İçeriğe geç

M15-D03

Erikson ve psikososyal evreler

Erikson'un sekiz evresini ve kimlik kavramını açıklar.

Psikanaliz Akademisi — M15, Ego psikolojisi ve gelişim · 2.995 kelime · 17 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 20 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Erikson Viyana'da Anna Freud'la analiz olmuş bir psikanalistti; Freud'un bedene bağlı evrelerini toplumun beklentileriyle örüp hayatın sonuna kadar uzattı.

Epigenetik ilke onun anlamında bir zamanlama fikridir: her sorunun öne çıktığı bir dönem vardır ama hiçbiri kendi dönemiyle kapanmaz.

Ego kimliği, kişinin kendi sürekliliğini içeriden duyması ve çevresinin bunu tanımasıdır; kriz bu duygunun keskinleştiği dönüm noktasıdır.

Moratoryum toplumun gence tanıdığı ara dönemdir ve biçimi kültüre, sınıfa, çağa göre değişir.

Marcia'nın statüleri kavramı ölçülebilir kıldı; Kroger'in meta-analizine göre kimlik başarısı yirmili yaşlarda da yavaşça artıyor.

Açılış sahnesi

Midyat'ta, eski taş konakların arasından çarşıya inen yokuşta, vitrininde gümüş tel işlemeli broşlar duran dar bir atölye; kasım ortası, öğleden sonra. Melda kırk yılı aşkın süredir telkari ustası. Masasının lambası yanık, cımbızla ince bir teli kıvırıyor. Kapıdan giren Kerem iki yıl önce bu dükkânın önünden servise binen çocuklardan biriydi; geçen bahar askerden döndü.

"Kış için yanında iş var mı diye sormaya geldim," diyor. "Yazın ovada pamuk toplamaya gittim. Sonra bir un fabrikasında iki ay vardiya yaptım. Bir ara İstanbul'da kurye oldum, olmadı, döndüm." "Annem 'bir işin ucundan tut artık' diyor. Haklı da. Ama ne olacağımı henüz bilmiyorum, abla."

Melda teli bırakmıyor. "Ben senin yaşımdayken üç usta değiştirdim. Biri bana sadece tel çekmeyi öğretti, bir yıl başka hiçbir şeye dokundurmadı." "Bu da bir dönem. Gel, şu masada otur, kışı bir gör. Beğenmezsen gidersin; burada kimse sana kim olduğunu sormaz."

Atölye, yokuş ve iki kişinin konuşması uydurmadır; Melda'nın verdiği süre ise bir psikanalistin 1950'lerde adını koyduğu bir aralığın gündelik karşılığıdır.

Bu derste ne olacak

Anna Freud'un çocuğu bir gelişim hattında okuması (M15-D01) ve Hartmann'ın benin çevreyle nasıl uyuştuğu sorusu (M15-D02) aynı Viyana çevresinden çıktı. O çevrede yetişip Amerika'da evrelerini hayatın sonuna kadar uzatan kişi Erik Erikson'du.

Psikososyal evrelerin kendisi Temel Psikoloji M12-D02'de tanıtıldı; burada evreleri yeniden saymayacağız. Önce Erikson'un Freud'un psikoseksüel şemasını nereden alıp nereye taşıdığını, sonra kimlik, kimlik krizi ve moratoryum kavramlarını açacağız. Usta katmanı psikotarihe, kimlik statülerine ve evrelerin sırasını sınayan bir izlem çalışmasına uzanıyor.

Sıfır noktası

Erik Erikson 15 Haziran 1902'de Frankfurt'ta doğdu. Annesi Kopenhaglı Yahudi bir aileden gelen Karla Abrahamsen'di. Biyolojik babasının adını hiçbir zaman öğrenemedi; elimizdeki tek bilgi Danimarkalı ve Yahudi olmayan biri olduğudur. Annesi 1905'te çocuk doktoru Theodor Homburger'le evlendi ve oğlan Erik Homburger adıyla büyüdü. Üniversiteye gitmedi; bir süre ressam olmaya niyetlenip Avrupa'yı dolaştı.

