İçeriğe geç

M08-D05

Sıçan Adam

Sıçan Adam vakasını ve obsesyonel nevroza dair Freud'un açıklamasını aktarır.

Psikanaliz Akademisi — M08, Beş büyük vaka · 3.213 kelime · 16 örnek durum · 5 kanıt kartı · ≈ 15 dk okuma · 21 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Freud vakayı 1909'da yayımladı. Genç hukukçu, sevdiği iki kişiye bir şey olacağı düşüncesi ve küçük bir borcu imkânsız bir yeminle ödeme çabasıyla gelmişti.

Freud'un açıklamasında zorlantı nevrozu, aynı kişiye yönelen sevgi ile nefretin birbirini felç etmesinden doğar; kuşku küçük şeylere kayar, zorlantı onu dengelemeye çalışır.

"Düşüncenin kadir-i mutlaklığı" adını Freud 1913'te bu hastadan aldı. Bilişsel araştırma akraba bir inancı düşünce-eylem kaynaşması diye ölçüyor ve bir yorumlama yanlılığı olarak ele alıyor.

Notlar Freud'un bir analizinden kalan tek kayıttır ve iyileşme iddiasını sorgulatır. Ernst Lanzer 1914'te savaşta öldü; ders ona bir tanı koymadı.

Açılış sahnesi

Gümüşhane'de, çarşının yukarısında dar bir sokak, kasım sabahı. Nurten pestil ve köme dükkânının kepengini kaldırırken Hüsnü yokuştan geri iniyor. Otuz bir yıl postanede gişe memurluğu yapmış, şimdi emekli.

"Hayırdır, dönüyorsun?"

"Kapıyı kilitledim mi bakacağım." Hüsnü gülüyor. "Kilitledim, biliyorum. Ama köprüye varınca aklım takıldı."

Nurten bir paket köme uzatıyor. "Al, torununa. Bu kış hiç hasta olmadı, maşallah." Söyler söylemez tezgâhın tahta kenarına iki kez vuruyor.

"Gördün mü," diyor Hüsnü, "sen de yaptın. Söyledin, sonra geri aldın."

"Âdet işte." Nurten omuz silkiyor. "Vurmasam içim rahat etmez."

Hüsnü paketi cebine koyuyor. "Gişede bir müşterim vardı. Biri onun yerine dört lira posta ücretini ödemiş. Üç gün üst üste geldi, parayı kime vereceğini sordu. Dördüncü gün parayı gişeye bıraktı, bir de dilekçe yazdı: 'Borcum kapanmıştır.' Biz güldük. O gülmedi."

Nurten'in dükkânı, kilit ve tahtaya vurulan iki parmak bu ders için uyduruldu; dört liralık borcun Viyana'da yaşanmış uzak bir akrabası ise 1907 sonbaharında bir hekime anlatıldı.

Bu derste ne olacak

Önceki ders Küçük Hans'ı bitirirken yönü değiştirdi: korku bu kez dışarıdaki bir hayvana bağlanmayacak, zihnin içinde dönecekti. Bu derste o yöne gidiyoruz.

Önce 1909'da yayımlanan vakanın öyküsünü, sonra Freud'un kuşku ve zorlantı açıklamasını izleyeceğiz. Ardından akşam notlarının metinle karşılaştırılmasına ve bilişsel araştırmanın aynı düşüncelere getirdiği başka açıklamaya bakacağız.

Sıfır noktası

Metnin özgün adı "Bemerkungen über einen Fall von Zwangsneurose", yani bir zorlantı nevrozu vakası üzerine notlar. Hastanın bugün yaygın olarak anıldığı "Sıçan Adam" (Rattenmann) adı metnin içinden, hastanın kendi anlatısından gelir. Yazı 1909'da, psikanalizin ilk yıllığı Jahrbuch für psychoanalytische und psychopathologische Forschungen'in birinci cildinde çıktı.

Ders boyunca Freud'un terimini kullanıyoruz. Bugünkü sınıflamanın bu tabloya ne ad vereceği, yalnız hekimin yazdıklarından verilecek bir karar olurdu; ders o kararı vermiyor. Obsesif-kompulsif belirtilerin bugünkü tarifi Terapi tarafında, S04-P01-D06'da işlendi.

Yaygın yanlış"Sıçan Adam, sıçanlardan korkan bir adamdı."
Doğrusu

Ad bir hayvan korkusundan gelmez. Hasta, bir tatbikatta bir yüzbaşıdan dinlediği bir işkence hikâyesinin ardından sevdiği iki kişiye bir şey olacağı düşüncesiyle boğuşmaya başlamıştı; sıçanlar o hikâyenin içindeydi.

