M16-D09
Fairbairn ve Guntrip
Fairbairn'ın nesne arayan libido önermesini ve şizoid kişilik çözümlemesini açıklar.
Psikanaliz Akademisi — M16, Nesne ilişkileri · 3.031 kelime · 16 örnek durum · 5 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 20 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Fairbairn Edinburgh'da, Londra'nın uzağında çalıştı. Ona göre libido bir başkasına yönelir, erojen bölgeler bu yönelişin kanallarıdır, saldırganlık engellenmiş ilişki ihtiyacının tepkisidir.
Ahlaki savunmada çocuk bakım verenin kötülüğünü kendine mal eder: suçlu olmak, güvensiz bir dünyada yaşamaktan daha katlanılabilir gelir.
Endopsişik yapıda her ben parçası bir nesneye bağlıdır; iç sabotajcı umudu ve isteği içeriden susturur.
Fairbairn'ün şizoid kavramı tanı kitaplarındaki kişilik bozukluğuyla örtüşmeyen dinamik bir örüntüdür; Guntrip onu regrese ben fikriyle derinleştirdi. Yapısal model sınanmadı, kötü bakımın içe alınması sezgisi ise araştırmada akraba bulgular buldu.
Açılış sahnesi
Arapgir'de, ilçe stadyumunun tel örgüsüne bakan fotokopi dükkânı, ekim sonu, maç olmayan bir çarşamba. Neslihan stadyumun saha sorumlusu; çimi biçtirir, çizgileri çektirir, kilitlerin anahtarı ondadır. Taner yirmi yıldır karşıdaki dükkânda fotokopi çeker. Neslihan her öğle bir çay içmeye gelir, tezgâhın kenarına ilişir, kalkar gider.
"Kızın kınası cumartesi," diyor Taner, bir davetiyeyi tezgâhın üstünde ona doğru itiyor. "Annesi özellikle sordu. Sen olmazsan masa eksik kalır."
Neslihan davetiyeyi alıyor, zarfı açmadan çantasına koyuyor. "Gelirim herhalde. Bakarız."
"Geçen kış da 'bakarız' demiştin. Sonra iki hafta grip yatmışsın, biz bayramda duyduk."
"Ne yapacaktınız, çorba mı getirecektiniz?" Gülüyor. "Bana bir şey olmaz, Taner. Ben yalnız iyiyim. Kimseye yük olmuyorum, kimse de bana olmuyor."
Taner fotokopi makinesinin kapağını kapatıyor. "Herkes seni sever bu ilçede. Ama kimse evinin içini görmedi."
"Görecek bir şey yok ki." Neslihan çay bardağını tezgâha bırakıyor. "Birine alıştın mı, sonra o gidince ne yapacaksın? Böylesi daha kolay."
Arapgir'deki dükkân da bu iki kişinin yirmi yıllık tanışıklığı da dersin icadıdır; sevilmek ile yaklaşılmak arasındaki mesafeyi korunmanın bir yolu olarak okuyan düşünce ise 1940'larda Edinburgh'da yazılmış bir dizi makaleye dayanır.
Bu derste ne olacak
Sahte yüzün ardına saklanan gerçek kendilik (M16-D08) bu dersin konusuna çok yakın durur. Şimdi içe çekilmeyi bir korunma olarak düşünen Ronald Fairbairn'e, ardından ondan analiz alan Harry Guntrip'e geçiyoruz.
Sırayla libidonun ne aradığına, çocuğun kötü bakımı kendi üstüne almasına, iç dünyanın üç çiftli haritasına ve şizoid geri çekilmeye bakacağız. Usta katmanı Guntrip'i ve iki şizoid kavramı arasındaki farkı, son bölüm travma ve öz-eleştiri araştırmalarındaki yankıyı ele alıyor.
Sıfır noktası
William Ronald Dodds Fairbairn 1889'da Edinburgh'da doğdu. Edinburgh Üniversitesi'nde okudu, 1911'de mezun oldu. Birinci Dünya Savaşı'nda askerlik yaptı; döndükten sonra tıp okudu ve 1929'da aynı üniversiteden tıp doktorası (MD) derecesini aldı. Bir süre orada psikoloji ve felsefe dersleri verirken analiz de yaptı. Bütün meslek hayatını Edinburgh'da geçirdi; Londra'daki tartışmaların (M16-D05) uzağında kaldı. Makalelerini 1952'de Psychoanalytic Studies of the Personality adlı kitapta topladı.
