M05-D06
Saplanma ve gerileme
Saplanma ve gerileme kavramlarını ve onların klinik açıklama gücünü değerlendirir.
Psikanaliz Akademisi — M05, Dürtü, cinsellik ve gelişim · 3.292 kelime · 16 örnek durum · 5 kanıt kartı · ≈ 15 dk okuma · 22 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Saplanma, gelişim yolunda geride kalan libido payının adıdır; gerileme, ileri gitmiş payın zor anda o durağa dönmesi. Freud ikisini 1917'de yolda kollar bırakan göçmen bir halk imgesiyle birbirine bağladı.
Libidinal gerileme rüya kitabındaki yön gerilemesinin akrabasıdır; Freud onu bastırmadan da ayırdı ve betimleyici bir kavram saydı.
Tamamlayıcı dizi, doğuştan mı yaşantıdan mı sorusunu bir oran sorusuna çevirdi. Saplanmayı iç etken, yoksunluğu dış etken saydı.
1913'te Freud nevrozun türünü saplanma basamağına bağladı ve sadist-anal örgütlenmeyi ilk kez bu bağlamda önerdi; dayanak tek bir vakaydı.
Çağdaş veriler erken güçlüklerle sonraki kırılganlık arasında bir bağ gösteriyor, nevroz seçiminin istediği özgüllüğü göstermiyor.
Açılış sahnesi
Bafra'da, Kızılırmak Deltası'nın kıyısında bir kuş halkalama istasyonu, ekim sabahı. Ferda on dört yıldır deltada ornitolog; ağlara takılan kamış bülbüllerini tek tek çıkarıp ayaklarına alüminyum halka takıyor. Sedat çeltik kooperatifinde ziraat mühendisi. O hafta hasattan hemen önce gelen sel tarlaların yarısını yatırmış, Sedat üç gecedir annesinin evinde, çocukluk odasında yatıyor. Sabahları annesinin tarhanasını içiyor, akşamları ortaokulda tamir ettiği eski radyoyu söküp yeniden takıyor.
Ferda deftere bir kuşun numarasını yazarken gülüyor. "Bu kız geçen yıl da buradaydı," diyor. "Güneye gidenlerin bir kısmı her yıl aynı molada kalıyor. Kafile gidiyor, bunlar burada oyalanıyor."
Sedat termosu uzatıyor. "Benim için de öyle mi diyorsun? Bir yerde takılıp kalmışım da zor gününde oraya mı dönüyorum?"
"Ben kuşları sayarım," diyor Ferda. "Sen kendini sayma. Belki yalnızca yorgunsun, belki annenin evi seli unutturuyor."
İstasyon da, kooperatif de, iki eş de bu sayfanın ihtiyacından doğdu, deltada onları arayan bulamaz. Ferda'nın benzetmesinin bir öncülü ise kâğıtta duruyor: Freud 1917'de basılan derslerinden birinde, yolda bıraktığı kolların sayısı arttıkça yenilgide geri çekilmeye daha yatkın hâle gelen göçmen bir halktan söz etti.
Bu derste ne olacak
Önceki iki ders çocukluk cinselliğinin evrelerini sırayla okudu (M05-D03, M05-D04). Freud bu sırayı yalnız bir takvim olarak kurmadı; şemanın asıl işi, yolun bir yerinde takılı kalan payı ve zor anda o paya geri dönüşü anlatmaktı. Bu ders o iki kavramın, saplanmanın ve gerilemenin, Freud'un nevroz açıklamasında nasıl birlikte çalıştığını izliyor.
Önce Giriş Dersleri'nin yirmi ikinci dersini, sonra 1913'te bir kongrede okunan kısa bir metni ele alacağız; ikincisinde Freud hangi kişinin hangi nevroza yakalanacağını saplanma noktalarıyla açıklamayı denedi. Usta katmanı kavramın sonraki genişlemelerine ve onu fazla kolay bulan psikanalitik eleştiriye bakıyor. Kanıt tarafında çocukluk güçlüklerini tarayan bir epidemiyoloji çalışması ve kardeş doğumu üzerine bir derleme var.
Sıfır noktası
Gerileme sözcüğü bu akademide ilk kez rüya kitabının şemasında geçti. M03-D07 onu ruhsal aygıtta uyarılmanın geri yönde akması olarak tanımladı ve Freud'un 1914'te eklediği topik, zamansal ve biçimsel türleri andı. Bu ders o tanımı yinelemiyor; zamansal türün bir alt çeşidine, libidonun gelişim yolunda eski bir duraklama yerine dönmesine odaklanıyor. Freud 1917'de bu özel anlamı genel anlamdan açıkça ayırır.
