M14-D08
Ayrılıkların ardından
İlk ayrılıkların psikanalizin kurumsal tarihine ve bugünkü terapilere etkisini özetler.
Psikanaliz Akademisi — M14, İlk ayrılıklar ve kültürcüler · 3.092 kelime · 16 örnek durum · 5 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 21 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Freud'un çevresindeki kopuşlar benzer bir yol izledi: yazılı bir itiraz, adın kullanımı üzerine bir çekişme, sonra yeni bir dernek ve dergi. Dışlananlar kendi kurumlarında bazen aynı sınır sorusuyla yüz yüze geldi.
Gizli komite ve zorunlu eğitim analizi kuramın çekirdeğini korumaya hizmet etti; eğitim yetkisini kimin verdiği mesleğin geleceğini de belirledi.
Freud hekim olmayanların analiz yapmasını savundu. Amerika'daki örgüt 1938'den 1988'e kadar bu kapıyı kapalı tuttu ve kapı bir tekel davasının uzlaşmasıyla açıldı.
Ayrılan isimlerin fikirleri bilişsel terapiden kişilerarası terapiye uzanan geniş bir alana dağıldı, çoğu zaman kurucunun adı silinerek.
Ekollerin çoğalması kurumsal tarihin bir ürünüydü. Ortak etkenler araştırması ise iyi kurulmuş yaklaşımlar arasındaki farkların sanıldığından küçük olabileceğini düşündürüyor; bu sonuç da tartışmalı.
Açılış sahnesi
Eskişehir'de, Odunpazarı'nın eski çarşısında bir lületaşı atölyesinin önü, kasım öğleden sonrası. Nezahat kırk yıl bu çarşıda lüle oydu; sultan başları, aslan pençeleri, sakallı derviş yüzleri. Atölyeyi artık yeğeni işletiyor; Nezahat kapının önünde çayını içiyor. Karşı dükkândan İlyas geliyor. Kırk yıl kehribar ağızlık tornaladı, çarşının bütün ustalarına mal verdi.
Vitrinde süssüz, pürüzsüz, balmumuyla parlatılmış pipolar dizili. "Bak," diyor İlyas, "senin yeğen de onun yolundan gidiyor."
Nezahat kimden söz edildiğini biliyor. Otuz yıl önce çarşının yaşlı ustaları bir usta için toplanmıştı. Adam figür oymayı bırakmış, taşı yalın biçimlere sokmaya, kalfa yanında yıllarca beklemeden çırak yetiştirmeye başlamıştı. Meclis onun işine "lüle işi sayılmaz" demiş, panayırdaki ortak tezgâhtan çıkarmış, çırak arayan ailelere başka kapıyı göstermişti.
"Usulü korudular," diyor Nezahat. "Herkes kafasına göre oysaydı bu çarşı çoktan dağılırdı."
İlyas ağızlığı ışığa tutup bakıyor. "Usulü mü korudular, meclisi mi? Bugün yalın pipo yapanlar figür yapanlardan çok. Müşteri hangisinin dışlanmış ustanın soyundan geldiğini bilmiyor bile. Ben ikisine de aynı ağızlığı tornalıyorum."
Çarşı, meclis ve iki eski esnaf bu sayfanın icadı; dışlanan bir ustanın yolundan gidenlerin sonradan çoğalması ise psikanaliz tarihinin tanıdık bir manzarası.
Bu derste ne olacak
Modül, Adler'den Sullivan'a yedi adın Freud'un çevresiyle kurduğu farklı ilişkileri izledi; Sullivan dersinin sonunda hangi kopuşun örgütlenmeyi kalıcı biçimde değiştirdiğini ve hangisinin tedavide iz bıraktığını sormuştuk. Bu derste o soruya iki yönden cevap arayacağız.
Önce kurumsal tarafa bakacağız: ayrılıkların izlediği örüntüye, ortodoksiyi korumak için kurulan araçlara ve tıp dışı analiz tartışmasının Amerika'da nasıl kapanıp açılan bir kapıya dönüştüğüne. Sonra bugünkü terapi odalarındaki izleri yoklayıp ekoller arası farkların büyüklüğü üzerine süren tartışmaya geçeceğiz.
Sıfır noktası
Bir düşünce hareketi büyüdükçe iki ihtiyaç arasında sıkışır. Fikirlerin tanınabilir kalması için bir çekirdeğin korunması gerekir; fikirlerin yaşaması için de onları değiştiren insanlara yer açılması. Psikanalizin ilk otuz yılı bu gerilimin sert biçimde yaşandığı bir dönemdi. Ekol ve kurumsal bölünme kavramları M01-D08'de kurulmuştu; burada bölünmelerin ardından ne kaldığına bakıyoruz.
