik anlamına M21-D09 dönecek.

Kurumlaşmayla sabit süre eğitimin de ölçüsü oldu. 1920'lerde Berlin'de başlayan eğitim analizi zorunluluğu (M14-D08), adayın yetkili bir analistle uzun ve yoğun bir analizden geçmesini şart koşuyordu.

Sözün yerinde kesmek

Lacan'ın gerekçesi 1953'teki Roma raporunda (M17-D01) kısa bir pasajda belirir. Analiz bir söz pratiğiyse seansın nerede bittiği de bir anlam taşır; saatin mekanik olarak dolması ise analistin elinden müdahale imkânını alır. Lacan, en anlamlı noktada bitişi neden imkânsız kılmamız gerektiğini sorar. Aynı yıl Rudolph Loewenstein'a yazdığı ve İngilizcesi 1987'de yayımlanan mektupta da tartışmanın, bazı analizlerde ve özellikle eğitim analizlerinde kısa seansların sistemli kullanımı üzerine olduğunu kabul eder.

Kuramın dili noktalamadan gelir. Bir cümlenin anlamı noktanın nereye konduğuyla değişir; Lacan seansın bitişini de konuşmanın üzerine konan bir nokta gibi düşündü. Gösterenden gösterene kayan zincir fikri (M17-D04) burada pratiğe döner: analist yorumunu bir cümleyle yapmak yerine, hastanın son sözünü seansın son sözü yaparak altını çizebilir.

İkinci gerekçe takıntılı konuşmayla ilgiliydi. Savunucular, seansın ne zaman biteceğini bilen hastanın saati bir sığınağa çevirebileceğini öne sürer: süreyi önemsiz ayrıntılarla doldurmak, sözü kendisine dokunmayacak bir yerde tutmak. Bitişi bilinmeyen bir seansta bu bekleme stratejisi işlemez. Bruce Fink'in Lacancı tekniğe giriş kitabı, değişken seansın hastanın divanda ne kadar kalacağına dair eski kesinliği ortadan kaldırdığını yazar.

Bir kuramsal kök daha var. Lacan 1945'te bir sanat dergisinde yayımlanan bir yazısında, üç mahkûm ve sırtlarındaki renkli disklerle kurulan bir mantık bilmecesi üzerinden görme anını, anlama süresini ve karar anını birbirinden ayırdı. Bir sonuca varmanın zamanı saatin zamanıyla örtüşmüyordu. John Forrester başta olmak üzere yorumcular değişken seansı bu yazının ışığında okudu.

1953'ten 1964'e: bir tanınma pazarlığı

Lacan Ocak 1953'te Paris Psikanaliz Derneği'nin başkanı seçildi. İngilizce kaynaklar, derneğin Haziran toplantısında onun standart eğitim seansından ayrılmasını eleştiren bir önerge kabul ettiğini yazar. Fransızca kaynaklar ise 16 Haziran'daki oturumda Daniel Lagache, Françoise Dolto ve Juliette Favez-Boutonier'nin dernekten çekildiğini, Lacan'ın da aynı oturumda istifa ettiğini kaydeder. Gerilim yalnız seans süresiyle ilgili değildi: dernek ile eğitim enstitüsü arasındaki yetki kavgası ve hekim olmayanların analist olup olamayacağı sorusu (M14-D08) da işin içindeydi.

Pazarlık on yıl sürdü. Yeni dernek 1959'da yeniden tanınma istedi, 1962'den itibaren çetin bir görüşme dönemi başladı. Mayıs 1963'te Paris'e gelen temsilciler Lacan'ın Freud okumasından kuşku duyduklarını ve kısa seans yoluyla aktarımı yönlendirdiğini ileri sürdü. 1963 yazında Stockholm kongresi bir süre koydu: Lacan'ın adı eğitim analistleri listesinden çıkarılmalıydı.

Lacan bu kararı kendi diliyle bir dinî yasağa benzetti. Ocak 1964'te École normale supérieure'deki yeni seminerinin ilk oturumunda, öğretisinin sansürlendiğinden ve resmî psikanaliz çevrelerinden aforoz edildiğinden söz etti. Seçtiği sözcük olayın kendisi kadar iz bıraktı; M01-D08'in hatırlattığı gibi kayıtlar bir ihraçtan çok bir tanınma şartı gösteriyor.

Okul, geçiş ve dağılma

Paris Freud Okulu'nda Lacan eğitim sorusunu baştan kurdu. Ekim 1967'de önerdiği ve ertesi yıl üyelerin oyuyla tüzüğe giren geçiş prosedürü, bir listedeki yerden çok adayın kendi analizinden analist konumuna nasıl geçtiğine dair tanıklığına dayanıyordu.

Prosedür yeni bir bölünme getirdi. Fransızca kaynaklar, Piera Aulagnier'nin onu Lacan'ın söyleminin egemenliğine hizmet edecek bir hiyerarşi diye eleştirdiğini ve bu itirazın dördüncü grup diye anılan yeni bir kuruluşa yol açtığını kaydeder. Lacan Ocak 1980'de okulunu kendi eliyle dağıttı; 1981'de Jacques-Alain Miller'ın önderliğinde École de la cause freudienne kuruldu. Lacancı hareket bu dağılmanın ardından çok sayıda ayrı gruba bölündü.

Britanya derneği aynı yıllarda başka bir yol seçmişti: üç grubu aynı çatı altında tutan yazısız anlaşma (M16-D05) farklılığı kurumun içinde yönetmeyi denedi. Paris'te ise teknikteki bir fark kurumun kendisini böldü.