Ailenin içinde dürtü kuramıyla bağını en kesin koparan adın Fairbairn olduğunu M16-D01'de görmüştük. Kopuşun özü şu: bebek doğduğu andan itibaren bir ilişki içindedir ve bu ilişkiye mutlak biçimde bağımlıdır. Fairbairn gelişimi, bu bağımlılığın yavaş yavaş olgun bir karşılıklı bağımlılığa dönüşmesi olarak düşündü.
Yaygın yanlış"Fairbairn hazzın insan için bir önemi olmadığını söyledi."
Fairbairn hazzı yok saymadı; ona yeni bir yer verdi. Ona göre haz, ilişkiye giden yolu gösteren bir işarettir. Hazzın kendisi için aranması ise ilişki kurulamadığında başvurulan bir yedek yoldur.
Mekanizma
Libido nesne arar
Fairbairn 1940'ların başındaki makalelerinde Freud'un libido kuramını baştan ele aldı. Freud'da libido gerilimi boşaltmaya, yani doyuma yönelir; nesne bu doyumun aracıdır (M07-D01). Fairbairn sırayı ters çevirdi: libidonun asıl hedefi bir başkasıyla ilişki kurmaktır, doyum bu ilişkinin yan ürünüdür. Erojen bölgeler de bu çerçevede amaç olmaktan çıkar; ağız, bebeğin anneyle ilişkiye girdiği ilk kanaldır. Bebeği memeye yönelten asıl şey, memeyi veren kişiyle kurulan bağdır.
Saldırganlığı da bu çerçeveye yerleştirdi. Klein saldırganlığı doğuştan bir dürtünün, ölüm dürtüsünün ürünü saydı (M16-D02). Fairbairn ise onu birincil bir güç olarak görmedi: ona göre saldırganlık, ilişki ihtiyacı karşılanmadığında doğan bir tepkidir. Öfke engellenmiş bir sevginin sesidir.
Kötü nesneyi içeri almak
Fairbairn'ün en çok alıntılanan fikri, bakımı yetersiz ya da zarar verici olan bir çocuğun bu durumu nasıl taşıdığına dairdir. Çocuk bakım verenine mutlak biçimde bağımlıdır; ondan vazgeçemez, gidecek başka yeri yoktur. Bakım veren kötü davrandığında çocuk bir ikilemle karşılaşır: ya güvendiği kişinin kötü olduğunu kabul edecek ve dünyası güvensiz bir yere dönüşecektir, ya da kötülüğü kendi üstüne alacaktır. Fairbairn çocuğun çoğu zaman ikinci yolu seçtiğini düşündü. Kötü olan ben isem, dünya hâlâ iyidir ve düzeltilebilir; ben daha iyi olursam sevilirim.
Fairbairn bu hamleye ahlaki savunma adını verdi ve 1943'te İngiliz Tıbbi Psikoloji Dergisi'nde yayımlanan, savaş nevrozlarına da değinen makalesinde işledi. Fairbairn aynı makalede fikri dinsel bir benzetmeyle özetler: Tanrı'nın yönettiği bir dünyada günahkâr olmak, Şeytan'ın yönettiği bir dünyada yaşamaktan yeğdir. Günahkâr kötüdür ama çevresindeki dünya iyidir ve kurtuluş umudu sürer; Şeytan'ın dünyasında ise ne güven ne umut kalır. Benzetme, çocuğun neden suçluluğu güvensizliğe yeğlediğini anlatır: suçluluk acı verir ama bir umut da taşır.
Yaygın yanlış"Kötü bakım gören çocuk bakım vereninden uzaklaşır."
Fairbairn tersini gözledi: ihtiyacı karşılanmayan çocuk, sevginin bir gün geleceği umuduyla bakım verenine daha sıkı tutunabilir. Bağın gücü bakımın niteliğini göstermez.
