İçeriğe geç

M10-D08

Bollingen, Eranos ve son yıllar

Jung'un son dönem çalışmalarını, din ve doğu düşüncesine ilgisini ve mirasını anlatır.

Psikanaliz Akademisi — M10, Jung'un yolu · 3.340 kelime · 16 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 15 dk okuma · 22 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Modül, Zürih'teki bir üniversite kliniğinde sözcük listeleri ve kronometreyle açılmıştı. Jung'un ilk ünü bir laboratuvardan geldi; çağrışımdaki takılmalar onu duygu yüklü kompleks fikrine, o fikir de Viyana'daki bastırma kuramına yaklaştırdı.

Freud'la yakınlığı mektuplarda hem kuramsal bir ortaklık hem bir halef arayışı olarak okunuyor. Libido sözcüğünün kapsamı üzerindeki anlaşmazlık önce kişisel, sonra kurumsal bir kopuşa döndü; uzun süre dipnotta kalan Sabina Spielrein da bu yılların hem tanığı hem kuramcısıydı.

Kopuştan sonraki iç deneyim önce defterlere, sonra kırmızı deri bir cilde geçti. 1930'larda üstlendiği görev ve o yılların yazıları ise belgeleriyle hâlâ farklı biçimlerde okunuyor.

Son otuz yıl bir kule, bir konferans geleneği ve bir yayın vakfı çevresinde biçimlendi. Jung bu yıllarda din, simya ve Doğu metinleri üzerine yazdı; bunlar onun yorumlarıdır ve ele aldığı geleneklerin kendi anlayışının yerine geçmez.

Ölümünden sonra mirası birkaç okula dağıldı, popüler kültürde ise çoğunlukla adı üzerinden yaşıyor. Terapisinin etkisine dair kanıt umut verici ama kontrol grupsuz çalışmalarla sınırlı.

Açılış sahnesi

Elazığ'da, Hazar Gölü'nün güney kıyısında, yamaca yaslanmış tek odalı bir taş yapı. Gülten otuz iki yıl Devlet Su İşleri'nde hidrolog olarak çalıştı; gölün seviyesini, kar suyunun ne zaman geldiğini, kıyının hangi yıl ne kadar çekildiğini defterlere o yazdı. Emekli olduğu yaz bu yamaçtan küçük bir parça aldı ve ilk duvarı kendi eliyle ördü.

Bir ekim akşamı komşusu Atilla kapıya geliyor. Kıyıdaki balık lokantasında aşçı; kepenk indikten sonra yokuşu çıkmış, elinde bir kap çorba. İçeride elektrik yok. Gülten gaz lambasını yakmış, sobaya bir kütük atmış; su, yamacın dibindeki kaynaktan bidonla taşınıyor. Atilla duvarlara bakıyor: taşların rengi yer yer değişiyor, bir köşede sonradan açılmış dar bir pencere var, arka tarafa eklenmiş alçak bir sundurma.

"Neden buraya kablo çektirmiyorsun?" diye soruyor. Gülten gülüyor. Duvarın bir parçasını eşi öldükten sonraki kış ördüğünü, pencereyi kızı uzak bir şehre yerleştiğinde açtığını, sundurmayı da kendi elleri ağırlaşmaya başlayınca, son bir iş olsun diye kurduğunu anlatıyor. Ev, hayatında bir şey değiştikçe büyümüş. Lambayı gösteriyor: burada akşam karanlığı gerçekten geliyor, diyor, ve insan karanlıkta başka türlü düşünüyor.

Atilla çorbayı sobanın üstüne bırakıp oturuyor. Gölün üstünde son ışık sönerken ikisi bir süre yalnız suyu dinliyor.

Hazar kıyısındaki oda da, onu taş taş kuran Gülten de, kapıyı çalan Atilla da hayal ürünü. Hayatındaki dönemeçleri bir yapının odalarına çeviren, elektriksiz bir kıyıda yazan ve yontan bir adam ise gerçekten yaşadı: Zürih Gölü'nün üst ucunda, Bollingen'de.

Bu derste ne olacak

Bir önceki ders 1930'ların belgelerini ve onlara dair okumaları masaya koymuş, sonunda bir mirasın o yılların gölgesi kalkmadan nasıl kurulduğunu sormuştu. Bu ders o soruya mekânlardan girecek: kendi eliyle kurduğu kule, her yaz konuştuğu Ascona toplantıları ve yazılarının İngilizceye taşınmasını sağlayan bir vakıf. Ardından Doğu metinlerine, geç kitaplara ve son yıllara geçip mirası taşıyan kurumlara ve bugünkü kanıta bakacağız. Modül kapanırken Burghölzli'den başlayan yolu da bir kez toparlayacağız.

