M12-D02
Dört işlev
Düşünme, duygu, duyum ve sezgi işlevlerini ve baskın-aşağı işlev ilişkisini açıklar.
Psikanaliz Akademisi — M12, Psikolojik tipler · 3.125 kelime · 16 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 21 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Duyum ve sezgi algılar, düşünme ve duygu yargılar. Jung ilk çifte akıldışı, ikincisine akılcı der; bu adlar akla uygunluğu ölçmez.
Jung'da duygu bir değer biçmedir; bedensel uyarılma ve gözyaşı duygulanıma aittir.
Bir işlev öne çıkar, öteki eksenden bir yardımcı ona eşlik eder, aynı çiftteki karşıt ise geride kalır. Jung'a göre bu aşağı işlev bilinçdışında yaşar, denetimsiz ve duygulanım yüklü anlarda görünür ve gölgenin, komplekslerin malzemesine karışır.
Karşıt işlevlerin birbirini dışladığı fikri ölçümde karışık sonuç veriyor: ayrı sorulan sezgi ve analitik düşünme bağımsız iki boyut gibi davranıyor, yanıt eğilimi hesaba katılınca karşıtlık yeniden belirebiliyor. Jung'un kendisi tiplerini bir etiket listesi olarak okutmak istemedi.
Açılış sahnesi
Yalova'da, Taşköprü yoluna bakan bahçeli bir ev. Mutfak masasında emlakçının bıraktığı broşür: şehir merkezinde, tersaneye yirmi dakika uzaklıkta yeni bir daire. Sevinç tersanede iskele ustabaşı; broşürün arkasına kurşun kalemle rakamlar yazıyor. Evin satış fiyatı, kalan taksitler, aidat, yolda kazanılacak saatler. Toplamın altına tek sözcük yazıyor: mantıklı.
Taner fidancı; sera kapısından yeni girmiş, ellerinde hâlâ toprak var. Broşüre bakmadan konuşuyor: "Bu bahçeyi biz kurduk. Kızımız burada yürümeyi öğrendi. Burayı seviyoruz." On beşindeki kızları ise sesini çıkarmadan şerit metreyi almış, broşürdeki kat planını kendi odasının duvarlarıyla karşılaştırıyor; yeni odanın kendi dolabını almayacağını santim santim gösteriyor. Masanın ucunda oturan babaanne çayını karıştırıyor ve "Bir şey olacak," diyor, "o binada içime sinmeyen bir şey var. Nedir bilmiyorum."
Aynı kâğıda bakan dört kişiden hiçbiri ötekinin cümlesini yanlış bulmuyor; yalnız kendi diline çeviremiyor.
Bu ev, bu broşür ve bu akşam yazar masasında kuruldu; dört sesin aynı soruya ayrı kapılardan girmesi ise Jung'un tipolojisinin ikinci katının malzemesi.
Bu derste ne olacak
M12-D01 enerjinin yönünü kurmuş ve kapanışta aynı yöne bakan iki kişinin neden yine de birbirine benzemeyebileceğini sormuştu. Bu ders o sorunun cevabını Jung'un dört işlevinde arıyor.
Önce dört işlevi ve onları ikişer ayıran ekseni kuracağız; Jung'un "duygu" sözcüğüne ayrıca duracağız, çünkü yanlış okunmaya en açık sözcük o. Sonra öne çıkan, eşlik eden ve geride kalan işlevlerin ilişkisine geçeceğiz. Son bölüm bu yapının ölçümde nasıl sınandığını ve Jung'un kitabını nasıl okutmak istediğini gösteriyor.
Sıfır noktası
Gündelik dilde "düşünceli", "duygusal", "sezgileri kuvvetli" gibi sözler bir insanın genel havasını anlatır. Jung'un işlevleri ise bilincin bir şeyi kavrarken ya da tartarken kullandığı alışkanlık hâline gelmiş yollardır. Her insan dördünü de kullanır; tip sorusu hangisine en çok yaslandığıdır.
