M09-D03
Bir Yanılsamanın Geleceği
Freud'un dini bir yanılsama olarak çözümleyen argümanını ve ona verilen yanıtları aktarır.
Psikanaliz Akademisi — M09, Kültür, din ve uygarlık · 3.065 kelime · 16 örnek durum · 5 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 20 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Freud 1927'de dinî tasarımları, doğa ve kader karşısında yeniden uyanan çocukluk çaresizliğine ve koruyucu baba özlemine bağladı.
Onun yanılsaması bir istek ölçütüdür: inancı istek doğurduysa yanılsamadır, sonu ne olursa olsun. Sanrıdan bu yüzden ayrılır ve dinî öğretilerin çoğu ona göre ne kanıtlanabilir ne çürütülebilirdi.
Pfister aynı ölçütü Freud'un bilime güvenine çevirdi, James kökeni değerden ayırdı, Winnicott yanılsamaya kültürün içinde yer açtı. Bağlanma araştırması sığınma fikrini kısmen doğruladı ve iyi bir çocukluğun da inanca götürebildiğini ekledi. Fadime'nin duası ile Halil'in kimseye yöneltemediği dileği, bu kitabın hiçbir sayfasında hükme bağlanmaz.
Açılış sahnesi
Ardahan'da, kasım sonu, akşam ezanından az sonra. Fadime'nin evinin arkasındaki ağılda kazlar susmuş; ocakta çay demleniyor. Fadime otuz yıldır kaz yetiştiriyor. Oğlu Halil ilçedeki meteoroloji istasyonunda gözlemci, nöbete gitmeden annesine uğramış.
Halil'in kızı yarın sabah şehirdeki hastanede ameliyata girecek. Doktorlar iyimser konuşmuş, ama ameliyat ameliyattır.
"Ben gece kalkıp namaz kılacağım," diyor Fadime. "Sonra dua edeceğim. Sen ne yapacaksın?"
Halil bardağı avucunda çeviriyor. "Saat başı rüzgârı, basıncı, sıcaklığı yazacağım." Bir an düşünüyor. "Ben de bir şey diliyorum, anne. Kime dilediğimi bilmiyorum, o kadar."
Fadime gülümsüyor. "Sen dile. Kime gittiğini ben bilirim."
İkisi de aynı şeyi istiyor ve ikisi de o gece elinden geleni yapacak. Fadime ile Halil'in mutfağı kâğıt üstünde kurulmuş bir mutfak; çaresizlik anında bir dileğin nereye yöneldiği sorusu ise Freud'un 1927'de yazdığı ince kitabın tam ortasında duruyor.
Bu derste ne olacak
M09-D02 Freud'un kitle kitabındaki bir kelimeyle bitmişti: kiliseyi bir arada tutan inanca orada "Illusion" denmişti. Bu ders o kelimenin bir kitabın başlığına taşındığı yere geliyor. Önce Freud'un argümanını kuruyoruz: kültürün bedeli, doğanın tehdidi, çocuğun babaya sığınışı ve yanılsamanın dar tanımı. Sonra bağlanma araştırmasının bu baba hipotezine ne dediğine, usta katmanında da kitaba itiraz edenlere bakıyoruz. Bir inancın doğru mu yanlış mı olduğuna karar vermek bu dersin işi sayılmaz; Freud da bunu yapmadığını söyler ve bu iddianın kendisi tartışıldı.
Sıfır noktası
Die Zukunft einer Illusion 1927'de, Freud'un kendi kurduğu Internationaler Psychoanalytischer Verlag tarafından Leipzig, Viyana ve Zürih adresleriyle basıldı. On kısa bölümlük bir kitaptır. Totemizm denemelerinde (M09-D01) dinin kökenini tarih öncesine yerleştiren Freud, burada soruyu bugünkü insanın ruh hâlinden sorar: dinî tasarımlar neden bu kadar değerlidir?
Başlıktaki kelime ilk okuyanı yanıltır. Türkçede "yanılsama" duyan aldanmayı düşünür; Freud ise kelimeye dar, teknik bir anlam verir ve dersin ağırlığı bu anlamdadır.
Yaygın yanlış"Freud bu kitapta Tanrı'nın olmadığını kanıtladığını söyler."
Freud dinî öğretilerin kanıtlanamadığını, aynı ölçüde çürütülemediğini de yazar ve kitabın amacının onların doğruluk değerine hüküm vermek olmadığını açıkça belirtir. Kendi inançsızlığını gizlemez, ama sunduğu şey psikolojik bir köken açıklamasıdır.
