İçeriğe geç

M09-D05

Neden Savaş?

Einstein ile Freud'un savaş üzerine yazışmasını ve Freud'un saldırganlık görüşünü aktarır.

Psikanaliz Akademisi — M09, Kültür, din ve uygarlık · 3.121 kelime · 16 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 21 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Yazışma bir kurumun davetiyle doğdu: Einstein Temmuz 1932'de Caputh'tan yazdı, Freud Eylül'de Viyana'dan cevap verdi, broşür Mart 1933'te Paris'te çıktı.

Einstein uluslarüstü bir yargı organını kolay, kitlelerin kolayca ateşlenmesini zor buldu. Freud hakkı birleşmiş zayıfların gücü olarak anlattı; saldırganlığın sökülemeyeceğini, ama sevgiye benzer bağlarla ve özdeşleşmelerle dengelenebileceğini yazdı ve pasifizmini kültürün yarattığı bedensel bir tahammülsüzlüğe bağladı.

Bugünkü araştırma, kişinin saldırgan yatkınlığı ile toplulukların savaşını ayrı sorular olarak ele alıyor.

Açılış sahnesi

Isparta'nın bir köyünde, iki gül tarlasının arasından geçen toprak ark otuz yıldır bir kavganın adresi. Suyu kimin önce açacağı yüzünden babalar küsmüş, dava açılmış, köyün büyükleri araya girmiş, yine de her mayıs aynı tartışma dönmüş. Şimdi tarlalar Nazife'yle Oktay'da. Nazife ilçedeki gül yağı imalathanesinde damıtma kazanlarının başında duruyor; Oktay çarşıda bir nalbur dükkânı işletiyor. Yüz yüze konuşmuyorlar, ama bir kış birbirlerine mektup yazmaya başlıyorlar.

Nazife'nin ilk mektubu kısa: bu kavgayı kalıcı olarak bitirmenin bir yolu var mı? Sulama kooperatifini hakem yapalım, kararına ikimiz de uyalım. Sonra asıl merak ettiğini soruyor: babalarımız bu ark için neden bu kadar kolay ateşlendi?

Oktay'ın cevabı bir ay sonra geliyor ve dört sayfa tutuyor. Kooperatifin bir defteri, bir başkanı var, diye yazıyor, ama ikimiz ona yetki vermedikçe kararı bir kâğıttan ibaret kalır. Babalarımızın içinde ne uyandığını da bilmiyormuş gibi yapmayacağım: biraz su, biraz gurur, biraz da birbirini yenme keyfi. Bunları söküp atamayız. Belki yapabileceğimiz tek şey, hasattan sonra aynı masada çay içmeye başlamaktır.

Nazife mektubun kenarına bir not düşüyor: "Bana umut vermedin, ama yalan da söylemedin."

Arkın iki yakasındaki bu yazışma da iki komşu da kurgudur; 1932'de bir fizikçiyle bir psikanalist arasında geçen gerçek yazışma ise neredeyse aynı soruları aynı sırayla sorar.

Bu derste ne olacak

Uygarlığın Huzursuzluğu (M09-D04) cevabını bilmediği bir soruyla kapanmıştı. Freud aynı soruya iki yıl sonra, kendi seçmediği bir çerçevede döner: Milletler Cemiyeti'ne bağlı bir enstitünün çağrısıyla Albert Einstein'ın ona yazdığı mektuba cevap verir. Önce yazışmanın doğuşunu ve Einstein'ın sorularını okuyacağız; sonra Freud'un cevabını kuracağız: hakkın şiddetten doğuşu, savaş coşkusunun dürtü kuramındaki yeri, savaşa karşı dolaylı yollar. Usta katmanı savaşın kökeni üzerine bugünkü araştırmaya bakıyor.

Sıfır noktası

Warum Krieg? iki mektuptan oluşan altmış iki sayfalık ince bir broşürdür. Milletler Cemiyeti'nin Paris'teki Uluslararası Entelektüel İşbirliği Enstitüsü (Internationales Institut für geistige Zusammenarbeit), önde gelen düşünürlerin büyük sorular üzerine birbirine açık mektup yazdığı bir dizi yürütüyordu. Enstitü Einstein'a, seçeceği bir konuyu seçeceği biriyle tartışmasını önerdi; Einstein savaşı ve Freud'u seçti.

Einstein'ın mektubu "Caputh, bei Potsdam, 30. Juli 1932" tarihini taşır; Freud'un cevabı "Wien, im September 1932" diye açılır. Broşür Mart 1933'te basıldı ve Almanca baskının iç kapağı yalnız iki bin numaralı nüsha basıldığını yazar. Einstein'ın mektubu on bir, Freud'unki otuz sekiz sayfa tutar.