Gerilemenin dönebileceği bir yer olmalıdır. O yeri adlandıran kavram M05-D02'de dürtünün nesnesiyle ilgili bir geçişte kısaca anıldı; burada kendi tanımını alıyor.
Yaygın yanlış"Saplanma, bir çocukluk evresini hiç geçememek demektir."
Freud 1917'de aynı dürtünün bazı parçalarının erken bir basamakta kalırken başka parçalarının son hedefe ulaşabildiğini yazar. Saplanma bir pay, bir ağırlık olarak düşünülmüştür; kişinin bütünüyle bir evrede kaldığı bir tablo anlatmaz.
Mekanizma
Yolda kalan kollar
Giriş Dersleri, Freud'un 1915–16 ve 1916–17 kış dönemlerinde Viyana Üniversitesi'nde verdiği derslerin kitabıdır; nevrozlara ayrılan üçüncü bölüm 1917'de basıldı. Yirmi ikinci ders "Gesichtspunkte der Entwicklung und Regression. Ätiologie" başlığını taşır: gelişim ve gerilemenin bakış açıları, nedenbilim.
Freud dersi genel patolojiden aldığı bir önermeyle açar. Uzun bir gelişim yolu iki tehlike taşır. Birincisi duraklamadır (Hemmung): biyolojik süreçlerdeki genel değişkenlik yüzünden bütün hazırlık evreleri aynı başarıyla geçilemez, işlevin bazı parçaları erken basamaklarda kalır. İkincisi gerilemedir: ileri gitmiş parçalar da kolayca o erken basamaklara geri dönebilir.
Benzetmeleri yan yana dizer. İlki, yeni bir ülke aramak için yurdunu terk eden bir halktır; tarihte sık görülen bu göçlerde bütün topluluk hedefe varmaz, küçük kollar yol üstündeki duraklarda yerleşir. İkincisi bedenden gelir: memelilerde karın boşluğunun derinlerinde oluşan erbezleri doğumdan önce aşağı iner ve bazı bireylerde yolda kalır. Üçüncüsü Freud'un kendi gençliğindendir. Brücke'nin laboratuvarında ilkel yapılı küçük bir balığın omuriliğini incelerken, sinir hücrelerinin göç ettiği yolun baştan sona yolda kalmış hücrelerle işaretlendiğini görmüştü. Hemen ardından bu karşılaştırmaların zayıf yanlarını kendisinin de gördüğünü ekler.
Gerilemeyle saplanmayı bağlayan cümle benzetmenin ikinci yarısındadır. Duraklarda çok sayıda insan bırakmış bir halkın öncüleri yenildiklerinde ya da kendilerinden güçlü bir düşmanla karşılaştıklarında doğal olarak bu mevzilere çekilir; ne kadar çok insan geride kalmışsa yenilgi tehlikesi o kadar yakındır. Freud'un formülü bu imgenin çevirisidir: Saplanmalar güçlendikçe gelişmiş işlev dış engeller karşısında o kadar kolay geri çekilir.
İki dönüş ve bir karışıklık
Freud libidonun gelişimine dair anlattıklarından iki tür gerileme çıkarır. Biri libidonun ilk nesnelerine dönmesidir, Freud bunların ensest nitelikli olduğunu söyler; öbürü bütün cinsel örgütlenmenin daha erken bir basamağa dönmesi. İkisi de aktarım nevrozlarında görülür ama farklı oranlarda. Histeride ilk nesnelere dönüş düzenli, eski bir örgütlenmeye dönüş ise az ya da yoktur; bu yüzden histerinin düzeneğinde asıl rolü bastırma oynar. Saplantı nevrozunda öne çıkan şey sadist-anal basamağa dönüştür ve belirtilerin biçimini bu belirler.
Freud burada dinleyicisini bir karışıklığa karşı uyarır: gerilemeyi bastırmayla karıştırmayın. Bastırma bilinç öncesi sistemdeki bir eylemin bilinçdışına itilmesidir ve onun deyişiyle topik-dinamik bir kavramdır; cinsellikle doğrudan bir bağı yoktur. Libidonun gerilemesi ise betimleyici bir kavramdır. Freud onun ruhsal aygıtın neresinde yer aldığını bilmediğini, üstelik bu süreçte organik etkenin en belirgin etken olduğunu yazar. Bastırma olmadan yalnız gerileme bir nevroza yol açmaz; Freud'a göre sonuç o zaman bir sapkınlık olurdu.
Yaygın yanlış"Gerileme ile bastırma aynı şeydir: ikisinde de kişi bir şeyi geride bırakır."
Freud 1917'de bu karışıklığa karşı açıkça uyarır. Bastırmayı bir içeriğin sistemler arası yerine bağlar; libidonun gerilemesini ise gelişimde eski bir durağa dönüş olarak betimler ve bastırmadan bağımsız bir süreç sayar.
