M11-D04
Persona
Persona kavramını ve toplumsal rol ile kimlik arasındaki ilişkiyi açıklar.
Psikanaliz Akademisi — M11, Ruhun haritası · 2.983 kelime · 16 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 20 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Jung personayı, bireyin topluma uyum için giydiği ve malzemesini çoğunlukla toplumun ortak beklentilerinden aldığı yüz olarak tanımladı; ona göre bu yüz gerekliydi, tehlike ise kişinin onu kendisi sanmasındaydı.
Maskeyle bir olan kişi ödünç ağırlığı kendine mal eder; maskesiz kalan ise toplumla ortak dili kaybeder. Maskenin düşmesi Jung'a göre bir kriz ve bir fırsattır.
Goffman'ın sahne ayrımı, duygusal emek ve otantiklik araştırmaları aynı alanı başka araçlarla inceler: yüzeysel davranma iyi oluştaki bozulmayla ilişkili, rollerde otantik hissetmek iyi oluşla bağlantılı, kültür de tutarlılığın ne kadar önemsendiğini değiştiriyor. Bunlar personanın akrabası, kanıtı sayılmaz.
Açılış sahnesi
Kahramanmaraş'ta bir apartman dairesi, akşam yemeğinden sonra. Ceyda sekiz yıldır bir cep telefonu operatörünün çağrı merkezinde müşteri temsilcisi; günde yüzü aşkın aramayı aynı sıcak tonla karşılıyor, her konuşmayı "Başka yardımcı olabileceğim bir konu var mı?" diye kapatıyor. Volkan çarşıdaki küçük atölyesinde soba ve kuzine tamir ediyor, eve isli ve suskun dönüyor.
Dokuz yaşındaki kızları matematik ödevinde takılmış, ağlamaklı. Ceyda yanına oturuyor: "Anlıyorum, bu durum seni üzmüş. Birlikte bir çözüm bulalım, olur mu?" Kız defteri kapatıyor. "Anne, bana da müşteriymişim gibi konuşuyorsun."
Volkan gülüyor, sonra gülmeyi bırakıyor; çünkü Ceyda gülmüyor. Mutfakta bulaşığı yıkarken Ceyda kendi sesini dinliyor. Kızına söylediği cümlelerin hiçbiri yalan değildi. Ama hangisinin kendisine, hangisinin şirketin konuşma yönergesine ait olduğunu artık ayıramıyor. "Sen işte de böyle misin?" diye soruyor Volkan. "İşte böyle olmam gerekiyor," diyor Ceyda. "Evde nasıl olduğumu bilmiyorum."
Ceyda'nın ailesi uydurma; işteki yüzün eve taşınması ise pek çok mesleğin bildiği bir yorgunluk.
Bu derste ne olacak
Önceki ders arketiplerin kökenini tartışırken kültüre varmıştı. Burada kültürün insana giydirdiği yüze, Jung'un persona adını verdiği katmana geçiyoruz.
Önce Jung'un kavramı nasıl kurduğunu, maskeyi neden hem gerekli hem tehlikeli saydığını izleyeceğiz. Ardından aynı soruyu Jung'un hiç kullanmadığı araçlarla soran iki çizgiye bakacağız: sosyolog Erving Goffman'ın sahne benzetmesi ve iş yerindeki duygu yönetimini ölçen araştırmalar. En sonda otantiklik araştırmalarının ve kültürlerarası çalışmaların, rol ile kimlik arasındaki ilişkiye neler eklediğini göreceğiz. Jung'un söyledikleri ile ölçülmüş olanlar her adımda ayrı tutulacak; aralarındaki bağ bir akrabalık olarak kalacak.
Sıfır noktası
Gündelik dilde "maske takmak" kötü bir şeydir: sahtelik, ikiyüzlülük, gizli niyet. Jung'un kullanımı bu çağrışımla başlamaz. Bir toplumda yaşayan herkes, başkalarının ondan ne beklediğini bilir ve o beklentiyi karşılayacak bir biçim edinir. Selamlaşma, hitap, giyim, ses tonu, unvan ve rol bu biçimin parçalarıdır.
