M14-D06
Erich Fromm
Fromm'un toplumsal karakter ve özgürlükten kaçış kavramlarını açıklar.
Psikanaliz Akademisi — M14, İlk ayrılıklar ve kültürcüler · 3.035 kelime · 17 örnek durum · 3 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 20 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Fromm, Frankfurt'taki araştırma enstitüsünde psikanalizi toplum çözümlemesiyle buluşturmaya çalıştı; Weimar işçileriyle yaptığı anket bu girişimin ilk sahasıydı ve ancak 1980'de yayımlandı.
1941 kitabında eski bağlardan kurtulmak ile kendi hayatını kurabilmek ayrı adımlardı; ikincisi gecikince yalnızlık ve güçsüzlük kaçış yolları üretiyordu.
Otoriterlik, yıkıcılık ve otomat uyumculuğu Fromm'un adlandırdığı kaçışlardı; o bunları bir diktatörlüğe olduğu kadar kendi yaşadığı demokrasiye de yöneltti.
Toplumsal karakter, toplumun gerektirdiğini insanların istekle yapmasını sağlayan ortak çekirdekti.
Bugünkü otoriterlik ölçekleri tutumları ölçüyor ve tehditle bu tutumların belirginleştiğini gösteriyor; Fromm'un bilinçdışı yapısı ise ölçülmeden duruyor.
Açılış sahnesi
Arpaçay'da, ilçenin girişindeki tarım kredi kooperatifinin karşısında tek katlı bir ev, şubat sabahı. Sevda yirmi yedi yıl boyunca o kooperatifte gübre ve tohum dağıtımının kayıtlarını tuttu; her sabah beşte kalktı, kapıya yanaşan kamyonları tek tek deftere yazdı. Emekliliğinin üçüncü haftası. Saat yine beşte açılıyor gözleri, ama gidecek bir yer yok.
Erdem, ilçede traktör yedek parçası satan eşi, kahvaltıda gazetesini katlıyor. "Artık özgürsün," diyor gülerek, "ne istersen onu yap." Sevda çayını karıştırıyor. Ne istediğini bilmiyor. İlk hafta evi baştan aşağı temizledi, ikinci hafta dolapları yeniden dizdi. Bu hafta perdeleri indirdi, sonra geri taktı.
Akşam, mahallenin kadınlar derneğinin başkanı uğruyor. Dernekte bir el işi kursu var, bir de her gün belirli saatlerde yapılan bir yürüyüş programı. Başkan her şeyin planını kendisi yapıyor; kimin hangi gün ne getireceği bile listede yazılı. Sevda o gece programın fotokopisini buzdolabının kapağına yapıştırıyor. Ertesi sabah beşte uyanınca listeye bakıyor ve içi rahatlıyor.
Erdem akşam listeyi görüyor. "Yine birinin defterine mi yazıldın?" diye soruyor, kızgın değil, şaşkın. Sevda cevap vermiyor; listenin ona neyi geri verdiğini kendisi de adlandıramıyor.
Bu ev, bu dernek ve iki eş bu ders için tasarlandı; buzdolabındaki liste ise 1941'de bir psikanalistin bir kitap boyunca sorduğu soruya küçük bir örnek.
Bu derste ne olacak
Horney (M14-D05) kaygının kökünü çocuğun ilişkilerinde aramıştı. Erich Fromm aynı kültürcü çizgide durur, ama merceği bir kuşağın, bir sınıfın, bir toplumun üstüne çevirir.
Yol Frankfurt'taki enstitüden ve Weimar işçileriyle yapılan anketten başlıyor, 1941 kitabının özgürlük ve kaçış iddiasından geçip toplumsal karakter kavramına varıyor. Bugün tarafında otoriterlik araştırmasının Fromm'dan nereye gittiğine bakacağız.
