M11-D07
Kendilik ve ego
Jung'da ego ile kendilik arasındaki ilişkiyi ve ego-kendilik eksenini açıklar.
Psikanaliz Akademisi — M11, Ruhun haritası · 3.000 kelime · 16 örnek durum · 5 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 20 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Jung egoyu bilinçli içeriklerin bağlandığı merkez olarak tanımladı; Freud'un 1923'te kısmen bilinçdışı saydığı arabulucu egodan farklı olarak onu bilincin kendisiyle eşitledi.
Kendilik, egoyu da kapsayan, tam bilinemeyen bütünlüğün adıdır ve imgeleriyle tanınır: daire, dörtlülük, Tanrı imgesi. Ego ona yaklaşabilir ama onunla bir olamaz; olduğunu sandığı yerde şişme başlar.
Hayatın ilk yarısında ego sağlamlaşır, ikinci yarısında yönünü içe çevirir; bu Jung'un 1931 yazısının tezidir. Eksen adını ve şişme ile yabancılaşma döngüsünü Jung'dan sonra Neumann ve Edinger koydu.
Araştırma, kişinin kendine dair inançlarının netliğini ölçebiliyor ve bunun kültüre göre değiştiğini gösteriyor; kendiliğin bütünlüğüne ise hiçbir ölçek uzanamıyor.
Açılış sahnesi
Midyat'ın biraz dışında, taş duvarla çevrili eğimli bir bağ, ekim sonu. Bozumu biteli iki hafta olmuş; İlhan asmaların altındaki kuru yaprakları tırmıkla topluyor. Diyarbakır'da yirmi yıl savcılık yaptıktan sonra kırk beşinde büroyu kapatıp babasından kalan bu bağa dönmüştü. Komşu evden Saadet geliyor; ilçe hastanesinde diyetisyen, mesaiden yeni çıkmış, elinde bir tas pekmez.
"Pişman mısın?" diye soruyor Saadet, yarı şaka. İlhan tırmığı duvara dayıyor. "Pişman değilim. Ama tuhaf bir şey oldu. Eskiden kim olduğumu bilirdim: dosya numaram, duruşma saatim, cübbem askıda dururdu. Şimdi o soruyu pek sormuyorum. Kim olduğumu merak etmiyorum, neyin parçası olduğumu merak ediyorum. Bu asmalar dedemden kalma, toprak benden önce de buradaydı."
Saadet pekmezi duvarın üstüne bırakıyor. "Kendini kaybetmiş gibi değil de, daha büyük bir şeyin içinde bulmuş gibi konuşuyorsun." İlhan gülüyor, cevap vermiyor, tırmığı yeniden eline alıyor.
Midyat'taki bağ da iki komşu da bu sayfanın kurgusudur; "ben kimim" sorusunun yerini "neyin içindeyim" sorusunun alması ise Jung'un ego ile kendilik arasına çektiği çizgiye yakın düşer.
Bu derste ne olacak
M11-D06 Jung'un iç figürlerini bilinç ile bilinçdışı arasında aracılar olarak okudu; şimdi aracılığın iki ucuna, bilincin merkezi olan egoya ve Jung'un ondan geniş saydığı kendiliğe geçiyoruz.
Önce Jung'un egosunu Freud'unkinden ayıracağız. Sonra 1951 tarihli Aion'un ilk ve dördüncü bölümlerinden kendiliği, onun imgelerini ve egonun kendilikle özdeşleşmesinin tehlikesini okuyacağız. Jung'un hayatı iki yarıya bölen 1931 yazısından sonra, adı Jung'a değil öğrencilerine ait olan ego-kendilik eksenine geleceğiz. En sonda bu fikirlerin ölçülebilir bir karşılığı olup olmadığını soracağız.
Sıfır noktası
Türkçede "ben", "benlik", "kendilik" ve "ego" sözcükleri gündelik konuşmada birbirinin yerine geçer. Jung'un psikolojisinde ise iki ayrı şeyi adlandırırlar ve dersin bütünü bu ayrıma dayanır.