Mekanizma
Kültürün bedeli ve doğanın tehdidi
Kitap dinle açılmaz. Freud ilk bölümde kültürü, doğaya karşı kazanılmış bilgi ile insan ilişkilerini düzenleyen kurumların toplamı sayar ve uygarlıktan ayırmaz. Ona göre her kültür bir zorlamaya ve dürtüden vazgeçmeye (Triebverzicht) dayanır; ensest, yamyamlık ve öldürme isteklerinden gündelik açgözlülüğe kadar. Bu yüzden her birey kendi yararına olan kültüre içten içe düşmandır.
Freud bu düşmanlığı yumuşatan kaynakları sayar: dış baskının süperego aracılığıyla içe alınması (M06-D02), bir kültürün ideallerinden alınan narsisistik doyum, sanatın sunduğu ikame doyumlar. Sonra ikinci bölümün son cümlesinde asıl konusunu açar: bir kültürün ruhsal envanterinin belki de en önemli parçası dinî tasarımlarıdır, "başka, sonradan gerekçelendirilecek sözlerle, onun yanılsamaları".
Üçüncü bölüm soruyu tersinden kurar. Kültürü kaldırırsak geriye doğa kalır ve doğa daha acımasızdır: deprem, sel, fırtına, hastalık ve en sonunda ölüm. Bu güçler insana çaresizliğini yeniden gösterir. Bir felakette insanların iç kavgalarını unutup birbirine koşmasını Freud insanlığa dair az sayıdaki yüreklendirici izlenimden biri sayar.
Babaya sığınan çocuk
Kültür, Freud'a göre bireyin doğa karşısındaki savunmasını onun yerine üstlenir ve bunu her yerde benzer bir yolla yapar: doğayı insanlaştırarak. Kişiliksiz güçlerle konuşulamaz; fırtınada öfkeli bir irade görülürse ona yalvarılabilir. İnsan hâlâ savunmasızdır, ama eli kolu bağlı kalmaz.
Bu durumun bir çocukluk örneği vardır. İnsan aynı çaresizliği bir kez, küçük bir çocukken, korktuğu ama korunacağından da emin olduğu anne babasının, özellikle babasının karşısında yaşamıştı. Freud iki durumun birbirine benzetildiğini düşünür: insan doğa güçlerine baba niteliği verir ve onları tanrılara dönüştürür. Burada bireysel örneğin yanında Totem ve Tabu'da önerdiği kalıtsal örneği de izlediğini ekler.
1926 kaygı kuramındaki tehlike durumu (M06-D03) burada kültürün ölçeğine taşınır. Tanrılara üç görev kalır: doğanın dehşetini savuşturmak, ölümde görünen kaderin acımasızlığıyla barıştırmak, birlikte yaşamanın insana yüklediği acıları telafi etmek. Zamanla doğa kendi yasalarıyla işlemeye başladıkça vurgu üçüncüsüne, ahlaka kayar. Freud tabloyu, kendi sözüyle "bugünkü beyaz, Hristiyan kültürümüzden" seçtiği bir gelişme evresi üzerinden çizer; örneği tek bir dindir.
Yaygın yanlış"Freud dini insanın babasına duyduğu korkuyla açıklar."
Freud'un çiziminde baba hem korkulan hem de koruması güvenilen biridir; tanrı tasarımının gücü bu ikisinin birleşiminden gelir. Kitap dinî tasarımları doğanın tehdidine, ölümün kaçınılmazlığına ve kültürün adaletsizliğine verilen bir cevap olarak da kurar.
Yanılsama: istekten doğan inanç
Altıncı bölüm kitabın kalbidir. Freud'a bakılırsa dinî öğretiler insanlığın en eski, en güçlü ve en acil isteklerinin doyumlarıdır ve güçlerinin sırrı bu isteklerin gücüdür. Ardından kelimeyi sınırlar. Kendi çevirimizle: "Bir yanılsama bir yanılgıyla aynı şey değildir, zorunlu olarak bir yanılgı da değildir."
Örnekleri ayrımı açar. Haşeratın çöpten kendiliğinden doğduğu düşüncesi bir yanılgıydı ve Freud ona yanılsama demez. Kolomb'un Hindistan'a yeni bir deniz yolu bulduğuna inanması ise yanılsamaydı, çünkü bu yanılgıda isteğin payı açıktır. Orta sınıftan bir genç kız bir prensin gelip onu alacağı yanılsamasını besleyebilir; Freud böyle şeylerin birkaç kez gerçekten olduğunu ekler. İstek yanılsamayı tanımlar; gerçekleşip gerçekleşmemesi tanımın dışındadır.
