İçeriğe geç

M15-D02

Hartmann ve uyum

Hartmann'ın çatışmasız ego alanı ve uyum kavramlarını açıklar.

Psikanaliz Akademisi — M15, Ego psikolojisi ve gelişim · 2.957 kelime · 16 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 13 dk okuma · 20 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Hartmann'ın 1939 monografisi egoda savunma örgütünün yanında dünyaya uyum sağlayan bir donanım da gördü.

Algı, bellek, dil ve hareket gibi işlevler olağan koşullarda çatışmanın dışında olgunlaşır; bir kısmı doğuştan gelir, bir kısmı bir çatışmanın içinden çıkıp zamanla bağımsızlaşır.

Bu olgunlaşma sıradan bir bakım ortamı ister ve uyum hem insanın kendini hem çevresini değiştirmesini kapsar.

Bugünkü yürütücü işlevler ve başa çıkma araştırmaları bu kavramlarla akrabadır ama onları sınamaz; uyumculuk eleştirisi ise kavramın nasıl okunduğuna yöneltildi.

Açılış sahnesi

Çankaya'da, Kavaklıdere'deki konser salonunun arka koridoru, perşembe provasının ilk molası. Emel ikinci kemanların üçüncü pultunda oturuyor; on bir aydır süren boşanma davasında dün velayet duruşması vardı. Sabah salona kızarmış gözlerle geldi, telefonunu iki kez avukatına açtı.

Yanındaki sandalyeye viyolasını bırakan Sait aynı orkestrada on yedi yıldır çalıyor; molalarda Emel'le aynı termostan çay içerler. "Şefin durdurduğu o geçiş var ya," diyor, "beşinci prova, kimse temiz çıkamadı. Sen bugün ilk okumada çıktın."

Emel omuz silkiyor. "Farkında bile değilim. Kafam bütün gece mahkemedeydi."

"İşte ona şaşırıyorum. Evde ne kopuyorsa kopsun, yay kolun aynı. Pozisyon değiştirirken bile acele etmiyorsun."

Emel çayını üflüyor. "Belki de tek düzgün çalışan yerim orası. Notaya bakınca kimse bana bir şey sormuyor."

Kavaklıdere'deki salon da bu iki müzisyen de dersin uydurması; bir insanın en ağır kavgasının ortasında bir becerisinin dokunulmadan kalması ise uydurma değil.

Bu derste ne olacak

Anna Freud'un savunma kataloğu (M06-D08) ve çocuklarla çalışması (M15-D01) egoyu hep bir çatışmanın kıyısında gösterdi. Önceki dersin kapanışı başka bir soruyu ortaya bırakmıştı: egonun yapıp ettiklerinin hepsi bir korunma işi mi?

Heinz Hartmann'ın Viyana'dan New York'a uzanan yolunu, 1939 monografisini ve oradan doğan kavramları sırayla açacağız: çatışmasız alan, iki tür özerklik, ortalama çevre, iki yönlü uyum ve nötralizasyon. Usta katmanında bu kavramların yürütücü işlevler ve başa çıkma araştırmasıyla akrabalığına, sonra uyum fikrine yöneltilen siyasal ve kuramsal itirazlara bakacağız.

Sıfır noktası

Freud 1923'te egoyu, idin dış dünyayla temas eden yüzeyinden biçimlenen bir örgütlenme olarak çizmişti (M06-D01). Bu çizimde egonun hikâyesi bir sürtünme hikâyesidir: istek dünyaya çarpar, engellenir, ertelemeyi öğrenir. Egoya yüklenen işler (ego işlevleri, M06-D01) bu sürtünmenin içinden sayılmıştı.

Hartmann'ın sorusu buradan başlar. Bir bebek görmeyi, tutmayı, yürümeyi, konuşmayı da bir engellenmenin sonucu olarak mı öğrenir? Yoksa bu yetiler kendi takvimleriyle olgunlaşır ve çatışma yalnız onların bazılarını sonradan yolundan saptırır mı?

