M11-D06
Anima ve animus
Anima ve animus kavramlarını ve bu kavramlara yönelik cinsiyet eleştirilerini aktarır.
Psikanaliz Akademisi — M11, Ruhun haritası · 3.066 kelime · 16 örnek durum · 5 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 20 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Jung anima ve animusu, bilinçli kimliği dengeleyen ve dışarıya yansıdığında âşık olmayı, büyülenmeyi doğuran iç figürler olarak tanımladı. Kavram 1921'de basılı metne girdi, 1951'de Aion'da olgun hâlini aldı; Havva, Helena, Meryem ve Sophia dörtlüsü de Jung'un 1946 metnindendir.
Jung bu figürleri eros ve logos ayrımına bağladı ve kadınla erkeğin bilinci hakkında döneminin kalıplarını taşıyan genellemeler yaptı. Olumsuz animus betimlemeleri ve karşı-cinsel âşık olma modeli bu genellemelerin en çok eleştirilen yanlarıdır.
Sonraki Jungçular figürleri herkese açtı, "öteki"nin çizgisini kültüre bağladı, Hopcke de cinsel yönelim için yeni bir Jungçu görüş önerdi. Bem'in ve Hyde'ın bulguları Jung'la akrabadır ama onu sınamaz.
Açılış sahnesi
Siirt'te, Hakan'ın dokuma atölyesinin arka odası, kış ortasında bir öğle arası. Tezgâhta yarım kalmış bir tiftik battaniye duruyor. Seda devlet hastanesinde anestezi teknikeri; nöbetten çıkmış, uykusuz, ama eve gitmek yerine buraya gelmiş. Yirmi yıllık arkadaşlar.
"Yine aynısı oldu," diyor Seda. "Az konuşan, biraz uzak duran, bir şeyi hep içinde tutan biri. Uzaktan bakınca derin geliyor. Yakınlaşınca da o derinliği bir türlü bulamıyorum." Hakan ipliği düğümlüyor, başını kaldırmadan soruyor: "Sen o insanı mı seviyorsun, yoksa kafandaki birini mi? Her seferinde aynı kişiyi anlatıyorsun, karşındakiler ise birbirine hiç benzemiyor."
Seda bir süre cevap vermiyor. Sonra gülüyor: "Belki de kafamdakini arıyorum ve buldum sandığım her yüze onu giydiriyorum." Hakan mekiği bırakıyor. "O zaman soru şu: kafandaki o kişi kim, nereden geldi?"
Bu iki arkadaş ve atölyedeki konuşma, kavramı somutlaştırmak için yazıldı; sahnenin sorusu ise Jung'un en çok tartışılan iki terimine uzanıyor.
Bu derste ne olacak
M11-D05 gölgeyi, insanın kendinde görmediğini başkasında bulmasını anlatmıştı. Aion'da o bölümün hemen ardından Jung iç dünyanın başka bir figür çiftine geçer ve bunları tanımanın gölgeyi tanımaktan daha zor olduğunu yazar.
Bu derste o çifti izleyeceğiz: Jung'un anima ve animus adını verdiği, yansıtma yoluyla âşık olmayı açıklamaya çalıştığı iç imgeler. Kavramların kuruluşu, eros ile logos ayrımı ve animanın dört aşaması ilk durak; asıl iş ise bu kavramların yaslandığı cinsiyet varsayımları ve sonraki Jungçu yazarların yeniden okumaları. Erillik ve dişilliği ölçen araştırmalar da tartışmaya bir sınır çizecek.
Sıfır noktası
Gündelik dilde "ruh eşi" deriz. Jung bu ifadelerin arkasında bireysel bir zevkten fazlasını görür: bilinçdışında insanın kendi bilinçli kimliğini dengeleyen bir figür vardır ve bu figür, uygun birine rastlandığında dışarıya yansır. Erkekte bu figüre anima, kadında animus der. Latincede ikisi de ruhla, solukla, akılla ilgili sözcüklerdir.
Yansıtma terimini bir önceki ders gölge üzerinden işledi (M11-D05). Burada yansıtılan şey kişinin reddettiği bir yanı olmaktan çok, eksik saydığı ve bu yüzden karşısındakinde büyülenerek bulduğu bir yandır.
Yaygın yanlış"Anima ve animus, Jung'un insanın gizli eşcinselliğini anlatmak için kullandığı terimlerdir."