Sıfır noktası

Jung'un son otuz yılı iki adreste geçti. Küsnacht'ta göl kıyısına yaptırdığı büyük ev muayenehanesinin, ailesinin ve yazışmalarının merkeziydi; Jung ölümüne kadar orada yaşadı. Bollingen ise yılın belli haftalarında çekildiği, sade ve kendi yaptığı ikinci bir yerdi.

Bu yılların büyük bölümünü de yine iki kaynaktan biliyoruz: Jung'un yayımlanmış eserleri ve mektupları ile Aniela Jaffé'nin derlediği anı kitabı (Almanca Erinnerungen, Träume, Gedanken). Bu kitabın bir otobiyografi sayılamayacağını M10-D01 anlatmıştı; kule, 1944 görüleri ve son yıllar onun en çok okunan bölümleri olduğu için bu uyarı burada iki kat geçerli.

Yaygın yanlış"Jung son yıllarında dünyadan çekilip bir kulede münzevi bir hayat sürdü."
Doğrusu

Bollingen bir çekilme yeriydi, ama Jung hayatının sonuna kadar Küsnacht'ta yaşadı, hasta gördü, yazıştı, yazılarını yayına hazırladı ve konferanslara katıldı. Kule, bu yoğun hayatın içine açılmış bir aralıktı; yalnızlık anlatısı çoğunlukla anı kitabındaki tasvirlerin ağırlığından doğuyor.

Mekanizma

Bollingen'de bir kule

Jung, Zürih Gölü'nün yukarı kesiminde, Bollingen köyü yakınındaki kıyı arazisini 1922'de satın aldı. İlk yapı, iki katlı yuvarlak bir taş kule, 1923'te, anı kitabındaki anlatıma göre annesinin ölümünden iki ay sonra yükselmeye başladı. Yapıya 1927, 1931 ve 1935'te yeni bölümler eklendi ve birbirine bağlı dört kısımlı bir bütün ortaya çıktı. Son ekleme, eşi Emma Jung'un 1955'teki ölümünden sonra 1927 kanadının üstüne kurulan bir kattı. Jung'un anı kitabında anlattığı biçimiyle, her ekleme hayatındaki bir dönemin karşılığıydı ve yapının tamamı ona taşa dönüşmüş bir öz anlatım gibi geldi.

Kulede elektrik ve şebeke suyu yoktu. Anı kitabındaki anlatımda Jung ocağı ve sobayı kendisi yaktığını, akşamları eski lambaları tutuşturduğunu, suyu kuyudan pompayla çektiğini söyler. Taşla da çalıştı: duvarlara ve avludaki taşlara yazıtlar ve figürler oydu. Bunların en bilineni, 75. yaş günü vesilesiyle 1950'de kulenin hemen batısına, göl kıyısına yerleştirip üç yüzüne yazıt kazıdığı küp biçimli taştır; bir yüzünde bir göz ve gözbebeğinin içinde küçük bir figür görülür.

Bu yorumun ağırlığına dikkat etmek gerekir. Kulenin yapım tarihleri ve fiziksel özellikleri dışarıdan doğrulanabilir; her eklemenin bir iç dönemi temsil ettiği ise Jung'un yaşlılığında kurduğu ve Jaffé'nin derlediği bir anlamlandırmadır. Bir insanın kendi evine verdiği anlam, onun hakkında değerli bir tanıklıktır; evi o anlamın kanıtı saymak ise ayrı bir adım olur.

Ascona'da her ağustos: Eranos

1933'te Olga Fröbe-Kapteyn, İsviçre'nin güneyinde, Maggiore Gölü kıyısında Ascona'ya bağlı Moscia'daki evinin yanında her yıl tekrarlanacak bir buluşma başlattı. Adını, din tarihçisi Rudolf Otto'nun önerisiyle, katılanların sofraya cömertçe katkı getirdiği bir toplantıyı anlatan eski Yunanca sözcükten aldı. İlk toplantı Ağustos 1933'te, Doğu'da ve Batı'da yoga ve meditasyon temasıyla yapıldı; Jung bu ilk yıl bireyleşme sürecinin psikolojisi üzerine konuştu.