Mekanizma
Algılayan iki işlev, yargılayan iki işlev
Jung dört işlevi iki çifte ayırır. Duyum ve sezgi bir şeyin var olduğunu ve nasıl olduğunu bilince getirir. Duyum bunu duyular yoluyla yapar: renk, ağırlık, ses, ölçü. Sezgi ise algıyı bilinçdışı bir yoldan iletir; kişi bir olasılığı, bir gidişatı nereden bildiğini söyleyemeden kavrar. Düşünme ve duygu ise algılananı tartar. Düşünme onu kavramlar arasında mantıksal bir bağa yerleştirir; duygu ona bir değer biçer.
"Akıldışı" sözcüğü kulağa saçma gelir, oysa bir rengi görmek ya da bir gidişatı sezmek mantıksal bir işlem gerektirmez. Babaannenin "içime sinmeyen bir şey var" cümlesi bu yüzden Jung'un diliyle bir algıdır, henüz bir hüküm sayılmaz.
Duyumun fizyolojik anlamı Terapi S01-P02-D01'de geçti; Jung'un duyum işlevi ise dikkatin alışkanlıkla somut ve şimdiki olana yaslanıp yaslanmadığını sorar.
Yaygın yanlış"Akıldışı işlev, mantıksız düşünen insanın işlevidir."
Jung duyumu ve sezgiyi akıldışı sayarken onları akla karşı konumlamaz; yalnız bir yargı ilkesine göre çalışmadıklarını söyler. Duyumu gelişmiş bir mühendis de, sezgisi gelişmiş bir matematikçi de kendi işinde son derece mantıklı olabilir. Akılcı ve akıldışı sözcükleri işlevin yapısını adlandırır, kişiye not vermez.
Duygu bir değer biçmedir
Jung'un "Gefühl" sözcüğü bu yapının en çok yanlış anlaşılan parçasıdır. Kitabın tanımlar bölümünde duygu, bir içeriği kabul etme ya da reddetme, beğenme ya da beğenmeme biçiminde bir değer verme işlevi olarak tanımlanır. Jung bunu duygulanımdan (Affekt) ayırır: duygulanım bedensel uyarılmayla, kalp atışıyla, yüzün kızarmasıyla birlikte gelen yoğun hâldir; duygu işlevi ise sakin, hatta soğukkanlı bir değerlendirme de olabilir. Bugünkü psikolojinin duygu tanımı (Terapi S01-P01-D09) Jung'un duygulanımına daha yakın durur.
Bu ayrımla bakınca Taner'in "burayı seviyoruz" cümlesi bir coşku patlaması sayılmaz. O cümle bahçeyi, anıları, kızın ilk adımlarını bir değer sırasına koyan bir hükümdür. Sevinç'in hesabı da bir hükümdür, ama rakamlara ve mantıksal sonuçlara göre dizer. İkisi de akılcıdır; ayrıldıkları yer ölçüt.
Yaygın yanlış"Jung'un duygu tipi, çok duygusal, çabuk ağlayan, heyecanlı insan demektir."
Jung'da duygu bir değerlendirme işlevidir; neyin önemli, uygun ya da kabul edilebilir olduğunu tartar. Bu tartı sessizce yapılabilir; öfke ya da gözyaşı ise her işlevin sahibinde görülebilir. Türkçe "duygu" sözcüğünün iki anlamı arasında gidip gelmek, tipolojide en sık düşülen yanılgıdır.
Üstün, yardımcı ve aşağı işlev
Jung'a göre insan dört işlevi eşit geliştirmez. Biri öne çıkar, en çok kullanılan, en güvenilen, en ustalıkla yönetilen işlev olur. Bu, tipin adını veren üstün işlevdir. Aynı eksendeki karşıtı ise geride kalır: düşünme öne çıkmışsa duygu, duyum öne çıkmışsa sezgi. Jung'un mantığında karşıtlar birbirinin işini bozar: olgulara saplanmış dikkat olasılıkları kaçırır, hesabın akışı değer yargısını susturur.