İç dünyanın üç çifti
Fairbairn 1944 tarihli makalesinde Freud'un id, ego ve süperego bölmesinin (M06-D01) yerine kendi iç dünya haritasını önerdi. Haritada her ben parçası bir nesneye bağlıdır; ben ile nesne hep çift olarak bulunur. Merkezi ben (central ego), bilinçli gündelik kendiliktir ve ideal nesneyle, yani kötü yanlarından arındırılmış bir bakım veren imgesiyle ilişki kurar. Libidinal ben (libidinal ego), umutla bekleyen, hep vaat eden ama vermeyen bir nesneye, uyarıcı nesneye bağlanır. Anti-libidinal ben (antilibidinal ego) ise reddeden nesneye bağlıdır; Fairbairn onu ilk yazılarında iç sabotajcı (internal saboteur) diye de andı.
Çiftler arasındaki ilişki dinamiktir. Merkezi ben öteki iki çifti bastırır; anti-libidinal ben de libidinal beni, yani umudu ve isteği, saldırıyla susturur. Bir isteğin daha dile gelmeden alay ya da utançla bastırılması bu iç işleyişin dışarıdan görülen yüzü sayılabilir. Harita, bir ilişki örüntüsünün iç dünyaya taşınmış kopyası olarak okunmalıdır; bir anatomi şemasına benzemez.
Şizoid durum: sevginin yıkacağı korkusu
Fairbairn'ün ilk büyük makalesi 1940'ta şizoid etkenler üzerineydi. Klein'ın paranoid-şizoid adını bu çalışmadan aldığını M16-D03 anlatmıştı. Fairbairn sözcükle kendiliğin bölünmesini, iç dünyaya çekilmeyi ve ilişkiden kaçınmayı adlandırdı ve bütün insanların bir düzeyde şizoid süreçler taşıdığını düşündü.
Örüntünün çekirdeğinde bir korku yatar. Depresif kişi kendi öfkesinin sevdiğini yok edeceğinden korkar; şizoid kişinin korkusu ise sevgisinin kendisinin yıkıcı olacağıdır. Sevgisi karşılık bulmamış bir çocuk, sevgisinin aşırı, aç ve tüketici olduğuna inanabilir. O zaman en güvenli yol hiç sevmemek, en azından sevgiyi göstermemektir. Kişi ilişki kurar gibi görünür, rol yapar, sosyal açıdan etkileyici olabilir; ama kendinden bir şey vermez ve bir şey kaybetmez. Fairbairn bunu kendinin özünü dokunulmaz tutan bir koruma olarak okudu; bedeli içsel bir boşluk, gerçek dışılık ve dünyaya camın arkasından bakıyormuş gibi bir uzaklıktır.
Yaygın yanlış"Fairbairn'ün şizoid dediği kişi, tanı kitaplarındaki şizoid kişilik bozukluğu olan kişidir."
İkisi aynı şey değildir. Fairbairn sözcüğü geniş bir yelpazedeki dinamik bir örüntü için kullandı; sıcak ve sosyal görünen biri de onu taşıyabilir. Bugünkü tanı kitaplarındaki kategori ise yakın ilişkiye ilgisizlik ve duygusal sınırlılık gibi dışarıdan gözlenen ölçütlerle tanımlanır.
Usta katmanı
Harry Guntrip 1901'de doğdu, Cemaatçi (Congregationalist) bir kilisede papazlık yaptı, Leeds Üniversitesi'nin psikiyatri bölümünde psikoterapist ve öğretim görevlisi oldu. 1952'de Fairbairn'ün şizoid tepkiler kuramı üzerine bir makale yayımladı ve onun fikirlerinin en çok okunan yorumcusu oldu. Önce Fairbairn'le, sonra Winnicott'la analize girdi. Daha sonra şizoid olgular, nesne ilişkileri ve kendilik üzerine yazdığı kitapta şizoid konumu dış dünyayla ilişki, iç dağılma ve kendiliğin kopmuş, yitirilmiş duygusal çekirdeği üzerinden anlattı.
Guntrip'in en çok anılan katkısı regrese ben fikridir. Ona göre şizoid kişinin en derininde, dünyadan tümüyle umudunu kesmiş, korunmak için adeta geri çekilip uykuya yatmış bir kendilik parçası vardır. Terapinin işi bu parçaya güvenli bir ilişki sunarak onun yeniden büyümesine fırsat vermektir. Guntrip'in öldüğü yıl, 1975'te, Fairbairn ve Winnicott'la analiz deneyimini anlattığı bir yazısı yayımlandı; yazının başlığı psikanalitik terapinin ne kadar tam bir sonuç verebileceğini soruyordu. Yazı iki analistin üslubunu bir hastanın gözünden karşılaştıran ender bir belgedir; tek kişinin tanıklığı olduğu da unutulmamalı.
