M17-D02
Ayna evresi
Ayna evresi kavramını ve egonun yabancılaşmış bir imge olarak kuruluşunu açıklar.
Psikanaliz Akademisi — M17, Lacan · 3.029 kelime · 17 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 20 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Ayna evresinin okunan metni 1949 Zürih bildirisidir; Lacan orada Wallon'un gözlemlerini, Köhler'in şempanzeleriyle bir karşılaştırmayı ve Kojève'in tanınma okumasını birleştirdi.
Argümanın çekirdeği bir uyumsuzluktur: içeriden dağınık yaşanan bir beden, dışarıda tek parça bir biçim görür ve onu sevinçle kendisi sayar. Ego bu dış imgeyle özdeşleşerek kurulduğu için Lacan onu bir yanılgı ve yabancılaşma yapısı olarak görür.
1950'lerden sonra kavram bir yaş aralığından çok kalıcı bir yapının adı oldu. Winnicott'un aynası tanır, Lacan'ınki yanıltır.
Kendini aynada tanıma araştırması daha geç bir takvim ve kültüre göre değişen bir test anlamı gösterir; bu, kuramın gelişimsel okumasını zorlar, metafor okumasına dokunmaz.
Açılış sahnesi
Gerze'de, limana bakan dördüncü kattaki bir daire, şubat ortasında bir akşam. Oktay kereste atölyesinden döneli bir saat olmuş; bıçkı tozunu üstünden atmış ama saçlarında hâlâ talaş var. Pınar kadastro müdürlüğündeki ölçüm dosyalarını sehpaya yaymış, kızları yerdeki minderden dolabın boy aynasına doğru emekliyor.
Bebek aynanın önünde duruyor, elini cama vuruyor ve kahkahayı basıyor. Oktay onu kucağına alıp aynaya biraz daha yaklaştırıyor. "Bak, kim bu?"
Bebek önce aynadaki bebeğe, sonra hızla dönüp babasının gerçek yüzüne bakıyor. Yeniden aynaya dönüyor ve kollarını çırpıyor.
"Her seferinde öyle yapıyor," diyor Pınar. "Önce aynaya, sonra sana. Emin olmak ister gibi."
Oktay aynada kucağında bebek tutan, omuzları düşmüş, sakalına kır düşmüş bir adam görüyor. "Bir an babamı gördüm sandım," diyor gülerek. "Ben bu muyum gerçekten?"
"O sensin," diyor Pınar. "Yorgun hâlin."
Bu daire de bu aile de dersin örneği olarak uyduruldu; aynada hem kendini bulup hem bir yabancıyla karşılaşma deneyimini ise bir Paris analisti, 1930'lardan başlayarak egonun doğum yeri saydı.
Bu derste ne olacak
Önceki ders egoyu Lacan'ın gözünde bir imge olarak bıraktı (M17-D01). Burada o imgenin kaynağına iniyoruz: Lacan'ın ayna evresi adını verdiği kavrama.
Kavramın hangi metinlerde ve hangi gözlemlerden beslenerek kurulduğunu, sonra egonun dışarıda görülen bütün bir biçimle kurulduğu iddiasını açacağız. Evrenin bir yapıya dönüşmesinden ve Winnicott'un aynasıyla farkından geçip ayna kendini tanıma araştırmasının ne söyleyip ne söyleyemeyeceğine bakacağız.
Sıfır noktası
Lacan aynadaki ilk tanımanın sıradan bir olay olmadığını öne sürdü. Ona göre insan yavrusu kendi bedenini içeriden henüz bir bütün olarak duyamazken dışarıda tek parça, sınırları çizili bir biçim görür ve o biçimi sevinçle "ben" diye üstlenir. Ego bu üstlenmeyle doğar. Doğduğu yer bir imge olduğu için de ego en baştan kişinin kendisiyle tam örtüşmeyen bir yapıdır.
Lacan bu deneyimin yurduna sonraki yıllarda imgesel (imaginaire) dedi. Sözcüğü burada yalnız bir adres olarak bırakıyoruz; imgeselin öbür iki kayıtla ilişkisi M17-D03'te kurulacak.
Yaygın yanlış"Ayna evresi, bebeğin aynada kendini tanımayı öğrendiği bir gelişim basamağıdır."