Yaygın yanlış"Ego psikolojisi, Freud'un egosunu reddetti."
Doğrusu

Hartmann kendini Freud'un yapısal modelinin içinde gördü ve id, ego, süperego ayrımını korudu. Eklediği, egonun bazı işlevlerinin kökenini çatışmanın dışına taşıyan bir genişletmeydi; Freud'un çerçevesine karşı kurulmuş bir rakip model söz konusu değildi.

Mekanizma

Viyana'dan New York'a bir monografi

Heinz Hartmann 1894'te Viyana'da doğdu. 1937'de Viyana Psikanaliz Derneği'nde egonun psikolojisi üzerine uzun bir bildiri sundu. Metin 1939'da, hareketin dergisinde ve aynı yıl kitap olarak Ich-Psychologie und Anpassungsproblem adıyla basıldı. O sırada yazarı Viyana'da değildi: 1938'deki ilhaktan sonra ailesiyle ülkeden çıkmış, önce Paris'e, sonra İsviçre'ye geçmişti. Amerika'ya vardığı 1941'den sonra kısa sürede New York'taki psikanaliz derneğinin önde gelen kuramcılarından biri oldu. Monografinin İngilizcesi ancak 1958'de, David Rapaport'un çevirisiyle Ego Psychology and the Problem of Adaptation adıyla çıktı.

Yaklaşık yüz sayfalık metnin ana iddiası, egonun tek görevinin savunma olmadığıdır. Hartmann'a göre egonun bir bölümü dürtü ile yasak arasındaki çekişmeyle uğraşır; bir bölümü ise baştan dış dünyaya uyuma dönüktür ve bu iş savunmayla bazı ortak yanlar taşısa da başka türden bir iştir. Hartmann'ın cümleleri buradan alıntılanmaz; argümanı özetle veriliyor.

Ernst Kris ve Rudolph Loewenstein New York'ta Hartmann'ın en yakın çalışma arkadaşları oldu; üçünün saldırganlık üzerine ortak yazısı ölüm dürtüsü tartışmasında (M07-D07) anılmıştı. Bu çevrenin Amerikan psikanalizindeki ağırlığı ve sonraki gerileyişi modülün son dersine, M15-D06'ya kalıyor.

Çatışmasız alan ve iki özerklik

Monografinin en çok anılan kavramı, egonun bir bölgesinin olağan koşullarda dürtü çatışmasının dışında geliştiği fikridir. Hartmann'ı özetleyen kaynaklar bu bölgeye algıyı, dikkati, belleği, yoğunlaşmayı, hareket koordinasyonunu ve dili yerleştirir.

Bu alanın içinde Hartmann iki ayrı yol ayırdı; ayrımı 1939'da kurdu, 1950'lerdeki yazılarında genişletti. Bazı yetiler doğuştan gelen donanımın olgunlaşmasıdır: bebeğin görmesi, tutması, ses çıkarması. Bazı davranışlar ise bir çatışmanın içinden doğar, ama zamanla kaynağından kopar ve kendi başına işleyen bir alışkanlığa, bir beceriye dönüşür. Hartmann bu kopuşa işlev değişikliği (change of function) adını verdi: bir savunma olarak başlayan tutum, yıllar sonra kişinin kullandığı bir yeteneğe dönüşebilir.

Emel'in yay kolu bu ayrımın iki yüzünü de taşıyabilir. Bir kemancının ritim duygusu, ince parmak hareketi ve nota okuma hızı birincil donanımın uzun bir eğitimle işlenmiş biçimidir. Onu kemana ilk götüren şeyin bir çocukluk kaçışı olması da mümkün; ama bugün o beceri mahkemeden bağımsız çalışıyor. Bu bir yorum ayrımıdır, bir tanı değil: hangi yolun ağır bastığını ders sahnesinden çıkaramayız.

Yaygın yanlış"Çatışmasız alandaki işlevler hiçbir zaman bozulmaz."
Doğrusu

Hartmann bu işlevlerin olağan koşullarda çatışmadan bağımsız geliştiğini söyledi; sonradan bir çatışmanın içine çekilemeyeceklerini söylemedi. Freud 1926'da yürüme, yeme ve çalışma gibi işlevlerin ketlenmesini zaten tartışmıştı (M06-D03).

