İçeriğe geç

M07-D08

Savaş nevrozları

Birinci Dünya Savaşı'nın savaş nevrozları tartışmasının psikanalize etkisini ve travma kavramının sonraki tarihini anlatır.

Psikanaliz Akademisi — M07, Narsisizm, yas ve tekrar · 3.244 kelime · 16 örnek durum · 5 kanıt kartı · ≈ 15 dk okuma · 22 dk dinleme

Terapi Akademisi’nde: S04-P01-D07

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Birinci Dünya Savaşı, sinir hasarı, tazminat arzusu ve ruhsal çatışma açıklamalarını aynı hasta yatağının başında karşı karşıya getirdi. Temaruz şüphesi elektrik gibi sert yöntemleri meşrulaştırdı; Freud'un 1920 raporu bu yöntemlerin hekimi ordunun hizmetine soktuğunu yazdı.

Eylül 1918'deki Budapeşte kongresi psikanalize resmi bir ilgi kazandırdı ve savaşın bitişiyle o ilgi söndü. Freud savaş nevrozunu barış beni ile savaşçı ben arasındaki bir çatışmayla açıkladı ve gösterilmemiş olanın çürütülmüş sayılamayacağını hatırlattı.

Travma adı sonra Kardiner'den 1980'deki tanıya uzanan bir yol izledi; tarihçiler bu yolu düz bir ilerleme olarak okumaya itiraz ediyor, çünkü sıkıntının dili kültürle birlikte değişiyor.

Bu ders, insanın kendini nasıl sevdiği sorusuyla açılan bir modülü kapatıyor. Freud önce libidonun bene dönüşünü, sonra kaybedilen birine bağlı olanın yavaş çözülüşünü, en sonda acı veren şeyin neden yeniden yaşandığını sordu; savaşın hastaları bu son soruyu ona en sert biçimde yöneltti. Modülün bütün durakları aynı ayrımı istedi: Freud'un önerdiği açıklama bir şeydir, onu sınayan gözlem başka bir şey.

Açılış sahnesi

Kırşehir'de il halk kütüphanesinin alt katında, eski harfli belgelerin tutulduğu serin bir oda. Ayten burada on iki yıldır çalışıyor; Osmanlıca okuyor, bağış gelen aile evrakını kataloglayıp asitsiz kutulara yerleştiriyor. Masasının karşısında Bülent oturuyor. İlçede toptan yem satıyor; halasının sandığından çıkan bir zarfı getirmiş.

Zarfta büyük dedesinin askerlik belgesi var, 1918 tarihli, kenarları ufalanmış. Ayten satırları parmağıyla izleyerek okuyor: ad, baba adı, köy, alay, terhis.

"Halam hep aynı şeyi anlatırdı," diyor Bülent. "Dönünce bir daha eskisi gibi olmamış. Gök gürleyince ahıra girermiş. Köyde kimi 'sinirleri gitmiş' dermiş, kimi 'naz yapıyor, tarlaya çıkmamak için'. Kimse ona ne olduğunu sormamış."

Ayten belgeyi kutuya koymadan önce çeviriyor. "Kâğıt ne olduğunu söylemiyor," diyor. "Ama o yıllarda savaşan Avrupa ordularında hekimler tam bu soruyu tartışıyordu: bu adamlar yaralı mı, hasta mı, yoksa rol mü yapıyor?"

Ayten, Bülent ve sandıktaki belge bu dersin kurgusu; köydeki iki sözün çatıştığı yer ise 1914 ile 1920 arasında tıbbın gerçekten kavga ettiği yerdi.

Bu derste ne olacak

M07-D06, Freud'un travmayı korunan bir yüzeyin delinmesi olarak yeniden tanımladığı 1920 bölümünü okudu. O tanımın arkasında, kitabın ikinci bölümünde Freud'un kendisinin andığı bir deneyim duruyor: az önce biten savaşın ürettiği çok sayıda hasta. Bu ders o hastaların çevresinde dönen tartışmaya bakıyor.

