İçeriğe geç

M11-D01

Kişisel ve kolektif bilinçdışı

Jung'un kişisel bilinçdışı ile kolektif bilinçdışı arasındaki ayrımını açıklar.

Psikanaliz Akademisi — M11, Ruhun haritası · 3.235 kelime · 16 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 15 dk okuma · 22 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Jung, Freud'un bilinçdışına yakın duran kişisel katı korudu ve altına, kişinin hiç yaşamadığı ama herkeste bulunduğunu düşündüğü kolektif bir kat ekledi.

İki katı ayıran ölçüt içeriğin kaynağıdır; bir imgenin hiçbir yerden öğrenilemeyeceğini göstermek ise ölçütün en zor halkasıdır.

Burghölzli'deki güneş paraleli, kitabın 1903 baskısı ve Honegger'in bildirisi ortaya çıkınca kanıt olarak çok zayıfladı; kriptomnezi her paralelde önce akla gelmesi gereken açıklamadır.

Masallardaki benzerliği yayılma, ortak köken ve zihnin bazı fikirleri kolay hatırlaması da açıklayabilir; bu yollar sınanabilir, kolektif kat ise henüz doğrudan sınanabilmiş değil.

Açılış sahnesi

Erzincan'ın Kemaliye ilçesine bağlı bir dağ köyünde, eylül başı. Zerrin kırk yıldır Fırat'a bakan yamaçtaki ceviz bahçesine bakıyor; her eylül dalları silker, düşen cevizleri yeşil kabuğundan ayıklar. O sabah ceviz silkmeye yardım etmeye Kaan gelmiş. Kaan köyün çıkışındaki evin torunu; Hamburg'da doğup büyümüş, havalimanında uçak bakım teknisyeni olarak çalışıyor ve her yaz iki haftalığına dedesinin evine dönüyor.

Öğle arasında ceviz ağacının altına oturuyorlar. Zerrin, ninesinin kış geceleri anlattığı bir masalı hatırlıyor: annesi ölen bir kız, ona eziyet eden bir üvey ana, kızın yardımına koşan ve annesinin ruhunu taşıdığı söylenen bir inek, çeşme başında düşürülen tek bir pabuç ve o pabucun sahibini köy köy arayan bir bey oğlu. Kaan gülmeye başlıyor. Hamburg'daki anaokulunda öğretmenleri ona aynı masalı okumuş: annesinin mezarına diktiği fındık dalının dibinde ağlayan bir kız, ona yardım eden kuşlar, saray merdiveninde kalan altın bir ayakkabı.

"İnek kuş olmuş, çeşme merdiven," diyor Zerrin. "Kız aynı kız." Kaan'ın asıl merak ettiği başka bir şey: Zerrin'in ninesi Almanca bilmezdi, Hamburg'daki öğretmen de Kemaliye'yi haritada bulamazdı. "Bu masal kimden kime geçti?" diye soruyor. "Yoksa insanlar aynı hikâyeyi her yerde kendi kendine mi buluyor?"

Ceviz bahçesi, o ağacın gölgesi ve bu iki kişi yalnızca bu sayfada yaşıyor. Uzak yerlerde anlatılan masalların benzemesi ise gerçek ve Kaan'ın sorusuna yüz yılı aşkın süredir iki türlü cevap veriliyor.

Bu derste ne olacak

Jung'un hayatını izleyen modül, onun kavramlarını çoğu zaman adıyla anıp geçmişti; son dersi de bir insanın kendi geçmişinden gelen içerikle herkeste bulunduğu söylenen bir katman arasındaki farka işaret ederek kapandı. O farkı burada Jung'un kendi metinlerinden kuracağız.

Önce kişisel bilinçdışına, sonra 1916'da eklenen ikinci kata bakacağız. Jung'un en ünlü kanıtını, Burghölzli'deki güneş hastasını, arşivdeki görünümüyle okuyacak; ardından masal benzerliklerinin başka açıklamalarına geçeceğiz. Kavramın Jung'daki anlamı ile bugünkü kanıt durumu ayrı başlıklarda duracak.

