İçeriğe geç

M17-D04

Bilinçdışı bir dil gibi

Lacan'ın dilbilimden aldığı kavramlarla bilinçdışını nasıl yeniden okuduğunu açıklar.

Psikanaliz Akademisi — M17, Lacan · 3.003 kelime · 16 örnek durum · 5 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 20 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Saussure'den Lacan iki fikir aldı: gösteren ile gösterilen arasındaki bağın keyfi olması ve dilde anlamın farklardan doğması.

Lacan şemayı ters çevirdi. Gösterenler kendi aralarında bir zincir kurar, gösterilen o zincirin altında kayar ve ancak yer yer, geçici olarak oturur.

Jakobson'ın benzerlik ve bitişiklik kutuplarını Lacan rüya çalışmasına taşıdı: yoğunlaştırmayı metafor, yer değiştirmeyi metonimi diye okudu. Semptomu metafor, arzuyu metonimi saydı.

Klinik sonuç, analistin dikkatini anlamdan sözcüğün kendisine çevirmekti: sesteşliğe, tekrara, sürçmeye.

Bilinçdışı dil işleme araştırması bilinçli denetim dışında anlam işlendiğini gösterir; formülün kendisini sınamaz. Freud'un nesne ve sözcük tasarımı ayrımı ve dilbilimcilerin itirazı tartışmayı açık tutar.

Açılış sahnesi

Gönen'de, çarşı hamamının karşısındaki reklam atölyesi, salı sabahı. Tezgâhın üstünde iki metre boyunda bir vinil yazı açık duruyor; Ferhat yapıştırma için kenarlarını kazıyor. Sevim kapıdan girer girmez yazıyı görüyor ve elindeki çay bardağını tezgâha bırakıyor.

"Ferhat Bey, benim dükkânın adı ne?"

"Sevim'in Sofrası."

"Burada ne yazıyor?"

Ferhat eğilip okuyor: SEVİM'İN SOFASI. Bir harf eksik. Kafasını kaşıyor. "R düşmüş. Kesimde kaçmış."

Sevim gülmeye başlıyor. "Gözleme satacağım, insanlar kanepe almaya gelecek."

"Sofa eski evlerin ortasındaki holdür," diyor Ferhat. "Babaannemin evinde sofaya sedir koyarlardı, misafir orada oturtulurdu."

"O zaman yanlış da sayılmaz," diyor Sevim. "Misafir yine orada oturacak." Bir an düşünüyor. "Ama kimse öyle okumaz. Herkes önce kanepeyi görür."

Ferhat yeni bir R kesmek için rulo folyoyu çekiyor. "Tek bir harf," diyor. "Bütün tabelayı başka bir şeye çevirdi."

Gönen'deki atölye de bu iki kişi de dersin malzemesi olarak uyduruldu; tek harfin bir sözcüğü başka bir anlama devirmesi ise Paris'te bir analistin bilinçdışını okumak için kullandığı modelin en sade örneği.

Bu derste ne olacak

Simgesel kaydın dil ve yasa düzeni olduğunu gördük (M17-D03). Bu derste o düzenin içine, sözcüklerin birbirine nasıl bağlandığına giriyoruz.

Saussure'den alınan gösteren, gösterilen ve fark kavramlarıyla başlayıp Lacan'ın bu şemayı nasıl ters çevirdiğine, Jakobson'ın afazi çalışmasındaki iki kutba ve bunların rüya çalışmasıyla eşleştirilmesine geçeceğiz. Sonra bu okumanın analistin kulağını nereye çevirdiğini, eleştirileri ve bilinçdışı dil işleme araştırmasının sınırını tartacağız.

Sıfır noktası

Lacan'ın en çok anılan formülü, bilinçdışının bir dil gibi yapılandığını söyler. Formül bilinçdışının Türkçe ya da Fransızca konuştuğunu söylemez. Söylediği şey, bilinçdışının ürünlerinin, yani rüyanın, sürçmenin, semptomun, dilin işlediği yasalara benzer yasalarla örüldüğüdür: öğeler birbirine benzerlikle ya da yan yana gelmekle bağlanır, anlam tek bir öğede değil öğeler arasındaki ilişkide doğar.

Bu iddianın malzemesi dilbilimden geldi. Lacan 1950'lerde İsviçreli dilbilimci Ferdinand de Saussure'ün ve Rus asıllı dilbilimci Roman Jakobson'ın kavramlarını Freud'un rüya ve sürçme kitaplarının yanına koydu.

