İçeriğe geç

M08-D02

Dora

Dora vakasını Freud'un anlatısıyla okur ve aktarım kavramının bu vakadaki doğuşunu açıklar.

Psikanaliz Akademisi — M08, Beş büyük vaka · 3.125 kelime · 16 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 21 dk dinleme

Terapi Akademisi’nde: S02-P02-D06

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Dora, Freud'un 1900 sonbaharında üç aydan kısa süren bir tedavisinin, 1901 başında yazılıp 1905'te yayımlanan anlatısıdır. Hastanın sesi metinde yoktur; kimliği sonradan belirlenmiştir ve ona bu derste tanı konmaz.

On dört yaşındaki olay bugün bir çocuğa yönelik istismar girişimi olarak görülür. Freud'un o tepkiyi histerik sayması bugün eleştirilir ve bu eleştiriler ayrı bir derste okunur.

Aktarım bu vakanın sonsözünde, bir başarısızlığı açıklamak için tedavinin belirleyici etkeni sayıldı: eski ilişkilerin hekimle yeniden basılması, değişmeden ya da elden geçirilerek.

Freud'un açıklaması bir yorumdur. Bugünkü deneysel çalışmalar aktarım yorumunun ortalama hastada ek yarar sağlamadığını, ama uzun süredir ağır ilişki sorunları yaşayanlarda yararlı olabildiğini gösteriyor; bu bulgu henüz tek bir ekibe dayanıyor.

Açılış sahnesi

Amasra'da, Küçük Liman'a inen yokuşta bir ahşap oyma atölyesi, aralık ayının son günü. Tezgâhta yarım kalmış bir kepçe duruyor: sapı oyulmuş, çanağı daha kaba. Zübeyde yirmi iki yıldır bu atölyede gürgenden kaşık, kepçe ve tuzluk oyuyor. Sinan kalenin içindeki müzede güvenlik görevlisi; vardiyası bitince her akşam olduğu gibi çay içmeye uğramış.

"Çırak kız gitti," diyor Zübeyde, kepçeyi gösteriyor. "Sabah geldi, önlüğünü astı, 'Bugün son günüm usta' dedi. Ne zaman karar verdin dedim. 'İki hafta önce' dedi. İki haftadır yanımda oturup oymuş, bana bir kelime etmemiş."

Sinan kepçeyi eline alıp çeviriyor. "İki hafta önce ne oldu?"

Zübeyde düşünüyor. Bir müşteri gelmişti; kız bir tuzluğun kapağını fazla inceltip çatlatmıştı ve Zübeyde onu müşterinin önünde uyarmıştı. Sesini yükseltmemişti bile. Kız o gün hiçbir şey dememişti.

"Bir de şu var," diyor sonra yavaşça. "Geldiği ilk hafta anlatmıştı. Safranbolu'da bir ustanın yanında çalışmış, adam onu müşterilerin önünde hep küçük düşürürmüş. Oradan da bir sabah haber vermeden çıkmış." Bir an susuyor. "Ben o gün o adam oldum galiba. Ama bunu bana hiç söylemedi ki."

"Sen sorsaydın ne olurdu?"

"Ne bileyim. 'Bana kızgınsın ama ben o usta değilim' mi diyecektim?" Kepçeyi geri alıyor. "Bunu iki hafta önce görseydim belki konuşurduk. Şimdi görüyorum."

Atölye, kepçe ve çırağın vedası bu sayfa için uyduruldu; vedanın iki haftalık biçimi ise 1900 yılının son gününde Viyana'da kaydedilmiş bir konuşmadan geliyor.

Bu derste ne olacak

M08-D01, uzun bir vaka anlatısının neyi kanıtlayıp neyi kanıtlayamayacağını tarttı. Şimdi o anlatıların ilkine geçiyoruz: Freud'un 1905'te yayımladığı, bugün kısaca "Dora" diye anılan vaka.

Önce metnin nasıl yazıldığına ve nasıl kurulduğuna bakacağız. Sonra Freud'un anlattığı ilişkiler ağını ve iki rüyayı izleyeceğiz. Asıl durağımız metnin sonundaki kısa bölüm olacak: Freud orada tedavinin neden yarıda kaldığını açıklamaya çalışırken aktarımı ilk kez tedavinin seyrini belirleyen bir etken olarak kuruyor. Son olarak bu kavramın bugün nasıl sınandığını göreceğiz.

Sıfır noktası

Aktarımın tanımı Terapi Akademisi'nde, S02-P02-D06'da yapıldı; terapistin kendi tepkileri de S02-P02-D07'de ayrıca işlendi. Bu ders tanımı yinelemiyor. Sorusu tarihsel: bu kavram hangi vakanın içinden, hangi başarısızlığın ardından çıktı?

