İçeriğe geç

M09-D04

Uygarlığın Huzursuzluğu

Freud'un uygarlık ile dürtü arasındaki çatışmaya dair tezini metinden kurar.

Psikanaliz Akademisi — M09, Kültür, din ve uygarlık · 3.126 kelime · 16 örnek durum · 5 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 21 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Freud 1930 kitabında uygarlığı reddetmez, fiyatını hesaplar. Kültür insanı doğaya karşı korur ve ilişkileri düzenler; bunu dürtüden vazgeçme pahasına yapar.

Beşinci bölüm komşu sevgisi buyruğunu insanın saldırgan yatkınlığıyla sınar. Yedinci bölümde saldırganlık süperegoya devredilir ve vicdan, vazgeçtikçe sertleşir. Sekizinci bölüm suçluluğu kültürün başlıca sorunu yapar; kitap 1931'de eklenen, cevabı bilinmeyen bir soruyla biter.

Marcuse vazgeçişin bir kısmını tarihsel ve değiştirilebilir saydı. Bugünkü araştırma suçluluğun her biçiminin aynı yükü taşımadığını, insanların çoğunun hayatını olumlu değerlendirdiğini gösteriyor; hiçbiri Freud'un tezini doğrudan sınamıyor.

Açılış sahnesi

Tunceli'de, Munzur'a bakan beş katlı bir apartmanın sığınağı. Şubat sonu, yıllık yönetim toplantısı. Sevgi su idaresinde sayaç okuyor; yirmi yıldır kapı kapı dolaşıp rakam yazıyor ve tek bir okumayı yanlış girdiği görülmemiş. Mehmet karşı dairede oturuyor, ilçedeki lisenin kantinini işletiyor.

Gündemde çamaşır makineleri ve merdivendeki ayakkabılar var. Herkes bir şeyden vazgeçiyor. Üçüncü kattaki aile makineyi akşam ona çekiyor, ikinci kattaki genç bisikletini bodruma indirecek. Sevgi en sona kalıyor ve kimsenin istemediği bir şey öneriyor: balkonundaki saksıları kaldıracak, sulama suyu alt kata damlamasın.

"Damlıyor mu ki?" diye soruyor Mehmet.

"Bir kere damladı galiba. Yazın." Sevgi defteri imzalıyor, özür diliyor. Herkes kalktıktan sonra bir kez daha özür diliyor.

Merdivende Mehmet ona dönüyor. "Sen bu binada kimseye bir şey yapmadın. En çok sen bıraktın. Niye en suçlu sen gibisin?"

Sevgi gülüyor ama cevap vermiyor. Eve girince saksıları tek tek içeri taşıyor.

Bu apartman, sığınaktaki toplantı ve iki komşu uydurmadır; vazgeçtikçe artan bir suçluluk ise Freud'un 1930 kitabının yedinci bölümünde ciddiyetle sorduğu bir sorudur.

Bu derste ne olacak

M09-D03'ün sonunda sorulan soru, vazgeçişle kurulan bir uygarlığın insanı mutlu edip edemeyeceğiydi. Bu derste o sorunun Freud'daki en uzun cevabını okuyoruz. Kitap 1930'da Viyana'da, psikanaliz hareketinin kendi yayınevinden çıktı; sekiz kısa bölümden oluşur.

Tezi bölüm bölüm kuracağız: okyanus duygusundan mutluluğun kaynaklarına, kültürün tanımından komşu sevgisi buyruğuna, oradan saldırganlığın içe dönüşüne ve suçluluğa. Usta katmanında Herbert Marcuse'nin cevabına, sonra suçluluk ve mutluluk üzerine bugünkü ölçümlere geçiyoruz.

Sıfır noktası

Almanca başlıktaki Unbehagen keskin bir acıdan çok tedirginlik, yerine oturmamışlık duygusudur. Kultur sözcüğü ise Türkçede ikiye bölünür. Freud bu bölünmeyi istemiyordu; 1927'de kültürü uygarlıktan ayırmayı reddettiğini M09-D03 gösterdi. 1930 metninde de Kultur hem sanatı ve bilimi hem aleti, temizliği ve yasayı kapsayan tek bir alandır. Türkçede yerleşmiş "Uygarlığın Huzursuzluğu" başlığı bu yüzden yanlış bir çeviri sayılmaz; Almancadaki genişliği tek sözcüğe sığdırmanın bedelini taşır.

Yaygın yanlış"Freud uygarlığı suçlar ve ilkel hayata dönüşü önerir."
Doğrusu

Kitabın üçüncü bölümü tersini söyler. Freud, uygarlıktan vazgeçersek daha mutlu olacağımız iddiasını "şaşırtıcı" bulur, çünkü kendimizi acıya karşı koruduğumuz her araç zaten kültüre aittir. Onun derdi uygarlığın fiyatını hesaplamaktır.

