M07-D06
Haz İlkesinin Ötesinde
Freud'un ölüm dürtüsü kavramını önerdiği argümanı metinden kurar.
Psikanaliz Akademisi — M07, Narsisizm, yas ve tekrar · 3.269 kelime · 16 örnek durum · 5 kanıt kartı · ≈ 15 dk okuma · 22 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Haz İlkesinin Ötesinde 1920'de yayımlandı ve Freud'un dürtü kuramını yaşam ve ölüm dürtüleri ikiliğine çevirdi. Freud dördüncü bölümü açıkça bir spekülasyon olarak sundu.
Canlı kesecik imgesinde dış dünyaya karşı bir uyaran kalkanı vardır, içeriye karşı yoktur. Travma bu kalkanın delinmesidir; kaza rüyaları istek doyurmaz, kaçırılan hazırlığı sonradan tamamlamaya çalışır.
Freud dürtüyü daha önceki bir durumu yeniden kurma itkisi olarak tanımladı ve yaşamın hedefinin cansız başlangıca dönmek olduğu sonucuna vardı. Kendini koruma dürtüleri bu çerçevede organizmanın kendi ölüm yolunu güvenceye alır.
Biyolojiye başvuru kesin bir destek getirmedi. Freud ikiliği Eros, Aristophanes miti, Nirvana ilkesi ve sadizm üzerinden kurdu, sonra bu kurguya ne kadar inandığını bilmediğini yazdı. Bugünkü yaşlanma biyolojisi içsel bir ölüm hedefini desteklemiyor.
Açılış sahnesi
Van'da, çarşının arka sokaklarından birinde dar bir işitme merkezi. Gönül on beş yıldır işitme cihazı ayarlıyor; masasında bir dizüstü, bir kutu yedek pil, kulak kalıpları için pembe bir macun. Karşısında Levent oturuyor. Otuz bir yıl Van Gölü'ndeki feribotların makine dairesinde çalışmış, iki yıl önce emekli olmuş.
"Cihaz her şeyi veriyor," diyor Levent. "Buzdolabının motorunu, komşunun terliğini, martıları. Gemide dört saat vardiya tutardık, kulaklığın altında motor hep aynı sesle dönerdi. Ona alışmıştım. Burada her ses ayrı ayrı içeri giriyor."
Gönül ekranda bir eğriyi aşağı çekiyor. "Kulağın sesi istiyor," diyor. "Ama az istiyor. Örnek alacak kadar."
Levent cihazı takıp pencereye dönüyor. Bir süre sessizliği deniyor, sonra gülüyor: "Tuhaf. Sessizlik istiyorum, ama tam sessiz olunca da duramıyorum. Kalkıp radyoyu açıyorum."
Bu dükkân, bu cihaz ve otuz bir yıllık makine dairesi bu sayfalara uydurularak kondu; Levent'in son cümlesindeki çekişme ise Freud'un 1920'de yayımlanan bir kitabının en uzun bölümüne kadar uzanıyor.
Bu derste ne olacak
Freud otuz yıla yakın bir süre ruhsal hayatın haz ilkesinin egemenliği altında işlediğini varsaydı. M07-D05 bu egemenliği sarsan gözlemleri, Haz İlkesinin Ötesinde'nin ilk üç bölümündeki malzemeyi topladı. Bu ders o gözlemleri yeniden anlatmıyor; onlardan sonra gelen argümanı izliyor.
Argüman her adımda gözlemden biraz daha uzaklaşıyor: korunan bir canlı kesecik ve travmanın yeni tanımı, dürtünün geriye çeken doğası, biyolojiye başvuru ve Eros ile ölüm dürtüleri ikiliği, en sonda Freud'un kendi kuşkusu. Bugünün tarafında yaşlanma biyolojisine ve kitabın yazılış tarihi tartışmasına bakacağız.
Sıfır noktası
Kitabın Almanca adı Jenseits des Lustprinzips; 1920'de Internationaler Psychoanalytischer Verlag'dan çıktı, ertesi yıl gözden geçirilmiş ikinci baskısı geldi. Freud'un altıncı bölümde dürtü öğretisinde "üçüncü adım" dediği dönüşü taşır: kendini koruma ve cinsellik ikiliğinin yerine yaşam ve ölüm dürtüleri.