Sıfır noktası
Fromm 1900'de Frankfurt'ta, baba tarafında hahamlar bulunan dindar bir Yahudi ailede doğdu. 1922'de Heidelberg'de sosyoloji doktorasını Yahudi şeriatı ve diaspora üzerine bir tezle tamamladı; psikanalizle 1920'lerin ortasında, yine Heidelberg'de, Frieda Reichmann'ın sanatoryumunda eğitim alarak tanıştı. Hekim değildi; bu ayrıntı Amerika'da önüne çıkacaktı.
Ona göre psikanalizin bir eksiği vardı: Freud bireyin ruhunu çözümlemiş, ama o ruhun içinde yaşadığı ekonomik ve toplumsal düzeni neredeyse bir dekor gibi bırakmıştı. Fromm'un projesi Freud'un karakter kavramını Marx'ın toplum çözümlemesiyle buluşturmaktı. Bir insanın nasıl çalıştığı, neye sahip olduğu, kime boyun eğdiği, onun tutkularını da biçimlendiriyordu.
Yaygın yanlış"Fromm bir kişisel gelişim yazarıydı."
Fromm'un en çok satan kitabı sevgi üzerineydi ve bu ün onu popüler raflara taşıdı. Kuramının merkezinde ise toplumsal sınıf, ekonomik düzen ve tarihsel değişim vardı; sevgi üzerine yazdıkları da bu toplum eleştirisinin bir parçasıydı.
Mekanizma
Frankfurt'tan New York'a
1930'da Fromm, Frankfurt Toplumsal Araştırma Enstitüsü'ne (Institut für Sozialforschung), Max Horkheimer'ın yöneteceği ve sonradan Frankfurt Okulu diye anılacak çevreye katıldı. Sosyoloji Akademisi bu okulun eleştirel kuramını KUR-208-04'te anlatır; burada okulun içindeki psikanalitik kolu izliyoruz.
Enstitüde Fromm'un yönettiği en iddialı iş bir anketti. 1929 ile 1931 arasında Almanya'daki işçilere ve memurlara uzun bir soru formu dağıtıldı; işin sahadaki yükünü büyük ölçüde sosyolog Hilde Weiss taşıdı. Sorular oy tercihinin yanında kadınların çalışmasına, çocuk yetiştirmeye ve evdeki düzene de uzanıyordu. Fromm'un fikri şuydu: kişinin açıkça söylediği siyasal görüş ile cevaplarının bütününden okunan karakter yapısı birbirini tutmayabilir. Kendini sol bir partiye yakın sayan biri, gündelik hayata dair cevaplarında otoriteye boyun eğmeyi ve katı düzeni savunabilirdi.
Anketin bulguları Fromm'un sağlığında tam olarak yayımlanmadı. Enstitü Nazi iktidarıyla birlikte Almanya'dan çıktı ve Columbia Üniversitesi'ne bağlı olarak New York'ta yeniden kuruldu. Fromm 1934'ten itibaren Amerika'daydı; 1939'da enstitüyle yolları ayrıldı. Anket metni ancak 1980'de, Fromm'un ölüm yılında, Almanca kitap olarak çıktı; İngilizcesi 1984'te The Working Class in Weimar Germany adıyla yayımlandı.
Bir şeyden özgürlük, bir şey için özgürlük
Escape from Freedom (Özgürlükten Kaçış; İngiltere'de The Fear of Freedom adıyla) 1941'de New York'ta yayımlandı. Kitabın sorusu tarihseldir: Avrupa'da yüzyıllar boyunca kazanılan özgürlükler nasıl olur da milyonlarca insanın kendi isteğiyle bir otoriteye teslim olmasıyla sonuçlanır?
Fromm cevabı Orta Çağ'dan başlatır. Ona göre o düzende insanın yeri doğumla belliydi: loncası, köyü, kilisesi, toplumsal katmanı onu hem sınırlıyor hem de taşıyordu. Fromm bu bağlara birincil bağlar (primary ties) der. Reform, kapitalizmin yükselişi ve piyasanın genişlemesi bu bağları çözdü. Birey eski düzenin sınırlarından kurtuldu, ama aynı hareketle yalnız kaldı. Luther ve Calvin bölümlerinde Fromm, yeni dinî öğretilerin bu yalnızlığı dile getirirken insanı Tanrı karşısında küçültüp boyun eğmeyi öğrettiğini yazar.
