İçeriğe geç

M17-D05

Arzu ve öteki

Lacan'ın ihtiyaç, talep ve arzu ayrımını ve büyük Öteki kavramını açıklar.

Psikanaliz Akademisi — M17, Lacan · 3.028 kelime · 16 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 20 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Lacan ihtiyacı bedenin doyurulabilir gereksinimi, talebi o gereksinimin bir başkasına söylenmiş hâli saydı. Söylenen her istek nesnenin yanında ilgi de ister.

Talepten ihtiyacın karşılığı çıkarıldığında kalan fark arzudur. Hiçbir nesne onu kapatmadığı için arzu bir nesneden ötekine geçer.

Küçük öteki ayna rakibidir; büyük Öteki dilin ve yasanın yeridir ve bir kişi o yeri yalnız temsil eder.

Hegel'in tanınma fikri Kojève'in Paris dersleri üzerinden Lacan'a ulaştı. Arzu, başkasının arzusuyla ve Öteki'nin benden ne istediği sorusuyla kurulur.

Taklitçi istek ve hazcı uyum araştırmaları bu fikre uzaktan akrabadır; kuramı sınamaz, yanlışlanabilirlik ve kültür eleştirisi de açık kalır.

Açılış sahnesi

Ürgüp'te, çarşının ortasındaki oyuncakçı, ekim sonunda bir cumartesi öğleden sonrası. Kemal dükkânı otuz yıldır işletiyor; tezgâhın arkasında, kutuları renklerine göre diziyor. Yasemin sabahları turistleri sepetle göğe çıkaran bir balon pilotu, öğleden sonraları boş. Komşusunun kızına doğum günü hediyesi bakmaya gelmiş, kapının yanındaki rafın önünde duruyor.

Dükkânda bir anne ve altısına yeni basmış bir oğlan var. Oğlan yarım saattir aynı şeyi istiyordu: kumandalı, sarı bir iş makinesi. Anne sonunda parasını ödüyor. Çocuk kutuyu iki koluyla göğsüne bastırıyor, yüzü aydınlanıyor.

Beş dakika sonra annesi poşeti katlarken çocuk vitrine yapışmış. "Anne, şu kırmızı itfaiye de var mı?"

Yasemin gülümsüyor. "Bunu her gün görüyor musunuz?"

"Her gün," diyor Kemal. "Bazen kutuyu açmadan olur. Elindekini sevmediğinden değil. Bir şey alınınca, alınmamış olan parlamaya başlıyor."

"Belki itfaiyeyi istemiyordur. Annesinin bir kez daha 'tamam' demesini istiyordur."

Kemal kutuyu rafa yerleştiriyor. "Annesi 'tamam' dese, bu sefer vitrinin öbür ucuna bakar. Ben artık şuna bakıyorum: çocuk oyuncağı gösterirken kimin yüzüne bakıyor."

Oğlanın gözü vitrinde durmuyor, annesinin yüzüne kayıyor. Anne "bugünlük bu kadar" diyor; çocuk bir an somurtuyor, sonra sarı makinenin kepçesini kaldırıp indirmeye başlıyor.

Bu dükkânın ve iki yetişkinin gerçek bir karşılığı yok; sahne, dersin sorusunu bir vitrin önüne taşımak için kuruldu.

Bu derste ne olacak

Önceki derste arzunun bir gösterenden ötekine kaydığını yalnız bir formül olarak andık (M17-D04). Bu ders o kayışın nereden çıktığını soruyor.

İlk adımda Lacan'ın bedenin ihtiyacını, o ihtiyacın birine söylenmesini ve ikisinin arasında kalan farkı nasıl ayırdığını göreceğiz. Sonra simgesel düzeni kişileştirmeden anlatmak için kullandığı büyük Öteki kavramına ve onu ayna rakibinden ayıran küçük harfe geçeceğiz. Ardından Hegel'den Kojève üzerinden gelen tanınma fikrine ve arzunun neden başkasının arzusuna bağlandığına bakacağız. En sonda eleştirilere ve isteme ile doyumun ayrışabildiğini gösteren araştırmaların sınırına bakacağız.

Sıfır noktası

Gündelik Türkçede ihtiyaç, talep ve arzu çoğu zaman birbirinin yerine kullanılır; Lacan bu üç sözcüğü ayırıp kuramının ortasına koydu. Fransızcada besoin, demande ve désir diye geçen üçlü, 1950'lerin ikinci yarısındaki seminerlerinde uzun uzun işlendi; Johnston'ın Stanford maddesine göre üçlü, Lacan'ın 1958'de fallusun anlamı üzerine yazdığı metinde kısa bir formüle bağlandı.