Jung saf bir tipin nadir olduğunu da yazar. Çoğu insanda üstün işlevin yanında ikinci bir işlev de görece gelişmiştir ve ona eşlik eder. Bu yardımcı işlev her zaman öteki eksenden gelir: akılcı bir üstün işlevin yanında akıldışı bir yardımcı, akıldışı bir üstün işlevin yanında akılcı bir yardımcı. Düşünmeye yaslanan biri sezgiyle ya da duyumla çalışabilir; Jung'a göre duygu onun yardımcısı olamaz, çünkü düşünmenin doğrudan karşıtıdır.
Aşağı işlevin bilinçdışında kalması, M12-D01'de görülen karşı tutum fikrini işlev düzeyine taşır. Jung'un betimlemesinde düşünmeye yaslanmış birinin geri kalmış duygusu katı, kaba, ani bağlılıklar ya da kırgınlıklar biçiminde ortaya çıkabilir; duyuma yaslanmış birinin aşağı sezgisi ise karanlık önsezilere, temelsiz kuşkulara dönebilir. Aşağı işlev bu yüzden gölgeyle (M11-D05) ve özerk komplekslerle (M11-D09) komşudur: kişinin kendinde tanımadığı ve başkasında kolayca gördüğü malzeme çoğu zaman bu bölgeden gelir.
Sekiz tip ve bir okuma talimatı
İki tutum dört işlevle çaprazlanınca sekiz tip çıkar: dışadönük düşünme tipi, içedönük duygu tipi, dışadönük sezgi tipi gibi. Jung bunları kitabın onuncu bölümünde uzun portreler hâlinde çizer, on birinci bölümde ise elliyi aşan kavramı bir sözlük gibi tanımlar.
Bu düzen bir okuma talimatı taşır. Jung tipleri kişiye yapıştırılacak kesin kutular olarak sunmaz; her portre bir ideal kutbu, gerçek insanlarda ancak yaklaşık olarak görülen bir yönelimi anlatır. Onuncu bölümün sonunda saf tiplerin pratikte sık görülmediğini, portrelerin ortak çizgileri abartıp bireysel ayrıntıyı silen bir tür aile resmi olduğunu kendisi yazar. Kitap çıktıktan sonra okurların onu çevrelerini sınıflamak için kullanması da onu rahatsız etti.
Yaygın yanlış"Jung'a göre herkes sekiz tipten birine aittir ve o tip ömür boyu değişmez."
Jung tipleri ideal kutuplar olarak kurdu; gerçek insanların çoğunun karışık olduğunu, yardımcı bir işlevle çalıştığını ve bireyleşme sürecinde (M13-D01) geri kalmış işlevlerin bilince yaklaşabileceğini düşündü. Kendini ya da bir yakınını bir portreyle özdeşleştirmek, Jung'un sonraki yıllarda açıkça uyardığı okuma biçimidir.
Usta katmanı
Jung'un yapısındaki en sınanabilir iddia, karşıt işlevlerin birbirini dışladığıdır. Bu doğruysa düşünmeyi çok kullanan biri duyguyu az kullanmalı, iki işlevin puanları ters yönde ilişkili çıkmalıdır. Mary Loomis ile Jungçu analist June Singer 1980'de bu kutupluluk varsayımını sınayan bir makale yayımladı ve ardından sekiz işlev-tutum birleşimini birbirinden bağımsız puanlayan bir envanter geliştirdi. Tartışma bir ölçüm sorusuna dönüştü: sorular kişiyi iki seçenekten birine zorladığında karşıtlık ölçüme baştan yerleşiyor, her işlev ayrı sorulduğunda çoğu zaman kayboluyor.
Aynı soru Kore'de daha yakın zamanda yeniden soruldu. Sangin Lee ve Jongwan Kim, Singer ve Loomis'in envanterinin Korece sürümünü ülke çapında çevrim içi bir taramada 521 yetişkine uyguladı. Özetlerine göre çözümlemeler, tiplerin kutupluluk varsayımı olmadan da türetilebileceği görüşünü destekledi; örneklemin pandemi döneminde internet kullanıcılarından seçilmesini yazarlar sınır saydı.