Jung sonraki on yıllarda Eranos'un en etkili konuşmacılarından biri oldu. Arketipler, simya imgeleri ve dönüşüm sembolleri üzerine sonraki kitaplarına geçen metinlerin ilk biçimlerini burada sundu; eşzamanlılık kavramının ilk kapsamlı taslağını da 1951'deki bir Eranos konuşmasında verdi. Toplantıların konuşmacıları arasında din tarihçisi Mircea Eliade, Yahudi mistisizmi tarihçisi Gershom Scholem ve İslam düşüncesi araştırmacısı Henry Corbin de vardı. Eranos'u Jung'un okulu gibi görmek yanıltır: bu adlar kendi alanlarının yöntemleriyle çalışıyordu ve Jung'un yorumlarını benimsemeleri gerekmiyordu.

Eranos'un bir uzantısı yayıncılıkta görüldü. Jung'un eserlerine ilgi duyan Mary Conover Mellon ile eşi Paul Mellon, 1945'te bir üniversite yayınevi gibi çalışacak bir eğitim vakfı kurdu ve ona Jung'un kulesinin adını verdi. Bollingen Vakfı'nın dizisinde I Ching'in İngilizce çevirisi, Eranos konuşmalarından seçkiler ve Jung'un toplu eserleri çıktı. Toplu eserlerin ilk cildi 1957'de çıktı; R. F. C. Hull'un çevirisiyle yirmi cilde ulaşan dizi, vakıf 1960'ların sonunda kapanınca Princeton University Press'te sürdü.

Doğuya bakan sorular

Jung'un Doğu düşüncesiyle ilişkisi en yoğun biçimini bir dostluktan aldı. Çin'de uzun yıllar misyoner olarak yaşamış sinolog Richard Wilhelm, Pekin'de edindiği bir Taocu iç simya (neidan) metnini Almancaya çevirdi; Jung metne uzun bir psikolojik yorum yazdı ve kitap 1929'da iki adın birlikte yer aldığı bir cilt olarak çıktı: Das Geheimnis der goldenen Blüte (Altın Çiçeğin Sırrı). Wilhelm ertesi yıl öldü. Wilhelm'in I Ching çevirisinin İngilizce baskısına da Jung 1949'da bir önsöz yazdı; kitap 1950'de Bollingen Dizisi'nde çıktı.

Jung 1930'larda Tibet ölüler kitabının Almanca baskısına bir psikolojik yorum yazdı. 1937 sonunda, Britanya Hindistan yönetiminin daveti üzerine, Ocak 1938'de Kalküta'da toplanan Hindistan Bilim Kongresi'nin yirmi beşinci yıl toplantısına katılmak için Hindistan'a gitti. Yolculuk sırasında Allahabad, Benares ve Kalküta'daki üniversitelerden onursal doktora aldı.

Burada iki şeyi ayrı tutmak gerekir. Taocu iç simya, Tibet Budizmi ve Hint felsefe okulları, kendi dilleri, ustaları ve yorum gelenekleri olan, bugün de yaşayan geleneklerdir. Jung'un onlara dair yazdıkları ise bir Avrupalı psikiyatristin bu metinleri kendi kavramlarıyla okuma girişimidir. Jung Avrupalıların Doğu pratiklerini kendi bağlamlarından koparıp taklit etmesine karşı uyarırken, aynı geleneklerin deneyimlerini kendi psikolojisinin terimleriyle yeniden adlandırdı. İki tutum aynı yazılarda yan yana durur.

Yaygın yanlış"Jung Doğu öğretilerinin özünü psikolojinin diliyle doğru biçimde açıkladı."
Doğrusu

Jung bu geleneklerin metinlerini kendi kavramlarıyla okudu; bu okuma bir yorumdur ve geleneklerin kendi anlayışını temsil etme iddiası taşıyamaz. Altın Çiçek örneğinde metnin kökeni bile sonradan Jung'un bildiğinden farklı çıktı. Bir geleneğin ne söylediğini öğrenmek için kendi metinlerine ve kendi yorumcularına bakmak gerekir.