Bu sözcük psikanaliz tarihinde birden fazla okulda karşımıza çıkacak. Kohut'un kendilik psikolojisinde (M18-D01) kendilik, kişinin süreklilik ve değer duygusunu taşıyan, ilişkiler içinde güçlenip zayıflayan yapıdır; Jung'unki ise kişiyi aşan bir bütünlüğün adıdır. Aynı Türkçe sözcüğün iki okulda iki ayrı şeyi karşıladığını baştan aklında tut.
Yaygın yanlış"Kendilik, kişinin kendine dair düşüncelerinin toplamıdır."
Kişinin kendini nasıl gördüğü, psikolojide benlik kavramı adıyla incelenir (Terapi tarafında S01-P03-D11) ve bilinçli bir tasarımdır. Jung'un kendiliği bunu aşar: kişinin bilmediği, bilemeyeceği yanları da kapsayan bütünü adlandırır. Benlik kavramı egonun kendine dair resmine daha yakındır.
Mekanizma
Ego: bilinç alanının merkezi
Aion, Rascher yayınevinin 1951 baskısıyla okura ulaştı ve kitabın ilk bölümü yalnızca egoya ayrıldı. Jung orada egoyu, bilinçli bütün içeriklerin bağlandığı karmaşık bir etken olarak tanımlar: bilinç alanının merkezidir ve bir içeriğin egoyla ilişkisi, o içeriğin bilinçli olup olmadığının ölçütüdür. Ego basit bir veri sayılmaz; hem bedensel hem psişik bir zemine oturur, bu zeminlerin büyük kısmı ise bilinçdışıdır.
Jung egonun doğuştan hazır gelmediğini, bedenin çevreyle çarpışmasından doğup iç ve dış dünyayla yeni karşılaşmalar içinde geliştiğini söyler. Kimliğini belli bir noktaya kadar korur, ama bu istikrar görelidir; kişilikte derin değişimler olabilir ve bunların hepsi hastalık işareti sayılmaz.
Freud'la karşılaştırma burada keskinleşir. Freud'un 1923'teki egosu (M06-D01) idden doğan, gerçeklikle dürtüler ve süperego arasında arabuluculuk yapan bir yapıydı ve Freud bu egonun önemli bir kısmının bilinçdışı çalıştığında ısrar etti. Jung ise egoyu bilinçli olanın kendisi sayar; bilinçdışı onun temelidir, parçası değildir. Freud'un egosu bir arabulucu, Jung'unki bir referans noktasıdır.
Kendilik: merkez ve bütün
Aion'un dördüncü bölümü kendiliğe ayrılır; malzemesi Jung'un 1948 Eranos yıllığında yayımlanan "Über das Selbst" yazısından gelir. Bölüm bir soruyla açılır: bilinçdışının kişisel olmayan içerikleri tanınıp bilince katıldıkça ego nasıl etkilenir? Jung'un cevabı bir uyarıdır. Bu içerikler kendiliğin parçaları olduğu ölçüde ego büyür, ama bilinçdışına eleştirel bakamıyorsa onlarla özdeşleşir ve şişer. Şişmeyi M11-D04 tanımlamıştı; burada onun kaynağı personadan çok kendiliğin kendisidir.
Jung'a göre çare bir sınır çizmektir: egoya makul bir sınır vermek ve bilinçdışı figürlere, gölgeye, iç figürlere ve kendiliğe, göreli bir özerklik tanımak. Ego kendiliğe yaklaşabilir, ama onunla bir olamaz; bu yaklaşma bitmeyen bir süreçtir.
Jung başka yazılarında kendiliği hem merkez hem çevre diye betimler. Kişi onu doğrudan göremez, ancak imgeleri aracılığıyla tanır: dörtlü yapılar, daireler ve mandala, değerli taş ya da altın, ilahi çocuk, Tanrı imgesi. Aion'un sonraki bölümleri bu imgelerden birini, İsa figürünü, kendiliğin Batı'daki tarihsel karşılığı olarak inceler. Mandalanın ve aktif imgelemin kullanımı M13'ün, özellikle M13-D05'in konusudur; Tanrı imgesi tartışmasına M13-D08 döner.
Yaygın yanlış"Kendiliğe ulaşan insan bütünlüğe erer ve kusursuzlaşır."
