M11-D05
Gölge
Gölge kavramını ve yansıtmayla ilişkisini örneklerle açıklar.
Psikanaliz Akademisi — M11, Ruhun haritası · 2.996 kelime · 17 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 20 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Jung gölgeyi, kişinin kendine dair resmine sığmadığı için tanımadığı nitelikler olarak kurdu; bu, Freud'un bastırma işleminden ve id'inden farklı olarak bir kişilik figürüdür.
En derli toplu anlatımı 1951 tarihli Aion'dadır: kişisel kısmı öz eleştiriyle görülebilir, dirençli kısmı yansıtmalarda saklanır, arketipsel yanı ise kişiye dışarıdaki büyük bir kötülük gibi görünür.
Yansıtmayı geri almak, karşıdakine hüküm vermeden kendi payını aramaktır; kolektif düzeyde aynı mekanizma günah keçisi seçiminde akraba bir karşılık bulur.
Gölge yalnız karanlık değildir; Jung bunu kendisi de söyledi, "altın gölge" adı ise sonraki yazarlarındır. Laboratuvar savunmacı yansıtmanın bazı koşullarda işlediğini gösterdi, ama her güçlü tepkinin bir gölge olduğu iddiası tartışmalı kalıyor.
Açılış sahnesi
Kilis'te, çarşıya yakın küçük bir çiçekçi dükkânı, cuma akşamüstü. Gülay ertesi günkü nişan için masa çiçeklerini bağlıyor; nişan yeğeninin, çiçekler de onun hediyesi. Ağabeyi Tuncer tatlı imalathanesinden çıkıp gelmiş, tepsilerle cennet çamuru getirmiş, tezgâhın köşesinde çay içiyor.
Gülay'ın aklı yengesinde. "Arabayı aldı ya, bütün akrabaya tek tek fotoğrafını attı," diyor. "Bir de nişanda takacağı bileziği göstermek için bizim eve geldi. Bu kadar gösteriş insanı yorar." Sesini yükseltmiyor, ama makas her cümlede biraz daha sert iniyor.
Tuncer bardağını bırakıyor, gülümseyerek tezgâhtaki telefonu gösteriyor. "Şu sabahtan beri çektiğin aranjmanları kaç kişiye yolladın? Bana dört kere 'gördün mü' diye sordun." Gülay önce itiraz ediyor, sonra o da gülüyor: "Ama ben emek veriyorum." Tuncer üstelemiyor, yalnız "Yengem de arabaya emek verdi, taksitle aldı," diyor ve bir tatlı daha uzatıyor.
Dükkân da iki kardeş de bu sayfa için düşünüldü; başkasında en çok batan huyun bizde de bulunabileceği fikri ise Jung'un psikolojisinde bir adla anılır.
Bu derste ne olacak
Arketiplerin nereden geldiği tartışmasının ardından (M11-D03) ve dışarıya gösterilen yüzün dersini (M11-D04) izleyerek bu derste o yüzün arkasında kalana geçiyoruz. Jung bunu gölge (shadow) diye adlandırdı.
Önce kavramın ne olduğunu ve Freud'un bastırılmışından nerede ayrıldığını kuracağız. Sonra Jung'un kavramı en derli toplu anlattığı 1951 tarihli Aion'daki bölümü, yansıtmayla bağını ve yansıtmanın geri alınması fikrini izleyeceğiz. Kolektif gölge ile günah keçisi arasındaki akrabalığa ve gölgenin yalnız karanlık olmadığı düşüncesine baktıktan sonra, "başkasında gördüğün senin gölgendir" sözünün laboratuvarda ne kadar ayakta kaldığını soracağız.
Sıfır noktası
Gündelik dilde "gölge" bir tehdidi ya da bir eksikliği çağrıştırır: birinin gölgesinde kalmak, gölgeli bir geçmiş. Jung'un terimi bunlardan daha dar ve daha kişiseldir.
Freud'la kesiştiği ve ayrıldığı yer burada görünür. Bastırma (M06-D04) bir düşünceyi ya da isteği bilinçten uzak tutan bir işlemdir; id (M06-D01) ise Freud'un yapısal modelinde dürtülerin örgütlenmemiş kaynağıdır. Jung'un gölgesi ikisiyle de örtüşmez: işlemden çok bir içeriği, kaynaktan çok bir kişilik figürünü adlandırır. Rüyada ya da hayalde kişinin karşısına çıkan, tanıdığı ama sevmediği bir yüz gibi düşünülür.
