İçeriğe geç

M09-D01

Totem ve Tabu

Freud'un ilk baba ve totem yemeği varsayımını ve antropolojinin bu varsayıma itirazlarını aktarır.

Psikanaliz Akademisi — M09, Kültür, din ve uygarlık · 3.253 kelime · 16 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 15 dk okuma · 22 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Freud dört denemeye aynı güveni duymaz: tabu analizini sağlam sayar, ilk baba öyküsünü önsözünde bir varsayım diye sunar. O öykü Darwin'in tahminini, Atkinson'ın kitabını ve Robertson Smith'in kurban kuramını baba kompleksiyle birbirine bağlar.

Antropoloji öyküyü kabul etmedi: Kroeber olasılıkların çarpımla eridiğini savundu, Malinowski açıklamanın döngüselliğini gösterdi, Lévi-Strauss totemizmi tek bir kurum olmaktan çıkardı. Kuşaklar boyu suçluluk biyolojide karşılık bulmadı; "vahşi" sözcüğü ve basamaklı tarih şeması dönemin sömürgeci bakışını taşır.

Ensestten kaçınma sorusu birlikte büyümeyi ölçen çalışmalarla sürüyor. Ahlat'ta turnaya taş atılmaması atanın varlığını kanıtlamaz; Freud'un öyküsü de bugün bir kanıttan çok, kurallarımızın kökenini sorduran bir kışkırtma olarak okunuyor.

Açılış sahnesi

Bitlis'in Ahlat ilçesinde, göl kıyısındaki bir köyün son evi. Neriman kırk yıldır kamıştan hasır örüyor. Yaşar ilçede, Selçuklu mezar taşlarını gezenlere yol gösteren bir turizm rehberi. Bir otobüs dolusu ziyaretçiyi köye getirmiş, çünkü biri köyün adını sormuş.

"Anlat şunu, teyze," diyor Yaşar. "Ben anlatınca inanmıyorlar."

Neriman elindeki kamışı bırakmıyor. Köyü bir ata kurmuş, diyor; nereden geldiği bilinmiyor, ama sudan yana bir yer ararken bir turna sürüsünü izlemiş ve sürünün konduğu yerde kaynağı bulmuş. O gün bir söz vermiş: bu köyde kimse turnaya taş atmayacak. Köyde bugün de kimse atmaz. Çocuklar bile sürü geçerken sesini alçaltır.

Ziyaretçilerden biri, ata hangi yüzyılda yaşamış, diye soruyor. Neriman omuz silkiyor. Yaşar araya giriyor: "Kayıtlarda köyün adı başka geçiyor. Bu hikâyeyi hiçbir belgede bulamadım."

"Bulamazsın," diyor Neriman. "Onu gören yok. Ama turnaya taş atan da yok."

Yaşar akşam ilçeye dönerken bunu düşünüyor: hikâyenin doğruluğunu kimse sınayamıyor, yasak ise her gün sınanıyor ve tutuyor.

Ahlat gerçek bir ilçe; göl kıyısındaki köyü, atayı ve turna yeminini ise bu satırlar için biz uydurduk. Yaşayan bir yasağın kökenini yitirmiş olması, Freud'un 1913 kitabında çözmeye giriştiği bilmecenin ta kendisidir.

Bu derste ne olacak

Modül 9'a geçiyoruz. Bu modülde Freud kuramını kliniğin dışına taşıyor ve dinin, ahlakın, kitlelerin, uygarlığın kökenini açıklamaya girişiyor. Biz de bu metinleri argümanlarıyla okuyacak, sonra antropolojinin ve tarihin onları bugün nasıl tarttığına bakacağız.

M08-D08'in kapandığı yerden başlıyoruz: tanığı olmayan bir öyküden. Totem und Tabu'nun (Totem ve Tabu) dört denemesini sırasıyla açacağız: ensest korkusu, tabu ve duyguların ikircikliliği, büyü ve animizm, totemizmin çocuklukta geri dönüşü. İlk baba ve totem yemeği varsayımını Freud'un kendi çekinceleriyle okuduktan sonra, usta katmanında antropologların itirazlarına, totemizm kavramının dağılmasına ve ensest kaçınmasının bugün nasıl sınandığına geçeceğiz.