Yol "shell shock" adından ve temaruz korkusundan Viyana'daki elektrik soruşturmasına, oradan Budapeşte kongresine ve Freud'un barış beni önerisine uzanıyor; usta katmanında travma adının 1980'e kadarki serüveni ve tarihçilerin itirazı var.

Sıfır noktası

Savaştan önce de hekimlerin bildiği bir tablo vardı. Demiryolu kazalarından ve iş kazalarından sonra bazı insanlar titriyor, uyuyamıyor, yürüyemiyor ya da işe dönemiyordu; Alman nörolog Hermann Oppenheim buna travmatik nevroz adını vermiş ve nedenini sinir sistemindeki ince, görünmez değişikliklerde aramıştı. Savaş bu tabloyu milyonlarca insanın yaşadığı bir şeye çevirdi ve eski kavgayı yeniden alevlendirdi: belirtilerin kaynağı beden mi, ruh mu, yoksa hesap mı?

Yaygın yanlış"Shell shock, bugün TSSB dediğimiz bozukluğun ilk kez tanınmasıydı."
Doğrusu

Tarihçiler Edgar Jones ile Simon Wessely bu anlatıya açıkça itiraz ediyor. Onlara göre savaşın yeni bozukluğu bugünkü tanının ilk tanınması sayılmamalı; askerlerin sıkıntıyı ifade biçimi kültürün içinden geçiyordu ve 1915'in belirti kümeleri bugünküyle örtüşmüyor.

Mekanizma

Bir adın içindeki kuram

İngiliz hekim ve psikolog Charles Myers'ın Şubat 1915'te Lancet'te yayımladığı makale "shell shock" sözünü başlığında taşıyordu ve yakındaki bir patlamadan sonra bellek, görme, koku ve tat kaybı yaşayan askerleri betimliyordu. Ad kısa sürede yayıldı. Ama aynı belirtiler patlamaya hiç yaklaşmamış askerlerde de görülünce adın içindeki kuram çatırdadı.

Almanca konuşan tıpta kavganın iki ucu belliydi. Oppenheim'ın izinden gidenler patlamanın sinir dokusunda iz bıraktığını düşündü. Ferenczi Budapeşte'deki konuşmasında bu açıklamaları uzun uzun aktarır ve Robert Gaupp'un bunlara "beyin mitolojisi" dediğini kaydeder. Öteki uçta Adolf Strümpell vardı: ona göre belirtiler tazminat ve emeklilik maaşı arzusundan, kişinin kendine telkininden doğuyordu. Barış zamanında bunun bir adı bile konmuştu, "maaş kavgası histerisi" (Rentenkampfhysterie); Ferenczi'nin aktarımına göre bu adı taşıyanlara hemen hemen temaruzcu muamelesi yapılıyordu.

Psikanaliz bu iki ucun arasına bir üçüncü yol önerdi. Ferenczi, Strümpell'in belirtilerde bir istek gördüğünü kabul eder; psikanaliz belirtileri zaten istek doyumu olarak okuyordu. Ona itiraz ettiği yer duygunun ihmal edilmesi ve bilinçdışı süreçlerin hiç hesaba katılmamasıydı. Bir istek bilinçdışıysa, ondan doğan belirti ne bir sinir hasarıdır ne de bir yalan.

Elektrik ve bir soruşturma

Cephe hastanelerinin kapasitesi doldukça hekimler hızlı yöntemler aradı. Almanya'da Fritz Kaufmann 1916'da savaş nevrozlarının telkin, otorite ve kararlı bir elektrik uygulamasının birleşimiyle tek bir oturumda tedavi edilebileceğini yazdı. Ağrılı akım, hastaya iyileşmekten başka bir çıkış bırakmamak için kullanılıyordu.

Abraham Budapeşte'de bu "aktif" yöntemlerin, en bilineni Kaufmann'ınki olmak üzere, çok sayıda hastayı hızla düzeltmeleriyle göz kamaştırdığını, ama kalıcılıkta umulanı vermediğini ve istenmeyen sonuçlar doğurduğunu söyler; askeri sağlık yetkilileri artık daha yumuşak yöntemler arıyordu.