Jung bu terimleri cinsel yönelimi anlatmak için kurmadı. Onları bilinçli kimliği dengeleyen bilinçdışı figürler olarak tanımladı ve her insanda bulunduklarını düşündü. Kavramların cinsel yönelimle ilişkisi sonradan, Jungçu yazarların kendi eleştirileriyle tartışmaya açıldı.
Mekanizma
Ruh imgesi ve yansıtma
Kavram basılı metinde ilk kez 1921'de, Psikolojik Tipler'de görünür. Kitabın tanımlar bölümünde Jung ruh (Seele) ve ruh imgesi (Seelenbild) başlıklarını açar: kişinin dış dünyaya dönük tutumunu, yani personasını (M11-D04), içeride ona karşıt bir tutum dengeler ve bu iç tutum çoğu zaman karşı cinsten bir kişi biçiminde imgelenir. Jung'a göre iki insan arasında neredeyse büyülü, tutkulu bir bağ kurulduğunda, çoğunlukla yansıtılmış bir ruh imgesi işin içindedir.
Jung sonraki otuz yılda kavramı defalarca işledi; olgun hâlini 1951'de Zürih'te yayımlanan Aion'un bir bölümünde, eski bir sözcükle syzygy, yani boyunduruğa koşulmuş çift adıyla verdi. Orada animayı bir erkekte yansıtmayı üreten etmen olarak anar. Oğul için bu etmenin ilk taşıyıcısı annedir; sonra sevgili, eş, tanrıça imgeleri gelir. Kadında aynı işi gören etmene Jung animus der ve ilk taşıyıcısını baba olarak görür.
Jung bu çiftin, gölgeden daha zor fark edildiğini de yazar. Gölgeyi tanımaya insanı eğitim, din ve gündelik ahlak bir ölçüde hazırlar; anima ve animus yansıtmalarında ise kişi kendi büyülenmesini görmez, karşısındakinin gerçekten öyle olduğuna inanır.
Eros ve logos
Jung aynı Aion bölümünde ikiliyi iki eski Yunanca sözcükle açar. Eros ilişki kurma, bağlama, yakınlaşma işlevidir; logos ayırt etme, yargılama, bilme işlevi. Jung animayı anneden gelen erosa, animusu babadan gelen logosa denk düşürür. Hemen ardından bu iki kavramı fazla kesin tanımlamak istemediğini, onları yalnızca betimlemeye yardım eden sezgisel araçlar olarak kullandığını belirtir.
Ama araçlar hemen kadın ve erkek hakkında genel yargılara dönüşür. Jung'a göre kadının bilinci daha çok erosla, erkeğinki logosla belirlenir. Kadının logosu çoğu kez yerinde olmayan bir şey olarak, düşünülmüş bir sonuç yerine kesinlik iddia eden önyargılı fikirler olarak ortaya çıkar; erkeğin bastırılmış erosu ise ruh hâlleri, alınganlık ve kırgınlık olarak. Jung'un özetinde anima erkekte keyif dalgalanmaları, animus kadında fikir saplantıları üretir. Aynı sayfalarda kadınların tartışma biçimini küçümseyen uzun bir betimleme de vardır.
Jung animusun olumlu bir yüzünü de anlatır: baba figürü üzerinden kalıplaşmış kanaatlerin yanında felsefi ya da dinî düşünceyi de taşır. Bütünleşmiş bir anima erkeğin bilincine ilişki yeteneği, bütünleşmiş bir animus kadının bilincine düşünme ve kendini tanıma yeteneği kazandırır. Yine de metinde olumsuz animus, olumlusundan çok daha uzun anlatılır.
Havva'dan Sophia'ya
Jung 1946'da yayımladığı aktarım psikolojisi incelemesinin giriş kısmında animanın gelişimini dört imgeyle anlatır. Dörtlü Jung'un kendi metninden gelir; sonraki yorumcuların eklediği bir basamaklama sayılmaz. Jung onları geç antik çağda bilinen dört erotik aşama diye sunar. İlki Havva'dır: toprakla, biyolojik ve annelik ilişkisiyle özdeşleşen kadın. İkincisi Truvalı Helena: kişisel, estetik ve romantik çekimin imgesi. Üçüncüsü Meryem: erosun dinî bağlılığa yükseldiği aşama. Dördüncüsü Sophia: bilgelik olarak kişileşen ve en kutsal olanı da aşan bir imge.
