İçeriğe geç

M09-D06

Musa ve Tektanrıcılık ve sürgün

Freud'un son kitabını, 1938 sürgününü ve Londra yıllarını belgelerle anlatır.

Psikanaliz Akademisi — M09, Kültür, din ve uygarlık · 3.147 kelime · 16 örnek durum · 5 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 21 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Freud'un son kitabı Musa'yı öldürülmüş bir Mısırlı olarak kurar ve tektanrıcılığın gücünü bastırılmış bir geçmişin gecikmeli dönüşüne bağlar. Freud kurgunun kanıtsız olduğunu biliyordu; kalıtımla aktarılan bellek varsayımından ise biyolojiye rağmen vazgeçmedi.

Kitabın son bölümü Anschluss'un ve Viyana'dan çıkışın gölgesinde yayımlandı ve iki önsöz bu kırılmayı kaydeder. Freud 23 Eylül 1939'da Londra'da öldü; Viyana'da kalan kız kardeşleri Nazi kamplarında hayatını kaybetti.

Modül 9 boyunca Freud tek bir hastanın divanından kalkıp topluluklara, inançlara ve uygarlığın kendisine baktı; M09-D01'den bu derse uzanan her kitapta kuram cesurlaştıkça kanıt inceldi. Freud bölümü de burada kapanıyor ve bu akademinin ayrımını geride bırakıyor: kurucunun söylediği bir tarihsel kayıttır, doğruluğu ise kendi kanıtını ister.

Açılış sahnesi

Karabük'te, demir çelik fabrikasının eski lojmanlarından birinde, salonun ortasında yirmi koli duruyor. Leman otuz bir yıl fabrikanın laboratuvarında çelik numunesi analiz etti; emekli olunca lojmanı bir ayda boşaltmaları gerekti. Yeni daire iki oda, kamyonet tek sefer gidecek.

Necdet tapu müdürlüğünden emekli; kırk yıldır eski sikke biriktiriyor. Camlı dolabın önünde diz çökmüş, her sikkeyi kâğıda sarıyor. "Bunların hepsi gelecek," diyor. "Bunları bırakırsam kim olduğumu da bırakırım."

Leman babasından kalan kitapları ikiye ayırıyor: bir yığın komşuya, bir yığın koliye. Arada bir defter kalıyor, babasının yıllarca yazıp bitiremediği el yazısı bir çalışma. Necdet defteri görünce soruyor: "Onu niye taşıyorsun? Bitmemiş ki."

"Bitmediği için," diyor Leman. "Burada kalırsa hiç bitmeyecek."

Akşam kamyonet geldiğinde dolap da, sikkeler de, defter de arkada yerini alıyor. Kitapların yarısı kapının önünde kalıyor.

Bu taşınma günü hayalî bir gün, Leman ile Necdet de hayalî insanlar; 1856 doğumlu bir adamın ömrünün geçtiği kentten ayrılırken koleksiyonunu, masasını ve bitmemiş bir el yazmasını yanında götürmesi ise 1938 yazının belgelenmiş bir olayıdır.

Bu derste ne olacak

M09-D05 kapanırken soru, bir halkın kimliğine doğru kaymıştı. Freud aynı soruyu kendi cümlesiyle 1934 sonbaharında, yazar Arnold Zweig'a yazdığı mektuplarda kurdu: yeni zulümler karşısında insan, Yahudinin nasıl Yahudi olduğunu yeniden soruyordu. Cevap olarak tasarladığı çalışmaya o mektupta "Der Mann Moses, ein historischer Roman" (Musa adlı adam, tarihsel bir roman) adını vermişti.

Bu derste o çalışmanın vardığı kitabı, 1939'da Amsterdam'da Allert de Lange'nin bastığı Der Mann Moses und die monotheistische Religion'u okuyoruz; sonra 1938 baharına, Viyana'dan çıkışa ve Londra'daki son yıla geçiyoruz. Usta katmanında iki çağdaş tarihçinin okumasına bakıp modülü ve Freud bölümünü topluyoruz.