Metnin özgün adı "Bruchstück einer Hysterie-Analyse", yani bir histeri çözümlemesinin parçası. Hastaya verilen "Dora" adı Freud'un seçtiği takma addır. Hastanın Viyanalı bir aileden gelen Ida Bauer olduğu sonradan tarihçilerce belirlendi. Bu derste onu metnin adıyla, Dora diye anıyoruz; çünkü elimizdeki her cümle Freud'un kalemi. Hastanın kendi sesiyle yazdığı bir satır yok; ne düşündüğünü ve ne hissettiğini hep hekimin aktardığı biçimiyle okuyoruz.

Yaygın yanlış"Dora Freud'un en başarılı vakasıdır, bu yüzden bu kadar ünlü."
Doğrusu

Freud'un kendisi tersini yazdı: sonsözde vakanın psikanalitik tedavinin değerini göstermeye uygun olmadığını, hastanın tedaviyi yarıda bıraktığını söyler. Metin ünlüdür çünkü bir başarısızlığı açıklamaya çalışırken yeni bir kavram kurar ve çünkü sonraki yüzyıl onu defalarca, farklı gözlerle yeniden okumuştur.

Mekanizma

Bir metnin yolculuğu

Freud'un Wilhelm Fliess'e yazdığı mektuplara göre, 14 Ekim 1900'de on sekiz yaşında yeni bir hastaya başladığını haber verdi. Tedavi üç ayı bulmadan, 31 Aralık'ta hastanın kararıyla bitti. Freud metni hemen ardından, Ocak 1901'de "Traum und Hysterie" (Rüya ve histeri) başlığıyla yazdı ve 25 Ocak'ta Fliess'e bitirdiğini bildirdi. Sonra yayımlamaktan vazgeçti; metin dört yıl çekmecede kaldı ve ancak 1905 Ekim ve Kasım'ında Monatsschrift für Psychiatrie und Neurologie dergisinin on sekizinci cildinde çıktı.

Yapı dört parçadan oluşur. Önsözde Freud hekimlik sırrını nasıl koruduğunu anlatır ve metnin meslektaşlarınca bir anahtar roman (Schlüsselroman) gibi merakla okunmasından duyduğu rahatsızlığı yazar. Birinci bölüm klinik tabloyu ve aile ilişkilerini, ikinci ve üçüncü bölüm iki rüyayı çözümler. Sonsöz (Nachwort) ise tedavinin neden yarıda kaldığını sorar.

Bir ilişkiler ağı

Freud'un anlattığı aile tablosu karmaşıktır. Dora'nın babası varlıklı bir fabrikatördür ve uzun süredir hastadır. Aile, babanın sağlığı için yaşadıkları kasabada Bay ve Bayan K. adlı bir çiftle yakın dost olur. Freud'un anlatısında babanın Bayan K. ile bir ilişkisi vardır ve Dora bunu bilir.

Freud'un aktardığına göre Dora on dört yaşındayken Bay K. onu dükkânında yalnız kalacağı biçimde ayarlamış ve ona zorla yaklaşmıştır; bugün bu, yetişkin bir erkeğin bir çocuğa yönelik istismar girişimi olarak adlandırılır. Freud ise Dora'nın o andaki tiksintisini histerinin belirtisi saydı. Bu değerlendirme sonraki yüzyılda ağır biçimde eleştirildi; o eleştirilerin kendisi M08-D03'ün konusu.

İki yıl sonra, Strachey'nin kronolojisine göre on altı yaşındayken, Alplerde bir göl kıyısında Bay K. Dora'ya bir teklifte bulunur. Dora onu tokatlayıp uzaklaşır ve olanı anne babasına anlatır. Bay K. olayı inkâr eder; baba da kızının bunu hayal ettiğine inanmayı seçer. Freud bu noktada babanın değil hastanın tarafındadır: Dora'nın anlatısının gerçeğe uyması gerektiği sonucuna vardığını yazar. Dora tedaviye kendi isteğiyle gelmez: süreğen öksürük nöbetleri ve ses kısıklıklarının ardından, anne babası onun masasında bir veda mektubu bulunca babasının ısrarıyla getirilir.

İki rüya

Freud metni Rüyaların Yorumu'nun devamı olarak tasarlamıştı; açıklamalar iki rüyanın etrafında toplanır. Birincisi tekrar eden bir rüyadır: bir evde yangın çıkar, baba Dora'nın yatağının başında durup onu uyandırır, anne mücevher kutusunu kurtarmak ister, baba ise kendisinin ve çocuklarının bir mücevher kutusu yüzünden yanmasına izin vermeyeceğini söyler. Dora bu rüyayı ilk kez göl kıyısındaki evde, üst üste üç gece gördüğünü anlatır. Freud rüyayı, o evden kaçma kararının uykuda tekrarlanması olarak okur.