Haz ilkesi bu akademide M03-D08'de, dürtü kavramı M05-D02'de tanımlandı. Freud ilk bölümde ilkeyi yeniden kurar: ruhsal aygıt uyarılma miktarını düşük ya da sabit tutmaya çalışır, artan gerilim hoşnutsuzluk, azalan gerilim haz olarak yaşanır. Fechner'in kararlılık eğilimine başvurur; fikrin kökü 1895 el yazmasındaki eylemsizlik ilkesine uzanıyordu (M02-D08).
Yaygın yanlış"Haz İlkesinin Ötesinde, haz ilkesini çöpe attı."
Freud ilkeyi bırakmaz; onun egemenliğinin nerede başladığını sorar. Travmatik rüyalar için kurduğu cümleye göre bu rüyalar haz ilkesine karşı çıkmaz ama ondan bağımsızdır ve daha eski bir göreve hizmet eder. Kitabın son bölümünde ilkeyi bu kez ölüm dürtülerinin hizmetine yerleştirir.
Mekanizma
Bir spekülasyon ve bir kesecik
Dördüncü bölüm şu cümleyle açılır: "Was nun folgt, ist Spekulation, oft weitausholende Spekulation." Kendi çevirimizle: bundan sonra gelen spekülasyondur, çoğu zaman uzaklara uzanan bir spekülasyon. Freud amacını bir fikri tutarlı biçimde sonuna kadar izlemek, merakla nereye varacağına bakmak diye tanımlar.
Fikir bilinçten başlar. Bilinç hem dışarıdan gelen algıları hem içeriden gelen haz ve hoşnutsuzluğu taşıdığına göre, onu taşıyan sistem içerisi ile dışarısının sınırında durmalıdır. Freud canlı organizmayı uyarılabilir maddeden oluşmuş, farklılaşmamış bir kesecik (Bläschen) olarak yalınlaştırır; dışa bakan yüzeyi uyaranların çarpmasıyla bir kabuğa dönüşür.
Asıl hamle bundan sonra gelir. Bu küçük canlı parça en güçlü enerjilerle yüklü bir dünyada yüzer ve korunmasız kalsa ezilirdi. Korunmayı en dış katmanın bir ölçüde inorganik hâle gelmesiyle kazanır; ölen kabuk iç katmanlara dış enerjinin yalnız küçük bir kesrini geçirir. Freud'a bakılırsa uyarana karşı korunmak, uyaranı almaktan neredeyse daha önemlidir.
Bu son ayrıntı argümanın kilit taşıdır: dışarıya karşı bir süzgeç vardır, içeriden, dürtülerden gelen uyarılmaya karşı yoktur. Freud aşırı hoşnutsuzluk veren iç uyarılmaların dışarıdan geliyormuş gibi ele alınabileceğini ekler ve yansıtmanın kökenini burada görür.
Travmanın tanımı buradan çıkar. Kalkanı delecek kadar güçlü dış uyarılmalara travmatik der. Böyle bir anda haz ilkesi devre dışı kalır; aygıt içeri dolan uyarılmayı ruhsal olarak bağlamak (binden) zorundadır, M03-D08'deki serbest ve bağlı enerji ayrımının diliyle. Freud yanına bir koşul ekler: kaygıya hazırlık (Angstbereitschaft). Uyarıyı karşılayacak sistemler önceden yüksek yatırımla hazırlanmışsa delinme daha az yıkıcıdır; dehşetin koşulu bu hazırlığın yokluğudur.
Kaza rüyaları bu yüzden istek doyurmaz; kaygı geliştirerek kaçırılan hazırlığı geriye dönük tamamlamaya çalışırlar. Freud bunu haz ilkesine aykırı olmayan ama ondan bağımsız ve daha eski görünen bir işlev sayar. İstisna M03-D09'da anılmıştı; burada aygıtın daha eski bir katmanını göstermek için kullanılıyor.
