İçeriğe geç

M16-D08

Gerçek ve sahte kendilik

Winnicott'un gerçek ve sahte kendilik ayrımını açıklar.

Psikanaliz Akademisi — M16, Nesne ilişkileri · 3.051 kelime · 16 örnek durum · 5 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 20 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Winnicott 1960'ta gerçek ve sahte kendiliği bebeklikteki bir karşılaşmaya bağladı. Bebeğin kendiliğinden jesti karşılandıkça gerçek kendilik canlanır; karşılanmadığında bebek bakım verenin jestine uyar ve bu uyum sahte kendiliğin ilk tohumu olur.

Sahte kendilik Winnicott için gerçek kendiliği koruyan bir savunmadır; hafif ucu herkesin taşıdığı toplumsal nezakettir.

Winnicott kavramı beş basamaklı bir yelpazeye yaydı ve zekânın sahte kendiliğe sığınak olabildiğini, başarının içteki gerçekdışılığı gizleyebildiğini yazdı.

Otantiklik ölçekleri ve meta-analiz, kendini gerçek hissetmenin iyi oluşla ilişkili olduğunu gösteriyor. Bu bulgular bağıntısaldır, büyük ölçüde Batılı örneklemlerden gelir ve Winnicott'un bebeklik açıklamasını sınamaz.

Açılış sahnesi

İskilip'te, çarşının ortasında bir esnaf lokantası, perşembe akşamı, kepenk yarıya inmiş. Kadir otuz yıldır bu lokantayı işletiyor; cumartesi akşamki nişan yemeği onun salonunda verilecek. Masaları uç uca ekliyor, sandalyeleri sayıyor. Ebru ilçedeki un fabrikasının satın alma bölümünde çalışıyor; menüyü son kez gözden geçirmek için uğramış, ama listeye bakmıyor.

"Herkes çok mutlu," diyor. "Annem, kayınvalidem, müdürüm. Bugün de dediler: Ebru'dan uyumlu kız yok, her şeyi tıkır tıkır ayarladı. Doğru, ayarladım. Yüzükleri, salonu, davetiyeyi."

Kadir son sandalyeyi yerine itiyor, karşısına oturuyor. "Sen?"

"Ben bir şey hissetmiyorum, Kadir Abi. Kötü de hissetmiyorum. Sanki başkasının nişanını organize ediyorum." Bir an duruyor. "Oysa Murat'ı seviyorum. Bundan eminim."

Kadir çay bardaklarını tepsiye diziyor. "Babanla bu masada oturduğunuz günleri hatırlarım. Sen hiç ağlamazdın, hiç tutturmazdın. Herkes seni örnek gösterirdi." Biraz düşünüyor. "Ben hep merak ederdim, bu çocuk ne zaman kızıyor diye."

Ebru gülüyor, sonra gülmesi kesiliyor. "Belki bir gün biriyle konuşurum bunu."

"Konuş," diyor Kadir. "Nişan da kaçmaz, sen de kaçmazsın."

Kadir'in lokantası da Ebru'nun nişanı da bu sayfa için uyduruldu; her işi yerli yerinde yapıp kendi hayatına dışarıdan bakan yetişkini ise bir çocuk doktoru 1960'ta kâğıda geçirdi.

Bu derste ne olacak

M16-D07, oynayamayan ve dış beklentilere erken uyan çocuğa işaret ederek kapanmıştı. Burada Winnicott'un bu gözlemi nasıl bir kurama çevirdiğine bakıyoruz: neyi gerçek, neyi sahte saydığı, sahte olana neden bir koruma görevi verdiği.

Önce kavramın bebeklikteki kökünü, jest ile boyun eğme arasındaki karşılaşmayı kuracağız. Sonra Winnicott'un sağlıklı nezaketten ağır gizlenmeye uzanan derecelendirmesine ve zekânın sahte kendiliğe nasıl yuva olabildiğine geçeceğiz. Son bölümde otantiklik araştırmalarının ne ölçtüğünü ve bunun Winnicott'la akrabalığının nerede bittiğini tartacağız.