Yoksunluk ve yatkınlık: bir dizi
Yirmi ikinci dersin ikinci yarısı nedenbilime geçer. Freud daha önce insanların libidolarının doyum olanağı ellerinden alındığında, yani bir yoksunluk (Versagung) sonucunda hastalandığını söylemişti. Şimdi bunun tek başına yetmediğini ekler. Libidonun dürtü uyarılmaları "plastiktir", birbirinin yerine geçebilir; Freud onları sıvıyla dolu, birbirine bağlı kanallardan oluşan bir ağa benzetir. Pek çok insan doyumsuzluğa hastalanmadan dayanır. Bu esnekliği kısıtlayan en büyük etken libidonun saplanmalarıdır.
Freud'un şematik özeti şöyledir: Saplanma iç ve yatkınlık yaratan etkendir, yoksunluk dış ve rastlantısal etken. Nevrozun doğuştan mı yaşantıdan mı geldiğini sormayı, bir çocuğun babanın mı annenin mi eseri olduğunu sormaya benzetir.
Ardından Freud libidonun belli yollara ve nesnelere tutunma inadını, "yapışkanlığını" (Klebrigkeit), kişiden kişiye değişen ve koşulları tümüyle bilinmeyen bağımsız bir etken olarak ekler. Bu yapışkanlığın sağlıklı insanlarda da, nevrozun karşı ucundaki sapkınlıklarda da bulunduğunu yazar. Sonuç olarak saplanma da yoksunluk gibi tek başına belirleyici sayılmaz. Hastalanma için bir üçüncü öğe gerekir: çatışma.
Dizinin ölçülebilir bir akrabası bugünkü epidemiyolojide: saplanmayı ölçmeyen ama erken yaşantının sonraki kırılganlıkla bağını soran araştırmalar.
Nevroz seçimi: 1913
Yirmi ikinci dersin dört yıl öncesinde Freud aynı mantığı daha iddialı bir soruya uygulamıştı. 7–8 Eylül 1913'te Münih'te toplanan Dördüncü Uluslararası Psikanaliz Kongresi'nde okuduğu "Die Disposition zur Zwangsneurose" (saplantı nevrozuna yatkınlık) aynı yıl bir psikanaliz dergisinde çıktı. Alt başlığı sorunu adlandırır: nevroz seçimi sorununa bir katkı.
Freud metne, nevroz nedenlerinin insanın hayata getirdikleri ile hayatın ona getirdikleri diye ikiye ayrıldığını hatırlatarak başlar ve seçimin bütünüyle ilk gruba bağlı olduğunu söyler. Yatkınlıklar gelişimdeki duraklamalardır; bir işlevin parçası eski basamağı tuttuğu yerde bir "Fixierungsstelle", bir saplanma yeri oluşur ve hastalıkta işlev oraya gerileyebilir. Bu duraklamaları neyin doğurduğu sorusunu ise biyolojik araştırmaya bırakır. Histeriyi çocukluktaki edilginliğe, saplantı nevrozunu etkinliğe bağlayan eski tahminini bırakmak zorunda kaldığını da yazar.
Dayandığı vaka bir kadındır. Bir düş kırıklığının ardından kaygı histerisiyle başlayan hastalığı, ikinci bir yaşantıdan sonra ağır bir saplantı nevrozuna dönüşmüştü. Freud vakayı iki dilli bir belgeye benzetir: aynı içerik iki nevrozun farklı dilleriyle anlatılıyordu. Bu vakadan ve önceki izlenimlerinden yola çıkarak şemasına yeni bir basamak ekler: cinsel organların önceliği kurulmadan önce sadist ve anal kısmi dürtülerin egemen olduğu bir örgütlenme. M05-D03'te 1915 baskısındaki biçimiyle okunan sadist-anal örgütlenme ilk kez bu konuşmada ortaya kondu.
Metnin son kesiminde Freud gerilemeyi karakter değişimlerine de uygular. Kadınların doğurganlık dönemi kapandıktan sonra sık sık huysuz, cimri ve inatçı hâle geldiği yolundaki yaygın yakınmayı aktarır ve bu değişikliği sadist-anal basamağa bir gerilemeyle açıklar. Metinde bunu destekleyen bir sayım yok; dayanak, Freud'un kendisinin de andığı komedi yazarlarının ve hicivcilerin klişesi.