Savaş bitince Viyana'da soru bir mahkeme sorusuna dönüştü. Aralık 1918'de bir sosyal demokrat askerler gazetesi "Elektrik işkencesi" başlıklı imzasız bir yazı yayımladı. Savaşta askeri görevlilerin görev ihlallerini incelemek için kurulan komisyon, Viyana Üniversitesi psikiyatri kliniğinin başındaki Julius Wagner-Jauregg'in kliniğinde uygulanan elektrik tedavisini soruşturdu. Komisyon Freud'dan yazılı bir görüş istedi; Freud'un elle yazdığı rapor 23 Şubat 1920 tarihini taşıyor.

Freud raporda Viyana kliniklerinde bu tedavinin Wagner-Jauregg'in kendi girişimiyle hiçbir zaman zalimliğe vardırılmadığına kişisel olarak inandığını belirtir. Ama yöntemi baştan lekeli sayar. Savaş nevrozlularının yalnız küçük bir kısmının temaruzcu olduğunu söyler. Elektriğin amacının hastaya hastalığı askerlikten daha katlanılmaz kılmak olduğunu, hekimin ise kendisi de bir savaş memuru olarak kişisel tehlikelerden ve görevi ihmal suçlamasından korktuğunu yazar. Hekim, hastası ile ordunun çıkarı arasında kalmıştı.

Yaygın yanlış"Freud savaş nevrozlularının çoğunu numara yapan askerler sayıyordu."
Doğrusu

1920 raporunda tersini yazar: savaş nevrozlularının yalnız küçük bir kısmı temaruzcuydu. Onun sorusu askerin dürüstlüğü üzerine kurulmamıştı; belirtinin kişinin bilinçli niyetinin dışında nasıl oluştuğuna bakıyordu.

Budapeşte, Eylül 1918

Beşinci Uluslararası Psikanaliz Kongresi Macar başkentinde 28 ve 29 Eylül 1918 günleri toplandı, savaşın bitmesine birkaç hafta kala. Gündemin ağırlığı savaş nevrozlarıydı. Ferenczi ana konuşmayı yaptı; Karl Abraham ile Ernst Simmel birer ek konuşmayla katıldı.

Freud ertesi yıl yayımlanan kitapçığın girişinde, Merkezi Devletlerin önde gelen makamlarından resmi temsilcilerin konuşmaları dinlemeye geldiğini ve psikanalitik istasyonlar kurulması sözünün verildiğini anlatır. Sözler yerine getirilemeden savaş bitti, devlet örgütleri çöktü ve savaşın ürettiği nevrotik hastalıkların çoğu savaş koşullarının sona ermesiyle birlikte kayboldu. Kitapçık 1919'da Internationale Psychoanalytische Bibliothek dizisinin ilk cildi olarak çıktı; Ernest Jones'un Londra'dan katkısı da ona eklendi.

Ferenczi Budapeşte'de bir askeri hastanenin sinir koğuşunun başhekimiydi. Abraham 1916'da Allenstein'da kurduğu koğuşta zor kullanan tedaviden, hipnozdan ve telkinden tümüyle uzak durduğunu, hastaları uyanıkken boşaltıma götürüp bir tür sadeleştirilmiş çözümlemeyle kendi belirtilerini anlamaya çağırdığını anlatır. Ona göre travma bazı askerlerin cinselliğinde narsisizme doğru bir gerilemeye yol açıyordu; M07-D01'de tanıdığın ben libidosu burada askerin titreyen bedenine uygulanmış oluyordu.

Simmel'in yaklaşımı en uç olanıydı. 1918'de Kriegsneurosen und "psychisches Trauma" adlı bir kitap yayımlamıştı. Kongrede bir buçuk yıldır savaş nevrozlular için özel bir hastaneyi yönettiğini, çözümleyici-katartik hipnozu uyanıkken konuşma ve rüya yorumuyla birleştirerek belirtileri ortalama iki üç seansta giderdiğini söyledi. Her türlü zorlayıcı yöntemi açıkça reddetti; bunların hastaya yeni ruhsal yaralar açtığını yazdı.