Şizoid kişilik bozukluğu Amerikan tanı kitabının bugünkü baskısında ayrı bir başlık olarak duruyor; Dünya Sağlık Örgütü'nün son sınıflaması ise kişilik bozukluklarını tek tek adlandırmayı bıraktı, şiddet derecesine ve özellik alanlarına geçti. Fairbairn'ün şizoid kişisi bu ölçütlere uymayabilir: sevilen, sosyal biri de içeriden mesafeli olabilir. Açılıştaki Neslihan'ı tanı ölçütleriyle okumak bu dersin işi değildir; onun cümleleri yalnız Fairbairn'ün tarif ettiği korunma mantığını gösterir.
Kanıtın sınırı
Fairbairn'ün yapısal modeli sınanmak üzere kurulmadı. Merkezi ben, libidinal ben ve anti-libidinal ben bir klinisyenin hastalarını dinlerken kurduğu yorum çerçevesinin parçalarıdır; ölçülebilir birimler değildir. Nesne arayan libido önermesi de doğrudan bir deneyle sınanmadı; bağlanma araştırması (M19-D03) bebeğin ilişkiye yöneldiğini ayrı bir yoldan gösterdi, ama bu Fairbairn'ün özgül yapısını doğrulamaz.
Kötü bakımın içe alınması sezgisi ise travma ve öz-eleştiri araştırmalarında yankı buldu. Bu bir fikir akrabalığıdır: aşağıdaki araştırmacılar Fairbairn'ü sınamak için yola çıkmadı ve bulgular onun modelini değil, daha genel bir gözlemi destekler.
Bu kartların hiçbiri endopsişik yapıyı ölçmez; iç sabotajcıyı bir öz-eleştiri ölçeğine çevirmek kavramı daraltır. Örneklemler de Batılı ve dar yaş gruplarından gelir. Kendini suçlamanın ve utancın aile yapısı ve din dili farklı toplumlarda aynı biçimde işleyip işlemediği bilinmiyor. Fairbairn'ün kendi düşüncesinin bile İskoç Presbiteryen geleneğinin sert ahlak diline ve iki dünya savaşının deneyimine bağlı olduğunu öne süren tarihsel okumalar var (Beattie 2003).
Dersin bu bölümleri çocuklukta görülen kötü bakıma değindi. Okurken kendi geçmişinden ağır bir şey kıpırdadıysa, onunla baş başa kalman gerekmiyor: yakınındaki birine anlatmak ya da bu işi meslek edinmiş bir terapistle görüşmek yükü bölmenin yollarıdır.
Kendin dene
Aklında kalsın
Fairbairn Edinburgh'da, Londra'nın uzağında çalıştı. Ona göre libido bir başkasına yönelir, erojen bölgeler bu yönelişin kanallarıdır, saldırganlık engellenmiş ilişki ihtiyacının tepkisidir.
Ahlaki savunmada çocuk bakım verenin kötülüğünü kendine mal eder: suçlu olmak, güvensiz bir dünyada yaşamaktan daha katlanılabilir gelir.
Endopsişik yapıda her ben parçası bir nesneye bağlıdır; iç sabotajcı umudu ve isteği içeriden susturur.
Fairbairn'ün şizoid kavramı tanı kitaplarındaki kişilik bozukluğuyla örtüşmeyen dinamik bir örüntüdür; Guntrip onu regrese ben fikriyle derinleştirdi. Yapısal model sınanmadı, kötü bakımın içe alınması sezgisi ise araştırmada akraba bulgular buldu.
Sonraki derse köprü
Fairbairn ve Guntrip, ihtiyacını karşılık bulamayan bir çocuğun o ihtiyacı içeri kapatıp çekildiğini anlattı. Wilfred Bion soruyu başka bir uçtan sordu: bebeğin taşıyamadığı bir duygu dışarıya, bir başkasına ulaştığında ne olur? Bion'a göre o duyguyu alıp sindiren ve geri veren biri varsa, bebek ilk kez dayanılmaz olanı düşünülebilir bir şeye çevirmeyi öğrenir. Kapsama ile düşünme arasındaki bu bağ, M16-D10'un ve modülün son durağının konusu.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.