Yirmili yaşlarının ortasında bir arkadaşı, Peter Blos, onu Viyana'ya çağırdı. Analize giren varlıklı ailelerin çocukları için kurulmuş küçük bir okulda öğretmenlik yapmaya başladı; okulu Anna Freud'un çevresi destekliyordu. Erikson burada Montessori eğitimi aldı, Anna Freud'la eğitim analizine girdi ve Viyana'da analist olarak yetişti. 1933'te, Almanya'daki iktidar değişikliğinin ardından aile önce Kopenhag'a, sonra Amerika'ya göçtü. Erikson Boston'un ilk çocuk analisti oldu; Harvard'da, sonra Yale'de çalıştı. "Erikson" soyadını Amerikan vatandaşlığına geçerken ailece benimsediler.

Babasını tanımayan, iki ülke arasında büyüyen, soyadını sonradan seçen birinin kimlik kavramını bulmasını kuramla birebir eşleyen yorumlar çoktur. Bu eşlemeler bir yaşamı tek anahtarla açmaya çalışır; biz yalnız belgelenen olguları aktarıyoruz.

Yaygın yanlış"Erikson Freud'dan koptu ve psikanalizin karşısına geçti."
Doğrusu

Erikson ömrü boyunca kendini bir psikanalist olarak tanımladı; Viyana'da Anna Freud'la eğitim analizinden geçmişti. Freud'un evrelerini atmadı, üzerine yeni katlar ekledi. Adler, Jung ya da Rank'ın ayrılığıyla (M14) aynı türden bir kopuş yaşanmadı.

Mekanizma

Bedenden topluma: evrelerin genişlemesi

Freud'un psikoseksüel şeması, ağızdan, anüsten ve cinsel organlardan geçen bir haz hattıydı (M05-D03, M05-D04) ve ergenlikle kapanıyordu (M05-D05). Erikson bu hattı silmedi. Ona göre her bedensel bölge aynı zamanda bir ilişki biçimine karşılık geliyordu: bebeğin ağızla almasının yanında, ona veren birine güvenip güvenemeyeceği sorusu duruyordu. Tuvalet eğitimi yalnız bir kas denetimi değildi; çocuğun kendi iradesiyle utanç arasındaki dengeyi kuruyordu. Erikson ilk dört evreyi Freud'unkilerin yanına yerleştirdi, beşincisini ergenliğe koydu ve son üçünü Freud'un neredeyse hiç yazmadığı yetişkinliğe ve yaşlılığa uzattı. Dizi yaşlılıktaki bütünlük sorusunda bitti (Temel Psikoloji M12-D02). Orta yaşın üretkenlik sorusu Jung'un ikinci yarı görüşüyle yan yana M13-D02'de konuşuldu.

Değişiklik yalnız yaşa uzanmak değildi. Freud'da çatışma dürtü ile yasak arasındaydı; Erikson'da her evre bir toplumun o yaştaki çocuktan beklediği ile çocuğun büyüyen gücü arasında kuruldu. Bu yüzden "psikoseksüel" yerine "psikososyal" dedi. Her evrenin sonucu da bir puan değildi: iki kutup arasında bir oran, her sonraki evrede yeniden sınanabilecek bir denge.

İlke iki iddia taşır. Evreler belirli bir sırayla öne çıkar; ama hiçbiri yalnız kendi zamanında var olmaz. Güven sorusu bebeklikte en keskin hâlindedir, yine de ergenlikte, bir göçte, bir hastalıkta yeniden gündeme gelebilir. Erikson bunu bir dama tahtasına benzeyen bir çizimle gösterdi: köşegen her evrenin öne çıktığı anı, köşegenin altındaki ve üstündeki kareler o sorunun önceki ve sonraki biçimlerini temsil ediyordu.

Yaygın yanlış"Bir evrenin sorunu çözülmeden ötekine geçilemez."
Doğrusu

Erikson evreleri bir merdivenin basamakları gibi kurmadı. Kişi yaşıyla bir sonraki evrenin sorusuna zaten girer; önceki dengeler o yeni soruyu kolaylaştırır ya da zorlaştırır, ama kapıyı kapatmaz.