Yaygın yanlış"Psikanalizden ayrılanlar hep Freud'un kişisel kıskançlığının kurbanıydı."
Adler'in ve Jung'un ayrılığında kuramsal anlaşmazlık açıkça yazıya geçmişti, Reich'ın dışarıda kalmasında siyaset belirleyiciydi, Horney'nin kopuşu ise Freud'un ölümünden sonra, New York'taki bir derneğin içinde yaşandı. Kişisel gerilimler her ayrılıkta vardı; tek başına hiçbirini açıklamaz.
Mekanizma
Ayrılığın kalıbı
1911'den 1941'e uzanan otuz yıla toplu bakınca bir örüntü göze çarpıyor. Önce bir kuramsal itiraz yazılır ya da bir toplantıda okunur. Ardından itiraz edenin hâlâ "psikanaliz" adını kullanıp kullanamayacağı tartışılır. Sonunda itiraz eden ya kendi isteğiyle çıkar ya da çıkarılır, ve yeni bir dernek, bir dergi, bir eğitim yeri kurar.
Adler bu kalıbın ilk örneğiydi; Viyana derneğinden çekildiği Şubat 1911'in hemen ardından kendi araştırma derneğini kurdu (M14-D01). Jung'la kopuş iki yıl sürdü: kişisel yazışma 1913'te bitti, uluslararası dernekten ayrılış 1914'te geldi (M10-D04). Rank'ta ayrılık daha sessiz oldu. 1926'da Viyana'yı bıraktı, 1929'daki kitabında direnci terapistin otoritesine bir cevap olarak yeniden okudu ve böylece kuramsal köprüyü kendisi yıktı (M14-D02). Reich'ın adı 1934'te uluslararası derneğin listesinden düştü; siyasetle psikanalizi birleştirme ısrarı her iki çevreyi de ondan uzaklaştırmıştı (M14-D04). Horney'nin ise eğitim analistliği yetkisi Amerika'daki derneğinde 1941'de elinden alındı; Horney dernekten çıkıp kendi kurumunu açtı (M14-D05).
Örüntünün tuhaf bir devamı var. Horney'nin kurduğu dernekte, iki yıl sonra, hekim olmayan Fromm'un eğitimde ders vermesi tartışma yarattı; iki yıl sonra bu kez Fromm ve iki yakın meslektaşı Horney'nin derneğinden ayrıldı (M14-D06). Dışlanan, kendi kurumunu kurunca aynı sınır sorusuyla karşılaştı.
Ferenczi bu tablonun kenarında durur. Freud'un çevresinden hiç ayrılmadı, ama teknik denemeleri yüzünden ölümünden sonra uzun süre yoldan çıkmış biri gibi gösterildi (M14-D03).
Çekirdeği korumanın araçları
Ayrılıkların ilk dalgası iki koruma aracını doğurdu. Biri gizli komiteydi. Jung'la gerilimin sürdüğü 1912 yazında Jones'un önerisiyle kurulan küçük halka, kuramın çekirdeğini dışarıdan gelen değişikliklere karşı birlikte savunmayı üstlenmişti (M01-D08). Komitenin kendi tarihi de ayrılıklarla doldu: Rank, doğum kitabının ardından halkadan uzaklaştı, Ferenczi'yle teknik üzerine yazdığı kitap da Abraham ve Jones'un itirazıyla karşılaştı (M14-D02). Koruyucu halka bir süre sonra kendi içindeki farkları da yönetmek zorunda kaldı.
İkinci araç daha kalıcı oldu. 1918'deki Budapeşte kongresinde analitik eğitim için enstitüler önerildi; savaştan sonra Berlin enstitüsü eğitim analizini zorunlu tuttu ve bu ilke 1920'lerde uluslararası düzeyde yerleşti. Eğitim analizinin kavramı M01-D08'de kurulmuştu. Bu derste onun bir yan işlevini görüyoruz: bir aday, yetkili bir analistin divanından geçmeden analist olamıyorsa, kimin yetkili sayılacağına karar veren kurum mesleğin geleceğini de denetler. Horney'nin 1941'de kaybettiği şey tam olarak bu yetkiydi.
Bu denetimin içeriden nasıl göründüğünü yıllar sonra bir eğitim analisti yazdı.
Amerika'da kapı: tıp dışı analiz
Psikanalizin Amerika'daki örgütlenmesi başından beri tıbbın içinde kuruldu. Freud ise bu konuda başka yerde duruyordu. 1920'lerin ortasında Viyana'da öğrencisi Theodor Reik, hekim olmadığı hâlde hasta tedavi ettiği gerekçesiyle hukuki bir süreçle karşılaşınca Freud onu savunmak için kısa bir kitap yazdı.
