İçeriğe geç

M04-D03

Semptomatik eylemler

Kaza gibi görünen eylemlerin anlamlı sayılmasının mantığını ve sınırını açıklar.

Psikanaliz Akademisi — M04, Gündelik hayatın psikopatolojisi · 3.171 kelime · 16 örnek durum · 5 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 21 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Freud 1904'te el hatalarını ikiye ayırdı: amaçlı bir hareketin kaydığı yanlış tutma ve kendi başına, öylesine yapılan semptomatik eylem.

Hareket hatalarında en çok kişinin kendine yönelttiği sitemi aradı; kendini cezalandırma yorumunu ağır kazalara uzattığında ise malzemesinin yetmediğini kabul etti.

Kitabın son bölümünde iç dünyada rastlantıya yer bırakmadı, dış dünyadaki rastlantıyı ise kabul etti. Batıl inancı bu ayrımın ters çevrilmiş biçimi olarak okudu.

Bilişsel psikoloji eylem kaymalarını dikkat ve alışkanlıkla açıklıyor, hata yatkınlığını bir kişi özelliği olarak ölçüyor; tek bir hatanın içerdiği güdü sorusu ise bu ölçümlerin dışında kalıyor.

Açılış sahnesi

Tokat'ta bir kadın kuaförü, pazartesi, kepenk yarıya kadar inik. Sema sabahtan beri tezgâhın arkasında, elinde ev sahibinin mektubu: bina satılıyor, dükkânı bahara kadar boşaltması gerekiyor. On dokuz yıl önce ustasından devraldığı salonda tek başına, saç spreyine uzanıyor. Dirseği duvardaki büyük aynanın kenarına değiyor ve ayna yere iniyor, ortasından üçe bölünüyor.

Apartmanın görevlisi Hilmi Efendi çöpleri almaya gelmiş, kapıda donup kalıyor. "Yedi yıl derler abla," diyor, "hayra yorma ama."

"Vidası gevşekti Hilmi Efendi. Üç aydır söylüyorum."

Hilmi süpürgeyi alıp camları topluyor. Bir süre konuşmuyor. "Ben vidaya bir şey demem," diyor sonunda. "Sen sabahtan beri o kâğıdı elinden bırakmadın. Ayna da ustanın aynasıydı."

Sema mektubu katlayıp çekmeceye koyuyor. Üç parçanın hiçbiri ona bir şey söylemiyor. Kuaför salonu, mektup ve Hilmi Efendi'nin süpürgesi bu sayfanın kurgusu. Aynanın düşüşüne getirilen üç okuma ise kurgu sayılmaz: uğursuzluk, gevşek vida ve sahibinden habersiz bir niyet 1904'te Viyanalı bir nöroloğun kitabında yan yana tartıldı.

Bu derste ne olacak

Dil sürçmesi (M04-D01) ve unutma (M04-D02) sözle ve bellekle ilgiliydi. Bu derste el devreye giriyor: yanlış nesneyi tutmak, bir şeyi düşürüp kırmak, farkında olmadan bir eşyayla oynamak. Freud bu küçük hareketleri de anlamlı saydı ve kitabının son bölümünde bu iddiayı ruhsal hayatta rastlantıya yer bırakmayan bir görüşe bağladı.

Önce Freud'un 1904'te hareket hatalarını nasıl ikiye ayırdığını, sonra bu hatalarda gördüğü sitemi ve "kendini cezalandırma" yorumunu izleyeceğiz. Ardından batıl inançla kendi görüşü arasına çektiği çizgiye, en sonda bilişsel psikolojinin gündelik eylem hatalarını nasıl sınıflayıp ölçtüğüne bakacağız.

Sıfır noktası

Gündelik Hayatın Psikopatolojisi'nin 1904'te Berlin'de çıkan kitap baskısında el hatalarına iki bölüm ayrılır. Freud ilkine "Das Vergreifen", ikincisine "Symptom- und Zufallshandlungen" adını verir. Amaçtan sapma öne çıkıyorsa birinci gruba, eylemin bütünü amaçsız görünüyorsa ikinciye koyar; hemen ardından bu bölmenin "yalnız betimleyici" olduğunu, olguların iç birliğine uymadığını ekler.