Bu noktada yanılsama sanrıdan ayrılır. Sanrıda (M08-D06) belirleyici olan gerçekle çelişkidir; yanılsamanın böyle bir çelişki taşıması gerekmez. Freud dinî öğretilerin bazılarını gerçeğe dair bildiklerimizle o kadar çelişik bulur ki onları sanrıya benzetilebilir sayar, ama hemen ardından çoğu hakkında hüküm verilemeyeceğini yazar: "Kanıtlanamaz oldukları gibi çürütülemez de."
Yaygın yanlış"Yanılsama, Freud'da yalan ya da kandırmaca anlamına gelir."
Freud'un tanımında yanılsamayı yanılsama yapan şey isteğin inancın oluşumundaki payıdır; doğru ya da yanlış olması tanıma girmez. Bu yüzden yalanın, yani bilerek söylenen yanlışın, Freud'un kavramıyla bir ilgisi yoktur.
Bağlanma araştırması baba hipotezini sınıyor
Freud'un kitabı dindar insanlardan toplanmış bir veriye dayanmaz. Onun sığınma tablosunu bugün en yakından sınayan alan, bağlanma kuramının din psikolojisine uygulanmasıdır. Bağlanma figürünün tanımı İlişki tarafında (M04-D01) verildi; Pehr Granqvist ve arkadaşları bu kavramın inananların Tanrı ile ilişkisine uyup uymadığını sordu.
Telafi yolu Freud'un tablosuna benzer: Tanrı, bulunmayan bir korumanın yerini alır. Karşılık yolu onun hiç düşünmediği bir şey söyler: iyi bir çocukluk da inanca götürebilir.
Tehdit anında Tanrı'nın zihinde öne çıkması Freud'un çaresizlik tezine uyuyor. Bağlanma kuramı ise aynı ilişkiye keşfe çıkılan bir güvenli üs işlevi de verir; Freud onu yetişkinin bırakması gereken bir bağımlılık olarak okumuştu. Dindarlığın iyi oluşla ilişkisini Temel Psikoloji'nin din dersi (M15-D05) ayrıntısıyla işledi; burada depresyonla ilgili en geniş derlemeyi anıyoruz.
Usta katmanı
Kitabın biçimi de bir argümandır. Yedinci bölümden itibaren Freud bir hasım konuşturur; bu "gürültülü ses" dinin kültürün dayanağı olduğunu, inancını yitiren insanın kuralları da bırakacağını, tesellisini elinden almanın acımasızlık olacağını söyler. Freud cevabında psikanalizi korur: o, sonsuz küçükler hesabı gibi taraf tutmayan bir araştırma aracıdır; dine yönelik eleştirileri kendisinden önce başkaları da yazmıştır ve onun katkısı bunlara psikolojik bir temel eklemektir. Sekizinci bölümde dini insanlığın evrensel zorlantı nevrozuna benzetir (zorlantı nevrozu M08-D05'te); dokuzuncu bölümde insanın sonsuza dek çocuk kalamayacağını söyleyip buna "gerçekliğe eğitim" der. Kitap şu iki cümleyle kapanır: "Hayır, bilimimiz bir yanılsama değil. Ama bilimin bize veremeyeceğini başka bir yerden alabileceğimizi sanmak bir yanılsama olurdu."
İlk büyük cevap içeriden geldi. Zürihli Protestan papaz Oskar Pfister on dokuz yıldır Freud'la birlikte çalışıyor ve psikanalizi pastoral işinde kullanıyordu; Freud itirazlarını kendi dergisinde yayımlamasını istedi.
Pfister açılış mektubunda Freud'un dinle aslında dinî bir tutkuyla savaştığından kuşkulandığını yazar ve ikisini yanılabilecek meteorologlara benzetir. Başlıktaki ters çevirme itirazı özetler: dinsiz bir gelecek beklentisi de istekten doğmuş olabilir.
İkinci bir hat Freud'dan önce kurulmuştu. William James'in 1901–1902'de Edinburgh'da verdiği Gifford dersleri The Varieties of Religious Experience adıyla çıktı. James bir şeyin nereden geldiği sorusuyla ne değer taşıdığı sorusunu iki ayrı yargı sayar ve dinî deneyimi bedensel bir nedene indirip değersiz ilan eden tutuma "tıbbi materyalizm" der. Ölçütünü de eski bir sözden alır: "Onları kökleriyle değil, meyveleriyle tanıyacaksınız." Freud'un kitabı kökene bakar; James'in okuyucusu meyveye bakmayı önerir.