Modülün geri kalanı haritanın bölgelerini tek tek dolaşıyor: arketip (M11-D02), arketiplerin kökeni (M11-D03), persona (M11-D04), gölge (M11-D05), anima ve animus (M11-D06), kendilik ile ego (M11-D07), psişik enerji ve karşıtlar (M11-D08), gündelik hayatta kompleksler (M11-D09) ve son olarak bütün haritanın bilim karşısındaki yeri (M11-D10).

Sıfır noktası

Freud'un topografik modelinde bilinçdışı, bilince giremeyen ya da girmesi engellenen içeriklerin sistemiydi; dikkat yönelince bilince çıkabilen önbilinç onun hemen yanında dururdu (M03-D07). Bu içeriğin kaynağı büyük ölçüde kişinin kendi yaşadıkları ve bastırdıklarıydı. Jung bu katmanı reddetmedi; adını değiştirdi ve sınırını biraz genişletti.

Zürih'teki çağrışım deneylerinde ölçülen kompleksler (M10-D02) bu katmanın en iyi belgelenmiş sakinleridir: bir uyarıcı sözcüğe geç cevap veren kişi, kendi geçmişinden gelen bir düğüme dokunulduğunu ele verir.

Yaygın yanlış"Kolektif bilinçdışı, bir toplumun ortak hatıralarıdır."
Doğrusu

Bir milletin savaşları, göçleri, bayramları, yani anlatılarak kuşaktan kuşağa aktarılan geçmiş, sosyologların kolektif bellek adını verdiği alana girer. Jung'un önerdiği katman olayları saklamaz; ona göre bütün insanlarda bulunan ve deneyimi belli biçimlerde düzenleyen kalıtsal bir yatkınlıktır. İki kavram aynı sıfatı paylaşır, iddiaları ise çok farklıdır.

Mekanizma

1916: haritaya ikinci kat

Kişisel bilinçdışının altında başka bir kat bulunduğu fikri, Freud'la kopuşun hemen ardından yazılan bir metinde açık bir ayrıma dönüştü. Jung'un Almanca hazırladığı yazı, 1916'da Cenevre'de çıkan Archives de Psychologie dergisinde Fransızca «La structure de l'inconscient» başlığıyla yayımlandı. Almanca elyazması bugün kayıptır; metin Fransızcasından ve sonraki İngilizce baskılardan bilinir.

Jung bu yazıda kişinin kendi yaşadıklarından gelen içeriğin yanına, kişinin hiç yaşamadığı ama rüyalarda, fantezilerde ve ağır ruhsal hastalıkların sanrılarında mitolojiye şaşırtıcı biçimde benzeyen imgeler üreten bir kat koyar. Jung bu katı önce kişisel olmayan bilinçdışı diye anar, kolektif sıfatı zamanla yerleşir.

Ayrımın ölçütü içeriğin kaynağıdır. Bir imge kişinin kendi tarihinden açıklanabiliyorsa kişisel kata aittir. Açıklanamıyor, buna karşılık uzak bir kültürün mitinde, bir din metninde ya da bir masalda karşılık buluyorsa Jung onu kolektif kata yazar. Sonraki bütün tartışmanın düğümü bu ölçütte saklıdır: kişinin bir imgeyi «hiçbir yerden öğrenemeyeceği» iddiası, her örnekte ayrıca kanıtlanmak zorundadır.

Kanıt diye gösterilenler: Burghölzli'deki güneş

Jung kolektif katı bir deneyle göstermedi; dayanağı hastaların sanrılarında, çocukların düşlerinde ve kendi iç deneyimlerinde rastladığı imgelerle mitoloji arasındaki paralellerdi. Bunlardan biri yazılarında onlarca yıl en sık tekrarlanan örnek oldu.