Amerikalı analistlerin büyük bölümü bu savunuyu benimsemedi. Harvard'dan bir psikiyatrın Avrupa enstitüleri üzerine yazdığı tarihçe, Amerika'nın 1926'da Freud'un savunusundan keskin biçimde ayrıldığını ve analist olmak için tıp eğitimini hep ön koşul saydığını not eder (Gifford, 1994). 1938'de bu ayrılık bir örgütsel uzlaşmaya bağlandı.
Söz edilen dava 1980'lerin ortasında açıldı. Bir grup klinik psikolog, eğitimden dışlanmalarının ticareti kısıtladığı gerekçesiyle tekel karşıtı yasaya dayanan bir toplu dava başlattı; dava esas olarak Amerikan derneğine, ikincil olarak da uluslararası derneğe yöneldi. 1988'deki uzlaşmanın ardından Amerikan enstitüleri hekim olmayan adayları kabul etmeye başladı. Freud'un 1926'da savunduğu ilke Amerika'da bir kongre kararıyla gelmedi; bir mahkeme uzlaşmasıyla kabul gördü.
Bugünkü odalara kalan izler
Kurumsal tarihin bıraktığı izle tedavi odasındaki iz aynı yerde durmaz. Ayrılanların fikirleri çoğu zaman kendi kurumlarından daha uzun yaşadı, ama başka adlarla.
Adler'in amaca yönelik bakışı ve olaya verilen anlamın önemi, bilişsel terapilerin öncülü olarak sık anılır; Ellis'in yaklaşımını Adlercilerle tartışarak geliştirdiği bilinir, öncüllüğün ne kadar doğrudan olduğu ise tartışmalıdır (M14-D01). Horney'nin kişinin kendine dayattığı buyrukları da bilişsel terapideki katı kurallarla akraba görünür (M14-D05). Rank'ın bitişi baştan konuşulan çalışması süre sınırlı terapilere, Rochester'daki karşılaşma üzerinden de Rogers'a uzanır (M14-D02). Ferenczi'nin ilişkiye ve gerçek travmaya verdiği ağırlık, ilişkisel psikanalizde ve ittifak araştırmasının sorularında yeniden belirdi (M14-D03). Reich'ın bedene taşıdığı direnç kavramı Gestalt terapisine ve biyoenerjetiğe geçti (M14-D04). Fromm'un toplumsal karakteri psikanalizi eleştirel kuramla buluşturan bir köprü olarak kaldı (M14-D06). Sullivan'ın bugünkü ilişkilere bakışı kişilerarası terapide ve kişilerarası çember ölçümlerinde sürüyor (M14-D07).
Bu dağılım bir sonuç doğurdu: tek bir kurucunun okulu, yüzyılın sonunda onlarca adlandırılmış terapi yaklaşımına dönüştü. Bu çoğalmayı bir bilim tarihi kavramıyla okumak mümkün.
Psikanaliz okullarında bu öğelerin hepsi görülür: bir kurucu, bir kuramsal program, eğitim analiziyle yetiştirilen öğrenciler, bir enstitü ve bir dergi. Ayrılan her isim bu öğelerin bir kopyasını kurdu. Kurumsal tarih bu yüzden ekollerin çoğalmasını kısmen açıklar; hangi ekolün daha doğru olduğunu ise söylemez.
Yaygın yanlış"Bir terapi yaklaşımının kökeni ne kadar eskiyse, o kadar etkilidir."
Bir yöntemin hangi kurucudan geldiği onun etkisi hakkında bilgi vermez. Kökü psikanalize uzanan tekniklerin bir kısmı kontrollü çalışmalarla sınandı, bir kısmı hiç sınanmadı; etkiyi gösteren sınamanın kendisidir.
Usta katmanı
Ayrılıkların sonunda geriye ekoller arası bir yarış kaldı ve yarışın nasıl değerlendirileceği tartışması da erken başladı. Saul Rosenzweig 1936'da American Journal of Orthopsychiatry'de yayımlanan kısa bir makalede, birbirinden çok farklı terapi yöntemlerinin benzer başarılar bildirmesini bu yöntemlerin paylaştığı örtük ortak etkenlerle açıklamayı önerdi. Makaleyle birlikte anılan imge Lewis Carroll'ın Alice'inden gelir: yarışın sonunda Dodo kuşu herkesin kazandığını ve herkesin ödül alması gerektiğini ilan eder. Lester Luborsky ve arkadaşlarının 1975'teki karşılaştırmalı derlemesiyle bu ifade bir araştırma tartışmasının adı oldu.