Ego kimliği ve kimlik krizi

Erikson'un adıyla en çok anılan kavram kimliktir. Terimi ilk kez bir klinik sorunu anlatmak için kullandığını 1968 tarihli Identity: Youth and Crisis kitabının girişinde anlatır. İkinci Dünya Savaşı yıllarında San Francisco'daki bir gazi rehabilitasyon kliniğinde, savaşın koşulları içinde kim olduklarına ve hayatlarının nereden nereye aktığına dair duygularını yitirmiş askerler görmüştü. Bu hastaların sıkıntısı, kendi sürekliliklerinin kopmasıydı. Erikson sonra aynı kopukluğu ergenliğin olağan bir sınavında da gördü.

Kimlik krizi (identity crisis) sözcüğü bugün gündelik dilde "bunalım" anlamında kullanılıyor. Erikson ise krizi bir dönüm noktası anlamında kullandı: gücün de kırılganlığın da arttığı bir an. Ergenlikteki krizin karşı kutbuna kimlik karmaşası ya da dağınıklığı (identity confusion, identity diffusion) dedi. Kişi rolleri birbirine bağlayamaz, zaman duygusu bulanıklaşır, işe ya da bir dünya görüşüne bağlanmak ona kendini kaybetmek gibi gelir. Erikson ağır biçimlerini klinikte gördü, hafiflerini olağan gelişimin parçası saydı.

Yaygın yanlış"Kimlik krizi, bir şeylerin ters gittiğinin işaretidir."
Doğrusu

Erikson'un kullanımında kriz, gelişimin keskinleştiği bir dönüm noktasıdır; içinden geçmek olağandır. Krizin hiç yaşanmaması da sorunsuzluk anlamına gelmez; aşağıdaki kimlik statüsü araştırması bunu ayrıca sınadı.

Moratoryum: toplumun tanıdığı ara

Melda'nın "bu da bir dönem" demesinin karşılığı Erikson'da bir terimdir. Erikson ergenliği toplumun da tanıdığı bir ara olarak gördü: kişinin yetişkin bağlanımlarını erteleyip roller, işler, fikirler denediği ve bu denemelerin henüz bağlayıcı sayılmadığı bir dönem. Kavram 1950'lerin yazılarında belirdi, en ayrıntılı biçimini 1968 kitabında aldı.

Erikson moratoryumun biçiminin kültüre göre değiştiğini vurguladı: çıraklık, askerlik, gezgin yıllar, bir manastırda geçen süre, üniversite. Aynı soru bugün beliren yetişkinlik tartışmasında yeniden açıldı (Temel Psikoloji M11-D10). Arnett'in 2000 önerisi, rol denemelerine uzun ve bağımsız bir ara tanıyan kültürlerle sınırlıydı, Erikson'un kültür vurgusunu andıran bir kayıt.

Usta katmanı

Psikotarih: bir yaşamı çağıyla okumak

Erikson kimlik kavramını yalnız kliniğe değil tarihe de taşıdı. 1958'de yayımlanan Young Man Luther, Martin Luther'in genç yaşlarındaki kriz yıllarını, manastır dönemini ve sonra bir dinî reformun sözcüsü hâline gelişini kişisel kimlik arayışı ile çağın ideolojik arayışının kesiştiği bir yer olarak okudu. 1969'da çıkan Gandhi's Truth aynı yöntemi Gandhi'ye uyguladı; kitap Pulitzer Ödülü'nü ve Amerika'nın Ulusal Kitap Ödülü'nü aldı.

Asıl tartışma yöntem üzerinedir. Eleştirenler, yüzyıllar önceki bir çocukluğa dair bilginin çoğunun sonradan yazılmış, taraflı kaynaklardan geldiğini ve yorumcunun boşlukları kuramla doldurmaya yatkın olduğunu hatırlattı.

Yaygın yanlış"Erikson Luther'i ve Gandhi'yi psikanalitik olarak teşhis etti."
Doğrusu

İki kitabın konusu, bir yaşamın kimlik sorusu ile çağın tarihsel sorusunun iç içe geçişidir. Yöntemleri tartışmalıdır; tartışılan, kaynakların ne kadar yorum taşıyabileceğidir.