Mekanizma

Bir tatbikat ve 3,80 kronluk bir borç

Akademik eğitim görmüş genç bir adam, çocukluğundan beri, son dört yıldır da şiddetle zorlantılı düşüncelerden yakındığını söyleyerek gelir. Korkusu çok sevdiği iki kişiye, babasına ve hayranlık duyduğu bir hanımefendiye bir şey olmasıdır. Tedavinin 1 Ekim 1907'de başladığı, Patrick Mahony'nin vaka üzerine yazdığı ansiklopedi maddesinde kayıtlıdır.

İkinci seansta hasta, kendisini Freud'a getiren olayı anlatır. Ağustosta yedek subay olarak katıldığı bir tatbikatta gözlüğünü (Zwicker) kaybetmiş, Viyana'daki gözlükçüsüne telgraf çekip yenisini istemiştir. Aynı molada Çek adlı bir yüzbaşı ona Doğu'da uygulandığını okuduğu bir işkence cezasını anlatır. Hasta bunu Freud'a aktarırken birkaç kez ayağa kalkar, ayrıntılardan bağışlanmayı ister. Freud onun yüzünde kendi de bilmediği bir hazzın dehşetini okuduğunu yazar; bu, hekimin yorumudur.

Ders o ayrıntıya girmiyor. Önemli olan sonrasıdır: hastanın aklından, aynı şeyin hanımefendinin, hemen ardından da yıllar önce ölmüş babasının başına geleceği düşüncesi geçer. Ertesi akşam aynı yüzbaşı ona gözlüğün geldiği paketi uzatır ve ödemeli ücreti bir üsteğmenin yatırdığını, parayı ona geri vermesi gerektiğini söyler. Hastanın içinde hemen bir "yaptırım" kurulur: parayı geri verme, yoksa o düşünce gerçekleşir. Onu bastırmak için de bir yemin yükselir: üsteğmene 3,80 kronu geri vermelisin.

Freud karışıklığı çözer. Hasta birkaç saat önce başka bir subaydan, ücreti postanedeki memur hanımın kendi cebinden ödediğini duymuştu. Yeminin dayanağının yanlış olduğunu biliyordu; yine de yemin etti ve onu harfiyen yerine getirmek için iki subayla postaneye gidip parayı elden ele dolaştıracak planlar kurdu. Bu bilgiyi hem kendinden hem Freud'dan saklamıştı.

Ölmüş bir baba, bir hanımefendi ve yoldaki taş

Hastanın babası dokuz yıl önce ölmüştü. Hasta hekime tehlikenin ne zaman geçeceğini sormuş, "öbür akşam" cevabını almış, gece bir saatliğine uzanmış ve uyandığında babasının öldüğünü öğrenmişti. Ölüm anında yanında olmadığı için kendini suçladı. Freud bu suçlamanın ancak bir buçuk yıl sonra şiddetlendiğini kaydeder; o zamana dek hasta iyi bir espri duyduğunda "bunu babama anlatmalıyım" diye düşünmeyi sürdürmüştü.

Freud'un yorumu burada sertleşir. Hasta on iki yaşında sevdiği bir kızın, başına bir felaket gelirse ona daha sevecen davranacağını düşündüğünü, felaket olarak da aklına babasının ölümünün geldiğini anlatır; bunun bir istek olmadığını, yalnız bir "düşünce bağlantısı" olduğunu söyler. Benzer bir düşünce babasının ölümünden altı ay önce, hanımefendiye âşıkken yeniden gelmişti: babası ölürse belki onunla evlenecek kadar zengin olacaktı. Freud ona kuramın bir parçasını açar: böyle bir korku eski, bastırılmış bir isteğe karşılık gelir, dolayısıyla hastanın güvencesinin tersini varsaymak gerekir. Hastanın itirazını da kayda geçirir.

Hanımefendiyle ilgili zorlantılar kurama en çok malzeme veren bölümdür. Kadının şehirden ayrıldığı gün hastanın ayağı yolda bir taşa çarpar; birkaç saat sonra onun arabası aynı yoldan geçecek ve taşa çarpıp zarar görebilecektir, bu yüzden taşı kenara çeker. Birkaç dakika sonra bunun saçma olduğu aklına gelir ve geri dönüp taşı yeniden yolun ortasına koyar. Freud ikinci hareketi akla dönüş saymaz: o da zorlantıyla yapılmıştır ve ilkinin karşıt güdüsünü, düşmanlığı taşır. Bu "iki zamanlı" eylemleri zorlantı nevrozunun tipik parçası sayar; 1926'da işleme yapılmamış kılma adını verecekti (M06-D06).

Sevgi ve nefret aynı adreste

Vakanın ikinci bölümü "Zur Theorie" (Kurama dair) başlığını taşır. Freud burada önceki vakalara da dayanarak genel bir açıklama önerir; girişte bunun aforizma niteliğinde notlar olacağını, ağır bir zorlantı vakasının yapısını henüz bütünüyle göremediğini kendisi yazmıştı.