Sosyal psikoloji aynı alanı başka sözcüklerle inceler. Kişinin kendini hangi gruplara yerleştirdiği sosyal kimlik kuramının konusudur (Temel Psikoloji, M13-D07); kendine dair bilgilerin, rollerin de içinde yer aldığı toplamı ise benlik kavramı olarak Terapi'de S01-P03-D11 ele alır. Persona bu ikisine yakın durur ama başka bir soru sorar: rolün kişiye ne yaptığını.
Yaygın yanlış"Persona, insanın sahte yüzüdür; iyi bir insan maskesiz yaşar."
Jung personayı ahlaki bir kusur olarak anlatmaz. Toplumla uzlaşmanın, başkalarıyla ortak bir dil kurmanın aracıdır ve herkeste bulunur. Jung'un uyarısı, maskenin varlığına değil, kişinin maskeyi kendisi sanmasına yöneliktir.
Mekanizma
Kolektif psişenin bir kesiti
Jung persona sözcüğünü ilk kez 1916'da yazdığı, bilinçdışının yapısını ele alan bir denemesinde kullandı. Metni sonraki on yılda genişletti ve 1928'de Die Beziehungen zwischen dem Ich und dem Unbewussten (Ego ile Bilinçdışı Arasındaki İlişkiler) adıyla kitap olarak yayımladı; bugün Toplu Eserler'in yedinci cildinde, İki Deneme başlığı altında okunur.
Jung sözcüğü bilerek seçti. Latincede persona, antik tiyatroda oyuncunun yüzüne taktığı ve oynadığı rolü seyirciye bildiren maskenin adıydı. Jung'a göre insanın toplum içinde taşıdığı yüz de böyle işler: bir rolü ilan eder, bir izlenim bırakır, bireyin geri kalanını örter.
Kavramın Jung'a özgü tarafı başka bir yerdedir. Kişi personasını kendine ait, kişisel bir şey olarak yaşar. Jung ise personanın malzemesinin büyük ölçüde ortak olduğunu söyler: hekimin, öğretmenin, annenin, memurun nasıl görünmesi gerektiğine dair hazır beklentiler kuşaktan kuşağa aktarılır. Bu yüzden personayı kolektif psişenin bir kesiti diye adlandırır (kolektif bilinçdışı için M11-D01). Bireysel görünen ama aslında topluluğun ortak deposundan seçilip giyilmiş bir yüzdür.
Maskeyle bir olmak: şişme ve çöküş
Jung'un asıl kaygısı personayla özdeşleşmedir. Rol o kadar başarılı oynanır ki kişi rolün dışında kim olduğunu unutur. Jung'un verdiği örneklerden biri, kendini ders kitabıyla bir tutan profesördür: unvan bir iş tanımı olmaktan çıkar, kişiliğin yerine geçer.
Bu özdeşleşmenin bir sonucunu Jung inflation sözcüğüyle anlatır. Kişi, bir topluluğun ya da bir makamın taşıdığı ağırlığı kendi kişisel ağırlığı sanır ve ruhsal olarak olduğundan büyük görünür. Jung aynı sözcüğü, bilinçdışının kolektif içerikleriyle özdeşleşme için de kullanır; iki durumda da sınırlı bir ego, kendinden geniş bir şeyle bir olmuştur.
Maskenin karşı ucu da sorundur. Jung personası olmayan insanı da anlatır: toplumun beklentilerini görmezden gelen, her ortamda aynı biçimde davranan, başkalarının tepkisine şaşıran biri. Böyle bir kişi özgür görünür ama çoğu zaman kırılır ve kırar; dünyayı oyun alanı sanmanın bedelini ilişkilerinde öder.
Persona çöktüğünde ne olur? Bir işten çıkarılma, emeklilik, bir skandal ya da bir boşanma, kişinin yıllarca kendisi sandığı yüzü elinden alabilir. Jungçu yazarlar bu anı hem terapide hem gelişimde tipik bir dönüm noktası sayar, çünkü maskenin altından ne çıkacağı belirsizdir. Kişi ya yeni ve daha geniş bir denge arar ya da eski görüntüyü telaşla yamamaya çalışır. Jung ikinci yolu personanın gerileyici biçimde onarılması diye anlatır ve küçülmüş bir hayatla sonuçlandığını düşünür.