İkinci rüya tedavinin son haftalarında gelir. Dora tanımadığı bir şehirde dolaşır, annesinden babasının öldüğünü bildiren bir mektup bulur, istasyona gitmeye çalışır ama ulaşamaz; ormanda karşılaştığı bir adamın eşlik etme önerisini geri çevirir ve yalnız gider. Çözümleme sürerken, Freud'un kaydına göre Dora bir seansa "bugün son kez geldiğimi biliyor musunuz?" diye başlar. Kararı iki hafta önce verdiğini söyleyince Freud bunun bir hizmetçinin, bir mürebbiyenin on dört günlük işten ayrılma bildirimine benzediğini söyler. Bu benzetme, Bay K.'nin evinde çalışan ve aynı adamın yakınlaşmasından sonra bir kenara itilmiş bir mürebbiyenin hikâyesini açar.

Sonsözde doğan kavram

Freud sonsözde tedavinin neden yarıda kaldığını açıklamak için bir kavrama başvurur. Ona göre çözümleme sürerken hastalık yeni belirti üretmeyi bırakır ama üretkenliği sönmez; çoğunlukla bilinçdışı kalan, "aktarımlar" (Übertragungen) adını verdiği bir tür düşünce oluşumu yaratır. Freud bunları çözümlemenin uyandırdığı eğilim ve fantezilerin "Neuauflagen, Nachbildungen", yani yeni baskıları ve kopyaları diye tanımlar; ayırt edici özellikleri, eski bir kişinin yerine hekimin konmasıdır. Geçmiş bir yaşantı geçmiş olarak hatırlanmaz, hekimle şimdiki bir ilişki olarak yeniden canlanır.

Freud benzetmeyi sürdürür. Bazı aktarımlar içerikçe örneklerinden hiç ayrılmaz; bunlar değiştirilmeden yeniden basılmış metinlerdir. Ötekiler daha ustaca yapılmıştır, hekimdeki gerçek bir özelliğe tutunarak yumuşar ve bilince bile çıkabilir. Bunlara yeni baskı değil, elden geçirilmiş baskı der.

Sonra kendi hatasını yazar. Aktarıma zamanında hâkim olamadığını, ilk işaretlerine dikkat etmeyi unuttuğunu söyler. Başta Dora'nın fantezisinde babasının yerini aldığını düşünür; birinci rüya gelip Dora kendini tıpkı Bay K.'nin evinden kaçtığı gibi tedaviden kaçmaya karşı uyardığında, Freud ona Bay K.'den kendisine bir aktarım yaptığını söylemesi gerektiğini geriye dönüp yazar. Bunu söylemediği için, Freud'un yorumuna göre Dora Bay K.'den almak istediği öcü ondan aldı ve kendini terk edilmiş hissettiği gibi onu terk etti. Freud, Dora'nın hatıralarının bir parçasını tedavide hatırlayıp anlatmak yerine eyleme döktüğünü ekler; eyleme vurma kavramı M07-D05'te bu tekrarın genel biçimiyle işlenmişti.

Öykü bir kez daha döner. On beş ay sonra, 1902'nin bir nisan gününde Dora yüz ağrısıyla Freud'a gelir. Freud ağrının tam iki hafta önce, Dora'nın gazetede kendisiyle ilgili bir haber okumasıyla başladığını bulur. Ağrıyı bir kendini cezalandırma sayar: Bay K.'ye atılan tokadın ve oradan kendisine taşınan "Racheübertragung"un pişmanlığı.

Usta katmanı

Dora sonsözü kavramın ilk taslağıdır, son biçimi sayılmaz. Freud konuya 1912'de "Zur Dynamik der Übertragung" (Aktarımın dinamiği üzerine) ile ve 1923'te sonsöze eklediği dipnotta andığı 1915 tarihli aktarım aşkı yazısıyla dönecek; aktarımla klinikte çalışmak klinik katmanda, M23'te ayrıca işleniyor. Sonraki okurlar Dora sonsözünde bir eksiği de işaret etti: Freud metinde kendi tepkilerini, örneğin hastanın son ziyaretinde gülümsemek zorunda kaldığını yazdığı anı, incelemeye konu etmez. Bu, karşıaktarım kavramının (S02-P02-D07) henüz kurulmamış olmasıyla ilgili bir boşluktur.

Bugünün araştırması aktarımın kendisini doğrudan ölçmekten çok, aktarımla çalışmanın işe yarayıp yaramadığını sınar. Norveç'te Per Høglend ve arkadaşlarının yürüttüğü deneysel çalışma bu sorunun en çok anılan sınamasıdır.