Son kitaplar, bir hastalık ve bir anı kitabı

Son yirmi yılın kitapları Jung'un en zor okunan eserleridir. Psychologie und Alchemie 1944'te çıktı; bir bilim insanının rüya serisini simyacıların imgeleriyle yan yana koydu. Bu çizgi, 1955 ile 1956 arasında iki cilt hâlinde basılan Mysterium Coniunctionis'e kadar uzandı; simya okumasının kendisi M13-D07'nin işi. 1952'de iki kitap birden tartışma yarattı: Eyüp Kitabı'nı ve Tanrı imgesini psikolojik olarak okuyan Antwort auf Hiob (Eyüp'e Cevap) ve fizikçi Wolfgang Pauli ile birlikte yayımlanan Naturerklärung und Psyche. Pauli'nin Kepler üzerine incelemesini Jung'un eşzamanlılık denemesiyle bir araya getiren bu cilt, 1932'de başlayan uzun bir yazışmanın ürünüydü. Eyüp'e Cevap'ın yarattığı tepki M13-D08'de, eşzamanlılık kavramı da M13-D09'da işleniyor.

1944 başında Jung ayağını kırdı ve bunu bir kalp krizi izledi. Anı kitabının görüler bölümünde, ölümle yaşam arasında kaldığı haftalarda yaşadığı yoğun imgeler anlatılır: dünyayı uzaktan görmek, sonra hayata istemeyerek geri dönmek. Bu anlatı on yılı aşkın bir süre sonra, Jaffé'nin görüşmelerinde kuruldu. Ders bu imgelerden bir tanı da bir kehanet de çıkarmıyor; onları Jung'un kendi anlatısı olarak bırakıyor.

Anı kitabının hazırlığı 1956'da yayıncı Kurt Wolff'un bir biyografi isteğiyle başladı; 1957'den itibaren Jaffé, Jung'la düzenli görüşmeler yaptı ve notlarını bölümlere dönüştürdü, ilk bölümleri Jung kendi eliyle yazdı. Jung 6 Haziran 1961'de, kısa bir hastalıktan sonra Küsnacht'ta öldü. Kitap 1962'de Almanca, ertesi yıl İngilizce yayımlandı.

Yaygın yanlış"Jung son yıllarında bilimden koptu ve bir din kurdu."
Doğrusu

Jung son kitaplarında din, simya ve rastlantı gibi konulara yöneldi ve bu yazıların çoğu deneysel sınamaya uygun önermeler içermez. Ama kendisi bu çalışmaları bir psikolog olarak, inancın doğruluğunu bir yana bırakıp insanların inanç deneyimini incelemek iddiasıyla yazdı; bir kilise ya da cemaat kurmadı. Bu iddianın ne kadar tutarlı olduğu tartışılır ve M13-D10 bu ayrımı ayrıca işliyor.

Usta katmanı

Mirası taşıyacak kurumlar Jung hayattayken kuruldu. Londra'da 1946'da kurulan Analitik Psikoloji Derneği Jung'u ilk onursal başkanı yaptı; Michael Fordham'ın çevresinde Jung'un kavramlarını çocuk gelişimi ve nesne ilişkileri düşüncesiyle birleştiren bir çizgi gelişti. Zürih'teki C. G. Jung Enstitüsü 24 Nisan 1948'de, Jung'un rehberliğinde, kâr amacı gütmeyen bir vakıf olarak kuruldu ve analist yetiştirmeye başladı. Daha sonra James Hillman'ın arketipsel psikolojisi üçüncü bir yol açtı. Zürih'in klasik çizgisi ile Londra'nın gelişimsel çizgisinin klinikteki farkı M27-D06'nın konusu. Jung'un adı en geniş kitleye ise kurumların dışından ulaştı: tipolojisinden türetilen tip göstergeleri bugün işe alımdan ilişki tavsiyelerine kadar dolaşıyor; bu testlerin doğuşu M12-D03'te, ölçme durumu M12-D04'te.

Jung'un Doğu okuması da ölümünden sonra tartışma konusu oldu. Edward Said'in 1978'de kurduğu eleştiri çizgisinden sonra, Batılı yazarların Asya geleneklerini kendi ihtiyaçlarına göre biçimlendirip biçimlendirmediği Jung için de soruldu.

Mirasın bir başka sorusu klinikte soruluyor: Jungçu analiz işe yarıyor mu? Bu alanda araştırma azdır ve büyük kısmı Almanca konuşulan ülkelerden gelir.