Ortak faktörler kavramı Terapi Akademisi'nin girişinde (S00-P01-D03), bağlamsal model ise ortak faktörler ile özgül teknikleri karşılaştıran derste (S11-P01-D05) kuruldu. Modelin en çok anılan savunucusu Bruce Wampold, kanıtı Zac Imel'le birlikte 2015'te yayımladığı The Great Psychotherapy Debate kitabında topladı; aynı yıl bir psikiyatri dergisinde kısa bir güncelleme de yazdı.
Yüzyılın başında Adler'i, Rank'ı ya da Reich'ı dışarıda bırakan sınırlar kuramın çekirdeğini korumak adına çizilmişti. Bugünkü karşılaştırmalı araştırma ise, en azından ortalamada, iyi kurulmuş yaklaşımlar arasındaki farkların o sınırların varsaydığından küçük olabileceğini düşündürüyor. Bu, ayrılıkların önemsiz olduğu anlamına gelmez: kuramlar hangi soruların sorulacağını, kimin eğitileceğini ve hangi hastaya ulaşılacağını belirledi.
Yaygın yanlış"Dodo kuşu hükmü, bütün terapilerin aynı olduğunu ve neyin yapıldığının önemsiz olduğunu kanıtladı."
Hüküm, iyi kurulmuş ve inandırıcı bir gerekçeye dayanan terapilerin ortalamada yakın sonuç verdiği iddiasıdır ve kendisi de tartışmalıdır. Tutarlı bir açıklaması olmayan, ilişki kurmayan bir uygulamanın da aynı sonucu vereceğini söylemez; bazı sorunlarda özgül tekniklerin üstünlüğü de bildirildi.
Kanıtın sınırı
Bu dersin kurumsal tarihi büyük ölçüde sürecin içinde bulunmuş kişilerin değerlendirmelerine dayanıyor: Kernberg enstitüleri içeriden eleştirdi, Wallerstein uluslararası örgütün başında bulundu. Rank'ın ve Reich'ın ayrılığının hangi kararlarla resmîleştiği kaynaklarda farklı anlatılıyor. Araştırma okulu kavramı eczacılık tarihinden alındı; psikanalize uygulanması bir benzetmedir ve sınanmış bir model sayılmamalı. Ortak etkenler tartışmasında da kanıt tek yönlü değil: meta-analizlerin hangi çalışmaları kapsadığı, karşılaştırılan terapilerin ne kadar iyi kurulduğu ve sonucun hangi ölçekle ölçüldüğü bulguyu değiştiriyor. Bulguların çoğu Kuzey Amerika ve Avrupa'daki yetişkin örneklemlerinden geliyor ve başka kültürlere ne ölçüde taşınabileceği belirsiz. Bugünkü terapilere uzanan soy bağları da çoğunlukla yazarların beyanına ya da sonradan kurulan akrabalıklara dayanıyor.
Kendin dene
Aklında kalsın
Freud'un çevresindeki kopuşlar benzer bir yol izledi: yazılı bir itiraz, adın kullanımı üzerine bir çekişme, sonra yeni bir dernek ve dergi. Dışlananlar kendi kurumlarında bazen aynı sınır sorusuyla yüz yüze geldi.
Gizli komite ve zorunlu eğitim analizi kuramın çekirdeğini korumaya hizmet etti; eğitim yetkisini kimin verdiği mesleğin geleceğini de belirledi.
Freud hekim olmayanların analiz yapmasını savundu. Amerika'daki örgüt 1938'den 1988'e kadar bu kapıyı kapalı tuttu ve kapı bir tekel davasının uzlaşmasıyla açıldı.
Ayrılan isimlerin fikirleri bilişsel terapiden kişilerarası terapiye uzanan geniş bir alana dağıldı, çoğu zaman kurucunun adı silinerek.
Ekollerin çoğalması kurumsal tarihin bir ürünüydü. Ortak etkenler araştırması ise iyi kurulmuş yaklaşımlar arasındaki farkların sanıldığından küçük olabileceğini düşündürüyor; bu sonuç da tartışmalı.
Sonraki derse köprü
Bu modülde dışarıda kalanları izledik. Freud'un ölümünden sonra ise merkezde kalanlar da farklı yönlere yürüdü. Amerika'da egemen olan ekol, egonun dünyaya uyum sağlama işlevlerine odaklandı ve gelişimi doğrudan çocukları gözleyerek incelemeye başladı. Bu yolun başında, babasının yanında yetişip çocuklarla çalışmayı bir yöntem hâline getiren bir isim duruyor. Anna Freud'un çocuk analizine nasıl yaklaştığını ve Hampstead'deki çalışmalarını, Modül 15'i açan M15-D01 anlatacak.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.