Barış beni ile savaş beni

Freud'un 1919 girişi beş sayfa tutar ve mantıksal bir düzeltmeyle başlar. Psikanalizin karşıtları savaş nevrozlarının cinsellik kuramını kesin olarak çürüttüğünü ilan etmişti. Freud, Jones'un katkısında da söylendiği gibi kuramın bu parçasının savaş nevrozlarında henüz gösterilmediğini kabul eder; bunu gösterecek çalışmalar yapılmamıştı. Sonra ayrımı vurgular: araştırmanın kuramın doğru olduğunu göstermemesi, yanlış olduğunu göstermesinden bambaşka bir şeydir.

Ardından bir öneri gelir. Freud'a bakılırsa savaş nevrozları, barışın sıradan nevrozlarından ayrıldıkları ölçüde, bir ben çatışmasının olanaklı kıldığı ya da kolaylaştırdığı travmatik nevrozlardır. Çatışma askerin eski, barışçı beni ile yeni, savaşçı beni arasında geçer. Barış beni, yeni oluşmuş "asalak çifti"nin (parasitischer Doppelgänger) gözü karalığı yüzünden ne kadar büyük bir ölüm tehlikesine atıldığını görünce çatışma şiddetlenir. Eski ben travmatik nevroza kaçarak yaşam tehlikesinden de, onu tehdit eden yeni benden de korunur.

Freud bu öneriden sınanabilir bir sonuç da çıkarır: halk ordusu savaş nevrozlarının koşulu ve beslendiği toprak olurdu, meslekten askerlerden ya da paralı askerlerden oluşan bir orduda ise ortaya çıkma olanakları kalmazdı. Son sayfada barışın aktarım nevrozlarına bağlanır: orada ben dışarıdaki tehlikeye karşı değil kendi libidosuna karşı savunmadadır. Freud her nevrozun temelindeki bastırmayı bir travmaya verilmiş tepki, "temel bir travmatik nevroz" olarak adlandırmanın haklı olacağını yazar.

Bu düşünceler bir yıl sonra 1920 kitabının II. bölümüne taşındı. Freud orada savaşın en azından bu tabloları mekanik bir güçle sinir sistemine verilen organik hasara bağlama ayartısına son verdiğini yazar ve dipnotta Budapeşte kitapçığını gösterir. Kalkan ve hazırlık kavramlarının bu malzemeden nasıl türediğini M07-D06 okumuştu.

Yaygın yanlış"Psikanalizin savaş nevrozlarına ilgisi saf bir bilim merakıydı."
Doğrusu

Kitapçığın girişi resmi temsilcilerden, istasyon sözlerinden ve askeri hekimlerin psikanalize yaklaşmasından söz eder. Ferenczi, Abraham ve Simmel ordu hizmetindeki hekimlerdi. Kuram, bir kurumun askerleri en kısa yoldan cepheye geri gönderme ihtiyacının içinde sınandı ve bu bağlam sonuçları da biçimlendirdi.

Usta katmanı

Savaş bitince savaş nevrozları tıbbın gündeminden büyük ölçüde düştü. Konuyu yeniden ele alanlardan biri Amerikalı psikanalist Abram Kardiner'di. 1941'de yayımlanan The Traumatic Neuroses of War kitabında travmatik nevrozu bir "fizyonevroz" olarak adlandırdı ve bu adla bedensel ve ruhsal belirtilerin birlikte bulunduğunu vurguladı.

İkinci Dünya Savaşı'nın psikiyatrik kayıpları konuyu yeniden canlandırdı. Amerikan Psikiyatri Birliği'nin 1952'deki ilk tanı el kitabında "ağır stres tepkisi" (gross stress reaction) adlı bir kategori yer aldı. 1980'de DSM-III travma sonrası stres bozukluğunu bir tanı kategorisi olarak aldı; Crocq ve Crocq'un tarihsel derlemesine göre bu adımı kısmen Vietnam gazileri arasındaki gecikmiş psikiyatrik kayıplar zorladı. Travmanın bugünkü klinik yüzü için Terapi tarafında S04-P01-D07'ye bakılabilir.