Lacan aynadaki tanımayı bir öğrenme başarısı olarak anlatmaz; onu bir yanılgının başlangıcı sayar. Bebek kendinde henüz olmayan bir bütünlüğü üstlenmiş olur. Kavram da zamanla bir yaş basamağından çok bir ilişki biçiminin adı oldu.
Mekanizma
Marienbad'dan Zürih'e
Lacan kavramı ilk kez 1936 yazında Marienbad'daki on dördüncü uluslararası psikanaliz kongresinde dile getirdi. Bugün okunan metin 17 Temmuz 1949'da Zürih'teki on altıncı kongreye sunulan ve 1966'da Écrits'e alınan bildiridir. Arada, 1938'de, Henri Wallon'un isteğiyle Encyclopédie française'e yazdığı aile kompleksleri maddesinde de ayna evresini anlattı.
Fransız çocuk psikoloğu Wallon 1931'de çocukta kendi bedeni kavramının gelişimi üzerine bir makale yayımlamış, 1934'te çıkan Les origines du caractère chez l'enfant kitabında bebeklerin aynadaki görüntüye tepkilerini ayrıntıyla anlatmıştı. Wallon'da ayna, çocuğun dışarıya taşınmış bir görüntü aracılığıyla bedenini zihinde birleştirmesine yardım eden bir araçtı. Lacan gözlemi aldı ama yönünü değiştirdi: Wallon'un bilişsel bir adım gördüğü yerde bir tutku ve bir yanılgı gördü. Altı aylık bebeğin tepkisine dair ilk gözlemi metninde Amerikalı psikolog James Mark Baldwin'e dayandırdı.
İkinci kaynak Wolfgang Köhler'in şempanzeleriydi. Lacan bebeği, alet kullanma zekâsında bir süre için kendisini geride bırakan şempanzeyle karşılaştırır. Şempanze aynadaki görüntünün içi boş olduğunu kavrayınca ilgisini yitirir; bebek ise tanıma anında Köhler'in aydınlanma yaşantısı (Aha-Erlebnis) dediği ifadeyi takınır ve kendi hareketleriyle aynadakiler arasındaki bağı denemeye koyulur. Üçüncü kaynak dolaylıdır: Lacan'ın 1930'larda izlediği Kojève seminerlerindeki Hegel okuması tanınma arzusunu ve ötekiyle rekabeti bilincin merkezine koyuyordu.
Yaygın yanlış"Lacan ayna evresini bebekler üzerinde yaptığı gözlemlerle kanıtladı."
Lacan bir çocuk araştırması yürütmedi. Wallon'un, Baldwin'in ve Köhler'in gözlemlerini analiz deneyiminden gelen bir yorumla birleştirdi.
Parçalı bir beden, bütün bir imge
Lacan'a göre insan yavrusu erken doğar: sinir sistemi tamamlanmamıştır, hareketleri birbirine bağlanmaz ve bütünüyle bakım verene bağımlıdır. Bedenini dağınık duyumlar ve kontrolsüz kıpırtılar olarak yaşar. Aynada ise karşısına çizgileri net, tek parça bir biçim çıkar. Bebek o biçimde henüz sahip olmadığı bir hâkimiyeti önceden yaşar; sevinci buradan gelir.
Lacan bu bütünlüğün bebeğe Gestalt olarak, dışarıda görülen bir biçim olarak verildiğini vurgular. İmgeyi üstlenmek bir öne atılmadır: çocuk kendini, bir serapta olduğu gibi, olgunlaşmasının ilerisine yerleştirir. Lacan ilk karışıklığın izinin sonradan da kaybolmadığını söyler. Analizde bir çözülme yaşandığında rüyalarda kopuk uzuvlar ya da dağılmış bir beden imgeleri belirebilir; bunlara parçalanmış beden adını verdi.
Bu imge sık sık abartılır. Lacan bebeğin sürekli bir dehşet içinde yaşadığını söylemez; bütünlüğün dışarıdan geldiğini söyler.
Freud'un beden egosu (M06-D01) bir karşılaştırma noktası verir. Freud'da ego bedenin yüzeyinden, dokunma ve acı duyumlarından kurulur. Lacan aynı soruyu görme üzerinden cevaplar ve ters bir sonuca varır: ego, dışarıdan görülen bir biçimin içeriye alınmasıdır.