Mekanizma

Bir fizikçinin soruları

Einstein'ın mektubu tek bir soruyla açılır: insanları savaşın felaketinden kurtarmanın bir yolu var mı ("Gibt es einen Weg, die Menschen von dem Verhängnis des Krieges zu befreien?").

Örgütsel cevabı basit bulur: devletler anlaşmazlıklarını çözecek yasama ve yargı yetkili bir organ kurar ve kararlarına koşulsuz uyar. Güçlüğü de görür: hak ile güç ayrılmaz, kararını uygulatamayan bir mahkeme hukuk dışı etkilere açık kalır; devletler egemenliklerinin bir kısmından vazgeçmedikçe güvenlik kurulamaz.

Sonra soru psikolojiye kayar. Her ülkede savaştan çıkar sağlayan küçük bir azınlık okulu, basını, çoğu zaman dinî örgütleri elinde tutar. Peki savaştan yalnız kaybedecek kitleler bu araçlarla kendini feda etme noktasına kadar nasıl ateşlenebiliyor? Einstein'ın cevabı insanda yaşayan bir "Bedürfnis zu hassen und zu vernichten", nefret etme ve yok etme ihtiyacıdır: olağan zamanlarda gizli kalan, ama kolayca uyandırılıp kitle psikozuna dönüşebilen bir yatkınlık. Son sorusu buradan çıkar: insanların ruhsal gelişimi bu psikozlara karşı daha dayanıklı olacak biçimde yönlendirilebilir mi? Bunu yalnız eğitimsizler için sormadığını belirtir; ona göre telkine en kolay kapılan, dünyayı basılı kâğıttan tanıyan "aydın" kesimdir.

Hak, güç ve topluluğun birleşik gücü

Freud cevabına bir sözcük değişikliği önererek başlar: Einstein'ın "Macht" (güç) dediği yere daha sert "Gewalt" sözcüğünü, şiddeti koyar. Hak ile şiddet bugün karşıt görünür, ama biri ötekinden gelişmiştir.

Küçük bir insan topluluğunda kime neyin ait olacağına önce kas gücü karar verir, sonra silah ve onu daha iyi kullanan akıl. Bu düzen tek bir yoldan değişir: birinin üstün gücü birkaç zayıfın birleşmesiyle dengelenebilir. Freud sonucu kısa yazar: "das Recht ist die Macht einer Gemeinschaft", hak bir topluluğun gücüdür. Bu hâlâ şiddettir ve aynı araçlarla çalışır; yalnız artık tek kişinin elinde durmaz. Geçişin koşulu birleşmenin kalıcı olması ve kendini kurallarla örgütlemesidir; ortak çıkar tanındıkça üyeler arasında topluluk duyguları doğar ve Freud topluluğun asıl gücünü bunlarda görür.

Freud buradan uluslararası düzene geçer. Savaşı kesin olarak önlemenin yolu, bütün çıkar çatışmalarında hüküm verecek merkezî bir otoritedir ve bunun iki koşulu vardır: böyle bir merciin kurulması ve ona gerekli gücün verilmesi. Milletler Cemiyeti birincisini karşılar, ikincisini karşılamaz; kendi gücü yoktur. Freud kurumu yine de gücün yerine düşünsel tutumlarla otorite kazanmayı deneyen, belki eşi görülmemiş bir girişim sayar; ama hakkın çıplak şiddetten doğduğunu unutmayı bir hesap hatası bulur.

İki dürtü ve savaş coşkusu

Einstein'ın nefret ve yok etme ihtiyacı hakkındaki tahminine Freud "uneingeschränkt", kayıtsız şartsız katıldığını yazar ve dürtü kuramını bir fizikçiye özetler. İnsanın dürtüleri iki türdendir: korumak ve birleştirmek isteyenleri Platon'un Şölen'indeki anlamıyla erotik sayar, yok etmek isteyenleri saldırganlık ya da yıkıcılık dürtüsü adı altında toplar. Kavramın doğuşunu ve gördüğü direnci M07-D06 ile M07-D07 izledi; bu mektupta yeni olan, kuramın bir muhatabı ikna etmek için sadeleştirilmesidir.

İki dürtü neredeyse hiç tek başına iş görmez, birbirine "alaşım" gibi karışır. Kendini koruma dürtüsü amacına ulaşmak için saldırganlığa ihtiyaç duyar; nesneye yönelen sevgi de nesnesini ele geçirmek için bir sahiplenme bileşeni ister. Bir eylem de çoğu zaman birden çok güdünün buluşmasıyla doğar. Freud burada Göttingen'li fizikçi Lichtenberg'in güdü gülünü anar: eylemin nedenleri pusuladaki otuz iki rüzgâr gibi sıralanıp "ekmek, ekmek, şan" diye adlandırılabilir. İnsanlar savaşa çağrıldığında içlerinde soylu ve bayağı, söylenen ve susulan bir dizi güdü birden evet der; saldırganlığın hazzı bunlardan biridir.