Dürtü geriye çeker
Beşinci bölüm kalkanın olmadığı yere, içeriye döner. İç uyarılmanın en bol kaynağı dürtülerdir ve onları bağlamak aygıtın en eski görevlerinden biridir. Freud buradan dürtünün kendisine dair genel bir iddiaya geçer: "Ein Trieb wäre also ein dem belebten Organischen innewohnender Drang zur Wiederherstellung eines früheren Zustandes." Kendi çevirimizle: bir dürtü, canlı organiğe içkin, daha önceki bir durumu yeniden kurma itkisi olurdu; canlının dış bozucu güçler yüzünden bırakmak zorunda kaldığı bir durumu.
Freud tanımın yabancı geleceğini bilir, çünkü dürtüyü değişime iten şey saymaya alışmışızdır. Örneklerini göç eden balıklardan, göçmen kuşlardan ve embriyo gelişiminden seçer.
Mantık sonuna kadar götürülünce cümle şu hâli alır: "Das Ziel alles Lebens ist der Tod", bütün yaşamın hedefi ölümdür; geriye dönük okunduğunda da cansız olan canlıdan önce oradaydı. Freud bunu bir koşula bağlar: her canlının iç nedenlerle öldüğünü istisnasız bir deneyim sayabilirsek. Koşul altıncı bölümde biyolojiye sorulacak.
Kendini koruma dürtüleri bu tabloda küçülür. Freud onları organizmanın kendi ölüm yolunu güvenceye alan kısmi dürtüler olarak yeniden okur: organizma yalnız kendi biçiminde ölmek ister ("nur auf seine Weise sterben will"). Hedefe kısa yoldan, bir kısa devreyle götürecek tehlikelere bu yüzden bütün gücüyle direnir. Freud bir dipnotta bu aşırı görüşü ileride düzelteceğini bildirir.
Yaygın yanlış"Ölüm dürtüsü, insanın ölmek istemesi demektir."
Freud'un önerdiği şey bilinçli bir istek ya da duygu olmaz; canlı maddenin cansız duruma dönmeye yönelik varsayılan bir eğilimidir. Aynı bölümde organizmanın kestirme ölüm tehlikelerine bütün gücüyle direndiğini de yazar.
Biyolojiye başvuru ve iki dürtü
Altıncı bölüm kitabın en uzunudur. Freud her canlının iç nedenlerle öldüğü varsayımını biyolojiye götürür ve biyologların doğal ölüm konusunda ne kadar az anlaştığını görüp şaşırır.
En çok August Weismann'ın ayrımıyla ilgilenir: ölümlü beden (soma) ve potansiyel olarak ölümsüz tohum hücreleri. Freud bunu kendi ikiliğinin morfolojik karşılığı gibi görür, sonra benzerliğin dağıldığını kabul eder. Weismann'a göre ölüm çok hücrelilerde sonradan edinilmiş bir uyumdur; ölüm geç bir edinimse, yaşamın başından beri iş gören ölüm dürtülerine yer kalmaz.
Freud bu yüzden tek hücrelilerle yapılan deneylere bakar. Aktardığına göre Amerikalı Woodruff bir terlikhayvanı kültürünü her bölünmede bir yavruyu taze suya aktararak 3029. kuşağa kadar sürdürmüş ve yaşlanma izine rastlamamıştı. Sıvı tazelenmediğinde ise kuşaklar kendi metabolizma artıklarıyla zayıflayıp ölüyordu. Freud sonucu kendi lehine çevirir ama kesinlik iddia etmez: biyolojinin ölüm dürtülerini ortadan kaldıracağı beklentisi gerçekleşmemiştir, o kadar.
Karşı güce burada ad verilir: M07-D01'de ben libidosuna kadar genişletilen libido, şimdi bütün canlıyı bir arada tutan Eros olur. Cinselliği Platon'un Eros'una yakın gördüğü 1920 önsözünü M05-D01 anmıştı.