Ego, dışarıdan gelen bir yüz
Bebeğin üstlendiği imge kendisi olmayan bir şeydir: soldan sağa çevrilmiş, uzakta duran, dokunulamayan bir biçim. Ego bu biçimle özdeşleşerek kurulduğu için, kişinin en yakından "ben" diye bildiği şey baştan bir dış imgenin izini taşır. Lacan bu yüzden egoyu yanılgının yeri sayar. Ego kişiye bir tutarlılık verir; Lacan onu, gelişimin tamamına katı biçimini basan ve yabancılaştırıcı bir kimlik taşıyan bir zırha benzetir.
Freud 1914'teki narsisizm yazısında egoya benzer bir birliğin bireyde baştan bulunmadığını, otoerotik dürtülere narsisizmi biçimlendirecek yeni bir ruhsal eylemin eklenmesi gerektiğini yazmıştı (M07-D01). Lacan bu eksik halkayı ayna evresinin doldurduğunu öne sürdü. Kendi imgesine yönelen sevgi ile o imgeye duyulan gerilim aynı kaynaktan gelir: ego hem sevilen bir resimdir hem de kişinin hiçbir zaman tam yerine geçemeyeceği bir rakip.
Ego psikolojisine yönelen itiraz buradan anlaşılır. Hartmann'ın çatışmasız alanı (M15-D02) egonun bir kısmını tarafsız bir işlev merkezi sayıyordu. Lacan için ego bir imgeler birikimi olduğuna göre, onu güçlendirmek kişiyi yanılgısına daha sıkı bağlamaktır. Konuşan özne ile ego ayrımı önceki derste kuruldu (M17-D01); öznenin arzuyla ve büyük Öteki'yle ilişkisi M17-D05'e kalıyor.
Bir anın adından bir yapının adına
Lacan'ın 1949 metni hâlâ bir gelişim anını, altı ile on sekiz ay arasını anlatıyordu. 1950'lerin başından itibaren kavram genişledi: Lacan ayna evresini bebeklikte geçilip bitirilen bir basamaktan çok, öznenin imgelerle kurduğu ilişkinin kalıcı bir biçimi olarak kullanmaya başladı. Bu kullanımda yetişkinin bakışı, karşıdaki çocuğun hareketleri ya da taklit edilen bir jest de ayna işlevi görebilir. Lacan sonraki şemalarında bebeği aynanın önünde, onu taşıyan ve "bak, bu sensin" diyen bir yetişkinle birlikte resmetti.
Bu genişleme kavramı ampirik eleştiriden korudu, ama bir yapı olarak okunan ayna evresi hangi gözlemin onu çürüteceğini de söylemez.
Usta katmanı
Winnicott'un 1967 yazısında bebek kendini önce bakım verenin yüzünde bulur; Winnicott aynı yazıda Lacan'ın ayna evresi bildirisinden etkilendiğini de belirtti (M16-D06). İki ayna yine de farklı işler. Winnicott'un aynası canlı bir yüzdür: bebek orada kendi hâlinin karşılık bulduğunu görür ve gerçek olduğu duygusu beslenir. Lacan'ın aynası bir yüzeydir: bebeğe karşılık vermez, ona henüz olmadığı bir bütünlüğü sunar. Birinde ayna tanır, ötekinde yanıltır. Bu bakımdan Kohut'un aynalama kavramı (M18-D02) Winnicott'un tarafında durur.
Mahler'in ayrışma-bireyleşme süreci (M15-D05) çocuğun anneden ayrı bir kişi olarak kendini kurmasını aylara yayılan, gözlemle izlenen bir süreç diye betimledi. Lacan'a göre ise ayrışan birey bir imgeden kurulmuşsa, bireyleşme bir yanılgının sağlamlaşması olabilir.
Gelişimsel iddia ile kuramsal metafor arasındaki gerilim bu dersin asıl ustalık noktası. Lacan'ı savunan okurlar ayna evresini bebeklik hakkında bir önerme olarak okumaz; yetişkinin imgelerle ilişkisine dair bir model sayar ve gelişim psikolojisinin itirazlarını konunun dışında tutar. Eleştirmenler, Lacan'ın 1949'da açıkça aylar verdiğini ve bir gözlem dili kurduğunu hatırlatır: kavram bir gözlem iddiası olarak doğdu, sonradan metafora çekildi.
Yaygın yanlış"Winnicott'un annenin yüzü aynası ile Lacan'ın ayna evresi aynı fikrin iki adıdır."