İhtiyaç bedenin canlı kalma koşuludur: besin, sıcaklık, uyku. Talep o ihtiyacın birine, bir dille yöneltilmiş hâlidir. Arzu ise talebin ihtiyaçla örtüşmeyen artığıdır.

Yaygın yanlış"Lacan'da arzu, güçlü bir istekten ibarettir."
Doğrusu

Lacan için arzu isteğin yoğunluğuyla ölçülmez. Arzu, karşılanabilir bir ihtiyacın talebe dönüşürken kazandığı ve hiçbir somut nesnenin karşılayamadığı artıktır; kişi belirli bir şeyi çok isteyebilir ve yine de arzusunun o şey olmadığını sonradan fark edebilir.

Mekanizma

İhtiyaç söze dökülünce

İnsan yavrusu ihtiyaçlarını uzun süre kendi başına karşılayamaz. Freud'un bu çaresizlik üzerine kurduğu düşünce M09-D03'te ele alındı; 1895 taslağındaki doyum yaşantısı da M02-D08'de anlatıldı. Lacan aynı başlangıçtan yola çıkar, ama vurguyu bebeğin sesinin başkası tarafından yorumlanmasına koyar. Bakım veren bebeğin ağlamasını açlık, üşüme ya da yalnızlık diye okur.

Stanford maddesine göre çocuk büyüdükçe ihtiyacını "lütfen" demek gibi belirli kalıplarla söylemeyi öğrenir. İhtiyaç karşılanmak için dile girmek zorundadır ve dile girdiği anda dilin kurallarıyla biçimlenir. Talebin ikinci yüzü buradan çıkar. Bir şey istendiğinde verilen nesne yalnız açlığı gidermez, isteyene bir cevap da verir: duyuldun, buradayım, sen benim için önemlisin. Lacan bu yüzden her talebin özünde bir sevgi talebi olduğunu söyler. Su gelir, ama asıl istenen suyu getirenin varlığıdır.

Talepten geriye kalan

Talep iki şey birden ister: bir nesne ve bir ilgi. Nesne verilebilir; ilginin ise verilip bitirilecek bir biçimi yoktur. Stanford maddesi bu noktayı Lacan'ın formülüyle bağlar: talepten ihtiyaç çıkarıldığında geriye kalan fark arzudur. İhtiyaç doyurulabilir, talep cevaplanabilir, ama talebin içindeki sevgi isteği hiçbir somut nesneyle tam karşılanmadığı için bir sonraki nesneye geçer.

Önceki derste metonimi, bir gösterenden yanındakine kayan bağ olarak tanımlandı (M17-D04). Lacan arzuyu bu kayışın kendisi sayar. Arzu bir nesnede durmaz, çünkü aradığı şey nesnenin içinde değildir. Açılıştaki sarı makine ile kırmızı itfaiye bu kayışın küçük bir örneği.

Yaygın yanlış"Arzunun doyurulamaz olduğunu söylemek, hiçbir şeyden memnun olunmadığını söylemektir."
Doğrusu

Lacan'ın iddiası bir hoşnutsuzluk tarifi olarak okunmamalı. Saat, arsa ya da pul gerçek bir sevinç verebilir; ihtiyaç ve talep cevap bulabilir. Kurama göre karşılanmayan, bu cevapların ötesinde bir sonraki nesneye kayan artıktır.

Küçük öteki, büyük Öteki

Lacan "öteki" sözcüğünü iki harfle yazar. Küçük harfli öteki, ayna evresinden bilinen benzerdir (M17-D02): bana benzeyen, hayranlık duyduğum ve yarıştığım kişi. İmgesel kayıtta yaşar. Büyük harfli Öteki başka bir şeydir. Stanford maddesi onu kişiler üstü toplumsal ve dilsel yapı diye tarif eder: dilin, kuralların, adların ve beklentilerin toplamı, yani önceki derste anlatılan simgesel düzenin (M17-D03) bir yer olarak düşünülmesi. Aynı madde terimin bazen Tanrı ya da Tarih gibi her şeyi bilen bir otorite fantezisini de adlandırdığını ekler.

Büyük Öteki bir kişi olmadığı hâlde bir kişi tarafından temsil edilebilir. Bebek için bu yeri önce bakım veren tutar: dili ilk ondan duyar, sesine ilk anlamı o verir. Lacan'ın sık tekrarladığı bir formül bilinçdışını Öteki'nin söylemi olarak tanımlar; bu, bir önceki derste konuşan öznenin dil tarafından önceden kurulmuş bir zincirin içinde konuştuğu fikrinin (M17-D04) başka bir söylenişidir.