Sıfır noktası

Kitap 1913'te Viyana'da çıktı. Önsözünde Freud, dört yazının daha önce kendi yönettiği Imago dergisinin ilk iki cildinde yayımlandığını söyler; önsöz "Roma, Eylül 1913" diye imzalıdır. Alt başlığı dönemin dilini taşır: Einige Übereinstimmungen im Seelenleben der Wilden und der Neurotiker, yani vahşilerin ve nevrotiklerin ruhsal hayatındaki bazı uyuşmalar.

"Vahşi" (Wilde) bir dönem terimidir: Freud onu okuduğu etnograflardan alır ve Avustralya'nın yerli halklarını, Melanezya ve Polinezya topluluklarını böyle anar. Bu derste sözcük yalnız Freud'u aktarırken, tırnak içinde geçecek.

Yaygın yanlış"Totem, bir topluluğun taptığı hayvan ya da tanrıdır."
Doğrusu

Freud'un okuduğu kaynaklarda totem bir ata, bir koruyucu ve bir akrabalık işaretidir; klan üyeleri ondan geldiğine inanır ve ona karşı yasaklarla bağlıdır. Tapınma ile özdeşleşmeyi aynı şey saymak, kitabın sorusunu baştan bulanıklaştırır.

Mekanizma

Ensest korkusu: yasak neden bu kadar geniş?

İlk deneme Avustralya'nın yerli toplulukları üzerine yazılmış etnografilerle açılır; Freud onları, dönemin etnograflarının yargısını tekrarlayarak, en "geri" kalmış topluluklar diye seçer. Ona şaşırtıcı gelen şey, aynı totemi taşıyanlar arasındaki evlilik yasağının kan bağından çok daha geniş bir halkayı kapsamasıdır. Totem anneden ya da babadan miras kaldığı için yasak, biyolojik akrabalığın hiç ulaşmadığı klan üyelerine de uzanır. Bu kurala dışevlilik (exogamy) denir.

Aynı denemede Freud, Avustralya'dan Melanezya'ya pek çok toplulukta görülen bir kaçınmaya yer ayırır: damat ile kayınvalide birbirine yaklaşmaz, adını anmaz. Ona göre bu kadar ayrıntılı bir korunma, korunulan tehlikenin bir zamanlar gerçek bir istek olduğunu düşündürür; nevrotik hastada da ensest isteği bilinçdışında kalır ve kaçınmalarla çevrilir.

Tabu: kutsal ile tehlikelinin aynı sözcükte buluşması

Önsözde Freud tabu analizini "sorunu tüketen" bir çözüm sayar; ona göre tabu aramızda hâlâ yaşar ve Kant'ın kategorik buyruğu gibi gerekçe kabul etmeden işler.

Freud'un okumasında tabu sözcüğü hem kutsal ve yüce olanı hem tekinsiz ve kirli olanı taşır. Kral, rahip ve yeni doğan, doğum ve ergenlik gibi geçiş halleri, hastalık ve ölüm bu tehlikeli güçle yüklüdür; güç dokunmayla bulaşır ve yasağı çiğneyen de yasaklı olur. Freud bu çift yüzü aynı nesneye yönelen sevgi ile düşmanlığın bir aradalığıyla, yani ikircikliliğiyle açıklar. Ölü yasaklarını yansıtma üzerinden okuması M06-D05'te geçti; Sıçan Adam'da adsız kalan bu çatışmanın kitapta bir başlığa çıktığını M08-D05 göstermişti. Karşılaştırmanın öteki ucu zorlantı nevrozudur: orada da yasaklar gerekçesizdir, yer değiştirerek yayılır ve törensel kefaretle çözülür. Freud farkı da yazar: tabu bir topluluğun ortak kurumudur, nevroz kişiyi toplumdan uzaklaştıran özel bir yapı.