Jung'un anlattığı yaklaşma bir varış noktası tanımlamaz; ego kendiliğe yaklaşır ama hiçbir zaman onunla örtüşmez. Örtüştüğünü sanmak tam da şişmenin belirtisidir. Kendilik bir başarı ölçüsü olarak kullanıldığında kavram tersine döner.
Hayatın iki yarısı
Jung ego ile kendilik ilişkisini zamana yaydı. 1930'da bir Zürih gazetesinde iki parça hâlinde çıkan bir yazısını genişletip yeniden yazdı ve 1931'de Seelenprobleme der Gegenwart derlemesine "Die Lebenswende" adıyla koydu; İngilizcede "The Stages of Life" diye bilinir.
Yazının merkezinde güneşin günlük yolu benzetmesi durur. Sabah güneşi yükselir, öğlende doruğa ulaşır, öğleden sonra iner. Jung'a göre hayatın ilk yarısı dünyada yer edinmeye, meslek ve aile kurmaya, egoyu sağlamlaştırmaya ayrılır. İkinci yarının ise kendine ait bir anlamı vardır ve sabahın kurallarıyla yaşanamaz: yön dışarıdan içeriye, genişlemeden derinleşmeye döner. Öğleden sonrayı sabahın bir uzantısı gibi yaşamaya çalışan kişi, Jung'a göre sıkıntıya girer.
Ego-kendilik ekseni
Jung ego ile kendilik ilişkisini çeşitli yerlerde anlattı, ama bu ilişkiye bir eksen adı vermedi. Terim, Jung'un İsrail'de çalışan öğrencisi Erich Neumann'a dayanır; kaynaklar onun kavramı 1950'lerin başında bir Eranos konuşmasında ortaya koyduğunu aktarır. Neumann egonun bilinçdışı bütünlükten nasıl doğup ayrıştığını mitlerden yola çıkarak anlatmış, bu ilk bütünlüğü kendi kuyruğunu yiyen yılan imgesiyle, uroborosla resmetmişti.
Kavramı yaygınlaştıran, New Yorklu Jungçu analist Edward Edinger'in 1972'de yayımlanan Ego and Archetype kitabı oldu. Edinger'e göre sağlıklı bir psişede ego ile kendilik arasında yaşamsal bir bağ, bir iletişim kanalı vardır. Hayatın ilk yarısında ego kendilikten ayrışarak güçlenir; ama bu ayrışma düz bir çizgi izlemez, iki hâl arasında gidip gelir.
Gidip gelinen iki hâlden biri şişmedir: ego kendiliğin büyüklüğünü kendine mal eder. Öteki, Edinger'in yabancılaşma dediği karşı hâldir.
Edinger'e göre şişme ile yabancılaşma arasındaki bu tekrarlayan döngü, eksenin varlığı bilinçli olarak fark edildiğinde yerini bireyleşmeye bırakır. Bireyleşmenin kendisini M13-D01 anlatacak.
Usta katmanı
Ego-kendilik ekseni Jungçu klinik dilde yerleşik bir kavram oldu, ama Jung sonrası yazarlar onu farklı yönlere çekti. Neumann ilk bütünlüğü çocukluğun başına yerleştirip egonun oradan ayrışmasını anlattı. Sonraki gelişimci Jungçular kendiliği bebeklikte de etkin bir düzenleyici olarak gördü ve tek yönlü bir ayrışma hikâyesini sorguladı. Arketipsel okul ise kendiliği bir merkez olarak öne çıkarmanın psişeye tek tanrılı bir düzen dayattığını ileri sürdü. Bu tartışmalar bir kanıt sorusundan çok bir model seçimi sorusudur; hangisinin daha doğru olduğuna veriyle karar verilmedi.
Psikoloji araştırmasının kendilik kavramına en çok yaklaştığı yer, kişinin kendine dair inançlarının ne kadar tutarlı ve sağlam olduğudur. Benlik kavramı netliği bu sorunun ölçülebilir adı oldu; İlişki Akademisi M12-D03'te tanımlandı ve burada yeniden tanımlanmıyor.