Merkezde bir çatışma durur: sevgi ve nefret aynı kişiye, hanımefendiye ve daha derinde babaya yönelmiştir ve birbirini felç eder. Freud burada sonradan yerleşecek ambivalans (ambivalence) sözcüğünü kullanmaz. Freud'un cümlesinde sevgi nefreti söndüremez, yalnız bilinçdışına itebilir; orada korunan nefret büyüyebilir, bilinçli sevgi de onu geride tutma işine yetebilmek için olağandışı bir yoğunluğa kabarır.

Freud'un okumasında kuşku, nefret sevgiyi her adımda ketlediği için duyulan kararsızlığın iç algısıdır. Aslında sevgiye yöneliktir ve oradan en küçük şeylere kayar: duyulan bir sözün doğru anlaşılıp anlaşılmadığına, bir hesaba, bir harfe. Zorlantı ise bu kuşkuyu dengeleme girişimidir: bir karar yer değiştirme yoluyla küçük bir hedefe bağlanınca artık mutlaka yerine getirilmelidir.

Histeriyle ilişkiyi Freud bir dil benzetmesiyle kurar: zorlantı nevrozunun dili, histerik dilin "yalnızca bir lehçesi"dir ("nur ein Dialekt"). Bilinçli düşünceye daha yakın olduğu ve ruhsaldan bedensele sıçramayı içermediği için anlaşılması kolay olmalıydı; Freud çözümlemenin yine de daha zor çıktığını ekler.

Düşüncenin gücüne inanmak

Kuramsal bölümün ikinci alt başlığı zorlantılı hastaların gerçeklik, batıl inanç ve ölümle ilişkisini ele alır. Freud hastasının aydın bir adam olduğu halde son derece batıl inançlı olduğunu, aynı anda bu inançlara güvenmediğini de söyleyebildiğini anlatır. Hastanın sevgisinin ve nefretinin her şeye gücü yettiğine inandığını yazar ve bunu şöyle açıklar: Hasta düşmanca duygularının dış dünyadaki etkisini abartır, çünkü aynı duyguların iç dünyasındaki etkisi bilincinden kaçar.

Fikrin adı dört yıl sonra konuldu. Freud 1913'te Totem und Tabu'nun büyü ve animizmi ele aldığı üçüncü bölümünde büyüyü yöneten ilkeye "Allmacht der Gedanken" der. Bir dipnotta adlandırmayı, zorlantılı düşüncelerden yakınan çok zeki bir adamdan aldığını yazar ve 1909 vakasını gösterir.

Hasta düşüncelerini sözcük köprüleriyle de bağlar. Freud, taksitler (Raten) ile sıçanlar (Ratten) arasında bir köprü kurulduğunu ve hastanın seans ücretini öğrendiğinde içinden "bu kadar gulden, bu kadar sıçan" diye geçirdiğini aktarır; babadan kalan mirasa dair düşünceler bu köprüden geçerek zorlantının diline taşınmıştır.

Yaygın yanlış"Freud vaka metninde ambivalans kavramını tanımlar."
Doğrusu

1909 metninde bu sözcük geçmez; Freud çatışmayı aynı kişiye yönelen sevgi ve nefret diye anlatır. Sözcüğü sonraki yazılarında, örneğin Totem und Tabu'nun tabuyu ele alan ikinci bölümünün başlığında kullandı.

Usta katmanı

Freud bir dipnotta konuşmaları akşam yazdığı kayıtlardan kurduğunu belirtir (süreç notu, M08-D01). Bu vakanın notları korunan tek süreç kaydı olarak sonradan bulundu ve 1955'te Standard Edition'ın onuncu cildine "Original Record of the Case" başlıklı bir ek olarak girdi.

Hasta Viyanalı bir hukukçuydu, Ernst Lanzer (1878–1914). Freud'un 1909 metninin ilk paragrafı tedavinin yaklaşık bir yıl sürdüğünü ve kişiliğin tam olarak yeniden kurulmasını ("die völlige Herstellung der Persönlichkeit") sağladığını söyler. Sonraki bir baskıya eklenen dipnotta Freud, analizin hastaya ruh sağlığını geri verdiğini, ama pek çok değerli genç gibi onun da büyük savaşta öldüğünü yazdı. İyileşme iddiası ile onu denetlemeyi imkânsız kılan ölüm aynı dipnotta durur.