Ön sahne ve arka sahne
Jung'dan otuz yıl sonra, Kanadalı sosyolog Erving Goffman benzer bir gözlemi bambaşka bir yerden yaptı. önce 1956'da Edinburgh Üniversitesi'nin bir monografisi olarak, üç yıl sonra Amerika'da yayımlanan The Presentation of Self in Everyday Life kitabında gündelik etkileşimi bir tiyatro gibi çözümledi. Kişiler başkalarının zihninde bıraktıkları izlenimi denetlemeye çalışır; Goffman buna izlenim yönetimi (impression management) adını verdi.
Goffman'ın en çok alıntılanan ayrımı mekânsaldır. Ön bölgede oyuncu seyircisinin önündedir ve rolün gerektirdiği izlenimi kurar. Arka bölgede ise rolü bırakabilir, bir sonraki gösteriye hazırlanabilir, seyircinin görmemesi gereken şeyleri yapabilir.
Jung ile Goffman'ı yan yana koymak cazip, ama ikisi farklı şeyleri anlatır. Goffman'ın ilgisi etkileşimin düzenidir; maskenin altında bir "gerçek benlik" olup olmadığıyla pek uğraşmaz. Jung'un ilgisi ise kişinin iç dengesidir: maske ile ego arasındaki ilişki, maskenin bilinçdışını ne ölçüde örttüğü.
Açılıştaki ev bu iki bakışın kesiştiği yerdir. Goffman'ın diliyle Ceyda'nın mutfağı bir arka sahne olmalıydı, ama ön sahnenin cümleleri oraya sızmış. Jung'un diliyle soru şudur: işteki yüz ne zamandan beri evdeki yüzün yerini alıyor?
Duygusal emek
Persona kavramının en çok ölçüm gören akrabası iş yerinden geldi. Sosyolog Arlie Russell Hochschild 1983'te yayımladığı The Managed Heart kitabında, bir işin gereği olarak belirli duyguları göstermeyi ve başkalarını belirli bir duygu içinde tutmayı duygusal emek (emotional labor) diye adlandırdı. Hochschild'ın başlıca örnekleri, yolcuyu sakin ve neşeli tutması beklenen uçuş görevlileri ile borçluya karşı şüpheci ve sert durması beklenen tahsilat çalışanlarıydı.
Hochschild bu emeğin iki yolunu ayırdı. Yüzeysel davranmada (surface acting) kişi hissetmediği bir duyguyu yüz ifadesi, beden ve ses tonuyla gösterir; iç durum değişmez. Derin davranmada (deep acting) ise kişi istenen duyguyu gerçekten hissetmeye çalışır, örneğin öfkeli müşteriyi korkmuş biri olarak düşünerek kendi öfkesini yumuşatır.
Bu bulgu Jung'un kavramını kanıtlamaz, ama ona dokunur. Yüzeysel davranmada maske ile iç arasında açık bir boşluk vardır ve kişi bu boşluğu her gün taşır. Uzun süre karşılanamayan talepler tükenmişliğe yol açabilir (Terapi, S09-P01-D05); duygusal emek araştırmaları bu yolun duyguyu göstermekle ilgili ayağını ölçmüştür. Jung'un özdeşleşme tehlikesi ise başka bir uca, boşluğun kapanıp maskenin içi doldurmasına işaret eder.
Usta katmanı
Rol ile kimlik arasındaki ilişki, kişilik psikolojisinde otantiklik (authenticity) başlığı altında ölçülmeye başlandı. İki soru burada kolayca karışır: kişi rollerde ne kadar aynı kalıyor, her rolde kendini ne kadar "kendisi" hissediyor.
Kennon Sheldon ve arkadaşları 1997'de bu iki soruyu ayırarak sordu. Üniversite öğrencilerinden, hayatlarındaki farklı rollerde kendilerini beş büyük kişilik özelliği üzerinden ayrı ayrı değerlendirmelerini istediler.
Alex Wood ve arkadaşları 2008'de otantikliği kişilik özelliği olarak ölçen bir ölçek geliştirdi; ölçek kendine yabancılaşma, otantik yaşam ve dış etkiyi kabullenme diye üç boyut ayırır ve bu boyutlar özsaygı ve iyi oluşla güçlü biçimde ilişkili bulundu. Bu tablo Jung'un sezgisine yakındır: kişinin rolünü bir yabancılaşma olarak yaşaması ile rolü kendinden bir parça olarak taşıması aynı şey sayılmaz. Mark Snyder'ın 1974'te tanımladığı öz-izleme (self-monitoring), yani kişinin dışavurumunu ortamın beklentisine göre ayarlama eğilimi de bu ailenin üyesidir. Ama bu ölçeklerin hiçbiri personayı ölçmez; Jung onu ruhun bir katmanı olarak tanımladı ve aradaki ilişkiye en fazla akrabalık denebilir.