Freud vicdanın oluşumunu saldırganlığın içe dönmesine bağlamayı kendisi "Ketzerei", bir sapkınlık diye anar; fikrin uzun hâlini M09-D04 okudu. Kuramın bir tür mitoloji gibi görünebileceğini kabul eder ve sorar: her doğa bilimi sonunda böyle bir mitolojiye varmaz mı? Pratik sonucu açıktır: saldırgan eğilimleri ortadan kaldırmaya çalışmanın umudu yoktur. Maddi ihtiyaçları güvenceye alarak saldırganlığı bitirmeyi uman Bolşevik beklentiyi de bir yanılsama sayar.

Dolaylı yollar: duygusal bağlar ve kültür

Saldırganlığı sökemiyorsak ne kalır? Freud dolaylı yolları "mitolojik dürtü kuramından" türetir. Savaşa hazır olmak yıkıcılık dürtüsünden geliyorsa, ona karşı rakibi Eros çağrılmalıdır: "Alles, was Gefühlsbindungen unter den Menschen herstellt, muß dem Krieg entgegenwirken." İnsanlar arasında duygusal bağ kuran her şey savaşa karşı işler.

Bu bağların bir türü, cinsel amaç taşımasa da bir sevgi nesnesine duyulan türden bağdır; Freud dinin de aynı şeyi söylediğini yazar, ama komşu sevgisini istemenin kolay, yerine getirmenin zor olduğunu ekler. Öbür türü özdeşleşmedir: insanlar arasında önemli ortaklıklar yaratan her şey ortak duygular uyandırır. Özdeşleşmenin 1921'deki tanımı M09-D02'de kaldı; 1932'de Freud onu kitle ile önder ilişkisinden alıp barışın aracı olarak düşünür.

İkinci önerisinin varsayımını açıkça yazar: insanların önderler ve bağımlılar diye ayrılması doğuştan ve giderilemez bir eşitsizliktir. Bu yüzden bağımsız düşünen, gözdağına boyun eğmeyen, hakikat için çabalayan bir üst katmanın yetiştirilmesine daha çok emek verilmelidir. İdeal olan, dürtü hayatını aklın diktatörlüğüne bağlamış insanların topluluğudur; Freud bunun büyük olasılıkla ütopik bir umut olduğunu da yazar.

Son sayfalar Einstein'ın sormadığı bir soruyu sorar: biz neden savaşa bu kadar isyan ediyoruz? Freud gerekçeleri doğru bulur, ama asıl nedeni başka yerde arar: "Wir sind Pazifisten, weil wir es aus organischen Gründen sein müssen." Organik nedenlerle pasifist olmak zorundayız; gerekçeleri sonra buluruz. Bunu kültürel gelişme süreciyle açıklar: atalarımıza haz veren duyumlar bize ilgisiz, hatta katlanılmaz gelir; akıl dürtü hayatına hükmetmeye başlar, saldırganlık içselleşir. Savaş bu tutumlarla en sert biçimde çelişir; pasifistlerdeki ret bu yüzden düşünsel olmaktan öte, bünyesel bir tahammülsüzlüktür ve savaşın estetik alçaltıcılığı da bu isyanda pay sahibidir.

Mektup, un gelmeden insanı aç bırakacak kadar yavaş öğüten değirmenler imgesiyle ve Einstein'dan hayal kırıklığı için dilenen bir özürle biter.

Usta katmanı

Broşür basıldığında Almanya'da iktidar değişmişti; Hitler Ocak 1933'te şansölye olmuştu. Aynı yılın mayısında Berlin'deki kitap yakma töreninde Freud'un yazıları "ruhu çürüten" kitaplar arasında ateşe atıldı.

Cevabın üst katman önerisi, insanların doğuştan önderler ve izleyiciler diye ayrıldığı varsayımına dayanır ve demokratik bir barış düzeniyle zor uzlaşır. Bilimsel itiraz başka yerdedir: sökülemez bir saldırganlık dürtüsü iddiası, savaşın insan doğasından mı, belli toplumsal örgütlenmelerden mi doğduğu sorusunu kapatmış gibi görünür. Bu soru antropolojide ve evrim biyolojisinde hâlâ açık.

Bulgu Freud'u yalanlamaz, ama bireyin yatkınlığının kendiliğinden savaşa dönüşmediğini gösterir; Freud'un dili ise kişinin yıkıcılığından ulusların savaşına tek adımda geçer.