Yaygın yanlış"Gölge insanın kötü tarafıdır."
Jung'un kullanımında gölge, kişinin kendinde görmek istemediği her şeydir. Bu bazen bencillik ya da öfke, bazen de bastırılmış bir yetenek, bir canlılık, bir kendiliğindenlik olabilir. Ahlaken iyi ya da kötü olması belirleyici olan şey değildir; belirleyici olan, kişinin onu kendine ait saymamasıdır.
Mekanizma
Kişisel gölge: Aion'daki bölüm
Jung terimi 1910'lardan itibaren farklı yazılarında kullandı, ama en derli toplu anlatımı geç bir kitapta, 1951'de Zürih'te çıkan Aion: Untersuchungen zur Symbolgeschichte'de verdi. Kitabın ilk bölümleri ego, gölge, anima ile animus ve kendilik kavramlarını sırayla özetler; gölgeye ayrılan bölüm kısadır ama kavramın sonraki tartışmalarının çoğu buraya dayanır.
Jung bu bölümde gölgeyle karşılaşmayı önce ahlaki bir sorun olarak koyar: kişiliğin karanlık yanlarını gerçek ve kendine ait olarak tanımak çaba ister ve kendini bilmenin ön koşuludur. Kişisel kısım biraz öz eleştiriyle görülebilir, ama bazı özellikler bu çabaya inatla direnir; Jung bunların genellikle yansıtmalara bağlı olduğunu ve yansıtmanın tanınmasının kolay olmadığını yazar.
Bu anlatımda gölge bir eksiklik listesinden çok bir kişidir: Jung onu ego'nun yanında duran, ego'nun tanımak istemediği bir "öteki ben" gibi resmeder. Bu yüzden gölge herkeste aynı içeriği taşımaz; neyin dışarıda kalacağını kişinin kendine dair kurduğu resim belirler.
Yansıtma: dışarıda görülen, içeride tanınmayan
Jung gölgenin en sık nasıl göründüğü sorusuna yansıtmayla cevap verir. Yansıtmanın Freud'daki savunma anlamını M06-D05, sosyal psikolojideki savunmacı biçimini Temel Psikoloji (M12-D02) işledi; burada Jung'un o kavramı nereye taşıdığına bakıyoruz.
Aion'daki bölüme göre yansıtmayı kişi yapmaz, kişide olur: bilinçdışı yansıtır ve kişi bunu bir algı gibi yaşar. Yansıtma dünyayı kişinin tanımadığı kendi yüzüyle doldurur ve onu çevresinden yalıtır, çünkü gerçek bir ilişkinin yerine bir yanılsama geçer. Jung'un vurgusu bir bilgi sorunudur: kişi karşısındakinde kendi gölgesini görüyorsa, o insanla gerçekten karşılaşamaz.
Buradan Jungçu terapinin anahtar fikirlerinden biri çıkar. Yansıtmayı bastırmak ya da başkasına "aslında sen öylesin" demek amaç değildir; amaç, dışarıda görüleni kişinin kendi içinde de aramasıdır.
Kolektif gölge ve günah keçisi
Jung gölgenin yalnız kişisel olmadığını düşündü. Kişisel gölgenin altında, kolektif bilinçdışına (M11-D01) uzanan ve arketip niteliği taşıyan bir katman vardır. Bu katman kişiye insanın dışında duran büyük bir kötülük gibi görünür. Aion'da bu yüzünü görmenin kişisel gölgeyi görmekten çok daha zor olduğunu yazar.
Jung bu düşünceyi özellikle savaş yıllarında ve sonrasında, toplulukların kendi yıkıcılığını başka halklarda görmesi üzerine yazdıklarında kullandı; bu yazıların tarihsel bağlamı ve tartışmalı yanları M10-D07'de anlatıldı. Kavramın sosyal psikolojideki komşusu günah keçisi düşüncesidir: bir grubun hayal kırıklığını ya da kabul etmediği bir yanını daha güçsüz bir gruba yüklemesi. Önyargının tanımı ve onu besleyen süreçler için Temel Psikoloji M13-D07'ye bakılabilir; burada yalnız Jung'un dili ile o araştırmanın nerede buluştuğuna bakıyoruz.