Ortalama beklenebilir çevre ve iki yönlü uyum

Hartmann yetilerin kendiliğinden olgunlaştığını söylerken bir koşul ekledi: bu olgunlaşma belirli bir çevrede gerçekleşir. İnsan yavrusu bakılmayı, beslenmeyi, kendisiyle konuşulmasını bekleyen bir donanımla doğar; bu beklentiyi karşılayan sıradan bir çevre olmadan yetiler açılmaz.

Hartmann uyumu da tek yönlü düşünmedi. Ferenczi'nin 1919'daki ve Freud'un 1924'teki yazılarında geçen iki sözcüğü kullandı: kişi ya kendini değiştirerek ya da çevresini değiştirerek uyum sağlar. Uyum onun tarifinde yalnız boyun eğmek demek olmuyordu; ego ile çevrenin karşılıklı düzenlenmesiydi.

Biyolojinin uyum kavramı başka bir sorudan doğar: bir özelliğin atalar ortamında seçilip seçilmediği (Temel Psikoloji M04-D09). Hartmann'ın uyumu ise bir bireyin hayatı içinde, ego ile çevresi arasında kurulan bir dengeyi adlandırır. İki kullanım aynı sözcüğü paylaşır, aynı iddiayı taşımaz.

Nötralizasyon ve 1923 ile süreklilik

Hartmann bağımsızlaşan işlevlerin neyle çalıştığını da sordu. Freud'un enerji dilini koruyarak, dürtü enerjisinin cinsel ve saldırgan niteliğinden uzaklaşıp egonun hizmetine geçebileceğini önerdi. Bu değişime nötralizasyon (neutralization) dedi ve yüceltmeyi bunun özel bir örneği saydı.

Bu noktada Hartmann'ın Freud'la sürekliliği de farkı da görünür. Freud'un 1923 egosu da bir algı yüzeyi, bir hareket denetçisi, bir gerçeklik sınayıcısıydı. Hartmann bu işlevlere yeni bir köken hikâyesi verdi: hepsi idden koparılıp kazanılmış değildi, bir kısmı baştan egonun kendi donanımıydı. Analistin dikkati de buna göre genişledi: neyin bastırıldığının yanında kişinin neyi iyi yaptığı, hangi becerisinin sağlam kaldığı da sorulabilirdi.

Yaygın yanlış"Uyum, egonun topluma ayak uydurması demektir."
Doğrusu

Hartmann'ın kavramında uyum hem kendini hem çevreyi değiştirmeyi kapsar ve ego ile çevrenin karşılıklı düzenlenmesini anlatır. Sözcüğün sonradan uyumculuk anlamında okunması bir eleştiri konusu oldu; kavramın 1939 tarifiyle aynı şey sayılmamalı.

Usta katmanı

Hartmann'ın listesi bugün okununca tanıdık gelir: algı, bellek, dikkat, dil, hareket. Bilişsel psikoloji bu işlevleri bir ruhsal yapı varsaymadan, laboratuvar görevleriyle inceler; ego işlevleri ile yürütücü işlevler arasındaki benzerlik ve fark M06-D01'de kurulmuştu. Hartmann'ın katkısını bu akrabalıkla ölçmek zor, çünkü bilişsel araştırma onun kavramlarından türemedi. Yine de bugünkü bir derleme, çatışmasız alan fikrinin sınırına dokunan bir bulguyu öne çıkarıyor.

Otobüs kaptanının akşamki para üstü hatası bu bulgunun gündelik karşılığıdır. Çatışmasız alan, çatışmanın etkisinden korunmuş bir alan anlamına gelmez; olsa olsa kökeni çatışmada olmayan bir alandır.

İkinci akrabalık başa çıkma araştırmasıdır. Sorun odaklı ve duygu odaklı başa çıkma ayrımı Temel Psikoloji M16-D02'de; savunma olgunluğu ile uzun dönem uyum arasındaki bağ ise M06-D10'da okundu. Savunma ile başa çıkmanın nerede ayrıldığı sorusu Hartmann'ın savunma ile uyum arasında çizdiği ayrımı başka bir dilde yeniden açar.