Saldırganlığın evrimsel bir tabanı olduğu fikri bu kestirimde dayanak bulur; şiddet düzeyinin toplumsal örgütlenmeyle oynaması ise Freud'un hak ile şiddet anlatısına yön olarak yakın düşer. Duygusal bağlar önerisinin bugünkü akrabası temas araştırmasıdır; meta-analizi ve rastgele atamalı çalışmaların temkinli tablosu Temel Psikoloji M13-D10'da anlatıldı. Benzerlik kavram düzeyinde kalır: temas hipotezi koşulları ölçülebilir bir önermedir, Freud'un özdeşleşmesi bir dürtü kuramının parçası.

Yaygın yanlış"Freud savaşın kaçınılmaz olduğunu söyleyip umudu kesti."
Doğrusu

Mektup saldırganlığın ortadan kaldırılamayacağını söyler, ama dolaylı yolları uzun uzun tartışır ve kültürel gelişmeyi ilerleten her şeyin savaşa karşı çalıştığını yazar. Karamsarlığı hızla ilgilidir; değirmenlerin çok yavaş öğüttüğünü söyler.

Yaygın yanlış"Freud savaşı ahlaki ilkeler yüzünden reddeden bir pasifistti."
Doğrusu

Freud kendini ve Einstein'ı pasifist sayar, ama bu tutumu bir ahlak ilkesinden türetmez. Ona göre savaş karşıtlığı kültürel gelişmenin yarattığı bünyesel bir tahammülsüzlüktür; ahlaki gerekçeler doğrudur, ama sonradan gelir.

Yaygın yanlış"Tarih öncesi insanlar ve toplayıcılar sürekli savaş hâlindeydi."
Doğrusu

Göçebe toplayıcılar üzerine sistematik bir etnografik incelemede ölümlü saldırganlığın çoğu kişisel anlaşmazlıklardan doğuyordu ve gruplar arası savaş azınlıkta kaldı. Konu tartışmalıdır, ama "sürekli savaş" tablosu eldeki kayıtların taşıyabileceğinden fazlasını söyler.

Kanıtın sınırı

Warum Krieg? bir mektuptur ve bir mektubun sınırlarını taşır. Freud dürtü kuramını burada yeni bir veriyle sınamaz; 1920'den beri kurduğu yapıyı bir muhatap için özetler ve ona "mitoloji" demekten çekinmez. Hakkın şiddetten doğuşu da arşive dayanmayan kuramsal bir anlatıdır; bu yüzden mektubu anlatan kartlar yalnız Freud'un ne dediğini kaydeder. Araştırma kartları da Freud'u sınamaz, akraba soruları başka yöntemlerle sorar. Fry ve Söderberg yakın dönem kayıtlarından uzak geçmişe çıkarım yapar ve bu çıkarım tartışmalıdır; Gómez ekibinin soy ağacı kestirimi de yalnız bir modelin varsayımlarıyla ayakta durur. Temas araştırması önyargıyı ölçer; önyargının azalmasının devletler arası savaşı ne ölçüde önleyeceği bu çalışmaların genellemesinin dışında kalır. Bireyin yatkınlığından ulusların savaşına uzanan köprüyü Freud kurdu; nerede taşıdığı ve nerede çöktüğü hâlâ tartışılıyor.

Kendin dene

Aklında kalsın

Yazışma bir kurumun davetiyle doğdu: Einstein Temmuz 1932'de Caputh'tan yazdı, Freud Eylül'de Viyana'dan cevap verdi, broşür Mart 1933'te Paris'te çıktı.

Einstein uluslarüstü bir yargı organını kolay, kitlelerin kolayca ateşlenmesini zor buldu. Freud hakkı birleşmiş zayıfların gücü olarak anlattı; saldırganlığın sökülemeyeceğini, ama sevgiye benzer bağlarla ve özdeşleşmelerle dengelenebileceğini yazdı ve pasifizmini kültürün yarattığı bedensel bir tahammülsüzlüğe bağladı.

Bugünkü araştırma, kişinin saldırgan yatkınlığı ile toplulukların savaşını ayrı sorular olarak ele alıyor.

Sonraki derse köprü

Mektubu yazdıktan altı yıl sonra Freud, kitapları yakılmış ve Viyana'yı bırakmak zorunda kalmış seksenini aşkın bir adamdı. 1938 sürgünü onu Londra'ya taşıdı; orada yıllardır yarım duran bir kitabı tamamladı: Musa'nın kim olduğu ve tektanrıcılığın nereden geldiği üzerine tuhaf, tartışmalı bir deneme. Kitabın, sürgün yolculuğunun ve Londra yıllarının belgelerle izi M09-D06'da sürülecek; bir topluluğu bir arada tutan şey sorusu orada bir halkın kimliği sorusu olarak geri dönüyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.