Üçüncü deneme büyü ve animizm üzerinedir; Sıçan Adam'la bağı M08-D05'te işlendi. Burada yalnız Freud'un önerdiği gelişim sırasını not edelim: animist, dinsel ve bilimsel dünya görüşleri birbirini izler. Bu basamak şeması döneminin evrimci antropolojisinden gelir ve bugün terk edilmiştir.

Bilimsel bir mit: ilk sürü ve totem yemeği

Dördüncü deneme dönemin totemizm kuramlarını eler, sonra üç bağımsız parçayı birleştirir. Charles Darwin, insana en yakın maymunların yaşayışından yola çıkarak ilk insanların küçük gruplarda yaşadığını, en güçlü erkeğin kıskançlıkla öteki erkekleri uzaklaştırdığını tahmin etmişti; Freud buna "Darwin'in ilk sürüsü" (Darwinsche Urhorde) der, ad Freud'undur. James Atkinson 1903 tarihli Primal Law kitabında, kovulan gençlerin eşi dışarıda aramasının dışevliliği pratikte başlattığını düşünmüştü. William Robertson Smith ise 1889'da Semitlerin dini üzerine kitabında, en eski kurbanın klanın normalde dokunulmaz saydığı totem hayvanını topluca öldürüp yemek olduğunu ileri sürmüştü; Freud'un aktarımına göre elindeki tek betim milattan sonra beşinci yüzyıldan kalmaydı.

Freud parçaları baba kompleksiyle birleştirir. Küçük Hans'ın at korkusunda (M08-D04) babaya yönelik duyguların bir hayvana kaydığını görmüştü; totem hayvanı da ona göre babanın yerine geçer. Öyküyü "bir gün" diye açar: kovulan kardeşler birleşir, babayı öldürür ve yer. Yemek bir özdeşleşmedir, her biri babanın gücünden bir parça edinir. Totem yemeği, Freud'un deyişiyle "belki insanlığın ilk bayramı", bu olayın tekrarı ve anması olacaktır.

Kardeşler babadan hem nefret etmiş hem ona hayran olmuştur. Nefret doyunca bastırılmış sevgi geri gelir, ortak bir pişmanlık ve suçluluk doğar; ölü baba yaşayandan güçlü olur. Kardeşler totemi öldürmeyi kendilerine yasaklar ve serbest kalan kadınlardan vazgeçerler. Freud totemizmin iki temel tabusunu böyle türetir ve Oidipus kompleksinin (M05-D04) iki bastırılmış isteğiyle çakışmasını bu kökene bağlar.

Freud'un kendi çekinceleri ve kuşaklar boyu suçluluk

Freud öyküyle birlikte sınırlarını da yazdı. Önsözde varsayımının (Hypothese) "sonunda oldukça olasılık dışı" çıktığını, ama bunun güçlükle kurulabilecek gerçekliğe yaklaşmış olmasına engel olmadığını söyler. "Bir gün" cümlesine düştüğü dipnotta okurdan sonraki dipnotun son cümlelerini düzeltici olarak almasını ister; orada bu malzemede kesinlik aramanın anlamsız, kesinlik istemenin de haksız olacağını yazar.

Son sayfalarda iki zorluğu kendisi adlandırır. Birincisi, akıl yürütmenin bir kitle ruhu (Massenpsyche) varsaymasıdır: bir eylemin suçluluğu binlerce yıl yaşar ve o eylemi bilemeyecek kuşaklarda etkili olur. Freud iki aktarım yolu önerir: ruhsal eğilimlerin kalıtımı ve her kuşağın öncekinin törenlerini bilinçdışında çözerek anlaması. İkincisi, ilkel toplulukların da nevrotikler gibi yalnız düşündükleri bir şeyden suçluluk duymuş olabilmesidir. Freud bu olasılığı tartar ve kitabı Goethe'nin Faust'undan bir dizeyle kapatır: "Im Anfang war die Tat", başlangıçta eylem vardı. Hemen öncesinde kararın son kesinliğini savunmadığını ekler.