Jung'un anlatısına göre 1906'da Burghölzli'de uzun süredir yatan bir hasta onu pencereye çekti, başını sağa sola sallarken güneşe bakmasını istedi ve güneşin bir fallusu olduğunu, rüzgârın oradan çıktığını söyledi. 1910 yazında filolog Albrecht Dieterich'in Paris'teki büyük büyü papirüsünden bir Yunanca parçayı yayımladığı «Eine Mithrasliturgie» kitabını okudu. Metinde güneşten sarkan ve hizmet eden rüzgârın kaynağı sayılan bir boru tarif ediliyordu. Jung pasajı hastanın sözleriyle neredeyse kelimesi kelimesine örtüşen bir paralel olarak gördü, onu 1911'de yayımlanmaya başlayan libido kitabında (M10-D04) andı ve sonraki yıllarda defalarca anlattı.

Kanıtlama zinciri şuydu: hasta Yunanca bilmiyordu, kitap olaydan dört yıl sonra çıkmıştı; demek ki imge öğrenilmiş olamazdı. Arşiv çalışmaları zincirin birkaç halkasını sorguladı. Dieterich'in kitabı ilk kez 1903'te basılmıştı; Jung'un okuduğu 1910 baskısı ikinci baskıydı ve pasaj iki baskıda da aynı sayfada, değişmeden duruyordu. Hastanın imgesine dair ilk yayımlanmış kayıt da Jung'a ait çıkmadı: öğrencisi Johann Jakob Honegger, aynı hastayı 1910 baharında ikinci psikanaliz kongresinde bir bildiriyle anlatmıştı. Jung'un ilk anlatısı keşfi Honegger'e verir; libido kitabının 1952'deki gözden geçirilmiş biçiminde ise bu ifade Jung'un kendi gözlemine çevrilmiştir.

Bu bulgu Jung'un dürüstlüğü hakkında bir hüküm sayılmaz; ilk baskıdan ancak son anlatısından sonra haberdar olduğu anlaşılıyor. Kanıt açısından önemli olan, «hiçbir yerden öğrenemezdi» demenin bir insanın ömür boyu okuyup duyduğu her şeyi bilmeyi gerektirmesidir.

Jung bu tehlikeyi iyi tanıyordu. Bir yazarın unuttuğu bir metni yıllar sonra kendi buluşuymuş gibi yeniden üretmesi üzerine 1905'te «Kryptomnesie» başlıklı bir yazı yayımlamıştı.

1936: Londra'da bir savunma

19 Ekim 1936'da Londra'da, St Bartholomew's Hastanesi'ndeki Abernethian Derneği'nde «The Concept of the Collective Unconscious» başlıklı bir konuşma yaptı; konuşma hastanenin dergisinde yayımlandı. Jung söze, deneyimden türettiği kavramları içinde hiçbirinin bu kadar yanlış anlaşılmadığını söyleyerek girer.

Konuşmada ayrım daha keskin kurulur. Kişisel bilinçdışının içeriği bir zamanlar bilinçte bulunmuş, sonra unutulmuş ya da bastırılmıştır; kolektif katın içeriği ise bireyin hiçbir zaman edinmediği, varlığını yalnız kalıtıma borçlu olan içeriktir. Jung kişisel katın içeriğine kompleksler der; kolektif katın içeriğine verdiği ad ise arketiplerdir. Bu biçimlerin ne olduğu bir sonraki dersin işi; burada yalnız adını anıyoruz. Jung aynı konuya 1934'te verdiği bir konferansta da girmişti; «Über die Archetypen des kollektiven Unbewussten» başlıklı bu metin ertesi yıl basıldı ve 1954'te gözden geçirilerek bir kitaba alındı.

Bu noktada Jung ile Freud beklenmedik biçimde yakınlaşır. Freud da Kurt Adam vakasında (M08-D07) ve Totem ve Tabu'da (M09-D01) belli çocukluk sahnelerinin ve korkuların türün geçmişinden kalıtımla gelebileceğini düşündü; onun filogenetik mirası, yaşanmış olayların izlerinin kuşaktan kuşağa geçtiği varsayımına yaslanıyordu. Jung'un kalıtımla taşıdığı şey ise olaylardan çok, deneyimi belli kalıplarda kurma eğilimidir. İkisi de bugünkü biyolojinin kabul etmediği bir mekanizmaya dayandı; arketiplerin kalıtımı M11-D03'ün sorusu.