Kimlik statüleri: kavramı ölçmek

Kimliği ölçülebilir kılan Erikson değildi. James Marcia 1966'da genç erkeklerle yarı yapılandırılmış görüşmeler yaptı ve meslek ile ideoloji alanlarında iki şeye baktı: kişi seçenekleri gerçekten tartmış mıydı, bir bağlanım kurmuş muydu? Bu iki ölçütten dört konum çıktı (kimlik statüsü, Terapi S01-P03-D11). Marcia'nın adlandırmasıyla kimlik başarısı (achievement), moratoryum (moratorium), ipotekli kimlik (foreclosure) ve dağınıklık (diffusion), Erikson'un iki kutbunu bir yelpazeye açtı.

Marcia'nın şeması bir sınama kapısı açtı: kimlik ergenlik sonunda gerçekten bir kararla mı kapanıyor? Jane Kroger, Monica Martinussen ve Marcia'nın meta-analizi bu soruya kırk yıllık veriyle baktı.

Sıra ve evrensellik

Epigenetik ilke, evrelerin sırasının biyolojik bir plandan geldiğini öne sürüyordu. Bu iddia iki noktada sorgulanır. Sıra, gerçekten her hayatta aynı mı? Ve yetişkin evreleri bir kez geçilip kapanıyor mu?

Bulgu Erikson'un köşegenini genişletiyor: erken evrelerin konusu yetişkinlikte de işleniyor, kuşak farkı da aynı yaşın farklı tarihsel dönemlerde başka yaşandığını gösteriyor. Yirmili yaşların uzayan arası birçok yerde ekonominin, eğitim süresinin ve konut koşullarının ürünü; moratoryum böyle toplumlarda yaştan çok koşula bağlı kayıyor.

Kanıtın sınırı

Erikson'un kuramının sınırı kimlik kavramının çekiciliğiyle aynı yerden geliyor: kavram geniş, bu yüzden her yaşama uyar gibi görünüyor. Sekiz evrenin tamamını aynı anda ölçen, farklı kültürlerden geniş örneklemlerle tekrarlanmış bir araştırma programı yok; en çok sınanan parça ergenlik evresi ve onu ölçülebilir kılan Marcia şeması oldu. O şemanın verisi de ağırlıkla Batılı üniversitelerin öğrencilerinden toplandı. Bu yüzden kimlik başarısının yaşla arttığı bulgusu bu gruplarda sağlam, onun ötesine genellemek ise henüz bilinmeyen bir adım. Evrelerin sırasının biyolojik bir plana dayandığı, yani epigenetik ilkenin kendisi, doğrudan sınanmış bir önerme sayılmaz; daha çok bir düzenleme ilkesi olarak işlev görüyor. Erikson'un Lakota ve Yurok gözlemleri kısa ve aracılıydı; kuramın kültürle ilişkisi bu yüzden bir iddia olarak güçlü, bir veri olarak zayıftır.

Kendin dene

Aklında kalsın

Erikson Viyana'da Anna Freud'la analiz olmuş bir psikanalistti; Freud'un bedene bağlı evrelerini toplumun beklentileriyle örüp hayatın sonuna kadar uzattı.

Epigenetik ilke onun anlamında bir zamanlama fikridir: her sorunun öne çıktığı bir dönem vardır ama hiçbiri kendi dönemiyle kapanmaz.

Ego kimliği, kişinin kendi sürekliliğini içeriden duyması ve çevresinin bunu tanımasıdır; kriz bu duygunun keskinleştiği dönüm noktasıdır.

Moratoryum toplumun gence tanıdığı ara dönemdir ve biçimi kültüre, sınıfa, çağa göre değişir.

Marcia'nın statüleri kavramı ölçülebilir kıldı; Kroger'in meta-analizine göre kimlik başarısı yirmili yaşlarda da yavaşça artıyor.

Sonraki derse köprü

Erikson'un dizisi bir bebeğin kendisine bakan kişiye güvenip güvenemeyeceği sorusuyla açılıyordu. Ama o soru, bakımın en azından var olduğunu varsayar. Ya bebeğin karşısında sürekli tek bir yüz hiç yoksa, bakım bir koğuşun nöbet çizelgesine dağılmışsa? René Spitz tam bu koşulda büyüyen kurum bebeklerini izledi. Onun gözlemleri ve erken yoksunluk üzerine sonra yapılan araştırmalar, bu sorunun cevabını Erikson'un ilk evresinden daha karanlık bir yerden arayacak (M15-D04).

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.