Sıfır noktası

Musa, Yahudi, Hristiyan ve Müslüman geleneklerinin ortak ve saygın bir peygamberidir; Müslümanlar onu Hz. Musa diye anar. Bu ders onun hakkında hiçbir inanca hüküm vermez. Freud'un kitabı bir tarih iddiası kurar ve bir tarih iddiası olarak tartışılır: hangi belgelere dayandığı, hangi varsayımları eklediği ve bugünkü tarihçilerin ona ne dediği.

Freud bu hassasiyeti bilir. İlk denemenin ilk cümlesinde, bir halkın en büyük oğlu saydığı adamı ondan almanın kimsenin hafifçe girişeceği bir iş olmadığını, hele kişi o halka kendisi mensupsa, yazar. Freud Yahudiydi.

Yaygın yanlış"Freud bu kitapta Musa'yı ve dini küçümser."
Doğrusu

Kitabın tonu daha karmaşıktır. Freud Musa'yı bir halkı biçimlendiren büyük bir şahsiyet olarak anlatır, tektanrıcılığın ahlak talebini ve düşünsel yükselişini över. Dinin gücünü bastırılmış bir geçmişin dönüşüyle açıklaması ise M09-D03'teki eleştirel tutumun devamıdır.

Mekanizma

Mısırlı bir Musa

Kitap üç denemeden oluşur. İlk ikisi 1937'de Freud'un dergisi Imago'nun yirmi üçüncü cildinin birinci ve üçüncü sayısında çıktı. Birincisi Musa adının kökeninden başlar. Kitab-ı Mukaddes adı İbranice "sudan çekmek" fiiline bağlar; Freud, bir Yahudi sözlüğünün (Jüdisches Lexikon) bu açıklamayı halk etimolojisi saymasından yola çıkar ve Mısırbilimci James Breasted'den bir pasaj çevirir: Musa adı Mısırca "çocuk" anlamına gelen "mose" sözcüğüdür, Amen-mose ya da Ptah-mose gibi uzun adların kısaltılmış biçimidir. Ardından kahraman doğumu efsanelerine geçer: çocuk soylu bir aileden doğar, alçakgönüllü bir ailece büyütülür. Musa anlatısında sıra tersinedir ve Freud bundan, efsanenin bir Mısırlıyı Yahudileştirdiği sonucunu çıkarır.

İkinci deneme bir tarih kurgusu ekler. MÖ on dördüncü yüzyılda firavun IV. Amenhotep güneş kursu Aton'u tek tanrı ilan etmiş, adını Akhenaton yapmıştı; ölümünden sonra eski din geri döndü. Freud bu olgunun üstüne bir varsayım koyar: Akhenaton'un çevresinden yüksek mevkili bir Mısırlı, reform çökünce bir Sami topluluğun başına geçti, ona Aton dininin katı bir biçimini ve sünneti verdi, onu Mısır'dan çıkardı.

Kurgunun ikinci ayağı 1922'de Alman Kitab-ı Mukaddes araştırmacısı Ernst Sellin'den gelir. Sellin Hoşea peygamberin sözlerinde, dinin kurucusunun dik başlı halkının bir ayaklanmasında şiddetle öldürüldüğünü anlatan bir geleneğin izlerini bulduğunu ileri sürmüştü. Freud Sellin'in yorumunun doğruluğuna karar veremeyeceğini kendisi yazar, ama böyle bir şeyin kolay uydurulmayacağını düşünür. Bu öldürülme, M09-D01'deki ilk baba öyküsünün tarih sahnesindeki tekrarı olacaktır.

Freud zeminin inceliğini bilir. Sonuçlarının yalnız psikolojik olasılıklara dayandığını, nesnel kanıttan yoksun olduğunu söyler ve bunu bir imgeyle anlatır: kil ayaklar üzerinde duran tunç bir heykel ("ein ehernes Bild auf tönernen Füßen").

Gecikme ve dönüş

Üçüncü ve en uzun deneme kurguyu bir din kuramına çevirir. Musa öldürüldükten sonra dini terk edildi, halk Midyan yöresinde bir yanardağ tanrısına tapanlarla birleşti. Öğreti ise bir gelenek olarak gizlice yaşadı ve yüzyıllar sonra peygamberlerle geri dönüp halkın dini oldu.