Masallar neden benzer: başka yollar

Kaan'ın sorusuna Jung'un cevabı kolektif kattır. Masal ve mit araştırmacıları ise benzerlik için en az iki eski açıklamayı masada tutar. İlki yayılmadır (diffusion): bir anlatı tüccarlarla, göçlerle, evliliklerle, askerlerle, sonra kitaplarla yerden yere taşınır ve her durakta yerel ayrıntılar giyer. İkincisi ortak kökendir: aynı atadan gelen toplumlar, dillerini taşıdıkları gibi masallarını da taşır. Halkbilimciler benzer masalları uluslararası tip kataloglarında sınıflandırır; Zerrin'in ve Kaan'ın masalı orada Külkedisi tipine giren geniş bir aileye aittir.

Son yıllarda bu açıklamalar, biyolojide türlerin akrabalığını çıkarmak için geliştirilen soy ağacı yöntemleriyle sınanıyor. Antropolog Jamshid Tehrani 2013'te Kırmızı Başlıklı Kız'ın akrabası sayılan 58 masalı böyle karşılaştırdı ve Doğu Asya sürümlerinin iki ayrı masal tipinin öğelerini birleştirerek geliştiğini buldu.

Bu bulgular Jung'u çürütmez; ama iki masal arasında bir aktarım yolu bulunabiliyorsa, kolektif bir kata başvurmak gereksiz kalır. Üçüncü bir açıklama ise doğrudan zihne bakar. Antropolog Pascal Boyer 2001'de yayımlanan Religion Explained kitabında dinî kavramların neden her yerde benzer biçimler aldığını, insan zihninin bazı fikirleri öbürlerinden çok daha kolay edinip hatırlamasıyla açıkladı: sıradan bir zihne sahip ama maddi bedeni olmayan bir varlık, hem tanıdık hem şaşırtıcı olduğu için akılda kalır ve kolay aktarılır. Bu açıklamada benzerliğin kaynağı kalıtsal bir imge sayılmaz; her kuşakta yeniden işleyen bir süzgeçtir.

Evrimsel psikolojinin bazı bulguları da benzer bir yön gösterir. İnsanların yılan ve örümcek gibi atalarının çevresinde tehlikeli olan uyaranlardan daha kolay korkmayı öğrendiğini gösteren hazırlanmışlık çalışmaları Temel Psikoloji M07-D04'te ele alınmıştı. Bu çalışmalar bir öğrenme kolaylığının kalıtılabildiğini düşündürür; bir imgenin ya da anlatının kalıtıldığını göstermez.

Yaygın yanlış"Birbirinden habersiz kültürlerde aynı mitin bulunması, kolektif bilinçdışını kanıtlar."
Doğrusu

Benzerlik birkaç farklı yoldan doğabilir: yayılma, ortak köken, benzer yaşam koşulları ve insan zihninin bazı fikirleri daha kolay hatırlaması. Bir benzerliğin kolektif bir kata kanıt sayılabilmesi için önce bu yolların her birinin dışlanması gerekir.

Usta katmanı

Kavramı laboratuvara taşıyan araştırmacılar da oldu. Psikiyatr David Rosen ve arkadaşları 1991'de bir hafıza deneyi önerdi: katılımcılar Jungçu sembol sözlüklerindeki sembollerin anlamını tahmin edemiyor, ama sembolün önerilen anlamla eşleştiği çiftleri öbür çiftlerden daha iyi hatırlıyordu.

Bir eşleşmenin daha iyi hatırlanması onun kalıtıldığını göstermez; kültürde sık karşılaşılan çiftlerin daha kolay öğrenildiği zaten bilinir. Daha derindeki sorun yanlışlanabilirliktir (Temel Psikoloji, M01-D05). Akademinin başında psikanalize yöneltilen ilk itirazlarda (M01-D06) gördüğümüz güçlük burada başka bir biçimde döner: bir paralel bulunduğunda kolektif kat doğrulanmış sayılıyorsa, bulunamadığında da imgenin henüz ortaya çıkmadığı söylenebiliyorsa, hangi gözlemin kavramı çürüteceği belirsiz kalır.