Kalıtım yolu, M08-D07'nin "filogenetik miras" diye ele aldığı fikrin ilk biçimidir ve edinilen özelliklerin kalıtımla geçtiğini söyleyen, Lamarck'ın adıyla anılan görüşe dayanır. Modern biyoloji bir olayın anısının ya da suçluluğunun genlerle torunlara geçtiğini kabul etmez; kuşaklar ötesi epigenetik etkiler (Temel Psikoloji, M04-D03) bir olayın içeriğini taşımaz. Törenlerle öğrenme yolu kalıtımsız da tartışılabilir, ama o zaman tek bir başlangıç olayına ihtiyaç zayıflar.

Yaygın yanlış"Freud ilk baba cinayetini tarihsel bir olgu olarak kanıtladığını ileri sürdü."
Doğrusu

Freud öyküsünü önsözde bir varsayım olarak sunar ve olasılık dışı kaldığını kendisi yazar. Kapanışta eylemin yaşandığına doğru eğilse de kesinlik iddiasını açıkça geri tutar. Öyküyü bir tarih gibi aktaran yorumlar metnin kendisinden ileri gider.

Usta katmanı

Kitabın 1918 İngilizce çevirisinden iki yıl sonra en sert antropolojik okuma Berkeley'den, Alfred Kroeber'den geldi.

Kroeber 1939'da American Journal of Sociology'de konuya döndü. Bu yazıyı aktaran ikincil kaynaklara göre ilk yazısının sertliğinden duyduğu vicdan rahatsızlığını dile getirdi ve yazıyı Freud'a bir saygı borcu olarak sundu, ama ilk baba öyküsünü yine kabul etmedi. Freud 1921'de bir İngiliz eleştirmenin varsayımına "just so story" dediğini yazar; eleştirmenin adı "Kroeger" diye basılıdır, ama Kroeber'in 1920 yazısında bu ifade geçmez.

Freud saha çalışması yapmadı; kitabını Frazer'ın derlemelerinden, Baldwin Spencer ile Francis Gillen'in Avustralya etnografilerinden kurdu. Malinowski'nin Trobriand'dan getirdiği itiraz ve Jones'un cevabı M05-D04'te anlatıldı. Malinowski 1927 kitabının birkaç bölümünü ilk sürüye de ayırdı: kültürü başlattığı söylenen olayın örgütlenme, ahlak ve din gibi kültürün kendisini zaten varsaydığını, yani açıklamanın kendi etrafında döndüğünü savundu.

Daha derin itiraz kitabın zeminini hedef aldı. Claude Lévi-Strauss 1962'de Le Totémisme aujourd'hui (Bugün totemizm) kitabında totemizmin, dünyanın dört bir yanından toplanmış farklı uygulamaların on dokuzuncu yüzyıl antropologlarınca tek bir kurum gibi paketlenmesinden doğduğunu savundu; açılışta totemizmin kaderini histerininkine benzetir, iki kategori de sorgulanınca birleştirici yorumlara direnmişti. Bu doğruysa Freud'un kökenini aradığı tek bir kurum yoktur.

Freud'un ilk denemesi, yaşayan bazı toplulukları "kendi gelişimimizin iyi korunmuş bir ön basamağı" sayan bir varsayımla açılır. İnsanları geçmişin canlı fosili diye okuyan bu bakış dönemin sömürge yönetimlerinin bilgi düzeniyle iç içeydi; antropoloji onu yirminci yüzyıl boyunca bıraktı.

Bugünkü araştırma soruyu Westermarck'ın tarafından yeniden açtı; kibbutz ve Tayvan verileri (Temel Psikoloji, M04-D09) ve birlikte yaşama süresiyle ahlaki yargının ilişkisi (M05-D04) daha önce aktarıldı. Aşağıdaki çalışma Freud'un 1913 itirazının merkezine dokunur.

Freud'un Frazer'dan aldığı soru ise açık kalıyor: kaçınma kendiliğinden doğuyorsa neden neredeyse her toplumda ayrıca bir yasakla korunuyor?