Şemanın kime ait olduğu açık; neyi anlattığı daha az açık. Wes Wallace 2024 ve 2026'da yayımladığı iki makalede bu kısa pasajı yeniden çevirdi ve kaynaklarını izledi.
Bu okumada merdivenin her basamağı bir kadın imgesidir, merdiveni çıkan ise bir erkek. Kadının iç gelişimi için Jung'da aynı ayrıntıda bir şema yoktur.
Erillik ve dişillik ölçülünce
Jung'un kavramlarını sınayan bir araştırma programı yok. Ama bir fikir, yani her insanın içinde "karşı" sayılan özelliklerin de bulunduğu fikri, 1970'lerde psikolojide bambaşka bir yoldan ölçülmeye başlandı. O zamana kadar ölçekler erillik ve dişilliği tek bir çizginin iki ucu sayıyordu; bir yanda yüksek olan ötekinde düşük çıkmak zorundaydı. Sandra Bem bu varsayımı sınadı.
Bu iki bulgu Jung'un kavramını sınamaz; yalnız ona yakın bir yerde durur. Bem'in çalışması, insanın hem "eril" hem "dişil" sayılan özellikleri birlikte taşıyabileceğini gösterir; bu, Jung'un her insanın içinde karşıt bir yan bulunduğu sezgisiyle akrabadır. Ama Bem'in ölçtüğü şey kişinin kendini betimleme biçimidir; bilinçdışı bir figür bu ölçümün dışında kalır. Hyde'ın derlemesi ise Jung'un eros ve logos dağılımının dayandığı büyük ayrımı, yani kadın ve erkeğin bilincinin temelden farklı olduğu varsayımını zayıflatır; Jung'un metninde bu ayrım ölçülmüş bir bulgudan çok döneminin kabulüne yaslanır.
Usta katmanı
Jung'un kavramlarına yöneltilen cinsiyet eleştirilerinin büyük kısmı Jungçu geleneğin içinden geldi. Emma Jung, kocasının çalışma çevresinin bir üyesi olarak animus ve anima üzerine iki deneme yazdı; bunlar 1957'de New York'taki analitik psikoloji kulübünce İngilizce olarak birlikte yayımlandı.
1980'lerde eleştiri sistemli bir biçim aldı. Andrew Samuels 1985'te Jung and the Post-Jungians kitabında anima ve animusu bilinçli kimliğe "öteki" gelen her şeyin imgesi olarak okumayı, cinsiyete bağlı bir doğa haritası saymamayı önerdi; ona göre ikisi de kadın ve erkekte eşit ölçüde bulunabilirdi. Aynı yıl James Hillman, Jung'un yazılarından 439 pasaj derleyip yorumladığı Anima: An Anatomy of a Personified Notion kitabında animanın yalnız erkeğe ait sayılamayacağını, Jung'un ona yüklediği işlevlerin kadınların psikolojisinde de görüldüğünü savundu. 1987'de Demaris Wehr Jung and Feminism kitabında feminist kuram ve bilgi sosyolojisiyle Jung'u eleştirdi; cinsiyetçiliğinden arındırıldığında analitik psikolojinin yalnız erkeğe göre kurulmamış bir anlam çerçevesi sunabileceğini ileri sürdü. Polly Young-Eisendrath 1997'deki Gender and Desire kitabında derinlik psikolojisi kuramlarının çoğunun erkeği sağlığın ölçüsü saydığını eleştirdi.
Kavramın en dar noktası karşı-cinsel varsayımdır. Jung'un şemasında âşık olmak, erkeğin animasını bir kadına, kadının animusunu bir erkeğe yansıtmasıdır; aynı cinsiyetten iki insanın sevgisi bu şemada ancak bir sapma olarak yer bulur. Aion'un aynı bölümünde Jung, annesine bağlı kalan bir oğul örneğinde eşcinselliği bu bağın bir sonucu gibi anar. Robert Hopcke 1989'da yayımlanan Jung, Jungians and Homosexuality kitabında Jung'un ve izleyicilerinin eşcinselliğe klinik ve kuramsal olarak nasıl baktığını inceledi ve analitik psikoloji geleneği içinde arketiplere dayanan yeni bir cinsel yönelim görüşü önerdi.