Sıfır noktası

"Sahte" sözcüğü kulağa ahlaki bir suçlama gibi gelir: yalan söyleyen, rol yapan, ikiyüzlü biri. Winnicott'un kavramı bu anlamı taşımaz. Onun sahte kendiliği kişinin seçtiği bir maske sayılmaz; çok erken, sözcüklerden önce kurulan ve kişiyi koruyan bir örgütlenmedir.

Dil konusunda bir hatırlatma da gerekiyor. Winnicott "anne" der, çünkü gözlediği düzen buydu; kavramlar bugün bebeğe sürekli bakan her yetişkin için okunur. Kuram anneyi yargılamak için kurulmadı. Winnicott'un kendisi annelerin bu işi tarih boyunca yeterince iyi yaptığını kabul etmeyen hiçbir kuramın kabul edilemeyeceğini yazar.

Yaygın yanlış"Sahte kendilik, insanın bilerek taktığı bir maskedir."
Doğrusu

Winnicott'ta sahte kendilik bebeklikte, bilinçli bir seçimden çok önce biçimlenir. Kişi onu yalan söyler gibi kullanmaz; çoğu zaman onunla özdeş yaşar ve eksikliği yalnız bir gerçekdışılık duygusu olarak hisseder.

Mekanizma

Jest ve karşılık

Winnicott'un yazısı "Ego Distortion in Terms of True and False Self" başlığını taşır, 1960 tarihlidir ve 1965'te The Maturational Processes and the Facilitating Environment adlı derlemede basıldı. Yazı kavramın yeni olmadığını kabul ederek başlar: benzer bir ayrım betimsel psikiyatride, bazı dinlerde ve felsefelerde vardır. Winnicott'un payı onu bebeklikteki bir kökene bağlamaktır. Malzemesi iki kaynaktan gelir: poliklinikteki bebekler ve aktarımda ağır bir bağımlılığa gerileyen yetişkin hastalar.

Bebeğin ilk aylarında zaman zaman bir jest doğar: bir uzanma, bir ses, bir bakış. Winnicott bu jestin kaynağını gerçek kendilik diye adlandırır. Yeterince iyi anne (M16-D06) bu jesti karşılar ve ona bir anlam verir; bunu tekrar tekrar yaptıkça bebeğin zayıf benliği güçlenir. Bebek dünyanın, bir sihirle gelir gibi, kendi isteğine yanıt verdiğini yaşar ve bu yanılsamayı zamanla bırakabilir.

Bakım veren jesti tekrar tekrar kaçırırsa başka bir yol açılır. Winnicott'un anlatımında anne bu kez bebeğin jestinin yerine kendi jestini koyar ve bebekten ona uymasını bekler. Bebek uyar; bu boyun eğme, sahte kendiliğin en erken basamağıdır. Winnicott bunu annenin bebeğini sezme güçlüğüne bağlar; bugünkü okumada bu güçlüğün ardında hastalık, yas ya da yoksulluk da durabilir. Winnicott'a göre bebek hayatta kalır, ama ödünç bir varoluşla; çevrenin taleplerine tepki veren bir yapı kurar ve bu yapıyla ilişkiler, hatta taklit yoluyla bir gerçeklik görüntüsü edinir.

Sağlıklı nezaketten derin gizlenmeye

Winnicott sahte kendiliği bir hastalık adı gibi tek bir noktaya yerleştirmez, bir yelpazeye yayar ve bunu beş basamakla anlatır. En ağır uçta sahte kendilik kendini gerçekmiş gibi kurar; çevredekiler de onu kişinin kendisi sanır, ama bütün bir insan gerektiren ilişkilerde ve işlerde bir şeyin eksik olduğu ortaya çıkar. Bir sonraki basamakta sahte kendilik gerçek olanı savunur ve ona gizli bir hayat bırakır. Daha sağlığa doğru, sahte kendilik gerçek kendiliğin ortaya çıkabileceği koşulları arar. Daha da ileride özdeşimlerle kurulur: kişinin büyüdüğü evin, ona bakan kişilerin renklerini taşır. Sağlıkta ise sahte kendilik kibar, ölçülü toplumsal tutumun bütünüdür; insanın kalbini herkesin önüne sermemesidir.