Kültür bu akrabalığı daha da karmaşık hâle getirir. Benliği başkalarıyla bağı içinden tanımlayan kültürlerde (Temel Psikoloji, M13-D02) kişinin rolden role değişmesi bir tutarsızlık olarak değil, ilişkilere duyarlılık olarak görülebilir.
Yaygın yanlış"Otantik insan her yerde aynıdır."
Sheldon ve arkadaşlarının çalışmasında roller arası tutarlılık ile rollerde kendini otantik hissetmek ayrı ölçüldü ve iyi oluşa ayrı ayrı katkı verdi. Bir rolde farklı davranmak tek başına sahtelik göstergesi sayılmaz; kişinin o rolü kendine ait hissedip hissetmediği ayrı bir boyuttur.
Yaygın yanlış"Jung personanın bilimsel olarak ölçüldüğünü gösterdi."
Jung kavramı klinik gözlem ve kuramsal düşünceyle kurdu; personayı ölçen bir araç geliştirmedi. Bugünkü otantiklik, öz-izleme ve duygusal emek ölçekleri kavramla akrabadır, ama onu doğrudan sınamaz.
Kanıtın sınırı
Persona Jung'un ruh modelinin bir parçası olarak kuruldu ve onu doğrudan sınayan bir araştırma yok. Bu derste anılan bulgular yakın yapıları ölçüyor: duygusal emek, otantiklik, roller arası tutarlılık. Bunları persona kuramının kanıtı saymak, yapıların arasındaki farkı silmek olur. Duygusal emek bulgularının çoğu ilişkisel ve aynı anda toplanmış öz bildirime dayanıyor; yüzeysel davranmanın tükenmeye mi yol açtığı, yoksa tükenmiş çalışanın mı yüzeysel davranmaya kaydığı bu desenle ayrılamaz. Sheldon ve arkadaşlarının çalışması öğrenci örneklemiyle yürütüldü, Suh'un kültür karşılaştırması da iki ülkeyle sınırlı; buradan Türkiye'deki aile ve iş rollerine genelleme yapmak açık bir tartışma konusu olarak kalıyor. Jung'un kitabına dair anlatılanlar yayımlanmış özetlere ve ikincil aktarımlara dayanıyor. Personanın çöküşüne ve gerileyici onarımına dair anlatısı klinik gözleme dayanıyor ve sistematik bir izlemle sınanmış değil.
Kendin dene
Aklında kalsın
Jung personayı, bireyin topluma uyum için giydiği ve malzemesini çoğunlukla toplumun ortak beklentilerinden aldığı yüz olarak tanımladı; ona göre bu yüz gerekliydi, tehlike ise kişinin onu kendisi sanmasındaydı.
Maskeyle bir olan kişi ödünç ağırlığı kendine mal eder; maskesiz kalan ise toplumla ortak dili kaybeder. Maskenin düşmesi Jung'a göre bir kriz ve bir fırsattır.
Goffman'ın sahne ayrımı, duygusal emek ve otantiklik araştırmaları aynı alanı başka araçlarla inceler: yüzeysel davranma iyi oluştaki bozulmayla ilişkili, rollerde otantik hissetmek iyi oluşla bağlantılı, kültür de tutarlılığın ne kadar önemsendiğini değiştiriyor. Bunlar personanın akrabası, kanıtı sayılmaz.
Sonraki derse köprü
Persona, insanın topluma gösterdiği ve onaylanacağını bildiği yüzdür. Peki o yüzü kurarken dışarıda bıraktıkları nereye gider? Mağazanın karşılama cümlesine sığmayan öfke, vaizin kahvede bastırdığı kahkaha, albayın hiç sormadığı soru. M11-D05, Jung'un bu dışarıda kalan bölgeye verdiği ada, Gölge'ye eğiliyor ve kişinin kendinde görmediğini başkasında neden bu kadar kolay gördüğünü soruyor; savunmacı yansıtmanın (Temel Psikoloji M12-D02) Jung'daki karşılığı orada aranacak.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.