Psikanalizin içinden Donald Winnicott, 1953'te yayımlanan geçiş nesneleri yazısında iç gerçeklik ile dış gerçeklik arasında bir ara deneyim alanı tarif etti ve sanatı, dini, hayal gücünü bu alana yerleştirdi (M16-D07). Winnicott'ta yanılsama yaratıcılığın ve kültürün beslendiği bir alandır. Erik Erikson da 1950 kitabında dini, bebeklikte kurulan temel güvenin yetişkin hayatta kurumsal karşılık bulduğu yerlerden biri olarak düşündü (M15-D03).
Kitap bir mektup da doğurdu. Romain Rolland 5 Aralık 1927'de Freud'a yazdı: ona göre dinin asıl kaynağı, sınırsızlık hissine benzettiği "okyanusça" bir duyguydu. Freud bu itiraza ancak üç yıl sonraki kitabında cevap verecekti.
Yaygın yanlış"Bilim bir inanç sistemidir, din de öyle; ikisi aynı yerde durur."
Freud bilimin de yanılabileceğini kabul eder ama ayrımı sınamada kurar: bilim yanlışlarını zamanla düzelten bir çalışmadır. Pfister bu güvenin aşırı olduğunu savunur. İki görüşü de anlamak, ikisini birbirine eşitlemeyi gerektirmez.
Kanıtın sınırı
Freud'un argümanı bir köken açıklamasıdır ve kökenin değeri belirlemediği itirazı James'ten Pfister'e kadar her yanıtta yeniden çıkar. Freud bunu bildiğini söyler ve doğruluk değerine hüküm vermediğini yazar; yine de kökenden kuşkuya geçtiği son paragraf bu sınırı zorlar ve tartışma bugün de süren bir felsefe sorusudur. Ampirik tarafta bağlanma araştırması Freud'un sığınma tablosunun bir kısmını destekliyor, bir kısmını düzeltiyor; ama verilerin çoğu Batılı Hristiyan ve Yahudi örneklemlerden, laboratuvar ölçümlerinden ve ilişkisel desenlerden geliyor. Smith ve arkadaşlarının bulduğu etki küçüktür ve yönü belirsizdir. Bu bulguların İslam'ın, Aleviliğin ya da tanrısız geleneklerin yaşandığı toplumlara nasıl taşınacağı ayrıca sınanmalıdır. Hiçbir psikolojik bulgu bir inancın doğru mu yanlış mı olduğunu söyleyemez.
Kendin dene
Aklında kalsın
Freud 1927'de dinî tasarımları, doğa ve kader karşısında yeniden uyanan çocukluk çaresizliğine ve koruyucu baba özlemine bağladı.
Onun yanılsaması bir istek ölçütüdür: inancı istek doğurduysa yanılsamadır, sonu ne olursa olsun. Sanrıdan bu yüzden ayrılır ve dinî öğretilerin çoğu ona göre ne kanıtlanabilir ne çürütülebilirdi.
Pfister aynı ölçütü Freud'un bilime güvenine çevirdi, James kökeni değerden ayırdı, Winnicott yanılsamaya kültürün içinde yer açtı. Bağlanma araştırması sığınma fikrini kısmen doğruladı ve iyi bir çocukluğun da inanca götürebildiğini ekledi. Fadime'nin duası ile Halil'in kimseye yöneltemediği dileği, bu kitabın hiçbir sayfasında hükme bağlanmaz.
Sonraki derse köprü
Rolland'ın okyanus duygusu Freud'un aklından çıkmadı ve 1930'da yayımlanan Das Unbehagen in der Kultur'un ilk bölümü o mektuba verilmiş bir cevap gibi açılır. Ama kitap hızla 1927'de yalnız eskiz olarak bıraktığı bir soruya döner: insan dürtülerinden vazgeçmeden birlikte yaşayamıyorsa ve vazgeçtiği her şeyin bedelini içinde taşıyorsa, uygarlık insanı mutlu edebilir mi? Saldırganlık bu kez kenarda bir not olmaktan çıkıp sorunun merkezine yerleşir. Uygarlığın Huzursuzluğu'nu o çatışmanın kuruluşuyla birlikte okumak M09-D04'ün işi.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.