Basamakların hepsinde ortak olan, sahte kendiliğin bir işlev görmesidir. Winnicott ikinci basamağı, hastalığın olumlu bir amaçla örgütlenmesinin en açık örneği sayar: kişi elverişsiz koşullarda kendini böyle korur. Sağlıklı kişi uyum gösterebilir, ama konu hayati hâle geldiğinde gerçek kendilik uyumcu yanın önüne geçer; Winnicott bu çekişmeyi ergenliğin tekrarlayan sorunlarından sayar.

Persona'ya benzediği ilk bakışta görülür. Jung'un toplumla uzlaşma yüzü (M11-D04) bilinçle kurulan ve ortak malzemeden yapılan bir uyum aracıdır; Winnicott'un sahte kendiliği ise bebeklikte, sözcüklerden önce, karşılanmayan bir jestin yerine biçimlenir. Horney'nin idealleştirilmiş imgesi (M14-D05) de akrabadır, ama o kişinin kendisi hakkında kurduğu parlak bir resimdir, Winnicott'unki ise bir varoluş biçimi.

Yaygın yanlış"Uyumlu ve nazik insanlar sahte kendilik taşır."
Doğrusu

Winnicott'un yelpazesinin bir ucu sağlıktır: orada sahte kendilik toplum içinde yaşamayı mümkün kılan nezakettir ve gerçek kendiliğin yerine geçmez. Uyum tek başına hiçbir şeyin işareti sayılmaz; kişinin uyabildiği gibi gerektiğinde ayak diretebilmesi de sağlık tablosunun parçasıdır.

Zihin bir sığınak olduğunda

Winnicott'un yazısında ayrı bir başlık taşıyan bir gözlem var: sahte kendilik yüksek zihinsel yeteneği olan birinde örgütlenirse, zihnin kendisi sahte kendiliğin yeri hâline gelebilir. Bu durumda düşünme etkinliği ile bedende yaşanan varoluş birbirinden kopar. Dışarıdan bakan büyük bir akademik başarı görür ve kişinin sıkıntısına inanmakta zorlanır; kişi ise başarısı arttıkça kendini daha da sahte hisseder. Winnicott bu tablonun kolayca yanılttığını vurgular.

Yazı bir kavramı daha sağlıkla bağlar ve M16-D07'nin ara alanına dönüş yapar. Uyumlu bir yanı olan ama yaratıcı ve kendiliğinden yaşayabilen kişi sembol kullanabilir; düş ile gerçek arasındaki alanda, kültürel hayatta yaşayabilir. Gerçek kendilik ile onu saklayan sahte kendilik arasındaki yarılma büyüdükçe bu alan daralır. Bu kişilerde kültürel uğraşın yerini huzursuzluk ve zamanı dış uyaranlara tepkilerle doldurma ihtiyacı alır. Oyuncular için de bir ayrım yapar: kimi hem kendisi olabilir hem rol yapabilir, kimi alkış yokken ne yapacağını bilemez.

Usta katmanı

Bu kavram analiz odasına doğrudan bir sonuç taşır. Winnicott'a göre analist sahte kişilik taşıyan biriyle çalışırken önce yalnız onun sahte kendiliğiyle hastanın gerçek kendiliği hakkında konuşabilir. Gerçek kendilikle temas başladığında ağır bir bağımlılık dönemi gelir ve bu dönem fark edilmezse fırsat kaçar. Yazıdaki bir erkek hasta, önceki uzun analizlerinin onu gerçekten var sayarak yürütüldüğü için sonuçsuz kaldığını anlatır. Bugünkü dille bu, terapide uyumlu ama boş ilerleyen, "iyi hasta" olarak sürdürülen bir sürecin tarifine yakındır. Kohut'un kendilik psikolojisi (M18-D01) benzer bir boşluk duygusuna başka bir kuramdan ulaşacak.

Kavramın Winnicott'tan önce de yakın akrabaları vardı. Helene Deutsch 1942'de dışarıdan olağan görünen ama iç yaşantısı boş kişileri "sanki" kişiliği (as-if personality) diye betimledi. Rogers'ın değer koşulları kavramı da sevgi için uyulan koşulları anlatır (Temel Psikoloji, M12-D03); ancak Rogers bunu bir öğrenme olarak, Winnicott bebeklikteki bir varoluş örgütlenmesi olarak düşündü.