Bu bulgu Jung'un kolektif gölge düşüncesine bir yerden yaklaşır, bir yerden ayrılır. Yansıtmanın kime yöneleceğini kültürün hazır kalıpları belirliyor görünür; bu, gölgenin topluluk düzeyinde paylaşıldığı fikriyle uyumludur. Ama çalışma bir arketip ya da kalıtılmış bir içerik varsaymaz: hedefi seçen, öğrenilmiş kalıp yargıdır.
Gölgenin aydınlık yanı ve yolun başı
Gölgeyi yalnız saklanan kötülük olarak okumak, Jung'un kendi metinleriyle de uyuşmaz. 1937'de Yale'de verdiği ve ertesi yıl kitap olarak çıkan din psikolojisi konferanslarında gölgeyi tümüyle kötü saymaz; onun daha çok ilkel, uyumsuz ve beceriksiz olduğunu, hatta hayatı canlandırabilecek çocuksu nitelikler taşıdığını söyler. Aion'un sonraki bir bölümünde de bilinçdışı insanın yalnız ahlaken kınanacak eğilimlerden oluşmadığını, iyi nitelikler de gösterdiğini ekler.
Jung sonrası yazarlar bu çizgiyi genişletti. Amerikalı Jungçu yazar Robert A. Johnson 1991 tarihli kısa kitabı Owning Your Own Shadow'da insanların kendi soylu yanlarına, karanlık yanlarına olduğundan daha çok direndiğini yazdı ve gölgedeki "altın"dan söz etti. Bu adı Jung koymadı; onu izleyen popüler yazı koydu.
Jung için gölgeyle yüzleşme bireyleşme sürecinin ilk durağıdır; bireyleşmenin kendisi M13-D01'in konusu, kendilik ise M11-D07'nin. Ona göre ego gölgeyi tanımadan kişiliğin daha geniş bir bütünlüğe doğru gelişmesi başlayamaz. Bu yüzleşme gölgeyi yaşamak ya da ona teslim olmak anlamına gelmez; tanımak ve sorumluluğunu üstlenmek anlamına gelir.
Yaygın yanlış"Gölgeyle yüzleşmek, bastırdığın her şeyi dışa vurmaktır."
Jung'un yüzleşmeden anladığı, reddedilmiş bir niteliği tanımak ve onunla ilişkinin sorumluluğunu almaktır. Gölgeyi ölçüsüzce yaşamak, Jung'un anlatımında da gölgenin kişiyi ele geçirmesine daha yakındır; tanıma bir davranış özgürlüğü vermez, bir seçim alanı açar.
Usta katmanı
Jung'un gölgesi ile Freud'un bastırılmışı arasındaki fark yalnız sözcük farkı sayılamaz. Freud'da bilinçdışına itilen içerik çoğunlukla cinsel ya da saldırgan bir istektir ve geri dönüşü belirti, sürçme ya da rüya biçimindedir. Jung'da gölge bütün bir kişilik kesitidir ve bir figür gibi karşıya çıkar; yüzleşme de kişinin kendine dair resmini genişletmesidir. Bu fark kavramı zenginleştirir, sınamayı da güçleştirir.
Sosyal psikoloji bu yüzden gölgenin kendisini değil, ona en yakın düşen işlemi, savunmacı yansıtmayı sınadı. Temel Psikoloji M12-D02'nin aktardığı düşünce bastırma deneylerinden sonra Schimel ve arkadaşları yansıtmanın bir savunma işlevi görüp görmediğini sordu.
Bu sonuç Jung'un yansıtmanın kişiyi kendi gölgesinden koruduğu fikrine yakın düşer. Daha eski bir çalışmada Bennett ve Holmes, başarısızlık haberi alan katılımcılara arkadaşlarının aynı testteki başarısını tahmin ettirmenin öznel kaygıyı azalttığını bildirmişti (1975). Holmes'un 1978'deki derlemesinin ardından, klasik anlamda yansıtmanın deneyle gösterilip gösterilemediği üzerine eleştirmenleriyle bir tartışma da yürüdü; Holmes'un 1981'de Psychological Bulletin'de yayımlanan cevabı bu tartışmanın izini taşır.