Bu bulgu Freud'un 1905 iddiasıyla ilginç bir biçimde kesişir ve ayrışır. Freud aktarımı her tedavinin kaçınılmaz parçası sayıyordu. Høglend'in verisi ise aktarım yorumunun herkese aynı ölçüde yaramadığını, bazı hastalarda hiç gerekmediğini, bazılarında hafifçe zarar verebildiğini düşündürüyor. Freud'un vakası tam da bu sorunun çevresinde dönüyordu: yorumun ne zaman ve kime söyleneceği.

Yaygın yanlış"Aktarım yorumu psikodinamik terapinin her hastada işleyen asıl etkin öğesidir."
Doğrusu

Høglend ekibinin rastgele atamalı çalışmasında aktarım yorumu çıkarıldığında ortalama sonuç değişmedi. Yorumun ek yararı yalnız uzun süredir ağır ilişki sorunları yaşayan bir alt grupta görüldü; olgun ilişki örüntüsü olan hastalarda küçük olumsuz etkiler kaydedildi.

Yaygın yanlış"Aktarım kavramı Dora'da hiçten doğdu."
Doğrusu

Sözcük ilk kez 1895'teki histeri kitabında geçer ve Freud orada hastanın hekime yönelen bağlantılarını epey uzun tartışır. Standard Edition editörünün notuna göre yeni olan, 1905 sonsözünün aktarımı tedavi sürecinin belirleyici bir etkeni olarak öne koymasıdır; Freud bunu bir başarısızlığı açıklarken yapar.

Kanıtın sınırı

Dora metni bir hekimin, tedavi bittikten sonra hafızasından yazdığı tek bir anlatıdır. İçindeki her ilişki, her söz ve her ayrılık gerekçesi Freud'un seçip düzenlediği biçimde elimize ulaşır; hastanın kendi değerlendirmesi metinde yer almaz. Freud'un tarihleri bile sonraki yazılarında kaydı; bunu yalnız dış mektuplar düzeltebildi. Bu yüzden Dora'nın neden ayrıldığı sorusu tarihsel olarak açıktır: aktarım açıklaması Freud'un yorumudur ve başka açıklamalar, bir sonraki derste göreceğimiz gibi, aynı metinden kurulabilir. Høglend çalışmaları ise bir yüzyıl sonra aktarım yorumunu deneysel olarak sınadı, ama sınırları dar: tek ülke, tek merkez, yüz hasta ve aynı ekibin izlemi. Az olgun ilişki örüntüsü olan hastalarda yorumun yararına dair ara değişken bulgusu bağımsız bir ekipçe tekrarlanmadıkça kesin sayılmaz. Norveç'teki ayaktan hastalardan elde edilen sonucun başka kültürlere, başka terapi biçimlerine ve kısa süreli tedavilere ne kadar genellenebileceği tartışmalıdır.

Kendin dene

Aklında kalsın

Dora, Freud'un 1900 sonbaharında üç aydan kısa süren bir tedavisinin, 1901 başında yazılıp 1905'te yayımlanan anlatısıdır. Hastanın sesi metinde yoktur; kimliği sonradan belirlenmiştir ve ona bu derste tanı konmaz.

On dört yaşındaki olay bugün bir çocuğa yönelik istismar girişimi olarak görülür. Freud'un o tepkiyi histerik sayması bugün eleştirilir ve bu eleştiriler ayrı bir derste okunur.

Aktarım bu vakanın sonsözünde, bir başarısızlığı açıklamak için tedavinin belirleyici etkeni sayıldı: eski ilişkilerin hekimle yeniden basılması, değişmeden ya da elden geçirilerek.

Freud'un açıklaması bir yorumdur. Bugünkü deneysel çalışmalar aktarım yorumunun ortalama hastada ek yarar sağlamadığını, ama uzun süredir ağır ilişki sorunları yaşayanlarda yararlı olabildiğini gösteriyor; bu bulgu henüz tek bir ekibe dayanıyor.

Sonraki derse köprü

Freud'un anlatısında bir genç kız tedaviyi bırakır ve hekim bunu kendi kavramıyla açıklar. Ama aynı metin başka sorular da doğurur: Dora'nın tiksintisini hastalık sayan bakış, babanın ve Bay K.'nin onu bir pazarlığın içine yerleştirmesi, anlatıda hiç duyulmayan ses. Yirminci yüzyılın ikinci yarısında feministler ve tarihçiler vakayı bu sorularla yeniden okumaya başladı; M08-D03 bu okumaların neyi gördüğünü ve Freud'un sonsözüne ne yanıt verdiğini izliyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.