Yaygın yanlış"Büyük Öteki, kişinin hayatındaki en önemli insandır."
Doğrusu

Anne, baba ya da bir otorite figürü büyük Öteki'nin yerini bir süre tutabilir, ama kavram bir kişiyi adlandırmaz. Lacan'da büyük Öteki dilin ve simgesel düzenin yeridir; bir kişi o yeri temsil ettiği ölçüde Öteki işlevi görür.

Öteki'nin arzusu

Bu üçlünün en çok alıntılanan sonucu, insanın arzusunun Öteki'nin arzusu olduğu fikridir. Kaynak Hegel'e uzanır. Hegel 1807 tarihli Tinin Fenomenolojisi'nin özbilinç bölümünde, efendilik ve kölelik ayrımına gelmeden önce şöyle yazar: "Das Selbstbewußtsein erreicht seine Befriedigung nur in einem andern Selbstbewußtsein", yani özbilinç doyumuna ancak başka bir özbilinçte ulaşır (kendi çevirimiz). Alexandre Kojève 1933 ile 1939 arasında Paris'te bu kitap üzerine dersler verdi ve Lacan bu dersleri izledi. Kojève'in okumasında insanı hayvandan ayıran, bir nesneyi değil bir başka arzuyu arzulamasıydı: tanınmayı, başkasının gözünde değer taşımayı istemek. Tanınma kavramının başka bir okuması Felsefe Akademisi'nde Taylor üzerinden yapıldı (P00-D06-M04-06).

Lacan bu düşünceyi birkaç katmanda kullandı. İnsan Öteki tarafından arzulanmak, onun ilgisinin nesnesi olmak ister. İnsan bir şeyi çoğu zaman başkası onu istediği için ister. Bir de ne istediğini bilmeyen özne, bunu Öteki'nin ondan ne istediği sorusuyla öğrenir. Lacan 1950'lerin sonundaki seminerlerinde kurduğu arzu çizgesinde (graph of desire) bu soruyu İtalyanca Che vuoi? ("Ne istiyorsun?") diye anar; ifade Jacques Cazotte'un 1772 tarihli Âşık Şeytan (Le Diable amoureux) anlatısında şeytanın sorusudur.

Lacan'ın sonraki yıllarında bu tartışmaya objet petit a adını verdiği bir kavram eklendi. Kabaca, arzunun yöneldiği nesneyi değil arzuyu harekete geçiren nedeni adlandırır. Stanford maddesine göre kavram 1960'lardan itibaren öne çıktı; geç dönem öğretisine ait ve teknik olduğu için burada yalnız adı anılıyor.

Usta katmanı

Lacan'ın üçlüsü Freud'un kavramlarıyla akrabadır ama onlarla örtüşmez. Freud'da istek (Wunsch), bir doyum yaşantısının anı izine dönme eğilimidir ve rüya bu isteği yerine getirir (M03-D01); dürtü bedensel bir kaynaktan doğan bir baskıdır (M05-D02). Lacan isteği bedenden çok dile bağladı. Haz ilkesi (M03-D08) Freud'da gerilimin boşaltılmasını anlatır; Lacan'ın arzusu boşaltılarak sönmez, çünkü bir tanınma arar.

İki komşu ayrım da karıştırılmamalı. René Girard'ın taklitçi arzusu (Felsefe Akademisi, P00-D08-M01-01) da isteğin başkasından geldiğini söyler, ama Girard'da model kişi somut bir rakiptir ve bu daha çok küçük ötekinin alanına düşer. Tüketici davranışındaki ihtiyaç ve istek ayrımı (S1-M3-D1, Tüketici Psikolojisi) ise bir ihtiyacın kültürle biçimlenip belirli bir ürüne yönelmesini anlatır; orada istek doğru ürünle karşılanabilir. Lacan'ın arzusu tanımı gereği hiçbir ürünle karşılanmaz.

Eleştirilerin ilki yanlışlanamazlıktır: arzu baştan doyurulamaz diye tanımlanınca her doyum da her doyumsuzluk da kuramı doğrular; hangi gözlemin onu çürüteceği belirsiz kalır. Bir başka itiraz insan resmine yöneliktir: eksiklikten başlayan, sevgiyi imkânsız bir talep olarak gören bir anlayışın kötümser olduğu, Winnicott'un ya da bağlanma kuramının yeterince iyi karşılanan ihtiyaç fikriyle (M16-D06) gerilim içinde durduğu söylenir. Kültürle ilgili itiraz da var: Paris'te, belirli bir aile ve dil düzeninde kurulan bir şemanın, bakımın birçok kişi arasında paylaşıldığı ya da ihtiyacın sözsüz karşılandığı ortamlara nasıl taşınacağı açık değildir. Babanın adı kavramı ve psikozun açıklaması bu kuramın bir sonraki halkası (M17-D06); değişken süreli seans tartışması da M17-D07'ye bırakıldı.