Mekanizma

Okyanus duygusu ve Roma

Kitap bir dostun itirazıyla açılır. Freud bu dostun adını vermez, "bir arkadaş" der; din üzerine küçük kitabını ona göndermiş, aldığı cevapta dinin asıl kaynağının sınırsızlık ve sonsuzluk duygusu olduğunu okumuştur. Sonraki bir baskıya eklediği dipnotta, dostun 1930'da Ramakrishna ve Vivekananda üzerine iki kitap yayımladığını ve artık adını gizlemesine gerek kalmadığını yazar: Romain Rolland. Mektubun kendisini M09-D03 anlattı.

Freud bu duyguyu kendinde bulamadığını söyler, başkalarındaki varlığını da yadsımaz. Açıklaması gelişimseldir: bebek önce her şeyi kendisi sayar, dış dünyayı kendinden zamanla ayırır. Bugünkü ben duygusu bir zamanlar her şeyi kucaklayan bir duygunun "büzülmüş bir kalıntısı"dır.

Bu onu genel bir soruya götürür: ruhsal hayatta bir kez oluşan şey kaybolur mu? Roma'yı hayal eder; kent ruhsal bir varlık olsaydı Pantheon'un yerinde Agrippa'nın ilk yapısı da, Kolezyum'un yerinde Nero'nun sarayı da dururdu. Hemen ardından benzetmenin çöktüğünü kabul eder: en barışçıl kent bile yıkıp yeniden yapar. Vardığı sonuç ölçülüdür; ruhsal hayatta geçmiş korunabilir ama zorunlu olarak korunmaz.

Mutluluk programı ve acının kaynakları

İkinci bölüm hayatın amacı sorusunu kenara koyup daha mütevazı bir soru sorar: insanlar davranışlarıyla hayattan ne istediklerini gösteriyor? Cevap mutluluktur, yani acının yokluğu ve güçlü haz. Bu haz ilkesinin programıdır (M03-D08) ve Freud onun evrenle çatıştığını yazar: insanın "mutlu" olması niyeti "yaratılışın" planında yer almıyor ("im Plan der »Schöpfung« nicht enthalten").

Acı ise üç yönden gelir: çürümeye mahkûm bedenden, ezici güçleriyle dış dünyadan ve başka insanlarla ilişkilerden. Freud sonuncusunu belki hepsinden acı verici bulur. İnsanlar bu yüzden beklentilerini küçültür, acıdan kaçmayı hazzın önüne koyar. Bölüm kaçış yollarını gözden geçirir: yalnızlığa çekilmek, sarhoş edici maddeler, dürtüleri işe ve sanata yöneltmek (yüceltme, M06-D07), sevgiyi hayatın merkezine koymak, güzellikten zevk almak. Hiçbiri garanti vermez ve Freud bir reçete yazmaz: herkes için geçerli bir öğüt yoktur ("Es gibt hier keinen Rat, der für alle taugt").

Üçüncü bölüm kültürü tanımlar: hayatımızı hayvan atalarımızınkinden uzaklaştıran, insanı doğaya karşı korumaya ve insanlar arası ilişkileri düzenlemeye hizmet eden başarı ve kurumların bütünü. Alet, ateş, temizlik, düzen ve adalet bu tanıma girer. Huzursuzluğun kaynağı da burada belirir: kültür büyük ölçüde dürtüden vazgeçme üzerine kuruludur ve bu "kültürel engelleme", Freud'un yazdığına göre, bütün kültürlerin uğraştığı düşmanlığın nedenidir.

Eros, Ananke ve komşu

Dördüncü bölüm ilk insan topluluğunu iki kökten türetir: dış zorunluluğun yarattığı çalışma mecburiyeti ve sevginin gücü. Freud bunları Yunan adlarıyla anar: "Eros und Ananke sind auch die Eltern der menschlichen Kultur geworden." Sevgi ve zorunluluk kültürün anne babasıdır. Cinsel doyumdan vazgeçmeyen sevgi aileyi kurar; amacından alıkonmuş şefkat dostlukları ve geniş toplulukları bağlar (Eros, M07-D06). Freud bu bölümde kadınların, aileyi ve cinsel hayatı temsil ettikleri için kültür akımına karşı durduğunu da yazar; bu iddia çağının cinsiyet düzenini doğa gibi okur ve bugün eleştirilerin hedefindedir.