Yaygın yanlış"Lacan bilinçdışının kelimelerden oluştuğunu söyler."
Doğrusu

Formül bir benzerlik kurar: "bir dil gibi". Lacan'a göre bilinçdışında işleyen birimler sözcük olmak zorunda değildir; bir imge, bir jest, bir semptom da dildeki bir öğe gibi başka öğelerle ilişkisi içinde iş görebilir. Ölçüt bağlanma biçimidir; malzeme ikincildir.

Mekanizma

Saussure'ün göstergesi

Saussure'ün Cenevre'de verdiği genel dilbilim dersleri, ölümünden sonra öğrencilerinin notlarından derlenerek 1916'da yayımlandı. Göstergenin (sign) gösteren ile gösterilenin birleşimi olduğu ve aralarındaki bağın uzlaşmaya dayandığı Felsefe tarafında, yapısalcılık dersinde kuruldu (P00-D06-M04-05). Burada o dersin bıraktığı yerden yalnız Lacan'ın işine yarayacak iki halkayı alıyoruz.

İlki keyfiliktir. Saussure'e göre "ağaç" ses dizisi ile ağaç kavramı arasında doğal bir bağ yoktur; bağ bir dil topluluğunun alışkanlığıyla kurulur ve geleneğe bağlı kalır. İkincisi farklılıktır. Kitabın değeri anlatan bölümünde Saussure şöyle yazar: "dans la langue il n'y a que des différences sans termes positifs", yani dilde olumlu terimler olmaksızın yalnız farklar vardır (kendi çevirimiz). "Sofra" ile "sofa"yı ayıran şey tek bir sestir ve o ses, sözcüğün kendisinde değil, ötekiyle arasındaki farkta anlam taşır.

Çizginin üstündeki gösteren

Saussure'ün kitabındaki şemada kavram üstte, işitim imgesi altta durur ve ikisi bir elipsin içinde birbirine sıkıca bağlıdır. Lacan bu şemayı yeniden yazdı. Gösteren için büyük harf S'yi üste, gösterilen için küçük harf s'yi alta koydu ve aralarındaki çizgiyi bir bağ olarak değil, anlama geçişi zorlaştıran bir engel olarak okudu (M03-D04'te tarihi verilen 1957 konuşmasında). Elips ortadan kalktı.

Bu yer değiştirmenin sonucu gösterenin önceliğidir. Saussure'de ses ile kavram kâğıdın iki yüzü gibidir. Lacan'da gösterenler önce kendi aralarında bağlanır, birbirine gönderme yapar, bir zincir kurar; gösterilen ise bu zincirin altında sabit durmaz, sürekli kayar. Anlam ancak zincirin belli bir noktasında, cümle tamamlandığında ya da bir sözcük geri dönüp öncekileri yeniden okuttuğunda geçici olarak oturur.

Benzerlik ve bitişiklik: iki kutup

Lacan'ın ikinci kaynağı Jakobson'dı. Jakobson 1956'da Morris Halle ile birlikte yayımladığı küçük bir kitaba dilin iki yönü ve afazi bozukluklarının iki türü üzerine bir deneme koydu. Afazinin klinik tarifini Temel Psikoloji M04-D06'dan biliyoruz; Jakobson o tariflere bir dilbilimci olarak baktı. Ona göre konuşmak iki işlemi gerektirir. Seçme, aynı yeri doldurabilecek benzer öğeler arasından birini almaktır. Birleştirme, seçilen öğeleri yan yana dizip bir bağlam kurmaktır.

Jakobson afazili konuşmaların bir kısmında seçmenin, bir kısmında birleştirmenin bozulduğunu öne sürdü. Seçmesi bozulan kişi bağlamdan destek alır, bir nesnenin adını bulamayınca yanındaki şeyi söyler. Birleştirmesi bozulan kişi cümle kuramaz, ama benzer sözcükler arasında gidip gelebilir. Jakobson bu iki kutbu retoriğin iki mecazına bağladı: benzerliğe dayanan metafor ve bitişikliğe dayanan metonimi. Metoniminin edebiyattaki tanımı ve klasik belagatteki karşılığı Edebiyat Akademisi'nde verildi (EDB-101-09).