Jung'un düşünme ile duygu karşıtlığının kişilik psikolojisinde bir akrabası daha var. Seymour Epstein'ın bilişsel-yaşantısal kuramı (M03-D08), ussal ve deneyimsel iki işleme kipini öneriyordu. Bu kiplerdeki bireysel farkları ölçmek için kurulan ölçek, biliş ihtiyacı (Temel Psikoloji, M13-D05) ile sezgiye güven puanlarını birleştirdi. Bu kipler Sistem 1 ve Sistem 2 ayrımının (Temel Psikoloji M09-D05) kişilik tarafındaki akrabasıdır ve Jung'un işlevleriyle eş tutulamaz.
Kanıtın sınırı
İşlevlerin bağımsız mı karşıt mı olduğu sorusu büyük ölçüde ölçeklerin nasıl kurulduğuna bağlı ve bu yüzden kesin bir cevaba ulaşmış değil. Zorunlu seçimli formlar karşıtlığı baştan varsayıyor; her işlevi ayrı soran formlar ise katılma eğilimi gibi yanıt yanlılıklarına açık ve Murray'in çalışması bu yanlılık hesaba katılınca tablonun değiştiğini gösteriyor. Jung'un "aşağı işlev bilinçdışında kalır" iddiası ise bir öz bildirim ölçeğiyle doğrudan sınanamıyor, çünkü kişinin bilincine çıkmayanı sorularla ölçmek kavramın kendisiyle çelişiyor. Aşağı işlevin gölgeyle ve komplekslerle ilişkisi, bilinen kadarıyla, kontrollü bir çalışmada sınanmadı ve klinik betimleme düzeyinde kalıyor. Kanıtların çoğu ABD ve Kore örneklemlerinden ve çevrim içi gönüllülerden geliyor; "duygu" sözcüğünün farklı dillerde farklı çağrışımlar taşıması, aynı maddelerin kültürler arasında aynı şeyi ölçtüğünü genellemeyi tartışmalı kılıyor. Tip testlerinin güvenirliği M12-D04'e, Beş Faktör karşılaştırması M12-D05'e kalıyor.
Kendin dene
Aklında kalsın
Duyum ve sezgi algılar, düşünme ve duygu yargılar. Jung ilk çifte akıldışı, ikincisine akılcı der; bu adlar akla uygunluğu ölçmez.
Jung'da duygu bir değer biçmedir; bedensel uyarılma ve gözyaşı duygulanıma aittir.
Bir işlev öne çıkar, öteki eksenden bir yardımcı ona eşlik eder, aynı çiftteki karşıt ise geride kalır. Jung'a göre bu aşağı işlev bilinçdışında yaşar, denetimsiz ve duygulanım yüklü anlarda görünür ve gölgenin, komplekslerin malzemesine karışır.
Karşıt işlevlerin birbirini dışladığı fikri ölçümde karışık sonuç veriyor: ayrı sorulan sezgi ve analitik düşünme bağımsız iki boyut gibi davranıyor, yanıt eğilimi hesaba katılınca karşıtlık yeniden belirebiliyor. Jung'un kendisi tiplerini bir etiket listesi olarak okutmak istemedi.
Sonraki derse köprü
Jung okurunu etiketlemeye karşı uyarmıştı. Yine de kitabın onuncu bölümü, Atlantik'in öte yanında birkaç okurun elinde bir soru listesine dönüşmeye başladı. Sekiz portreyi kâğıt üstünde işaretlenecek seçeneklere çevirmek için ne yapmak gerekti, yardımcı işlev bir puanlama kuralına nasıl yerleştirildi ve bu çeviride Jung'un uyarısına ne oldu? Bu soruların izini M12-D03 sürüyor: tip testlerinin doğuşu, bir kitaptan bir göstergeye uzanan yolun tarihi.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.