Bilişsel araştırma aynı tabloya başka bir yerden bakar. Çıkış noktası, Freud'un hastasını en çok rahatsız eden türden düşüncelerin başvurusu olmayan insanlarda da yaygın olmasıdır. Stanley Rachman ile Padmal de Silva 1978'de klinik olmayan 124 kişiye sordular; 99'u istenmeyen düşünce ya da dürtü bildirdi ve deneyimli klinisyenler hangilerinin hastalardan geldiğini ayırmakta zorlandı. 2014 tarihli çok ülkeli bir araştırma bulguyu Batı dışına taşıdı.

Bilişsel model ayrımı düşüncenin içeriğinde aramaz, kişinin ona verdiği anlamda ve sonrasında yaptığında arar. Bu çizgideki bir kavram Freud'un "düşüncenin kadir-i mutlaklığı"na ilginç biçimde yakındır; Roz Shafran, Dana Thordarson ve Stanley Rachman 1996'da bir makalelerinin başlığına bu adı koydular.

Freud düşüncenin gücüne duyulan inancı bastırılmış bir düşmanlığın işareti sayıyordu. Bilişsel model inancın kendisini bir değerlendirme hatası olarak ele alır ve onu hangi davranışların sürdürdüğüne bakar. Bu yaklaşımdan çıkan maruz bırakma ve tepki önleme yönteminin kanıtı S08-P01-D04'te (Terapi) işlendi.

Yaygın yanlış"Freud'un tedavisi Sıçan Adam'ı kalıcı olarak iyileştirdi; bu belgelenmiştir."
Doğrusu

İddia Freud'un kendi metninde ve dipnotundadır; hasta 1914'te öldü ve uzun vadeli sonuç bağımsız olarak izlenemedi. Mahony iddiayı abartılı, ama belli bir başarıyı gerçek bulur.

Kanıtın sınırı

Vakanın elimizdeki iki kaydı, yayımlanmış metin ve akşam notları, aynı hekimin elinden çıktı. Hastanın sesi yalnız hekimin aktardığı cümlelerde duyulur. Notlar anlatının süreyi ve iyileşmeyi büyüttüğünü düşündürüyor; bu sonuç da büyük ölçüde tek bir araştırmacının karşılaştırmasına dayanıyor. Freud'un kuramsal açıklaması ise tek bir hastanın ve adı verilmeyen önceki vakaların üzerine kurulu; sevgi ile nefretin çatışmasının kuşkuyu ve zorlantıyı doğurduğu fikri bu hastalarda sınanmış bir genelleme sayılamaz. Bilişsel araştırmanın kendi sınırları da var. İstenmeyen düşüncelerin yaygınlığını gösteren çalışmaların çoğu öğrencilerle ve kişinin kendi bildirimiyle yapıldı. Rachman ve de Silva'nın verisini yeniden inceleyen Rassin ve Muris 2007'de psikologların klinik ve klinik olmayan düşünceleri şans düzeyinin üzerinde ayırabildiğini bildirdi; içeriklerin ne ölçüde aynı olduğu tartışmalı. Düşünce-eylem kaynaşmasının ölçümü de hâlâ geliştiriliyor.

Kendin dene

Aklında kalsın

Freud vakayı 1909'da yayımladı. Genç hukukçu, sevdiği iki kişiye bir şey olacağı düşüncesi ve küçük bir borcu imkânsız bir yeminle ödeme çabasıyla gelmişti.

Freud'un açıklamasında zorlantı nevrozu, aynı kişiye yönelen sevgi ile nefretin birbirini felç etmesinden doğar; kuşku küçük şeylere kayar, zorlantı onu dengelemeye çalışır.

"Düşüncenin kadir-i mutlaklığı" adını Freud 1913'te bu hastadan aldı. Bilişsel araştırma akraba bir inancı düşünce-eylem kaynaşması diye ölçüyor ve bir yorumlama yanlılığı olarak ele alıyor.

Notlar Freud'un bir analizinden kalan tek kayıttır ve iyileşme iddiasını sorgulatır. Ernst Lanzer 1914'te savaşta öldü; ders ona bir tanı koymadı.

Sonraki derse köprü

Freud 1909 metninin sonlarına doğru, sevginin bilinçdışında tuttuğu nefretin yalnız zorlantı nevrozunda değil, histerinin ve paranoyanın oluşumunda da büyük rol oynadığını not eder ve bu ipucunu orada bırakır. Sıçan Adam aylarca Freud'un karşısında konuşmuştu. Paranoyaya döndüğünde Freud'un elinde böyle bir konuşma olmayacaktı: bir yüksek mahkeme dairesinin başkanı olan Daniel Paul Schreber'i hiç görmedi, yalnız onun kendi hastalığını anlattığı kitabı okudu. Bir hekimin dinlemediği bir adamın sayfalarından nasıl bir açıklama kurduğu ve okumanın dinlemenin yerini ne ölçüde tutabileceği, M08-D06'nın (Schreber) sorusu.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.