Bu gecikmeyi açıklamak için Freud bir klinik benzetme kurar. Bir tren kazasından görünüşte sağ salim çıkan biri, haftalar sonra ağır belirtiler gösterebilir; hekimler aradaki süreye bulaşıcı hastalıklardan aldıkları bir adla kuluçka süresi (Inkubationszeit) der. Freud bu aralığa gizlilik (Latenz) der ve nevrozun formülünü yazar: erken travma, savunma, gizlilik, hastalığın patlaması, bastırılmış olanın kısmen geri dönüşü. Son halkayı M06-D04 anlattı; Freud onu bir kişiden bir halka taşır. Sözcük M05-D05'teki gelişim evresiyle aynıdır, anlamı başkadır: bir olayla etkisinin görünmesi arasındaki sessiz aralık.

Benzetmenin bedeli ağırdır. Bir halk unutulmuş bir olayı nasıl "hatırlar"? Freud iki yol düşünür: anlatıyla aktarılan gelenek ve kalıtımla aktarılan bellek izleri. Kuramı için ikincisini gerekli bulur ve biyolojinin edinilmiş özelliklerin kalıtımını kabul etmediğini bile bile bu etkeni bırakamayacağını yazar. M08-D07'deki filogenetik miras burada en açık biçimine ulaşır.

Freud dindarların çözümünün hakikat içerdiğini kabul eder, yalnız bu hakikati tarihsel sayar. Dayanağı, sanrının (M08-D06) çekirdeğinde unutulmuş bir hakikat parçası bulunduğu düşüncesidir. Kitabın en sert hamlesi budur: dinî inançla psikiyatrik sanrı arasında benzerlik kurmak. Freud dinin kitle olgusu olmasının onu yalnızlığın lanetinden koruduğunu ekler.

İki önsöz ve bir yolculuk

Üçüncü deneme birbirini iptal eden iki önsözle açılır. Birincinin başlığı "Mart 1938'den önce"dir. Freud Katolik bir ülkede, Kilise'nin koruması altında yaşadığını ve bu korumanın ne kadar süreceğini bilmediğini yazar. Kilise yeni ve daha tehlikeli bir düşmana direnmektedir; dini bir insanlık nevrozuna indirgeyen bir yayın onun düşmanlığını çekip Avusturya'da psikanalizin yasaklanmasına yol açabilir. Freud son bölümü yazıp saklayacağını söyler.

İkinci önsözün başlığı "Haziran 1938"dir. Arada Alman işgali gelmiştir. Freud Katolikliğin, Kitab-ı Mukaddes'ten aldığı bir deyişle, "sallanan bir kamış" ("schwankes Rohr") çıktığını yazar. Artık yalnız düşünce tarzı yüzünden değil, "ırkı" yüzünden de zulme uğrayacağından emin olarak, yetmiş sekiz yıl boyunca yurdu olan kenti birçok dostuyla terk ettiğini söyler. İngiltere'de rahat nefes aldığını, yeniden konuşup yazabildiğini, az kalsın "düşünebildiğini" diyeceğini ekler.

Başka belgeler 1938 baharını şöyle kaydeder. Alman birlikleri 12 Mart'ta Avusturya'ya girdi, ertesi gün ilhak ilan edildi. Viyana'daki Freud Müzesi'nin kayıtlarına göre 15 Mart'ta bir SA birliği Berggasse 19'u aradı; 22 Mart'ta Gestapo evi bastı ve Anna Freud'u götürdü. Anna Freud saatler süren sorgudan ancak akşam dönebildi. Uluslararası Psikanaliz Birliği'nin başkanı Ernest Jones 15 Mart'ta Viyana'ya gelmiş, Freud'u İngiltere'ye gitmeye ikna etmeye çalışıyordu; Anna'nın sorgusu kararı verdirdi. Çıkış için gereken parayı Fransız psikanalist Marie Bonaparte sağladı.