Yaygın yanlış"Westermarck etkisi Freud'un ensest açıklamasını tamamen çürüttü."
Doğrusu

Birlikte büyüyenler arasındaki isteksizliğe dair veriler, Freud'un o kişiler arasında güçlü bir istek varsayımını zayıflatır. Ebeveynlere yönelen duyguları, yasakların neden bu kadar yaygın ve sert olduğunu ya da tabunun ikircikliliğini ise sınamazlar. Tartışmanın bir kolu kapanmış, ötekiler açık durur.

Yaygın yanlış"Totem ve Tabu, Freud'un uzak topluluklar arasında yaptığı gözlemlere dayanır."
Doğrusu

Freud bu toplulukların hiçbirini görmedi; kitabı başkalarının derlediği etnografik malzemeden kurdu. Kroeber'in uyarısına göre o malzemeyi derleyenlerin çoğu da sahadan çok kitaplardan çalışıyordu.

Kanıtın sınırı

Totem und Tabu'nun merkezindeki olay, tanımı gereği sınanamayan bir olaydır: Freud'un kendisinin de yazdığı gibi ilk sürü hiçbir yerde gözlenmedi ve tarih öncesinden ona dair bir belge kalmadı. Tartışılabilen yalnız öncülleridir ve onların her biri sonradan zayıfladı. Daha kalıcı görünen ikinci deneme de klinik bir benzetmeye dayanır ve topluluk düzeyinde hiç ölçülmedi. Westermarck çizgisindeki çalışmalar ilişkisel verilere ve büyük ölçüde belirli kültürlere dayanır; birlikte büyüme ile isteksizlik arasındaki bağın her toplumda aynı güçte olup olmadığı tartışmalıdır. Freud'un malzemesi Avustralya ve Okyanusya'dan, Robertson Smith'inki Akdeniz dünyasından gelir; bir kültürde görülen kuralın kökenini bütün insanlığa genellemek kitabın en zayıf halkasıdır. Lévi-Strauss'un açılış benzetmesi ve Kroeber'in 1939 yazısı bu derste ikincil aktarımlardan okundu.

Kendin dene

Aklında kalsın

Freud dört denemeye aynı güveni duymaz: tabu analizini sağlam sayar, ilk baba öyküsünü önsözünde bir varsayım diye sunar. O öykü Darwin'in tahminini, Atkinson'ın kitabını ve Robertson Smith'in kurban kuramını baba kompleksiyle birbirine bağlar.

Antropoloji öyküyü kabul etmedi: Kroeber olasılıkların çarpımla eridiğini savundu, Malinowski açıklamanın döngüselliğini gösterdi, Lévi-Strauss totemizmi tek bir kurum olmaktan çıkardı. Kuşaklar boyu suçluluk biyolojide karşılık bulmadı; "vahşi" sözcüğü ve basamaklı tarih şeması dönemin sömürgeci bakışını taşır.

Ensestten kaçınma sorusu birlikte büyümeyi ölçen çalışmalarla sürüyor. Ahlat'ta turnaya taş atılmaması atanın varlığını kanıtlamaz; Freud'un öyküsü de bugün bir kanıttan çok, kurallarımızın kökenini sorduran bir kışkırtma olarak okunuyor.

Sonraki derse köprü

Freud ilk sürüyü 1913'te bırakmadı. 1921 kitabının onuncu bölümünün başlığı bile "Kitle ve ilk sürü"dür; orada Totem und Tabu'yu yeniden anar ve dikkatini yaşayan kalabalıklara çevirir. Soru değişmiştir: bir önderin çevresinde toplanan insanları birbirine bağlayan nedir, ve kişi kalabalığın içinde neden kendini başka biri gibi yaşar? Kitle Psikolojisi ve Ego Analizi bu soruyu Le Bon'un betimlemesinden, kilise ile ordu örneğinden ve özdeşleşme kavramından geçerek cevaplar. O cevabın, kalabalıkları sahada ve deneyde inceleyen sosyal psikoloji karşısında nasıl durduğu M09-D02'nin işi.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.