Cinsel dürtülerin kökeni sorusunda Freud bilimsel bir açıklamadan çok bir mit dediği öyküye başvurur: Platon'un Şölen'inde Aristophanes'in anlattığı, Zeus'un ikiye böldüğü ve o günden beri öbür yarısını arayan insanlar. Mit bir dürtüyü daha önceki bir durumu yeniden kurma ihtiyacından türettiği için işine yarar. Freud canlı maddenin bir zamanlar parçalara bölünüp bölünmediğini sorar ve orada durur.
Bölümde bir ad daha belirir. Freud ruhsal hayatın egemen eğilimini iç gerilimin azaltılması, sabit tutulması, ortadan kaldırılması olarak görür ve buna Barbara Low'un bir deyimiyle Nirvana ilkesi der. Bu eğilimin haz ilkesinde dile gelmesi, ölüm dürtülerine inanmasının en güçlü nedenlerinden biridir.
Sadizm ve kuşkulu bir avukat
İkiliği somut bir örneğe bağlamak için Freud cinsel dürtünün öteden beri tanıdığı sadistik bileşenine döner. Nesneye zarar vermeye yönelen bir dürtü, yaşamı koruyan Eros'tan nasıl türetilebilir? Önerisine göre bu sadizm, narsisistik libidonun etkisiyle benden dışarı itilmiş ve ancak nesnede görünür olan bir ölüm dürtüsüdür. Oral dönemde sevgiyle ele geçirme ile yok etme iç içedir; ayrılmadıkları yerde sevgi ile nefretin ambivalansı kalır.
Freud hemen ekler: bu görüş her türlü somutluktan uzaktır, mistik bir izlenim bırakır, büyük bir sıkıntıdan çıkış yolu aranmış gibi görünür. Mazoşizmin birincil olabileceğini de ilk kez kabul eder; bir dipnotta Sabina Spielrein'ın 1912 tarihli bir çalışmasının bu spekülasyonun bir bölümünü önceden kurduğunu kaydeder. Mazoşizm 1924'te yeniden işlenecekti (M06-D02).
Ardından bölümün en dürüst sayfaları gelir. Freud bu varsayımlara ne kadar inandığının sorulabileceğini yazar ve cevaplar: "ich weiß nicht, wie weit ich an sie glaube", ne kadar inandığını bilmez. Düşünce zincirini bilimsel merakla ya da şeytanın avukatı (advocatus diaboli) olarak izlediğini, kendini şeytana satmadığını ekler.
Yedinci bölüm kısa bir toparlamadır. Yaşam dürtüleri gerilim getirdikleri için iç algıya çarpar, ölüm dürtüleri işlerini göze batmadan görür; Freud'un cümlesiyle "Das Lustprinzip scheint geradezu im Dienste der Todestriebe zu stehen", haz ilkesi neredeyse ölüm dürtülerinin hizmetinde görünür. Kitap Rückert'ten bir dizeyle kapanır: uçarak varılamayan yere topallayarak varılır, topallamak da günah sayılmaz.
Yaygın yanlış"Ölüm dürtüsünün öteki adını, Thanatos'u, Freud koydu."
1920 kitabında Thanatos sözcüğü hiç geçmez. Freud karşı güce Eros adını verir, ölüme yönelen dürtüleri ise çoğunlukla çoğul olarak Todestriebe diye anar.
Usta katmanı
Kitabın ne zaman yazıldığı yüz yıldır tartışılıyor. Freud'un kızı Sophie Halberstadt Ocak 1920'de, büyük grip salgını sırasında öldü. Fritz Wittels 1924'te yayımlanan Freud biyografisinde ölüm dürtüsü ile bu kayıp arasında bağ kurdu. Freud bunu reddetti ve ilk taslağı 1919'da, kızı sağken yazdığını söyledi; 1920 yazında Max Eitingon'a da metnin Sophie sağlıklıyken yarı bitmiş olduğunu onaylayabileceğini yazmıştı.