Bugünkü bilimsel ve mesleki uzlaşı bu tartışmanın zeminini belirler: eşcinsellik ve cinsiyet çeşitliliği bozukluk sayılmaz, yönelimi değiştirmeye çalışan uygulamalar etkisizdir ve zarar verebilir (M05-D08). Jung'un yansıtma fikrini kullanan bir okuma, sevilen kişinin cinsiyetinden bağımsız kurulabilir: Seda'nın sevdiği kişiyi kafasındaki portreye benzetmesi, karşısındakinin kim olduğuna bağlı değil. Toplumsal cinsiyet kavramı Terapi tarafında S03-P03-D03'te, karşı cinsten ilişkiyi bütün ilişkilerin şablonu sayan varsayım ise İlişki Akademisi'nde M21-D12'de ele alınır.
Yaygın yanlış"Animus kadınlardaki inatçılığın bilimsel adıdır."
Jung olumsuz animusu ısrarlı, kesinlik iddia eden fikirlerle betimledi ve bunu kadınlara genel bir özellik olarak yükledi. Bu bir ölçüm sonucu olmayıp döneminin cinsiyet kalıplarını yansıtan bir yargıdır; cinsiyet farklılıkları üzerine derlenen araştırmalar psikolojik özelliklerin çoğunda kadın ve erkeğin birbirine benzediğini gösteriyor.
Yaygın yanlış"Anima ve animus Jung'dan bu yana değişmeden kullanılan kavramlardır."
Jungçu yazarların önemli bir kısmı 1980'lerden beri kavramı yeniden tanımladı: kimi herkesin iki figürü de taşıdığını, kimi "öteki"nin çizgisini kültürün çizdiğini savunuyor. Bugün aynı terim farklı yazarlarda farklı anlamlarla geçer.
Kanıtın sınırı
Anima ve animus, Jung'un klinik gözlemlerinden, kendi deneyiminden ve mit ile edebiyat okumalarından kurulmuş kavramlardır; onları doğrudan sınayan, örneğin âşık olmanın bir iç figürün yansıtılmasıyla açıklandığını gösteren bir araştırma bilinmiyor. Bu derste anılan ölçüm bulguları kavramın akrabalarıdır. Bem'in envanteri insanların kendilerini nasıl betimlediğini ölçer ve maddeleri 1970'lerin Amerikan toplumunun cinsiyet kalıplarına dayanır; başka kültürlere genellemesi tartışmalıdır. Hyde'ın derlemesi psikolojik değişkenlerin çoğunda küçük farklar bulur, ama farkların bağlama göre değiştiğini de söyler ve Türkiye'den geniş bir veri içermez. Wallace'ın okuması tek yazarlıdır; Jungçu yeniden okumalar ise tanıtımlar ve eleştiriler üzerinden izlendi ve aralarındaki tartışma sürüyor. Kavramın terapide işe yarayıp yaramadığı ise sınanmış değil.
Kendin dene
Aklında kalsın
Jung anima ve animusu, bilinçli kimliği dengeleyen ve dışarıya yansıdığında âşık olmayı, büyülenmeyi doğuran iç figürler olarak tanımladı. Kavram 1921'de basılı metne girdi, 1951'de Aion'da olgun hâlini aldı; Havva, Helena, Meryem ve Sophia dörtlüsü de Jung'un 1946 metnindendir.
Jung bu figürleri eros ve logos ayrımına bağladı ve kadınla erkeğin bilinci hakkında döneminin kalıplarını taşıyan genellemeler yaptı. Olumsuz animus betimlemeleri ve karşı-cinsel âşık olma modeli bu genellemelerin en çok eleştirilen yanlarıdır.
Sonraki Jungçular figürleri herkese açtı, "öteki"nin çizgisini kültüre bağladı, Hopcke de cinsel yönelim için yeni bir Jungçu görüş önerdi. Bem'in ve Hyde'ın bulguları Jung'la akrabadır ama onu sınamaz.
Sonraki derse köprü
Jung Aion'da animusu da animayı da bilinç ile bilinçdışı arasında aracılık eden figürler olarak anar: biri ilişkiyi, öteki düşünmeyi bilince taşıyacaktır. Peki taşıdıkları neye doğru, bu aracılığın öbür ucunda ne var? M11-D07'de Jung'un ego dediği bilinç merkezi ile ondan daha geniş saydığı Kendilik karşı karşıya geliyor; ikisi arasındaki ilişkinin bir eksen gibi düşünülmesi ve bu eksenin gerilmesi ya da çökmesi orada ele alınacak.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.