Freud, karısı Martha ve kızı Anna 4 Haziran 1938'de Viyana'dan trenle ayrıldı, ertesi gün Paris'te Bonaparte'ın konuğu oldu ve 6 Haziran'da Londra'ya vardı. Aile Eylül 1938'de Hampstead'de 20 Maresfield Gardens'a yerleşti. Eşyalar, kitaplar, antika koleksiyonu ve muayene divanı bu eve taşındı; çalışma odası Viyana'dakini hatırlatacak biçimde düzenlendi. Ev bugün Freud Museum London'dır.

Bu beyan yaygın bir anekdotun konusudur. Ernest Jones'un biyografisinden yayılan ve Peter Gay'in tekrarladığı öyküye göre Freud, kendisine iyi davranıldığını onaylayan metnin altına Gestapo'yu herkese en iyi biçimde tavsiye ettiğini yazmıştı. Viyana'daki Freud Müzesi'ne göre özgün nüsha 1989'da bir müzayede kataloğunda ortaya çıktı ve Avusturya Ulusal Kütüphanesi'ne geçti.

Yaygın yanlış"Freud Gestapo'nun beyanına 'Gestapo'yu herkese tavsiye ederim' diye yazdı."
Doğrusu

Cümle yaygın olarak aktarılır ama belgeyle doğrulanmaz: özgün beyan Freud'un imzasından başka bir ek taşımaz.

Londra'daki son yıl

Freud Londra'ya hasta geldi. Ağzındaki kanser için ilk ameliyatı 1923'te olmuştu; ardından pek çok ameliyat geçirdi ve rahatsız edici bir protez taktı. 1929'dan beri hekimi, iç hastalıkları uzmanı ve psikanalist Max Schur'du; Schur da Londra'ya geldi. Freud hastalığının son evresine kadar hasta görmeyi ve yazmayı sürdürdü. Musa kitabı 1939'da çıktı; yarım kalan Abriß der Psychoanalyse (Psikanalizin ana hatları) ölümünden sonra yayımlandı.

Eylül 1939'da savaş başladığında hastalık ameliyat edilemez durumdaydı ve ağrılar dayanılmaz hâle gelmişti. Schur'un anlatımına göre Freud ona, zamanı gelince kendisine gereksiz yere acı çektirilmeyeceği yolundaki eski sözlerini hatırlattı ve kızıyla konuşmasını istedi. Freud 23 Eylül 1939'da, hekiminin yardımıyla ve kendi isteğiyle yaşamı sonlandırılarak öldü. Schur'un o saatlere dair anlatımları arasında sonradan tutarsızlıklar bulundu; biyografiler ayrıntıda ayrılır.

Viyana'da kalan dört yaşlı kız kardeşi Adolfine, Marie, Pauline ve Rosa için Marie Bonaparte'ın çıkış izni çabaları sonuçsuz kaldı. Viyana'daki Freud Müzesi'nin kayıtlarına göre kardeşler 1942 yazında Theresienstadt'a sürüldü; Adolfine orada öldü, Marie, Pauline ve Rosa Treblinka'ya götürülüp varışlarından birkaç saat sonra öldürüldü. Aile bunu 1946'da Kızılhaç'tan gelen bir mektupla öğrendi.

Usta katmanı

Freud'un "tarihsel romanı" uzun süre pek az okuru ikna etti. Tartışmayı tarihçi Yosef Hayim Yerushalmi'nin 1991'de Yale University Press'ten çıkan Freud's Moses: Judaism Terminable and Interminable kitabı yeniden açtı. Yerushalmi kitabı tarih olarak kurtarmaya çalışmadı; onu Freud'un Yahudilikle ilişkisinin ve Nazizmin gölgesinde bir halkın kendini nasıl sürdürdüğü sorusunun belgesi olarak okudu. Freud'un Yahudi kimliğini Lamarkçı kalıtımla açıklaması eleştirisinin merkezindeydi.