Üçüncü konu eleştiridir. Herbert Marcuse 1955 kitabının sonsözünde (M09-D04) uyum dilini ağır biçimde eleştirdi; ruh sağlığını uyum başarısıyla eşitlemenin psikanalizi mevcut topluma bağladığını yazdı. Onun hedefi Hartmann değil, Fromm, Horney ve Sullivan'dı (M14-D05, M14-D06, M14-D07). Aynı uyumculuk suçlaması sonradan ego psikolojisine de yöneltildi. Jacques Lacan ise çatışmasız alan fikrini daha temelden reddetti ve egonun özerkliği iddiasını Freud'dan bir sapma saydı; bu itiraz Freud'a dönüş çağrısıyla birlikte M17-D01'de açılacak.

Psikanaliz içinden bir başka itiraz egonun dürtülerden özerkliğini sorgular. Boag 2014'te, Freud'un ego dürtüleri anlatımından yola çıkarak egoyu dürtülerin bir alt kümesi sayan, onu dürtülerden kurulmuş bir yapı gibi düşünen bir okulu savundu. Bu okumada özerklik bir başlangıç noktası olmaktan çıkar ve açıklanması gereken bir şey olur.

Kanıtın sınırı

Hartmann'ın kavramları gözlemden çok kuramsal akıl yürütmeden doğdu; çatışmasız alanın sınırını, birincil ile ikincil özerkliği ayıracak bir ölçüm hiç tanımlanmadı. Bir becerinin doğuştan donanımdan mı, kaynağından kopmuş bir çatışmadan mı geldiği bugün de tek bir hayatın içinden ayırt edilemiyor. Nötralizasyon, ölçülebilir bir nicelik varsayan bir enerji diliyle kuruldu ve bu dil bugünkü sinirbilimle tartışmalı bir ilişki içinde. Yürütücü işlevler ve başa çıkma araştırmasıyla kurulan akrabalık kavramsaldır: bu çalışmalar Hartmann'ı sınamak için tasarlanmadı, onları Hartmann'ın lehine kanıt saymak sınırı aşar. Ortalama beklenebilir çevrenin içeriği de bir kültürden ötekine değişir: hangi bakımın sıradan sayıldığı, Viyana'nın ve New York'un orta sınıf evlerinden genellenmiş olabilir. Kavramın kalabalık, çok kuşaklı ya da göçle sarsılmış ailelerde nasıl işlediği ayrıca sınanmadı.

Kendin dene

Aklında kalsın

Hartmann'ın 1939 monografisi egoda savunma örgütünün yanında dünyaya uyum sağlayan bir donanım da gördü.

Algı, bellek, dil ve hareket gibi işlevler olağan koşullarda çatışmanın dışında olgunlaşır; bir kısmı doğuştan gelir, bir kısmı bir çatışmanın içinden çıkıp zamanla bağımsızlaşır.

Bu olgunlaşma sıradan bir bakım ortamı ister ve uyum hem insanın kendini hem çevresini değiştirmesini kapsar.

Bugünkü yürütücü işlevler ve başa çıkma araştırmaları bu kavramlarla akrabadır ama onları sınamaz; uyumculuk eleştirisi ise kavramın nasıl okunduğuna yöneltildi.

Sonraki derse köprü

Hartmann'ın egosu bir çevreye uyum sağlıyordu, ama o çevre büyük ölçüde bir bebeğin bakım ortamıydı. Anna Freud'un Viyana'daki çevresinden gelen bir başka göçmen, Erik Erikson, çevreyi aileden topluma ve tarihe doğru genişletti ve uyumu hayatın bütününe yayılan bir dizi karşılaşma olarak çizdi. Psikososyal evreler Temel Psikoloji'de (M12-D02) bir kişilik kuramı olarak tanıtılmıştı; M15-D03 o sekiz basamağı Erikson'un kendi sorusuyla, kimliğin bir topluluğun içinde nasıl kurulduğu sorusuyla okuyacak.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.