Kitabın ayrımı buradadır. Eski bağlardan kurtulmak bir şeyden özgürlüktür; kişinin kendi düşünce, duygu ve yeteneklerini gerçekleştirerek dünyaya yeniden bağlanması ise bir şey için özgürlüktür. Birincisi gerçekleşip ikincisi gerçekleşmediğinde, Fromm'a göre özgürlük bir yüke dönüşür.
Özgürlüğün felsefi anlamları P00-D08-M03-05'te (Felsefe Akademisi) tartışıldı; Fromm ise ayrımı bir karakter sorunu olarak kurar. Yükü taşıyamayan kişi, özgürlüğü bilinçli olarak reddetmez; bilinçdışı yollarla ondan uzaklaşır ve çoğu zaman bunu özgür bir seçim olarak yaşar.
Kaçışın üç yolu
Fromm 1941 kitabının ortasında yalnızlıktan ve güçsüzlükten kaçmanın başlıca yollarını betimler ve bunlara kaçış mekanizmaları (mechanisms of escape) adını verir.
İlki otoriterliktir. Fromm bunu sadistik ve mazoşistik eğilimlerin birlikte işlediği bir yapı olarak tarif eder: kişi kendinden güçlü olana boyun eğerek onun gücüne katılır, kendinden zayıf olana hükmederek kendi güçsüzlüğünü unutur. Sadizm ve mazoşizm burada cinsel anlamda kullanılmaz; ortak paydaları bir başkasıyla kaynaşarak benliğin yükünden kurtulma isteğidir, Fromm'un deyimiyle bir ortakyaşam (symbiosis) arayışı.
İkincisi yıkıcılıktır. Freud'un ölüm dürtüsünden türeyen yıkıcılık dürtüsü (M07-D07) Fromm'da biyolojik bir veri olmaktan çıkar: dünyayı ortadan kaldırma isteği, onunla kıyaslandığında duyulan güçsüzlüğe bir tepkidir.
Üçüncüsü otomat uyumculuğudur: kişi kendini kültürün ona sunduğu kalıba bütünüyle uydurur ve herkes gibi olarak yalnızlıktan kurtulur. Felsefe Akademisi bu kavramı otomat uyumu adıyla P00-D08-M03-05'te tanımladı. Fromm bu mekanizmayı en çok kendi yaşadığı Amerikan demokrasisine yöneltti.
Kitabın son bölümleri bu çerçeveyi Nazizmin psikolojisine uygular. Fromm, Alman alt orta sınıfının Birinci Dünya Savaşı'ndan sonraki ekonomik ve toplumsal çöküşte yaşadığı güçsüzlüğün, zaten bu sınıfta yaygın olan otoriter karakteri harekete geçirdiğini öne sürer. Reich'ın Faşizmin kitle psikolojisi (M14-D04) cinsel bastırmayı merkeze koymuştu; Fromm ise sınıfın ekonomik konumu ile karakter yapısını birlikte okur.
Toplumsal karakter
Fromm'un en kalıcı kavramı 1941 kitabının ekinde tanımlanır. Bir toplumun üyelerinin çoğunda ortak olan karakter çekirdeği, o toplumun yaşama biçiminden, çalışma düzeninden ve temel deneyimlerinden doğar. Bu çekirdeğin işlevi insanları toplumun işleyişi için yapmaları gerekeni yapmayı isteyecek biçimde biçimlendirmektir. Dışarıdan bir zorlamaya gerek kalmaz; zorunluluk içten gelen bir istek gibi yaşanır.