Eleştiriler kavramın kendisine yöneliyor. "Gerçek kendilik" metafizik bir öz gibi okunabilir: dışta katmanlar, içte keşfedilmeyi bekleyen saf bir çekirdek. Winnicott'un kendi kuruluşu daha mütevazıdır; kavramı canlılık deneyimlerinin toplamı olarak sunar. Bir de kültür sorusu var. Uyumu bir kayıp, kendiliğindenliği bir kazanç olarak gören çerçeve bireyci toplumların değerlerini yansıtıyor olabilir. Aileye ve topluluğa uyumun kişinin kendi seçimi olarak yaşandığı yerlerde uyum ile sahtelik arasındaki ilişki başka kurulabilir; bu, her toplulukçu bağlamda uyumun içtenlikle yaşandığı anlamına da gelmez.

Yaygın yanlış"Terapinin işi, sahte kendiliği yıkıp altındaki gerçek kendiliği ortaya çıkarmaktır."
Doğrusu

Winnicott sahte kendiliğe bir koruma işlevi verir ve sağlıklı insanda da onun bir karşılığının bulunduğunu söyler. Onun klinik önerisi bir yıkım hamlesi taşımaz; gerçek kendiliğin güvenle ortaya çıkabileceği bir ortamı ve o sırada gelen bağımlılığı taşımayı anlatır.

Kanıtın sınırı

Winnicott'un ayrımı sınanmak üzere kurulmadı. Gerçek kendilik ve sahte kendilik, bebek gözleminden ve geri dönüp bağımlılık dönemine giren yetişkin hastalardan türetilmiş klinik kavramlardır; beş basamağı ölçen bir araç yok. Sonraki otantiklik araştırması benzer bir sezgiyi öz bildirim ölçekleriyle yakaladı; Winnicott'u doğrulamak için tasarlanmadı. Bu ilişki bağıntıdır: kendini iyi hisseden insan kendini daha gerçek de anlatıyor olabilir. Ayrıca bebeklikteki karşılanmayan jest ile yetişkinin otantiklik puanı arasında, hiçbir çalışmanın kapatmadığı on yıllar duruyor. Kültür konusunda da sınır açık: meta-analizdeki çalışmaların çoğu Batılı, bireyci kavramlarla ve ölçeklerle yapıldı ve bireycilik ilişkinin gücünü değiştiren bir etken olarak çıktı. Bu veriler toplulukçu bağlamlar için doğrudan konuşmuyor; uyumun orada ne anlama geldiği tartışmalı kalıyor.

Kendin dene

Aklında kalsın

Winnicott 1960'ta gerçek ve sahte kendiliği bebeklikteki bir karşılaşmaya bağladı. Bebeğin kendiliğinden jesti karşılandıkça gerçek kendilik canlanır; karşılanmadığında bebek bakım verenin jestine uyar ve bu uyum sahte kendiliğin ilk tohumu olur.

Sahte kendilik Winnicott için gerçek kendiliği koruyan bir savunmadır; hafif ucu herkesin taşıdığı toplumsal nezakettir.

Winnicott kavramı beş basamaklı bir yelpazeye yaydı ve zekânın sahte kendiliğe sığınak olabildiğini, başarının içteki gerçekdışılığı gizleyebildiğini yazdı.

Otantiklik ölçekleri ve meta-analiz, kendini gerçek hissetmenin iyi oluşla ilişkili olduğunu gösteriyor. Bu bulgular bağıntısaldır, büyük ölçüde Batılı örneklemlerden gelir ve Winnicott'un bebeklik açıklamasını sınamaz.

Sonraki derse köprü

Winnicott'un en ağır basamağında gerçek kendilik gizli bir hayata çekilir ve kişi dünyayla yalnız dış yüzüyle ilişki kurar. Bu çekilmeyi ondan önce, 1940'larda Edinburgh'da çalışan İskoç bir analist kuramının merkezine koymuştu. Ronald Fairbairn ise libidonun hedefini hazdan alıp ilişkiye yerleştirdi ve iç dünyasına kapanan, ilişkiye hem muhtaç hem ondan korkan şizoid kişiyi bu önermeyle çözümledi. Harry Guntrip bu çizgiyi geliştirdi ve hem Fairbairn'ın hem Winnicott'un analizanı oldu. Fairbairn ve Guntrip, M16-D09'da insanın neden önce hazza değil bir başkasına uzandığını tartışacak.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.