M07-D03
Yas ve Melankoli
Freud'un yas ile melankoli arasında yaptığı ayrımı metinden aktarır.
Psikanaliz Akademisi — M07, Narsisizm, yas ve tekrar · 3.138 kelime · 16 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 21 dk dinleme
Terapi Akademisi’nde: S04-P01-D14
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Freud yas ile melankoliyi aynı acılı ruh hâli, aynı ilgi kaybı ve aynı ketlenmeyle betimledi; ikisini ayıran tek özelliği öz-saygının çöküşünde gördü. Yasta yoksullaşan dünyadır, melankolide kişinin kendisi.
Yas çalışması, kaybedilen kişiye bağlanmış anı ve beklentilerin birer birer ele alındığı yavaş bir süreçtir. Freud bu sürecin neden acı verdiğini açıklayamadığını kabul etti ve yasa karışmayı yararsız saydı.
Melankolide kişi kimi kaybettiğini bilse bile onda neyi kaybettiğini bilmeyebilir. Freud öz-suçlamaları sevilmiş birine yönelik suçlamaların bene dönmüş hâli olarak okudu; nesneyle özdeşleşen ben, o nesnenin yerinde yargılanır.
Bugünkü tanı tartışması yas ile depresyonun sınırını belirtilerle çizmeye çalışıyor ve bu sınırın keskinliğinde anlaşamıyor. Freud'un makalesi o tartışmada bir kanıt sayılmaz; sorunun nasıl sorulduğunu gösteren tarihsel bir belgedir.
Açılış sahnesi
Afyonkarahisar'da, kalenin eteğindeki bir sokakta küçük bir kuru temizleme dükkânı. Melahat dükkânı yirmi yıldır işletiyor; buhar makinesi fısıldıyor, askılarda naylona sarılı ceketler sıra bekliyor. Cengiz noter kâtibi, öğle arasında annesinin lacivert paltosunu getirmiş. Kırk gün geçmiş. Paltoyu temizletip bir hayır kurumuna vermek istiyor.
"Çarşıdan geçemiyorum," diyor. "Her salı birlikte simit alırdık. Simitçi aynı adam, ama sokak bomboş geliyor. Sanki şehirden bir şey çekilmiş."
Melahat paltonun ceplerini boşaltıyor. Katlanmış bir reçete, bir de düğme çıkıyor. Cengiz düğmeyi alıp cüzdanına koyuyor.
Kapı kapanınca Melahat kız kardeşini düşünüyor. Kardeşi iki yıl önce boşandı. O günden beri telefonda hep aynı cümleleri kuruyor: "Ben beceriksizin tekiyim, verdiğim sözü tutmam, kimseye güven vermem." Melahat bu cümleleri her duyduğunda içinden itiraz ediyor; sözünü tutmayan, kimseye güven vermeyen kişiyi tanıyor ve o kişi kardeşi olamaz. Cengiz'in anlattığında boşalan sokaktı. Kardeşinin anlattığında boşalan kendisi.
Kuru temizleme dükkânı, palto ve iki konuşma bu derse kurgu olarak yerleştirildi; aradaki ayrım ise 1915 baharında yazılmış bir makaleden geliyor.
Bu derste ne olacak
M07-D02'nin sonunda açık kalan soru, kayıptan sonra sevgiye ne olduğuydu. Freud'un cevabına göre bir insana yatırılan şey tek bir kütle olarak orada durmaz; o kişiye bağlanmış her anıya, her beklentiye dağılmıştır ve kayıptan sonra bu bağların her biri ayrı ayrı çözülmek zorundadır. Bu derste o çözülmenin iki yolunu izleyeceğiz: yas ve melankoli.
Önce Freud'un iki durumda gördüğü ortak tabloyu ve ayırdığı tek özelliği okuyacağız. Sonra yas çalışmasını, melankolide kaybın neden bilinçdışı kalabildiğini ve öz-suçlamaların kime yöneldiğini metnin kendisinden izleyeceğiz. Usta katmanında makalenin sonraki etkisine ve yas ile depresyonu ayıran bir ölçütün tanı el kitabından çıkarılmasına geçeceğiz.
Sıfır noktası
Melankoli Freud'dan çok daha eski bir kelime; Yunanca "kara safra" anlamına gelen adıyla antik hekimlikten beri kullanılıyordu. Freud makalesine bu belirsizliği kabul ederek başlar: betimleyici psikiyatride bile tanımın oynak olduğunu, tablonun bir kısmının bedensel bir rahatsızlığı düşündürdüğünü yazar ve malzemesini ruhsal kökeninden şüphe etmediği az sayıda vakayla sınırlar.