Kavram Freud'un karakter kuramından beslenir. Freud'un anal karakterinde (M05-D03) düzen, tutumluluk ve inatçılık bir dürtü evresine bağlanmıştı. Fromm aynı özellikleri bir ekonomik düzene bağlar: biriktirmeye dayalı bir toplumda tutumluluk bir erdem olarak yetiştirilir. 1947'de Man for Himself (Kendisi İçin İnsan) bu düşünceyi bir karakter yönelimleri şemasına çevirdi; Fromm orada alıcı, sömürücü, biriktirici ve pazar yönelimlerini üretici olmayan yönelimler olarak, üretken yönelimi de bunların karşısına koydu. 1955'te The Sane Society (Sağlıklı Toplum) bu çözümlemeyi çağdaş Batı toplumuna genişletti; ertesi yıl The Art of Loving (Sevme Sanatı) Fromm'un en çok okunan kitabı oldu.
Fromm 1949'da Mexico City'ye taşındı. Michael Maccoby ile birlikte bir Meksika köyünde uzun bir saha çalışması yürüttü ve sonuçları 1970'te Social Character in a Mexican Village (Bir Meksika Köyünde Toplumsal Karakter) adıyla yayımladı. Kitap, Weimar anketinin yorumlayıcı yöntemini bir köy topluluğuna taşıyarak toplumsal karakteri sahada görünür kılmaya girişti. Bulguları bir köye ve kuramı önceden benimsemiş araştırmacıların kodlamasına dayanıyordu; çalışma başka bir toplulukta tekrarlanmadı.
Yaygın yanlış"Toplumsal karakter, bir milletin herkeste aynı olan ortak kişiliğidir."
Fromm kavramı bir toplumun ya da sınıfın üyelerinin çoğunda paylaşılan bir çekirdek olarak tanımladı ve bireysel farkları bu çekirdeğin üstüne koydu. Kavram ekonomik konuma ve tarihsel döneme göre değişen bir yapıyı anlatır; bir milletin değişmez özü iddiası bu tanıma girmez.
Usta katmanı
Fromm'un yolu kurumlarla gerilimli geçti. New York'ta Horney'nin 1941'de kurduğu derneğe (M14-D05) katıldı. Horney, hekim olmayan bir analistin derneğin eğitiminde ders vermesine bilim çevrelerinin onay vermeyeceği gerekçesiyle karşı çıktı; 1943'te Fromm, Clara Thompson ve Sullivan dernekten istifa etti. Ardından Fromm ve Thompson'ın kurduğu, Sullivan'ın da katıldığı William Alanson White Enstitüsü doğdu. Frankfurt'taki eski çevresiyle de yolları kesin olarak ayrıldı: Herbert Marcuse 1955'te Fromm'u ve Horney'yi Freud'un dürtü kuramını sulandıran revizyonistler olarak eleştirdi; Fromm bu eleştiriye yanıt verdi. Soru şuydu: dürtüyü bırakıp toplumu öne çıkarmak psikanalizi zenginleştirir mi, keskin yanından mı yoksun bırakır?
Fromm'un otoriter karakter fikri, 1950'de Adorno ve arkadaşlarının yayımladığı The Authoritarian Personality (Otoriter Kişilik) çalışmasının öncülleri arasındadır. Sosyoloji Akademisi bu çalışmanın kavramını KUR-208-04'te tanımladı. Çalışmanın ölçeği, faşizme yatkınlığı ölçmek için tasarlanan F-ölçeği, kısa sürede ağır eleştiri aldı: maddelerin hepsi aynı yönde yazılmıştı, bu yüzden her şeye katılma eğilimi olan biri yüksek puan alıyordu. Kanada'da Bob Altemeyer bu sorunları ayıklamaya girişti ve 1981'de sağ kanat otoriterliğini (right-wing authoritarianism) üç öğeye indirgedi.