Beşinci bölüm kitabın en sert sayfalarıdır. Freud "Komşunu kendin gibi sev" buyruğuna yabancı biri gibi bakar: neden tanımadığım birini kendim gibi seveyim? Buyruk "Komşunu, komşun seni sevdiği kadar sev" deseydi itiraz etmeyeceğini söyler. Nedeni insanın yatkınlıkları arasındaki güçlü saldırganlık payıdır. Latince eski bir deyişi alıntılar, "Homo homini lupus", insan insanın kurdudur, ve sorar: hayatın ve tarihin deneyimlerinden sonra kim buna itiraz etmeye cesaret edebilir?

Freud'a bakılırsa komşu sevgisi buyruğu tam da insan doğasına bu kadar aykırı olduğu için gereklidir. Özel mülkiyet kalkınca saldırganlığın biteceğini umanlara da karşı çıkar: saldırganlık mülkiyetle yaratılmamıştır, mülkiyetin çok yoksul olduğu çağlarda da hüküm sürmüştür. Bölüm iki gözlemle kapanır. Birbirine yakın topluluklar birbiriyle en çok alay eder; örnekleri İspanyollar ile Portekizliler, İngilizler ile İskoçlardır. Ve uygar insan, bir parça mutluluk imkânını bir parça güvenlikle takas etmiştir.

Altıncı bölüm saldırganlığı ölüm dürtüsüne bağlar; o sayfaları ve kavramın gördüğü direnci M07-D07 okudu. Buradan taşıdığımız yalnız sonuçtur: kültür, Eros'un insanları birleştirme çabası ile yıkıcılık arasında bir mücadeledir.

Saldırganlık içe döner: vicdanın paradoksu

Yedinci bölüm kitabın asıl düğümünü çözer. Kültür saldırganlığı zararsız kılmak için ne yapar? Saldırganlık geldiği yere, kişinin kendi benine geri gönderilir. Süperego (M06-D02) bu saldırganlığı devralır ve başkalarına yöneltilemeyen sertliği bene uygular. Aradaki gerilim suçluluk bilinci olarak yaşanır, cezalandırılma ihtiyacı olarak dışa vurur. Freud imgeyi askerî kurar: kültür bireyi silahsızlandırır ve onu içindeki bir merciyle, fethedilmiş bir kentteki işgal birliği gibi gözetler.

Suçluluğun iki kökü vardır ("zwei Ursprünge des Schuldgefühls"): otoriteden korku ve süperegodan korku. İlki çocuğun sevgisini yitirme korkusudur; bu evrede korku yalnız yakalanmaya yöneliktir ve Freud pek çok yetişkinin burada kaldığını yazar. İkinci evrede otorite içe alınır; yakalanma korkusu da, kötülük yapmak ile istemek arasındaki fark da ortadan kalkar, çünkü süperegodan düşünce bile saklanamaz.

Paradoks burada doğar. Vicdan, insan erdemli oldukça daha sert ve kuşkulu davranır; en çok azizler kendini günahkâr sayar. Başlangıçta vicdan vazgeçişin nedenidir, sonra ilişki tersine döner: kişinin kendine tanımadığı her saldırganlık parçası süperegoya geçer ve bene yönelir. Dışarıdan dayatılan vazgeçiş vicdanı yaratır, vicdan da daha fazla vazgeçiş ister. Talihsizlik de vicdanı keskinleştirir; Freud bir dipnotta Mark Twain'in çaldığı ilk kavunun ham çıktığı öyküsünü bunun örneği sayar.

Sekizinci bölüm toplar. Freud niyetini açık eder: suçluluğu kültürün gelişmesindeki en önemli sorun olarak göstermek ve ilerlemenin bedelinin, artan suçlulukla gelen mutluluk kaybı olduğunu göstermek. Bu suçluluk çoğu zaman tanınmaz; bilinçdışı kalır ya da nedeni başka yerde aranan bir hoşnutsuzluk olarak, yani başlıktaki Unbehagen olarak görünür. Bir dipnotta Hamlet'ten bir dize koyar: vicdan hepimizi korkak yapar.

Son paragraf insan türünün kader sorusunu sorar: kültür, saldırganlığın ve kendini yok etme dürtüsünün ortak hayatı bozmasına ne ölçüde hâkim olabilecek? İnsanlar doğanın güçlerine öyle hükmediyor ki birbirlerini son kişiye kadar yok edebilirler. Freud ölümsüz Eros'un bir çaba göstermesini bekler. 1931 baskısında bir cümle ekler: "Aber wer kann den Erfolg und Ausgang voraussehen?" Ama sonucu ve akıbeti kim önceden görebilir?

Usta katmanı

Kitaba verilen en etkili felsefi cevap 1955'te Boston'da yayımlanan Eros and Civilization oldu. Stanford Felsefe Ansiklopedisi'nin Marcuse maddesine göre kitap, Freud'un uygarlığı kaçışsız bir baskı artışı olarak çizen karamsarlığına bir cevaptır.