"Zufallshandlung" rastlantısal eylem demektir; Freud örnekleri inceledikçe "semptom eylemi" adını daha uygun bulduğunu yazar.

Yaygın yanlış"Freud'a göre her kaza bilinçdışı bir isteğin eseridir."
Doğrusu

Freud 1904'te bir hareket hatasının bu açıklamaya girmesi için koşullar sayar ve kişinin ruhsal etkinliğinin karışmadığı dış olayları açıkça rastlantı sayar. Aynı bölümde tek tek beceriksizliklerin sabit bir anlamı olmadığını da yazar.

Mekanizma

Elin sürçmesi

Freud yanlış tutma bölümünü Meringer ile Mayer'in bir notuyla açar: konuşma hatalarının benzerleri başka işlerde de görülür. Konuşma da bir motor eylem olduğuna göre, sürçmeye uygulanan okuma öbür hareketlere taşınabilir.

İlk örnekleri kendisinden gelir. Hasta ziyaretlerinde zil çalacağı kapının önünde zaman zaman kendi evinin anahtarını çıkardığını, bunun yalnız sevdiği hastaların kapısında olduğunu yazar ve hatayı "burada kendimi evimde hissediyorum" düşüncesinin simgesel anlatımı sayar. Yıllardır her gün gittiği bir evde iki kez bir kat fazla çıkmıştır; birinde hırslı bir hayale dalmış, öbüründe kendisine "fazla ileri gidiyor" diyen hayalî bir eleştiriye kızmaktadır.

En ayrıntılı örnek bir kırılmadır. Freud çalışma odasındaki antika parçaların arasında dolaşırken hiçbirini kırmamıştır, ama bir gün yazmaya otururken mürekkep hokkasının mermer kapağını eliyle savurup yere düşürür. Birkaç saat önce kız kardeşi hokkanın masaya uymadığını söylemiştir. Freud beceriksiz görünen hareketin aslında çok becerikli olduğunu, yakındaki değerli parçalara dokunmadan "mahkûm edilmiş" hokkayı bulduğunu yazar.

Freud aynı bölümde bir uyarı da düşer. Tuz dökmenin, şarap bardağını devirmenin, yere düşen bıçağın saplanıp kalmasının halk arasında belli anlamları vardır. Freud hemen bir sınır koyar: tek bir beceriksiz hareketin sabit bir anlamı yoktur; koşullara göre şu ya da bu niyetin anlatım aracı olur.

Kendine yöneltilen sitem

Freud'un hareket hatalarında en çok durduğu yön, kişinin kendine yönelttiği sitemdir. Aceleyle çıkarken cebine refleks çekici yerine diyapazonu koyar. Aceleyi anar, ama acelenin doğru nesneyi almak için de gerekçe olabileceğini ekler. Çağrışımları onu diyapazonla oynayan bir çocuğa, "eşek" anlamına gelen bir sözcüğe ve yıllar önce tanısını eksik koyduğu bir hastaya götürür. Hatayı "öz eleştirinin sesi" sayar: bir yanlış tutma, başka yerde yapılmış bir yanlışı temsil eder.

Bölümün son sayfalarında Freud bu okumayı ağır nevrozlu hastalarındaki bazı görünüşte rastlantısal yaralanmalara uzatır ve onlarda kendini cezalandırmaya yönelik sürekli bir eğilimin fırsatı değerlendirdiğini öne sürer. Bu adımda malzemenin kendisini yarı yolda bıraktığını, tahminlerle yetinmek zorunda kaldığını kendisi yazar.

Elleri meşgul etmek

Semptomatik eylemlere ayırdığı bölümde Freud, kimse bu eylemlerde amaç aramadığı için onların bir bahaneye ihtiyaç duymadığını yazar; yeter ki göze batmasınlar ve etkileri önemsiz kalsın. Saat kösteğiyle oynamak, sakal burmak gibi alışkanlık olanları tiklere yakın bulur. Kalemle karalamak, cepteki parayı şıngırdatmak gibi belli koşullarda düzenli yapılanları ikinci kümeye, tek seferlik olanları üçüncüye koyar.

Freud giysiyle yapılan her şeyin, açık kalan bir düğmenin bile, bir şey söylediğini yazar; yorumların kanıtını ise seansın koşullarına ve kişinin çağrışımlarına dayandırır ve bu yüzden örnek vermez. İddia geniş, kanıtı yayımlanmamış seanslarda.