Lacan bu iki kutbu Freud'un rüya çalışmasının iki işlemine taşıdı. Yoğunlaştırma ve yer değiştirme M03-D04'te ayrıntısıyla anlatıldı. Lacan'ın okumasında yoğunlaştırma bir gösterenin başka bir gösterenin yerine geçmesidir ve bu bir metafordur; yer değiştirme vurgunun bir gösterenden yanındakine kaymasıdır ve bu bir metonimidir. Bu okumadan iki kısa formül çıktı. Semptom bir metafordur: bastırılmış bir gösterenin yerine bedende ya da davranışta başka bir gösteren geçer. Arzu bir metonimidir: bir nesneden ötekine kayar ve hiçbir yerde durmaz. Arzunun bu kayışı ve "bilinçdışı Öteki'nin söylemidir" sloganı M17-D05'e kalıyor.

Yaygın yanlış"Lacan'ın metafor ve metonimisi Freud'un yoğunlaştırma ve yer değiştirmesinin yalnızca yeni adlarıdır."
Doğrusu

Lacan iki çifti eşleştirirken onları dönüştürdü. Freud'da yoğunlaştırma ve yer değiştirme psişik enerjinin ve sansürün işlemleridir; Lacan'da gösterenler arası ilişkiler olarak okunur. Eşleştirme bir yorumdur ve Freud'un enerji dilini geri plana iter.

Kulağı gösterene vermek

Bu kuramsal hamlenin klinik bir sonucu vardı. Analist hastanın ne demek istediğini anlamaya çalışırken gösterilene, yani anlama yönelir. Lacan dikkati gösterene çevirmeyi önerdi: hastanın kullandığı sözcüğün kendisine, sesine, iki anlama gelebilmesine, bir başka sözcükle kafiyeleşmesine, bir anda tekrar etmesine. Freud bu kulağı sürçmelerde (M04-D01) ve esprilerde (M04-D04) zaten kullanmıştı; Lacan onu tekniğin merkezine koydu.

Türkçe bu dinleme için verimli bir dildir, çünkü kökleri ve sesleri paylaşan çok sayıda sözcük taşır. Bir hasta "yüzüm kalmadı" dediğinde analist hem utancı hem sayıyı hem de bir yüzeyin aşınmasını duyabilir. Lacancı bir analist bu duyuşu hastaya hemen anlatmaz; bazen yalnız sözcüğü tekrar eder ve devamını hastaya bırakır.

Yaygın yanlış"Gösterene kulak vermek, her sözcük oyununda gizli bir anlam bulmaktır."
Doğrusu

Lacancı teknik sözcüğe dikkat etmeyi önerir, her sesteşliğin bir sır taşıdığını söylemez. Bir sözcük oyunu hastanın kendi çağrışımıyla bir yere bağlanırsa iş görür. Analistin kurduğu her bağ, hastanın konuşmasında karşılık bulmadıkça yalnız analistin çağrışımıdır.

Usta katmanı

İlk itiraz Freud'un kendi metinlerinden geldi. Freud 1915'teki bilinçdışı yazısında bilinçdışı sistemin yalnız şey tasarımlarını (Sachvorstellungen) taşıdığını, bunların sözcük tasarımlarına bağlanmasının önbilinçte gerçekleştiğini yazdı; ayrımın kökü 1891 afazi kitabındadır (M02-D01). Fransız psikanalist André Green, bu ayrıma dayanarak dille ilgili olanın önbilince ait olduğunu ve Lacan'ın formülünün Freud'la bağdaşmadığını savundu. Lacan'ı savunanlar, Lacan'ın gösteren sözcüğünü konuşulan sözcükle sınırlamadığını, bir imgenin de gösteren olabileceğini söyler. Bu cevap formülü kurtarır, ama "dil" sözcüğünü epeyce genişletir.

İkinci itiraz dilbilimden gelir. Saussure'ün şemasının ters çevrilmesi, elipsin kaldırılması ve "kayan gösterilen" fikri Saussure'ün kitabında bulunmaz; Lacan dilbilimden aldığı kavramlara kendi işini gördürecek yeni anlamlar verdi. Bunu bir okuma özgürlüğü sayanlar da bir çarpıtma sayanlar da var. Fransız psikanalist François Roustang 1986'da yayımladığı kitabında Lacan'ın sistemini tutarsız ve bilim kılığına girmiş bir söylem diye eleştirdi.