Bu bulgu Jung'la iki yerde konuşur. Tutarlı bir öz resim uyumla birlikte gidiyor; bu, ilk yarıda egonun sağlamlaşması fikriyle uyumlu görünür. Kültür sınırı ise daha ilginçtir: kendini ilişkiler içinde tanımlayan bir kültürde öz resmin netliği hayatın iyi gidişi için daha az belirleyici olabiliyor. Bağımsız ve karşılıklı bağımlı benlik ayrımı (Temel Psikoloji, M13-D02) bu farkı açıklamaya yardım eder. Jung'un Batılı bireyi merkeze alan dilinin bir sınırı burada görünür.
Yaygın yanlış"Ego zayıflarsa kendilik güçlenir; ruhsal gelişmenin amacı egoyu yok etmektir."
Jung'un da Edinger'in de modelinde güçlü ve sınırları belli bir ego bütünlükle ilişki kurmanın ön koşuludur. Egosu dağılan kişi kendiliğe yaklaşmaz, ondan gelen içeriklere teslim olur. Ego ile kendilik bir yarışın iki tarafı olarak kurulmadı.
Kanıtın sınırı
Kendilik Jung'un kuramında gözlemden çok çıkarımla ulaşılan bir kavramdır: Jung onu hastalarının rüyalarından, kendi iç deneyiminden ve mitlerin, dinlerin, simyanın sembollerinden kurdu. Bu yüzden kendiliğin varlığını ya da yokluğunu sınamanın elde bir yolu bulunmuyor; benlik kavramı netliği gibi ölçüler bilinçli öz bildirimin yüzeyini yakalar ve Jung'un egosuyla buluşur. Ego-kendilik ekseni de, şişme ile yabancılaşma döngüsü de klinik izlenime dayanan, açıklama gücü yüksek ama tekrarlanabilir biçimde sınanmamış modellerdir. Jung'un hayatın iki yarısı fikri ise yetişkin gelişimi araştırmasıyla karşılaştırılabilir. Lachman'ın 2004 derlemesi orta yaşı hem bir zirve dönemi hem bir kriz dönemi olarak gören görüşlerin yan yana durduğunu, kazanç ve kayıpların bilişten ilişkilere alan alan değiştiğini aktarır; bu tablo herkesin aynı yaşta aynı dönüşü yaşadığı bir şemayı genellemeye izin vermez. Bu tartışmanın ayrıntısı M13-D02'nin işi. Kavramların hangi kültürde, hangi sınıfta ve hangi hayat koşulunda geçerli olduğu sorusu da açık duruyor ve kuramı genellemenin sınırını çiziyor.
Kendin dene
Aklında kalsın
Jung egoyu bilinçli içeriklerin bağlandığı merkez olarak tanımladı; Freud'un 1923'te kısmen bilinçdışı saydığı arabulucu egodan farklı olarak onu bilincin kendisiyle eşitledi.
Kendilik, egoyu da kapsayan, tam bilinemeyen bütünlüğün adıdır ve imgeleriyle tanınır: daire, dörtlülük, Tanrı imgesi. Ego ona yaklaşabilir ama onunla bir olamaz; olduğunu sandığı yerde şişme başlar.
Hayatın ilk yarısında ego sağlamlaşır, ikinci yarısında yönünü içe çevirir; bu Jung'un 1931 yazısının tezidir. Eksen adını ve şişme ile yabancılaşma döngüsünü Jung'dan sonra Neumann ve Edinger koydu.
Araştırma, kişinin kendine dair inançlarının netliğini ölçebiliyor ve bunun kültüre göre değiştiğini gösteriyor; kendiliğin bütünlüğüne ise hiçbir ölçek uzanamıyor.
Sonraki derse köprü
Ego ile kendilik arasındaki gerilimi bir eksen gibi düşünmek, ister istemez bir hareket ve bir kuvvet varsayar: Şişme bir yöne, yabancılaşma öteki yöne çeker. Jung bu çekişin arkasında bir enerji görüyordu ve bilinçteki tek yanlılığın bilinçdışında karşıtıyla dengelendiğini savunuyordu. Bu enerjinin Freud'un libidosundan neden ayrıldığı, karşıtlar arasındaki gerilimin neyi ürettiği ve telafinin nasıl işlediği, M11-D08'in, "Psişik enerji ve karşıtlar" dersinin sorusu.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.