Usta katmanı

Eleştirinin en somut yanı paraydı. Ücret seans başına alınıyor ve seans kısalıyorsa, analistin bir saatte görebileceği hasta sayısı artar. İkincil kaynaklar Lacan'ın son yıllarında saatte ortalama on kadar hasta gördüğünü aktarır; sayı biyografik anlatılardan gelir ve uygulamanın bütününü ne kadar yansıttığı tartışmalıdır. Eleştirmenler bir asimetriye de dikkat çekti: Lacancı analist seansı nadiren uzatır, sık sık kısaltır. Kuramsal gerekçe ile kazanç aynı yönü gösterdiğinde, dışarıdan bakan biri ikisini birbirinden ayıramaz.

Güç sorusu paranın ötesine geçer. Bitişi yalnız bir tarafın bildiği bir ilişkide hasta her kesilmenin anlamını analistin niyetinden okumaya zorlanır. Lacan'ın eski analizanlarından Didier Anzieu 1967'de, öğrencilerin hep biraz ileride ve yalnız yolda kalanlara açılacak bir hakikat vaadiyle bağımlı tutulduğunu yazdı. Nesne ilişkileri geleneğinden gelen klinisyenler, hiçbir şeyin olmak zorunda olmadığı bir alan sunmayan analizin bir şeyin olabileceği alanı da kuramayacağını savundu. Julia Kristeva ise Lacan'ın zamanın analizdeki yerini doğru gördüğünü, ama bunu kısa seanslarla bir tekniğe çevirmekte yanıldığını öne sürdü.

Savunanlara göre elli dakikalık saat analistin rahatını ve kurumun takvimini korur, hastanın sözüne sabit bir kalıp giydirir. Lacancı gruplar seansın uzayabileceğini de vurgular. Hastaların bu deneyimi nasıl yaşadığı ise büyük ölçüde anı yazılarından ve tanıklıklardan bilinir; sistemli bir derleme yoktur.

Yaygın yanlış"Lacan'ın seansları hep birkaç dakika sürerdi."
Doğrusu

Uygulama adından da anlaşılacağı gibi değişkendi; kaynaklar seansların birkaç dakikadan çok daha uzun sürelere uzanabildiğini aktarır. Eleştirmenlerin itirazı, kısalmanın sistemli hâle gelmesi ve sürenin uzama yönünde nadiren kullanılması üzerineydi.

Kanıtın sınırı

Değişken süreli seansı sabit süreli seansla kontrollü biçimde karşılaştıran yayımlanmış bir araştırma bilinmiyor. Lacancı terapiye dair bilinenler M17-D01'de anılan nitel görüşme çalışmalarından ibaret ve onlar da süreyi ayrı bir değişken olarak sınamıyor. Genel psikoterapi araştırması seansın uzunluğunu değil sayısını ve sıklığını inceledi; Kenneth Howard ve arkadaşlarının 1986'da doz-etki ilişkisi adıyla başlattığı çizgi S02-P01-D08'de (Terapi Akademisi) ele alınıyor.

Bu bulgular sıklığın bir etki taşıdığını düşündürür, ama Lacan'ın tartışmasıyla aynı yerde durmaz. Sıklık araştırmaları seansların sayısını değiştirir; uzunluğunu ve bitişin kimin kararı olduğunu değiştirmez. Bir bitiş anının yorum gibi işleyip işlemediği hastanın onu nasıl yaşadığına bağlıdır ve bunu ölçmek için tasarlanmış bir çalışma yok. Kanıtların neredeyse tamamı Avrupa ve Kuzey Amerika kliniklerinden geliyor; süreye kültürün ve ücretin verdiği anlamın başka ortamlara taşınıp taşınamayacağı bilinmiyor.

Yaygın yanlış"Seans sıklığı araştırmaları kısa seansın da işe yaradığını gösterir."
Doğrusu

Bu araştırmalar seansların ne kadar sık yapıldığını sınar; seansın kısalmasını ya da analistin bitişi anlık belirlemesini sınamaz. Daha sık görüşmenin yararlı bulunması daha kısa görüşme hakkında bir şey söylemez.

Kendin dene

Aklında kalsın

Sabit süre Freud'un 1913'te tarif ettiği kiralık saatten gelir; uluslararası dernek de eğitimi haftalık seans sayısıyla tanımladı.

Lacan seansın bitişini bir noktalama, yani bir yorum biçimi saydı ve sürenin belirsizliğini saati sığınağa çeviren konuşmaya karşı kullandı.

Bir teknik fark kurumların haritasını yeniden çizdi: 1953'te dernekten ayrılış, 1963'te eğitim yetkisinin şart olarak kaldırılması, 1964'te Paris Freud Okulu, 1967'de geçiş, 1980'de dağılma.

Eleştiri ücret, güç ve hastanın deneyiminde toplanır; savunma sabit sürenin de tarafsız olmadığını hatırlatır. Sıklık araştırmaları yoğunluğun önemli olabileceğini gösterir, değişken seansın kendisi ise sınanmamış durumda.

Sonraki derse köprü

Bu dersteki kavga bir uygulama üzerineydi ve iki taraf da Lacan'ın kuramını ölçü aldı. Kuram ise iki yönden sorgulanır: metinlerini okumayı güçleştiren üslubu ve psikanalizi bir bilim gibi kurma iddiası. Modülün son dersi M17-D08, Lacan'ı okumak ve eleştirmek, bu iki itirazı savunucuların cevaplarıyla birlikte tartıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.