Bu bulgu Fromm'un tezine şaşırtıcı biçimde yakındır: güçsüzlük ve tehdit, var olan bir karakter eğilimini harekete geçirir. Ama ölçülen şey Fromm'un tarif ettiği bilinçdışı sadomazoşist yapı değil, bir tutum kümesidir. Uyumculuk tarafında Asch'ın deneyleri (Temel Psikoloji M14-D02) uymanın çoğu zaman durumdan geldiğini gösterir; Fromm'un otomat uyumculuğu ise kalıcı bir karakter yönelimidir. İki kavram aynı davranışı adlandırır, ama farklı düzeylerde açıklar.
Yaygın yanlış"Otoriterlik araştırması Fromm'un kuramını doğruladı."
Bugünkü ölçekler Fromm'un bilinçdışı karakter yapısını ölçmez; açık tutumları ölçer. Tehdit altında otoriter tutumların belirginleşmesi Fromm'un sezgisiyle uyuşur, ama sadomazoşist bir çekirdek ya da özgürlükten kaçış mekanizması bu verilerle sınanmış değildir.
Kanıtın sınırı
Fromm'un iki ana kavramı farklı türden sınırlara takılır. Özgürlükten kaçış, Reform'dan Weimar'a uzanan geniş bir tarihsel yorumdur; tarihsel bir yorum deneyle sınanamaz, ancak tarihçilerin ayrıntılı çalışmalarıyla tartışılır, ve bu çalışmalar Nazizmin seçmen tabanını Fromm'un çizdiğinden daha karmaşık buldu. Toplumsal karakter ise ilkesel olarak ölçülebilir bir iddiadır, ama ölçmek zordur: bir toplumun çoğunluğunda ortak bir çekirdek bulmak için temsilî örneklemler, kültürler arası karşılaştırmalı ölçekler ve uzun zaman dilimleri gerekir. Fromm'un kendi iki saha çalışması, Weimar anketi ile Meksika köyü, yorumlayıcı kodlamaya, sınırlı örneklemlere ve kuramın önceden benimsendiği bir çerçeveye dayanıyordu; ikisi de tekrarlanmadı. Bugünkü otoriterlik araştırması tutumları güvenilir biçimde ölçüyor, ama bu tutumların Fromm'un tarif ettiği bilinçdışı yapıyla ilişkisi bilinmiyor. Ölçeklerin büyük kısmı Kuzey Amerika ve Avrupa'da geliştirildi; başka kültürlerde aynı maddelerin aynı yapıyı ölçüp ölçmediği hâlâ tartışılıyor.
Kendin dene
Aklında kalsın
Fromm, Frankfurt'taki araştırma enstitüsünde psikanalizi toplum çözümlemesiyle buluşturmaya çalıştı; Weimar işçileriyle yaptığı anket bu girişimin ilk sahasıydı ve ancak 1980'de yayımlandı.
1941 kitabında eski bağlardan kurtulmak ile kendi hayatını kurabilmek ayrı adımlardı; ikincisi gecikince yalnızlık ve güçsüzlük kaçış yolları üretiyordu.
Otoriterlik, yıkıcılık ve otomat uyumculuğu Fromm'un adlandırdığı kaçışlardı; o bunları bir diktatörlüğe olduğu kadar kendi yaşadığı demokrasiye de yöneltti.
Toplumsal karakter, toplumun gerektirdiğini insanların istekle yapmasını sağlayan ortak çekirdekti.
Bugünkü otoriterlik ölçekleri tutumları ölçüyor ve tehditle bu tutumların belirginleştiğini gösteriyor; Fromm'un bilinçdışı yapısı ise ölçülmeden duruyor.
Sonraki derse köprü
Fromm'un merceği bir toplumun bütününe yönelikti. New York'ta aynı enstitüde buluştuğu Harry Stack Sullivan ise bakışı iki insanın arasındaki alana daralttı: ona göre kişilik, bir insanın yalnız başına taşıdığı bir yapı olmaktan çok, başkalarıyla tekrarlanan karşılaşmalarda var olan bir örüntüydü. Böyle bakınca terapist de görüşmenin dışında duramaz. Sullivan'ın kişilerarası psikiyatrisi ve terapisti katılımcı gözlemci olarak tanımlaması M14-D07'nin konusu.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.