Winnicott Lacan'dan etkilendiğini kendisi yazdı, ama iki kavram ters yönlere bakar. Winnicott'ta yansıtan yüz bebeğin gerçek olma duygusunu destekler. Lacan'da ayna imgesi bebeğe kendi olmayan bir bütünlüğü sunar ve egoyu bir yabancılaşma üzerine kurar.
Kanıtın sınırı
Ayna evresinin sınırı önce takvimde görünür. Lacan sevinçli tanımayı altı aydan itibaren başlatır. İşaret testine dayanan araştırma, Batılı çocuklarda kendini aynada tanımanın ilk belirtilerini 18 ile 24 ay arasına yerleştirir ve Amsterdam'ın gözlemi daha önceki aylarda bebeklerin görüntüyü bir başkası gibi karşıladığını gösterir. Bebek araştırması (M19-D06) ve Stern'in çekirdek benlik duygusu (M15-D05), bebeğin aynayla karşılaşmadan çok önce kendi bedenine ve hareketlerine dair bir bilgi taşıdığını öne sürer. Rochat 2003'te kendilik farkındalığını doğumdan dört beş yaşına kadar açılan beş düzey olarak tarif etti; aynada tanıma bunlardan yalnız biridir.
İkinci sınır kültürdür: aşağıdaki çalışma, test sonucunun aynanın gündelik hayattaki yerine ve yetişkinlerin beklentisine bağlı olabileceğini düşündürür. Aynası olmayan, ya da doğuştan görmeyen bir çocukta ego nasıl kurulur sorusu, ayna evresini harfiyen okuyana zor bir soru sorar.
Bu bulgular Lacan'ı doğrulamaz da çürütmez de; kendini aynada tanıma olgusunun hangi aylarda ve hangi koşullarda ortaya çıktığını gösterirler. Ayna imgesiyle özdeşleşmenin egoyu bir yabancılaşma olarak kurduğu iddiası bir davranış ölçümüyle sınanacak biçimde kurulmadı. Gelişimsel bir iddia olarak savunulması güç, kuramsal bir metafor olarak tartışmaya açık bir kavram bu.
Yaygın yanlış"Aynada işaretli yüzüne dokunan çocuk, Lacan'ın ayna evresinden geçmiş demektir."
İşaret testi kendini görsel olarak tanıma davranışını ölçer. Lacan'ın iddiası ise bu tanımanın egoyu bir dış imge üzerine kurduğudur ve test bu iddiaya ulaşmaz. Testin takvimi Lacan'ın verdiği aylarla da örtüşmez.
Kendin dene
Aklında kalsın
Ayna evresinin okunan metni 1949 Zürih bildirisidir; Lacan orada Wallon'un gözlemlerini, Köhler'in şempanzeleriyle bir karşılaştırmayı ve Kojève'in tanınma okumasını birleştirdi.
Argümanın çekirdeği bir uyumsuzluktur: içeriden dağınık yaşanan bir beden, dışarıda tek parça bir biçim görür ve onu sevinçle kendisi sayar. Ego bu dış imgeyle özdeşleşerek kurulduğu için Lacan onu bir yanılgı ve yabancılaşma yapısı olarak görür.
1950'lerden sonra kavram bir yaş aralığından çok kalıcı bir yapının adı oldu. Winnicott'un aynası tanır, Lacan'ınki yanıltır.
Kendini aynada tanıma araştırması daha geç bir takvim ve kültüre göre değişen bir test anlamı gösterir; bu, kuramın gelişimsel okumasını zorlar, metafor okumasına dokunmaz.
Sonraki derse köprü
Bu derste "imgesel" sözcüğünü yalnız ayna ilişkisinin adresi olarak andık: bir imgenin kişiyi büyülediği, ötekiyle hem özdeşleştiği hem yarıştığı alan. Lacan bu alanın tek başına durmadığını; dilin ve yasanın düzeniyle, bir de ikisinin de tam kavrayamadığı bir artıkla iç içe işlediğini düşündü. Bir öğretmene duyulan hayranlığı, okulun yönetmeliğini ve kimsenin adını koyamadığı bir sarsıntıyı hangi ölçütle birbirinden ayırırız? Lacan'ın bu soruya verdiği cevap üç kayıttan oluşan bir harita: M17-D03 o haritayı imgeselin yanına simgesel ve gerçeği koyarak çiziyor.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.