Yaygın yanlış"Freud'un melankolisi bugünkü depresyonun eski adıdır."
Freud kelimeyi kendi döneminde bile birden çok klinik biçimi kapsayan, sınırı oynak bir tablo için kullandı ve incelemesini ruhsal kökenli saydığı az sayıda vakayla sınırladı. Bugünkü depresyon tanısı belirtilerin sayısına ve süresine dayanan başka bir sınıflama mantığından doğdu. İki kavram örtüşür, ama biri ötekinin yerine konamaz.
Mekanizma
Ortak tablo, tek fark
Makale bir karşılaştırma olarak kurulur. Freud yası olağan bir duygulanım sayar ve melankoliyi anlamak için onu ölçü olarak kullanır. Yasın genellikle sevilen bir kişinin ya da onun yerine geçmiş bir soyutlamanın, vatanın, özgürlüğün, bir idealin kaybına verilen tepki olduğunu yazar. Ardından şunu ekler: yas olağan hayattan ağır sapmalar getirse de onu hastalık sayıp hekime götürmek kimsenin aklına gelmez. Bir süre sonra aşılacağına güveniriz ve ona karışmayı yararsız, hatta zararlı buluruz.
Sonra tabloları yan yana koyar. Acılı ruh hâli, dış dünyaya ilginin kalkması, yeni bir sevgi nesnesi seçememe, ölen kişiyle ilgisi olmayan her işten uzaklaşma iki durumda da vardır. Fark tek bir yerdedir: öz-saygının (Selbstgefühl) bozulması yasta görülmez. Freud bu farkı makalenin en çok alıntılanan cümlesine sığdırır: "Bei der Trauer ist die Welt arm und leer geworden, bei der Melancholie ist es das Ich selbst." Kendi çevirimizle: yasta dünya yoksul ve boş hâle gelmiştir, melankolide ise benin kendisi.
Yas çalışması: bağları tek tek çözmek
Freud yasın bir iş yaptığını düşünür. Gerçeklik sınaması (Realitätsprüfung) sevilen nesnenin artık var olmadığını göstermiştir ve bütün libidonun o nesneyle bağlarından çekilmesini ister. Buna karşı anlaşılır bir direnç doğar; Freud insanın bir libido konumunu, yerine bir ikame göz kırpsa bile, kolay kolay bırakmadığını gözlemler. Olağan olan gerçekliğe saygının kazanmasıdır, ama buyruk hemen yerine getirilemez.
Önceki dersin köprüsündeki soruya verilen cevap budur: kaybedilen nesneye yatırılmış olan, o nesneyle kurulmuş sayısız tek tek bağdır, anılar ve beklentiler. Freud sürecin neden bu kadar acı verdiğini ekonomik bir dille açıklayamadığını itiraf eder ve acının bize kendiliğinden anlaşılır gelmesini tuhaf bulur.
Kaybın tek bir anda değil ayrı ayrı yerlerde öğrenildiği gözlemini Terapi tarafında S04-P01-D14 gündelik bir kayıp deneyimi üzerinden kurmuştu. Freud aynı gözlemi bir ruhsal enerji ekonomisine bağlar: her anı libidonun bağlandığı bir düğümdür ve her düğüm zaman ve emek ister.
Yaygın yanlış"Freud yası tedavi edilmesi gereken bir hastalık olarak gördü."
Makale bunun tersini söyler: yası hastalık sayıp hekime götürmek aklımıza gelmez, aşılacağına güveniriz ve ona karışmayı zararlı bile buluruz. Freud'un hastalık olarak incelediği melankolidir; yası onu anlamak için olağan bir ölçü olarak kullanır.
Kimi kaybettiğini bilmek, neyi kaybettiğini bilmemek
Freud yastan öğrendiklerini melankoliye uyguladığında, bazı vakalarda melankolinin de sevilen birinin kaybına tepki olduğunu görür. Başka vakalarda kayıp daha ideal bir niteliktedir: nesne ölmemiş, bir sevgi nesnesi olarak yitirilmiştir; verdiği örnek terk edilmiş bir nişanlıdır. Kimi vakalarda ise bir kayıp sezilir ama neyin kaybedildiği görülemez.