Jung'u savunanlar kavramı bir deney hipotezinden çok, insan deneyimindeki tekrar eden biçimleri düzenleyen bir yorum çerçevesi olarak okumayı önerir. Bu okuma kavramı korur, ama bir bedeli vardır: çerçeve olarak okunan bir kavram, kanıt olarak kullanılamaz.

Yaygın yanlış"Jung kolektif bilinçdışını deneylerle kanıtlamıştır."
Doğrusu

Jung'un deneysel çalışması kelime çağrışım testleriydi ve bu testler kişisel komplekslere dairdi. Kolektif kat için gösterdiği malzeme, klinik gözlemlerden ve mitoloji okumalarından derlenmiş paralellerdi. Kavramı sınamaya dönük deneyler Jung'dan sonra ve az sayıda yapıldı; bulguları erken ve tartışmalıdır.

Kanıtın sınırı

Jung'un iki katlı haritasının alt katı bugüne kadar doğrudan gözlenmedi; varlığı paralellerden çıkarıldı. Burada anlatılan tarih, Jung'un metinlerinden alıntıyla değil, yayın dökümlerine, genel tarih aktarımlarına ve bir arşiv çalışmasına dayanarak kuruldu. Güneş örneğinde hastanın kitabı görüp görmediği bilinmiyor; bilinen, Jung'un bunu dışlamak için öne sürdüğü gerekçenin yanlış olduğu. Masal araştırmaları ağırlıkla Avrupa ve Hint-Avrupa dünyasına dayanıyor; Afrika, Amerika ve Asya'nın sözlü gelenekleri aynı yoğunlukta derlenmediği için yayılma ile ortak köken arasındaki ayrımın oralarda nasıl görüneceği tartışmaya açık. Hafıza deneyleri az sayıda, birbirine yakın kültürlerde ve kavramın savunucularınca yapıldı; bağımsız ekiplerce, Batı sembol geleneğinin dışındaki toplumlarda tekrarlanmadıkça kalıtsal bir belleğe genellenemez. Kolektif bilinçdışı bugün bir yorum çerçevesi olarak canlı, sınanmış bir bilimsel bulgu olarak ise zayıf duruyor.

Kendin dene

Aklında kalsın

Jung, Freud'un bilinçdışına yakın duran kişisel katı korudu ve altına, kişinin hiç yaşamadığı ama herkeste bulunduğunu düşündüğü kolektif bir kat ekledi.

İki katı ayıran ölçüt içeriğin kaynağıdır; bir imgenin hiçbir yerden öğrenilemeyeceğini göstermek ise ölçütün en zor halkasıdır.

Burghölzli'deki güneş paraleli, kitabın 1903 baskısı ve Honegger'in bildirisi ortaya çıkınca kanıt olarak çok zayıfladı; kriptomnezi her paralelde önce akla gelmesi gereken açıklamadır.

Masallardaki benzerliği yayılma, ortak köken ve zihnin bazı fikirleri kolay hatırlaması da açıklayabilir; bu yollar sınanabilir, kolektif kat ise henüz doğrudan sınanabilmiş değil.

Sonraki derse köprü

Jung kolektif katın içeriğine bir ad verdi, ama o adın neyi gösterdiğini bu derste açmadık: bir imgenin kendisini mi, yoksa imgeleri doğuran bir eğilimi mi? Jung'un arketipi tanımlarken bu ikisini nasıl birbirinden ayırdığını ve tanımın yıllar içinde nasıl değiştiğini «Arketip nedir» sorusuyla M11-D02 ele alıyor; Kaan'ın masalındaki inek ile kuşun aynı şeyin iki imgesi sayılıp sayılamayacağı da orada yeniden sorulacak.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.