Usta katmanı
Freud'dan sonra gerileme kavramı hem genişledi hem de eleştirildi. Ben psikolojisi içinde Ernst Kris 1952'de yayımlanan sanat üzerine incelemelerinde, yaratıcı süreçte ilkel düşünce biçimlerine denetimli bir dönüşü "benin hizmetinde gerileme" diye adlandırdı. Ben ilk evrede bilinç öncesi malzemeye yol verir, ikinci evrede onu işleyerek esere dönüştürür; gerileme böylece olumlu bir işlev kazandı. Michael Balint 1968'de yayımlanan The Basic Fault kitabında analizde ortaya çıkan gerilemeyi iyicil ve kötücül diye ayırdı ve iki türe farklı karşılıklar önerdi. Anna Freud'un gerilemeyi bir savunma biçimi olarak ele alışı M06-D08'in konusu.
Eleştiri psikanalizin içinden de geldi. Kavram sık kullanıldıkça açıklama gücünü yitirdi mi? M01-D06 psikanalize yöneltilen ilk itirazlar arasında her sonucu açıklayabilen bir kuramın hiçbir şeyi sınamadığını anmıştı; gerileme bu itirazın en elverişli hedeflerinden biri. Bir kişi zor anda eskiye dönerse gerileme, dönmezse saplanmanın zayıf olduğu söylenebilir.
Kuramsal tartışmanın yanında gelişim psikolojisi gerileme sözcüğünü betimleyici biçimde kullanmayı sürdürüyor: stres altında daha erken bir yaşa ait davranışların yeniden görülmesi. Bunun en çok incelenen örneği yeni bir kardeşin doğumu.
Yaygın yanlış"Bir çocukta gerileme davranışı görülüyorsa, onu o evreye bağlayan bir saplanma kesindir."
Freud saplanmayı gerilemenin kolaylaştırıcısı saydı; bir davranıştan saplanmayı geriye doğru çıkarmanın bağımsız bir yolunu önermedi. Kardeş doğumu araştırmalarında gerileme davranışları çocuktan çocuğa değişiyor ve çoğu kez kendiliğinden azalıyor.
Kanıtın sınırı
Freud'un saplanma ve gerileme formülü ölçülebilir bir saplanma miktarı varsaymasına karşın, o miktarı gerilemeden bağımsız olarak saptamanın bir yolunu tanımlamaz. Bu yüzden iki kavram birbirini açıklarken birlikte sınanamaz. 1913 tezinin dayanağı tek bir vaka ve birikmiş izlenimler, 1917 anlatısının dayanağı ise klinik deneyim ve benzetmeler; ikisinde de karşılaştırma grubu yok.
Çağdaş kanıt, kavramın yalnız bir kenarına değiyor. Green ve arkadaşlarının taraması erken güçlüklerin sonraki kırılganlıkla bağını gösteriyor, ama belirli bir güçlüğün belirli bir bozukluğu seçtiğini bulmuyor; bu, nevroz seçimi tezinin istediği özgüllüğe uymuyor. Bulgu geriye dönük hatırlamaya dayandığı için de ilişkinin büyüklüğü tartışmalı. Volling'in derlemesi gerileme davranışını betimleyici anlamda ele alıyor ve libidinal bir dönüş varsaymıyor. Hiçbir bulgu Freud'un özgün formülünü doğrudan sınamıyor.
Kendin dene
Aklında kalsın
Saplanma, gelişim yolunda geride kalan libido payının adıdır; gerileme, ileri gitmiş payın zor anda o durağa dönmesi. Freud ikisini 1917'de yolda kollar bırakan göçmen bir halk imgesiyle birbirine bağladı.
Libidinal gerileme rüya kitabındaki yön gerilemesinin akrabasıdır; Freud onu bastırmadan da ayırdı ve betimleyici bir kavram saydı.
Tamamlayıcı dizi, doğuştan mı yaşantıdan mı sorusunu bir oran sorusuna çevirdi. Saplanmayı iç etken, yoksunluğu dış etken saydı.
1913'te Freud nevrozun türünü saplanma basamağına bağladı ve sadist-anal örgütlenmeyi ilk kez bu bağlamda önerdi; dayanak tek bir vakaydı.
Çağdaş veriler erken güçlüklerle sonraki kırılganlık arasında bir bağ gösteriyor, nevroz seçiminin istediği özgüllüğü göstermiyor.
Sonraki derse köprü
1913 konuşmasının kadınların yaşlanmasına dair o kısa paragrafı, Freud'un şemasında kadının gelişiminin nasıl çizildiğine dair daha geniş bir sorunun küçük bir işaretiydi. Freud'un kız çocuğunun gelişimini erkek çocuğunun yolundan türeten görüşleri 1920'lerde psikanalizin kendi içinden ilk ciddi itirazla karşılaştı; itirazı yapan Berlin'de çalışan bir analistti, Karen Horney. Bu karşılaşmayı, kadınlık sorusunu ve Horney'nin neye itiraz ettiğini M05-D07 metinler üzerinden yan yana koyacak.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.