Freud burada ikinci büyük ayrımını kurar. Melankoliyi tetikleyen kayıp bilinse bile kişi kimi kaybettiğini bilir ama onda neyi kaybettiğini bilmeyebilir (er zwar weiß wen, aber nicht, was er an ihm verloren hat). Bu yüzden melankoliyi bilinçten çekilmiş bir nesne kaybına bağlar; yasta ise kayıpla ilgili hiçbir şey bilinçdışı kalmaz. Melankolideki ketlenmenin bilmeceli görünmesini de böyle açıklar: kişiyi yutan iç işi dışarıdan göremeyiz.
Nesnenin gölgesi
Melankolik kişi kendini değersiz, işe yaramaz ve ahlaken kötü biri olarak anlatır, yalnız bugünü için değil geçmişi için de. Freud ona karşı çıkmanın hem bilimsel hem tedavi açısından verimsiz olacağını yazar; kişi bir anlamda haklıdır, çünkü kendi ruhsal durumunu doğru betimlemektedir. Ama bir çelişki doğar: yasla benzetmeye göre kişi bir nesne kaybetmiş olmalıdır, anlattıklarından ise kendi beninde bir kayıp çıkar.
Çelişkiyi çözen gözlem Freud'a göre zor değildir. Öz-suçlamalar sabırla dinlendiğinde en ağırlarının kişiye pek uymadığı, küçük değişikliklerle kişinin sevdiği, sevmiş olduğu ya da sevmesi gereken başka birine uyduğu görülür. Öz-suçlamalar, sevilen nesneye yönelik suçlamaların ondan alınıp bene yuvarlanmış biçimleridir. Freud bunu Almancanın bir kelime oyunuyla söyler: hastaların yakınmaları (Klagen) eski anlamıyla suçlamalardır (Anklagen). Melankolik kişinin utanmaması, kendini teşhir eder gibi konuşabilmesi de buradan anlaşılır: kendisi hakkında söylediği aşağılayıcı şeyler aslında bir başkası hakkındadır.
Yaygın yanlış"Freud melankolik kişinin kendisi hakkındaki sözlerini yanlış buldu ve düzeltilmesini istedi."
Freud kişiye karşı çıkmayı verimsiz sayar ve bazı öz-eleştirilerin kendini tanımaya epey yaklaştığını bile yazar. Onun için önemli olan sözlerin doğruluğu olmaz; sözlerin kime yöneldiğidir.
Freud süreci şöyle yeniden kurar. Belirli bir kişiye bağlanmış libido, o kişiden gelen gerçek bir kırgınlıkla sarsılır. Olağan sonuç libidonun yeni bir nesneye kaydırılması olurdu. Burada ise serbest kalan libido bene çekilir ve benin bırakılan nesneyle özdeşleşmesini kurmaya hizmet eder. Freud'un cümlesi: "Der Schatten des Objekts fiel so auf das Ich." Kendi çevirimizle: nesnenin gölgesi böylece benin üzerine düştü. Artık ben, ayrı bir merci tarafından, terk edilmiş nesneymiş gibi yargılanabilir; nesne kaybı bir ben kaybına dönüşmüştür.
Freud bu düzeneğin narsisistik temelli bir sevgiyi gerektirdiğini Otto Rank'ın bir notuna dayanarak öne sürer (M07-D01). Asıl ağırlığı ise ambivalansa, sevgi ile nefretin aynı ilişkide birlikte bulunmasına verir. Bırakılamayan sevgi özdeşleşmeye sığındığında nefret bu ikame nesneye, yani bene yönelir; onu aşağılar, acı çektirir. Freud melankolinin önkoşullarını nesne kaybı, ambivalans ve libidonun bene geri çekilmesi diye sıralar.
Makalenin son kesimi maniyi benin kaybı yenmiş göründüğü bir zafer hâli olarak düşünür; Freud bu açıklamanın yetersiz kaldığını aynı sayfalarda kabul eder.
Usta katmanı
Freud makalenin bir dipnotunda, konu üzerine az sayıdaki çözümleyici çalışma içinde Karl Abraham'ınkine ayrı bir yer verir ve Abraham'ın da yas ile melankoliyi karşılaştırarak yola çıktığını not eder; o çalışmanın yılı olarak 1912'yi gösterir. Metin 1915'in ilk yarısında, Birinci Dünya Savaşı sürerken, Freud'un metapsikoloji üzerine yazdığı bir makale dizisinin parçası olarak kaleme alındı. Basılması 1917'yi buldu.