Üçüncü itiraz yöntemle ilgilidir: bir sözcük oyununun bilinçdışından geldiğini nasıl bileceğiz? Türkçe gibi sesteşliği bol bir dilde hemen her konuşmada iki anlamlı bir öbek bulunabilir. Bağı kuranın hasta mı, analist mi olduğu sorusu Lacancı klinikte de açık kalır.

Kanıtın sınırı

Lacan'ın formülü bir deneyle sınanacak biçimde kurulmadı. Hangi gözlemin bilinçdışının "bir dil gibi" yapılanmadığını göstereceği söylenmez; iki anlamlı her sözcük modele uyar, uymayan her semptom da gösterenin genişletilmiş anlamıyla içeri alınabilir. Bu, formülü bir okuma çerçevesi olarak verimli, bilimsel bir önerme olarak sınırlı kılar. Bilinçdışı biliş araştırmasının psikanalitik bilinçdışından ayrıldığı yer M04-D06'da tartışıldı.

Bilinçli denetim dışında dil işlemenin var olduğunu gösteren güçlü bir araştırma geleneği var. Anlamsal hazırlama (semantic priming) İkna Psikolojisi 7.04'te tanımlandı; örtük bellekle ilişkisi Temel Psikoloji M08-D06'da işlendi. Laboratuvarda üretilen sürçmelerin bilişsel modeli de M04-D05'te kart oldu.

Burada dikkatli olmak gerekiyor: bu deneyler Lacan'ın tezini sınamıyor. Gösterdikleri şey, anlamın ve sözcük ilişkilerinin bilinçli farkındalık olmadan da işlenebildiğidir. Lacan'ın iddiası çok daha büyüktür: bilinçdışının kendisinin gösterenler arası ilişkilerle yapılandığı ve semptomun bir metafor olduğu. Hazırlama deneyleri bir ağın hızını ölçer, o ağın bir arzu taşıyıp taşımadığını ölçmez. Araştırmanın büyük kısmı İngilizce ve birkaç Avrupa dilinde yapıldı; Türkçe gibi eklemeli bir dilde sesteşliğin işlenişine dair bulguların ne kadar genellendiği de tartışmaya açıktır.

Yaygın yanlış"Bilinçdışı hazırlama deneyleri bilinçdışının bir dil gibi yapılandığını kanıtladı."
Doğrusu

Bu deneyler bilinçli denetim dışında sözcük ve sayı işlenebildiğini gösterir. Lacan'ın yapısal iddiası bu ölçümlerin ulaştığı yerin çok ötesindedir ve deneyler onu sınamak için tasarlanmadı.

Kendin dene

Aklında kalsın

Saussure'den Lacan iki fikir aldı: gösteren ile gösterilen arasındaki bağın keyfi olması ve dilde anlamın farklardan doğması.

Lacan şemayı ters çevirdi. Gösterenler kendi aralarında bir zincir kurar, gösterilen o zincirin altında kayar ve ancak yer yer, geçici olarak oturur.

Jakobson'ın benzerlik ve bitişiklik kutuplarını Lacan rüya çalışmasına taşıdı: yoğunlaştırmayı metafor, yer değiştirmeyi metonimi diye okudu. Semptomu metafor, arzuyu metonimi saydı.

Klinik sonuç, analistin dikkatini anlamdan sözcüğün kendisine çevirmekti: sesteşliğe, tekrara, sürçmeye.

Bilinçdışı dil işleme araştırması bilinçli denetim dışında anlam işlendiğini gösterir; formülün kendisini sınamaz. Freud'un nesne ve sözcük tasarımı ayrımı ve dilbilimcilerin itirazı tartışmayı açık tutar.

Sonraki derse köprü

Bu derste arzuyu yalnız bir kayış olarak andık: bir gösterenden ötekine geçen ve hiçbir nesnede durmayan bir hareket. Bir bebeğin ağlaması karnını doyurmakla susar, ama aynı ağlama annenin yanında kalmasını da ister ve bu ikinci istek hiçbir mamayla kapanmaz. Lacan bu farkı ihtiyaç, talep ve arzu diye üç basamakta kurdu ve dilin sahibi olarak gördüğü büyük Öteki'yi bu basamakların tam ortasına yerleştirdi. Arzu ve öteki dersi (M17-D05) bu basamakları tek tek açıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.