Bugünkü araştırma Freud'un iki iddiasına dolaylı yoldan dokunuyor. İlki suçluluk. Duygu araştırması suçluluğu bir eyleme, utancı bütün benliğe yönelen duygu olarak ayırıyor; iki terim İlişki akademisinde (M08-D03) tanımlandı, suçluluğa yatkınlığın tahliye sonrası yeniden suç işlemeyi azalttığını gösteren boylamsal çalışma da M06-D02'de kart oldu.

Freud'un eylemle bağı kopmuş suçluluğu bu havada yüzen suçluluğa benziyor; ama araştırma, belirli bir eyleme bağlı ve onarıma yönelen suçluluğu daha az sorunlu buluyor.

İkinci iddia mutluluk. Freud'un yaratılış planı cümlesi bir ölçüm iddiası taşımaz; ama mutluluk araştırması yakın bir soruyu soruyor. Öznel iyi oluş Temel Psikoloji'de (M10-D08) tanımlandı.

Yaygın yanlış"Freud'a göre suçluluk ancak kötü bir şey yapınca duyulur."
Doğrusu

Yedinci bölüm tersini savunur. Süperego içe alındıktan sonra kötü bir şey istemek de suçluluk doğurur, çünkü bu mercie düşünceler bile saklanamaz. Freud'un paradoksu, hiç kural çiğnememiş birinin vicdanının en sert vicdan olabileceğidir.

Yaygın yanlış"Homo homini lupus Freud'un sözüdür."
Doğrusu

Freud bu Latince deyişi beşinci bölümde kendi buluşu olarak sunmaz; Roma komedyasına kadar uzanan ve Thomas Hobbes'la ünlenen eski bir sözü herkesin bildiği bir cümle olarak alıntılar. Katkısı, deyişi komşu sevgisi buyruğunun karşısına koymasıdır.

Kanıtın sınırı

Kitabın merkezindeki iddialar, yani kültürün vazgeçiş üzerine kurulduğu, saldırganlığın içe dönüp süperegoyu beslediği ve vazgeçişle vicdanın birlikte büyüdüğü, bir veri kümesinden türetilmedi. Freud bunları klinik deneyiminden, tarih okumalarından ve 1923 sonrası kuramından kurdu; metinde "bilmiyoruz" dediği yerler çoktur. Bu dersteki araştırma kartları Freud'u sınamıyor, yakın soruları ölçüyor. Kim ve arkadaşlarının meta-analizi bağıntısaldır ve neden-sonuç yönünü söylemez. Diener'lerin derlemesi kendi bildirimine dayanır; ölçülen memnuniyet Freud'un yoğun mutluluğuyla aynı şey olmayabilir. Genellemenin sınırı da açık: Freud'un "kültür"ü Avrupalı, kentli ve büyük ölçüde erkek bir deneyimden okundu. Utancın ve suçluluğun ağırlığının kültürden kültüre değişip değişmediği ve Freud'un evrensel saydığı paradoksun her toplumda aynı biçimde işleyip işlemediği hâlâ tartışılıyor.

Kendin dene

Aklında kalsın

Freud 1930 kitabında uygarlığı reddetmez, fiyatını hesaplar. Kültür insanı doğaya karşı korur ve ilişkileri düzenler; bunu dürtüden vazgeçme pahasına yapar.

Beşinci bölüm komşu sevgisi buyruğunu insanın saldırgan yatkınlığıyla sınar. Yedinci bölümde saldırganlık süperegoya devredilir ve vicdan, vazgeçtikçe sertleşir. Sekizinci bölüm suçluluğu kültürün başlıca sorunu yapar; kitap 1931'de eklenen, cevabı bilinmeyen bir soruyla biter.

Marcuse vazgeçişin bir kısmını tarihsel ve değiştirilebilir saydı. Bugünkü araştırma suçluluğun her biçiminin aynı yükü taşımadığını, insanların çoğunun hayatını olumlu değerlendirdiğini gösteriyor; hiçbiri Freud'un tezini doğrudan sınamıyor.

Sonraki derse köprü

Kitabın son cümlesi açık bir soruydu: Eros, yok etmeye yatkın hasmına karşı ayakta kalabilecek mi? Freud aynı soruyla kısa süre sonra yeniden karşılaştı, bu kez bir fizikçinin mektubunda. Albert Einstein ile aralarındaki savaş yazışması, saldırganlık kuramının bir kitap sayfasından çıkıp dünya siyasetine dair bir soruya cevap vermeye zorlandığı yerdir. «Neden Savaş?» adıyla basılan o iki mektup M09-D05'in malzemesi.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.