Jan Assmann 1997'de Harvard University Press'ten çıkan Moses the Egyptian kitabını açıkça bir bellek tarihi olarak tanımladı. Kitap Musa'nın tarihsel kişiliğini aramaz; onu Mısır'la ilişkilendiren anlatıların Avrupa düşüncesinde Rönesans'tan Freud'a nasıl dolaştığını izler. Bu okumada Freud'un kitabı, Mısırlı Musa düşüncesinin Avrupa belleğindeki işlevinin bir tanığıdır.

Yaygın yanlış"Musa ve Tektanrıcılık, Freud'un Musa'nın Mısırlı olduğunu kanıtladığı bir tarih kitabıdır."
Doğrusu

Freud sonuçlarının nesnel kanıttan yoksun olduğunu kitabın içinde yazar ve çalışmayı ilk tasarladığında ona "tarihsel bir roman" adını verir. Bugünkü tarihçiler kurgusunu desteklemez.

Yaygın yanlış"Freud Viyana'dan kaçarken her şeyini geride bıraktı."
Doğrusu

Aile mobilyalarını, kitaplarını, antika koleksiyonunu ve muayene divanını Londra'ya götürebildi; divan bugün Maresfield Gardens'taki çalışma odasındadır. O yıllarda kaçmak zorunda kalanların çoğunun sahip olmadığı bu olanak büyük ölçüde nüfuzlu dostların yardımıyla sağlandı.

Kanıtın sınırı

Freud'un Musa kurgusunu sınayacak doğrudan bir belge yoktur; Freud da Musa'ya dair kutsal metinlerden ve yazılı geleneklerden başka haber bulunmadığını kabul eder. Kitabın tarih iddiaları bu yüzden çürütülmekten çok kanıtsız kalmakla eleştirilir: adın kökeni, efsane kalıbı ve Sellin'in yorumu tartışmalı halkalardır. Kalıtımla aktarılan bellek varsayımı bugünkü biyolojiyle çelişir. Bireysel nevrozdan bir halkın tarihine yapılan genelleme hiç sınanmadı, belki de sınanamaz. Yerushalmi'nin ve Assmann'ın okumaları da yorumdur ve tarihçiler arasında tartışılır. Kuram yalnız Yahudilik ve Hristiyanlık üzerinden kuruldu; İslam'a ya da tektanrıcı olmayan geleneklere genellenip genellenemeyeceği hiç sorulmadı. Biyografide de sınır var: 1938–1939 olaylarının bir kısmı yalnız ailenin ve hekimin anlatımından bilinir.

Kendin dene

Aklında kalsın

Freud'un son kitabı Musa'yı öldürülmüş bir Mısırlı olarak kurar ve tektanrıcılığın gücünü bastırılmış bir geçmişin gecikmeli dönüşüne bağlar. Freud kurgunun kanıtsız olduğunu biliyordu; kalıtımla aktarılan bellek varsayımından ise biyolojiye rağmen vazgeçmedi.

Kitabın son bölümü Anschluss'un ve Viyana'dan çıkışın gölgesinde yayımlandı ve iki önsöz bu kırılmayı kaydeder. Freud 23 Eylül 1939'da Londra'da öldü; Viyana'da kalan kız kardeşleri Nazi kamplarında hayatını kaybetti.

Modül 9 boyunca Freud tek bir hastanın divanından kalkıp topluluklara, inançlara ve uygarlığın kendisine baktı; M09-D01'den bu derse uzanan her kitapta kuram cesurlaştıkça kanıt inceldi. Freud bölümü de burada kapanıyor ve bu akademinin ayrımını geride bırakıyor: kurucunun söylediği bir tarihsel kayıttır, doğruluğu ise kendi kanıtını ister.

Sonraki derse köprü

Freud'un hikâyesi Londra'da biterken, psikanalizin ilk büyük ayrılığını yaşayacak adamın yolu çok önce, Zürih'te bir psikiyatri hastanesinde başlamıştı. Carl Gustav Jung orada deneysel çalışmalarla işe koyuldu, bir dönem Freud'un veliahdı sayıldı ve 1913'te ondan koptu. Bölüm III'ü açan M10-D01 «Burghölzli'de bir psikiyatrist», bir hastanenin ve Eugen Bleuler'in etkisinin genç bir hekimi nasıl biçimlendirdiğini soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.