Tek hücrelilerin ölümlülüğü üzerine sayfalar, Freud'un Wittels'e sonradan eklediğini kabul ettiği tek kısımdı. Bugünkü biyolojinin de bir "programlı ölümü" var: Kerr, Wyllie ve Currie 1972'de apoptoz adını, hücre bölünmesinin karşıtı ve tamamlayıcısı olan denetimli bir hücre silinmesine verdiler ve sağlıklı dokuların yenilenmesinde, embriyo gelişiminde rol aldığını gözlediler. Apoptoz organizmanın yaşamına hizmet eden bir ayıklamadır; cansıza dönüş eğilimine benzemez.
Freud ölüm dürtülerini canlının iç nedenlerle ölmesine dayandırmaya çalışmıştı. Kowald ile Kirkwood'un ana akım saydığı görüşte yaşlanma, yaşla zayıflayan seçilim baskısının bedenin işleyişini sonsuza dek korumaya yetmemesinin sonucudur; ölüm canlının içine bir hedef olarak yazılmış görünmüyor. Freud'un biyolojiden yaptığı ödünç bugünkü biyolojide destek bulmuyor.
Kanıtın sınırı
Bu dersteki kartların üçü bir argümanın tarihini kaydediyor; argümanın kendisi deneysel bir sınama içermiyor. Freud'un dayandığı gözlemler, kaza rüyaları ve M07-D05'te toplanan tekrarlar, ölüm dürtüsü varsayımına zorunlu olarak götürmez ve başka açıklamalarla da okunabilir. Ölüm dürtüsünün sessiz çalıştığı söylendiğinde kavram doğrudan gözlemin dışına çıkar; hangi gözlemin onu yanlışlayacağını belirtmek zorlaşır ve yanlışlanabilirlik ölçütünün (Temel Psikoloji, M01-D05) bu metne uygulanması sınırlanır.
Biyoloji tarafı eskidi. Freud'un aktardığı Weismann, Woodruff ve Hering tartışmaları yirminci yüzyılın başına ait; yaşlanmanın programlı olup olmadığı bugün de tartışılıyor ve tek bir derleme konuyu kapatmaz. Saldırganlığı bugünkü psikoloji biyolojik, durumsal ve öğrenmeye dayalı açıklamalarla ele alıyor (Temel Psikoloji, M14-D10); bunlar ölüm dürtüsünü doğrudan sınamıyor. Kavramın değeri de nereden doğduğuna bakılarak belirlenemez.
Kendin dene
Aklında kalsın
Haz İlkesinin Ötesinde 1920'de yayımlandı ve Freud'un dürtü kuramını yaşam ve ölüm dürtüleri ikiliğine çevirdi. Freud dördüncü bölümü açıkça bir spekülasyon olarak sundu.
Canlı kesecik imgesinde dış dünyaya karşı bir uyaran kalkanı vardır, içeriye karşı yoktur. Travma bu kalkanın delinmesidir; kaza rüyaları istek doyurmaz, kaçırılan hazırlığı sonradan tamamlamaya çalışır.
Freud dürtüyü daha önceki bir durumu yeniden kurma itkisi olarak tanımladı ve yaşamın hedefinin cansız başlangıca dönmek olduğu sonucuna vardı. Kendini koruma dürtüleri bu çerçevede organizmanın kendi ölüm yolunu güvenceye alır.
Biyolojiye başvuru kesin bir destek getirmedi. Freud ikiliği Eros, Aristophanes miti, Nirvana ilkesi ve sadizm üzerinden kurdu, sonra bu kurguya ne kadar inandığını bilmediğini yazdı. Bugünkü yaşlanma biyolojisi içsel bir ölüm hedefini desteklemiyor.
Sonraki derse köprü
Freud bu kurguya topallayarak vardığını söyledi; onu izleyenler bambaşka tutumlar aldı. Kimi analistler ölüm dürtüsünü bebeğin ilk kaygılarının merkezine yerleştirdi, kimi onu biyolojik bir fantezi sayıp bıraktı, kimi kavramı dilin düzleminde yeniden okudu. Bu kabul ve ret tarihini, Melanie Klein'ın ve Jacques Lacan'ın verdiği karşılıklarla birlikte, M07-D07 «Ölüm dürtüsü tartışması» izleyecek.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.