Kanıtın sınırı

Lacan'ın arzu kuramı bir deney ya da gözlem dizisi üzerine kurulmadı; Hegel okuması, dilbilim ve klinik deneyim üzerine kuruldu. Bugünkü araştırma ona doğrudan bir sınama sunamaz; sunabildiği yalnız bir fikir akrabalığıdır: istemenin, istenen şeyin verdiği doyumdan ayrışabildiği ve isteklerin başkalarından bulaşabildiği gözlemi.

Festinger'in 1954'te ortaya koyduğu sosyal karşılaştırma fikri, insanların kendilerini nesnel bir ölçü olmadığında başkalarıyla kıyasladığını öne sürdü (Temel Psikoloji M13-D06). Brickman, Coates ve Janoff-Bulman'ın 1978'deki piyango ve kaza çalışması ise hazcı uyum fikrinin simgesi oldu; küçük örneklemi ve tek seferlik ölçümü Temel Psikoloji'nin mutluluk dersinde (M10-D08) kart olarak tartışıldı. Berridge ile Robinson'un hayvan deneyleri istemek ile hoşlanmanın beyinde ayrışabildiğini gösterdi (Temel Psikoloji M16-D06; Tüketici Psikolojisi S1-M4-D5).

Bu deneyler Lacan'ın kuramı hakkında ne lehte ne aleyhte bir hüküm vermez. İsteğin başkasından bulaşabildiği ve istemenin hoşlanmadan ayrışabildiği gözlemi, arzunun Öteki'den geldiği ve hiçbir nesnede durmadığı iddiasına uzaktan benzer; ama bir laboratuvar puanı ile bilinçdışı bir yapı arasındaki mesafe büyüktür. İsveç verisi de "hiçbir şey doyurmaz" diye kaba bir okumayı zorlar. Araştırmaların çoğu Avrupa ve Kuzey Amerika örneklemlerinden geldiği için kültürler arası genelleme de tartışmalıdır.

Yaygın yanlış"Hedonik uyum ve isteme-hoşlanma deneyleri Lacan'ın arzu kuramını bilimsel olarak kanıtladı."
Doğrusu

Bu çalışmalar sözcük düzeyinde benzeyen bir gözlemi ölçer, kuramın yapısal iddiasını sınamaz. İsteğin doyumdan ayrışabildiğini göstermek, arzunun dilin ve Öteki'nin ürünü olduğunu göstermek demek olmaz.

Kendin dene

Aklında kalsın

Lacan ihtiyacı bedenin doyurulabilir gereksinimi, talebi o gereksinimin bir başkasına söylenmiş hâli saydı. Söylenen her istek nesnenin yanında ilgi de ister.

Talepten ihtiyacın karşılığı çıkarıldığında kalan fark arzudur. Hiçbir nesne onu kapatmadığı için arzu bir nesneden ötekine geçer.

Küçük öteki ayna rakibidir; büyük Öteki dilin ve yasanın yeridir ve bir kişi o yeri yalnız temsil eder.

Hegel'in tanınma fikri Kojève'in Paris dersleri üzerinden Lacan'a ulaştı. Arzu, başkasının arzusuyla ve Öteki'nin benden ne istediği sorusuyla kurulur.

Taklitçi istek ve hazcı uyum araştırmaları bu fikre uzaktan akrabadır; kuramı sınamaz, yanlışlanabilirlik ve kültür eleştirisi de açık kalır.

Sonraki derse köprü

Bu derste büyük Öteki'yi dilin ve yasanın yeri olarak bıraktık; o yerin nasıl kurulduğunu sormadık. Lacan yasanın kişiye ulaşmasını tek bir gösterene, babanın adına bağladı ve bu gösterenin hiç yerine oturmadığı durumda simgesel düzenin başka türlü işlediğini düşündü. Dışlama (foreclosure) adını verdiği bu işlemle psikozu açıklamaya çalıştı. Babanın adı ve psikoz dersi (M17-D06) bu açıklamayı, bugün psikoz deneyimi yaşayan insanlar hakkında bildiklerimizin yanına koyarak okuyacak.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.