Makalenin en uzun etkisi melankolinin dışında görüldü. Freud 1923'te Ben ve İd'in süperego bölümünde, melankolinin acısını kaybedilen bir nesnenin bende yeniden kurulmasıyla açıkladıklarını hatırlatır ve bu yer değiştirmenin sanıldığından çok daha sık olduğunu, karakterin biçimlenmesinde büyük pay taşıdığını yazar. Süperegonun bu yoldan doğuşu M06-D02'nin konusuydu.
Bugünkü psikiyatri yas ile depresyonu ayırma sorusunu başka araçlarla sordu.
İki kart birlikte okununca tablo karışıyor. Değersizlik duygusunun yasla bağlantılı epizotlarda daha seyrek görünmesi Freud'un gözlemiyle aynı yöndedir; yasla ve başka kayıplarla tetiklenen depresyonların benzerliği ise ayrımın keskin bir sınır olmadığını düşündürüyor. Yas araştırmasının yas çalışması kavramına ne dediğini M07-D04 ele alıyor.
Kanıtın sınırı
Freud bu makalenin sınırını kendisi çizdi. İlk paragrafta melankolinin klinik birliğinin güvenceli olmadığını, malzemesinin az sayıda vakaya dayandığını ve sonuçlarının genel geçerliğinden baştan vazgeçtiğini yazar; kuramın gerektirdiği sonucun araştırmayla henüz doğrulanmadığını da ortada tekrarlar. Bu vakaların kimler olduğu, kaç tane olduğu metinde yer almaz. Öz-suçlamaların sevilen nesneye yöneldiği düşüncesi bir dinleme deneyimine dayanır; bu yorumu bağımsız biçimde sınayacak bir yöntem makalede yoktur.
Bugünkü çalışmalar Freud'un sorusunu tam olarak sormuyor. Yas ile depresyonun belirtiler düzeyinde ayrışıp ayrışmadığına bakıyorlar, melankolinin bilinçdışı bir kayıptan doğup doğmadığına bakmıyorlar. Değersizlik bulgusu tek bir veri setinden ve kısa epizotlardan geliyor; dışlama ölçütünü tartışan iki çalışma ABD verisine dayanıyor. Yasın ifadesi ve toplumca karşılanışı kültürden kültüre değiştiği için, bu bulguların cenazeyi topluca yürüten toplumlara ne ölçüde taşınabileceği açık bir soru. Freud'un tablosunu bugünkü tanılarla bire bir eşlemek de genellemenin sınırını aşar.
Kendin dene
Aklında kalsın
Freud yas ile melankoliyi aynı acılı ruh hâli, aynı ilgi kaybı ve aynı ketlenmeyle betimledi; ikisini ayıran tek özelliği öz-saygının çöküşünde gördü. Yasta yoksullaşan dünyadır, melankolide kişinin kendisi.
Yas çalışması, kaybedilen kişiye bağlanmış anı ve beklentilerin birer birer ele alındığı yavaş bir süreçtir. Freud bu sürecin neden acı verdiğini açıklayamadığını kabul etti ve yasa karışmayı yararsız saydı.
Melankolide kişi kimi kaybettiğini bilse bile onda neyi kaybettiğini bilmeyebilir. Freud öz-suçlamaları sevilmiş birine yönelik suçlamaların bene dönmüş hâli olarak okudu; nesneyle özdeşleşen ben, o nesnenin yerinde yargılanır.
Bugünkü tanı tartışması yas ile depresyonun sınırını belirtilerle çizmeye çalışıyor ve bu sınırın keskinliğinde anlaşamıyor. Freud'un makalesi o tartışmada bir kanıt sayılmaz; sorunun nasıl sorulduğunu gösteren tarihsel bir belgedir.
Sonraki derse köprü
Freud yasın bir sonu olduğunu düşünüyordu: bağlar tek tek çözülür, ben özgürleşir ve yeni nesnelere döner. Peki kayıp yaşayan insanlar gerçekten böyle mi toparlanıyor? Ölen kişiyle bağın sürmesi bir takılma mı, yoksa yasın olağan bir parçası mı? Yas araştırması bu soruları Freud'un kavramına yöneltti; ölçülmüş yas seyirlerini ve süren bağlar görüşünü yas çalışmasıyla karşı karşıya getirmek M07-D04'e düşüyor.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.