Bir de yakın ama farklı bir olgu var: insanlar kendi tutum ve tercihlerinin başkalarınca da paylaşıldığını abartma eğilimindedir. Ross ve arkadaşlarının 1977'de yanlış uzlaşma etkisi (false consensus effect) adıyla tanıttığı bu yanlılık benimsenmiş bir tutumu dışarıya taşır. Gölgenin yansıtılmasıyla karıştırılmamalı; birinde kişi kendine benzetir, ötekinde kendinden uzaklaştırır.
Yaygın yanlış"Herkes kendi gölgesini başkasına yansıtır; birinin seni eleştirmesi onun sorunudur."
Gölge ve yansıtma, kişinin kendi tepkilerini sorgulaması için önerilmiş kavramlardır. Onları bir başkasını çözümlemek için kullanmak, Jung'un geri alma fikrini tersine çevirir. Bir eleştirinin yansıtma mı yoksa yerinde bir gözlem mi olduğunu dışarıdan bir kavramla bilmek mümkün olmaz; bunu ancak somut olgular ve kişinin kendisi söyleyebilir.
Kanıtın sınırı
Gölge kavramı Jung'un klinik deneyiminden, kendi iç yaşantısından ve mitoloji okumalarından doğdu; kavramın kendisini doğrudan ölçen geçerli bir araç yok. Araştırma ancak komşu bir işlemi, savunmacı yansıtmayı sınayabildi ve oradaki bulgular da sınırlı: deneylerin çoğu kısa süreli bir laboratuvar tehdidiyle, yapay bir kişilik geri bildirimiyle ve çoğunlukla Kuzey Amerikalı üniversite öğrencileriyle yürütüldü. Kişinin yıllarca taşıyıp reddettiği bir niteliğin aynı biçimde yansıtılıp yansıtılmadığı, bu sonuçların başka kültürlere ve gerçek ilişkilere ne kadar taşınabildiği belirsiz kalıyor. Kolektif gölge düşüncesi ise önyargı ve gruplar arası çatışma araştırmasıyla ancak gevşek bir akrabalık kurar; o araştırma hedefi seçen süreci kalıp yargıda ve çıkar çatışmasında arar, arketipsel bir katmana gerek duymaz. "Altın gölge" adıyla anılan olumlu tarafın da sınanmış bir modeli bulunmuyor. Kavram bu yüzden bugün en çok bir düşünme aracı olarak savunulabilir; kişilik hakkında kanıtlanmış bir yasa olarak genellenemez.
Kendin dene
Aklında kalsın
Jung gölgeyi, kişinin kendine dair resmine sığmadığı için tanımadığı nitelikler olarak kurdu; bu, Freud'un bastırma işleminden ve id'inden farklı olarak bir kişilik figürüdür.
En derli toplu anlatımı 1951 tarihli Aion'dadır: kişisel kısmı öz eleştiriyle görülebilir, dirençli kısmı yansıtmalarda saklanır, arketipsel yanı ise kişiye dışarıdaki büyük bir kötülük gibi görünür.
Yansıtmayı geri almak, karşıdakine hüküm vermeden kendi payını aramaktır; kolektif düzeyde aynı mekanizma günah keçisi seçiminde akraba bir karşılık bulur.
Gölge yalnız karanlık değildir; Jung bunu kendisi de söyledi, "altın gölge" adı ise sonraki yazarlarındır. Laboratuvar savunmacı yansıtmanın bazı koşullarda işlediğini gösterdi, ama her güçlü tepkinin bir gölge olduğu iddiası tartışmalı kalıyor.
Sonraki derse köprü
Aion'da gölge bölümünü izleyen bölüm, Jung'un karşı cinsten iç figürler diye anlattığı imgelere ayrılır ve arketipsel gölgenin tanınmasındaki zorluğu onlarınkiyle aynı sayar. Gülay'ın yengesine bakışında bir gölge aranabilirse, Jung'un erkekte ve kadında ayrı ayrı yerleştirdiği bu figürler neyi anlatıyor ve bu ayrım kadın ile erkek hakkında hangi varsayımlara yaslanıyor? Anima ve animus kavramlarını ve onlara yöneltilen cinsiyet eleştirilerini M11-D06 ele alıyor.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.