Tarihçilerin itirazı bu halefiyete yöneliyor. Jones ve Wessely 2014'te, gizli askeri raporlara ve kayıp kayıtlarına dayanarak, cepheye yakın yapılan "ileri psikiyatri"nin başarısına dair iddiaların da şişirildiğini savundu.

Kanıtın sınırı

Bu dersteki kurucu metinler bir savaşın içinde, hekimlerin aynı anda tedavi eden, rapor yazan ve askeri görev yapan kişiler olduğu koşullarda yazıldı. Simmel'in iki üç seanslık başarısı, Abraham'ın narsisistik gerileme gözlemi ve Freud'un ben çatışması önerisi denetimli karşılaştırmaya, bağımsız değerlendirmeye ve uzun izlemeye dayanmıyor; bunlar dönemin klinik izlenimleri ve kuramsal önerileri olarak okunmalı. Freud'un kendisi de cinsellik kuramının bu malzemede sınanmadığını açıkça yazdı.

Bugünkü tarih araştırması da sınırlarını söylüyor. Emeklilik aylığı dosyaları yalnız aylık almış askerleri içeriyor; belirtileri kaydeden hekimlerin dili ve ölçütleri çağdan çağa değişiyor. Geri dönüşün eski savaşlarda neredeyse hiç kaydedilmemiş olması, hiç yaşanmadığı anlamına gelebileceği gibi sorulmadığı ya da başka sözcüklerle anlatıldığı anlamına da gelebilir. İngiliz dosyalarından çıkan bulguyu öteki ordulara ve başka kültürlere genellemek ayrıca sınanmalı; Freud'un ben çatışması önerisi de Orta Avrupa'nın halk ordularındaki askerlerden türetilmişti. Shell shock ile TSSB'nin aynı şey olup olmadığı tartışması sürüyor.

Kendin dene

Aklında kalsın

Birinci Dünya Savaşı, sinir hasarı, tazminat arzusu ve ruhsal çatışma açıklamalarını aynı hasta yatağının başında karşı karşıya getirdi. Temaruz şüphesi elektrik gibi sert yöntemleri meşrulaştırdı; Freud'un 1920 raporu bu yöntemlerin hekimi ordunun hizmetine soktuğunu yazdı.

Eylül 1918'deki Budapeşte kongresi psikanalize resmi bir ilgi kazandırdı ve savaşın bitişiyle o ilgi söndü. Freud savaş nevrozunu barış beni ile savaşçı ben arasındaki bir çatışmayla açıkladı ve gösterilmemiş olanın çürütülmüş sayılamayacağını hatırlattı.

Travma adı sonra Kardiner'den 1980'deki tanıya uzanan bir yol izledi; tarihçiler bu yolu düz bir ilerleme olarak okumaya itiraz ediyor, çünkü sıkıntının dili kültürle birlikte değişiyor.

Bu ders, insanın kendini nasıl sevdiği sorusuyla açılan bir modülü kapatıyor. Freud önce libidonun bene dönüşünü, sonra kaybedilen birine bağlı olanın yavaş çözülüşünü, en sonda acı veren şeyin neden yeniden yaşandığını sordu; savaşın hastaları bu son soruyu ona en sert biçimde yöneltti. Modülün bütün durakları aynı ayrımı istedi: Freud'un önerdiği açıklama bir şeydir, onu sınayan gözlem başka bir şey.

Sonraki derse köprü

Simmel'in hipnoz seanslarından, Abraham'ın koğuşundaki askerlerden ve Freud'un kendi hastalarından aktarılan her şey, sonunda bir hekimin yazdığı bir vaka öyküsüne dayanıyordu. Bir kişinin uzun uzun anlatılan hikâyesi bir kuramı ne kadar destekleyebilir, nerede yalnız bir örnek olarak kalır? Freud'un uzun vaka metinlerine geçmeden önce M08-D01 bu soruyu açıyor: bir vaka öyküsü kanıt olarak nereye kadar taşır, hangi iddianın yükünü kaldıramaz?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.