Jung'un Doğu pratiklerine ilgisi bugün çok daha geniş bir akımla yan yana anılıyor: Budist meditasyon geleneğinden uyarlanan bilinçli farkındalık programları. Bu programların gelişimi Jung'dan bağımsız yürüdü; araştırma kanıtı Temel Psikoloji'nin M06-D09 dersinde, terapiye taşınışı S05-P01-D04'te (Terapi) anlatılıyor. Burada ortak olan, kültürel aktarımın kendisi: bir geleneğin pratiği başka bir bağlama taşındığında neyi kaybeder, neyi kazanır ve kimin adıyla anılır?

Yaygın yanlış"Jung'un mirası tek ve birleşik bir okuldur."
Doğrusu

Jung'dan sonra analitik psikoloji farklı vurguları olan çizgilere ayrıldı; Zürih'teki klasik yaklaşım, Londra'daki gelişimsel yaklaşım ve Hillman'ın arketipsel önerisi aynı kavramları farklı ağırlıklarla kullanır. Popüler kültürdeki Jung ise çoğu zaman yalnız adını taşır.

Kanıtın sınırı

Bu dersin biyografik çerçevesinin önemli bir kısmı 1962'de Jaffé'nin elinden çıkan anı kitabına dayanıyor: kulenin anlamı, 1944 görüleri ve yolculukların iç yanı orada yaşlılığın bakışıyla anlatılıyor ve dışarıdan doğrulanamıyor. Eranos'un tarihi kurumun kendi sayfasına, Altın Çiçek metninin kökeni genel tarih aktarımlarına dayanıyor. Clarke'ın kitabı yayıncı tanıtımı, içindekiler sayfası ve bir inceleme üzerinden aktarılıyor. Jungçu terapinin etkisine dair elimizdeki derleme yöntemi uygulayan bir analistten geliyor, kontrol gruplu çalışma içermiyor ve Almanca konuşulan ülkelerin sigorta sistemlerinde yapılmış çalışmalara dayanıyor; başka ülkelere ve farklı hasta gruplarında da aynı sonucu verip vermeyeceği açık bir soru. Jung'un Doğu yazıları ise ancak o geleneklerin kendi yorumcularıyla birlikte okunduğunda değerlendirilebilir; bu ders o geleneklerin kendi anlayışını anlatma iddiası taşımıyor.

Kendin dene

Aklında kalsın

Modül, Zürih'teki bir üniversite kliniğinde sözcük listeleri ve kronometreyle açılmıştı. Jung'un ilk ünü bir laboratuvardan geldi; çağrışımdaki takılmalar onu duygu yüklü kompleks fikrine, o fikir de Viyana'daki bastırma kuramına yaklaştırdı.

Freud'la yakınlığı mektuplarda hem kuramsal bir ortaklık hem bir halef arayışı olarak okunuyor. Libido sözcüğünün kapsamı üzerindeki anlaşmazlık önce kişisel, sonra kurumsal bir kopuşa döndü; uzun süre dipnotta kalan Sabina Spielrein da bu yılların hem tanığı hem kuramcısıydı.

Kopuştan sonraki iç deneyim önce defterlere, sonra kırmızı deri bir cilde geçti. 1930'larda üstlendiği görev ve o yılların yazıları ise belgeleriyle hâlâ farklı biçimlerde okunuyor.

Son otuz yıl bir kule, bir konferans geleneği ve bir yayın vakfı çevresinde biçimlendi. Jung bu yıllarda din, simya ve Doğu metinleri üzerine yazdı; bunlar onun yorumlarıdır ve ele aldığı geleneklerin kendi anlayışının yerine geçmez.

Ölümünden sonra mirası birkaç okula dağıldı, popüler kültürde ise çoğunlukla adı üzerinden yaşıyor. Terapisinin etkisine dair kanıt umut verici ama kontrol grupsuz çalışmalarla sınırlı.

Sonraki derse köprü

Bu modül Jung'un hayatını izlerken onun kavramlarını çoğu kez yalnız adıyla anıp geçti. Kırmızı Kitap'taki figürleri, Eranos'ta konuştuğu imgeleri ve Doğu metinlerinde bulduğunu sandığı benzerlikleri açıklamak için Jung, kişisel geçmişten gelen unutulmuş ve bastırılmış içeriğin altında, hiç kimsenin tek başına yaşamadığı ama herkeste bulunduğunu öne sürdüğü kolektif bir katman varsaydı. Bu iki katman arasındaki sınırı Jung'un kendi tanımlarından kuran ve o sınırın neye dayandığını soran ders M11-D01; Ruhun haritası modülü oradan açılıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.