Tek seferlik eylem için anlattığı örnek bir yaz yolculuğundan gelir. Freud otelde arkadaşlık ettiği genç bir adamın eşi gelince ertesi sabah kahvaltıya davet edilir. Çift pencere kenarında yan yana oturmuştur; karşıdaki tek sandalyenin arkalığında adamın kalın paltosu asılıdır. Adam fark etmez, karısı onu dürtüp "beyefendinin yerini kapatmışsın" diye fısıldar. Freud hareketi "senin için burada yer yok" diye okur.

Freud buradan gündelik bir sonuç çıkarır: yapan, niyetini bilmediği için hareketten sorumlu tutulmayı reddeder, gören ise ondan sonuç çıkarır. Freud bu yanlış anlamayı "fazla ince ve fazla çok anlama" diye adlandırır.

İçeride rastlantı yok

Kitabın son bölümü (1904 baskısında onuncu, Brill'in 1914 İngilizce çevirisinde on ikinci bölüm) bir genel sonuçla açılır: bazı aksaklıklar ve amaçsız görünen bazı eylemler, psikanalitik incelemeyle bakıldığında bilince bilinmeyen güdülerle belirlenmiştir. Freud bunun için koşul koyar: hata olağan sayılan genişliği aşmamalı, geçici olmalı, yani kişi aynı işi doğru yapabilmeli; kişi de hatada bir güdü sezmemeli, onu dikkatsizliğe ya da rastlantıya bağlamaya meyletmelidir.

Son koşul dikkatsizlik açıklamasını dışlamaz, onu kişiye ilk gelen açıklama sayar. Freud'un iddiası, dikkatsizliğin açtığı kapıdan bir güdünün girebileceğidir.

Freud bu görüşü özgür irade duygusuyla barıştırır. İnsan büyük kararlarda bir iç zorunluluk hisseder, özgürlük duygusunu daha çok önemsiz seçimlerde yaşar. Bilinçli güdü bu küçük kararlara uzanmaz (Freud "Minima non curat praetor", yargıç küçük işlerle uğraşmaz der); bilincin boş bıraktığı yeri bilinçdışı doldurur ve belirlenim "boşluksuz" kalır.

Bölümün en çok anılan yeri batıl inançla karşılaştırmadır. Freud tatilden dönüp her gün baktığı çok yaşlı bir hastasına gitmek için bir araba tutar; arabacı onu paralel sokaktaki aynı numaralı binanın önünde indirir. Batıl inançlı biri bunu yaşlı kadının o yıl öleceğine işaret sayabilirdi. Freud olayı anlamsız bir rastlantı sayar, ama aynı binaya kendisi "dalgınlıkla" yürüyerek gelmiş olsaydı bunu yorumlanacak bir eylem sayacağını ekler.

Ayrımı tek cümlede kurar: dış, gerçek rastlantıya inanır, iç, ruhsal rastlantısallığa inanmaz ("ich glaube zwar an äusseren (realen) Zufall, aber nicht an innere (psychische) Zufälligkeit"). Batıl inançlı kişi tersini yapar: kendi küçük eylemlerinin güdüsünü bilmez, dış rastlantıya gizli bir anlam yükler. İkisinin ortak yanı, rastlantıyı rastlantı olarak bırakmama zorlamasıdır.

Freud batıl inançlıyı küçümsemez. Kapı eşiğinde tökezlediği için işinden vazgeçen bir Romalıyı "biz inanmayanlardan" daha iyi bir ruh bilgini sayar: tökezleme ona içindeki bir kuşkuyu göstermiş olabilir.

Yaygın yanlış"Freud batıl inancı yalnız cehaletle açıkladı."
Doğrusu

Freud batıl inancı bilimsel dünya görüşüne yersiz bulur, ama bilim öncesi çağlarda tutarlı olduğunu yazar. Onda ciddiye alınacak bir çekirdek görür: kişinin kendi güdüsünü bilmeyişi ve bu bilgiyi dış dünyaya taşıması.

Usta katmanı

Freud bir kapıyı kendisi açık bıraktı: hareketin kaymasının teknik olanağı bastırılmış düşüncelerden bağımsız var olmalıydı ve sağlıklı insanda bu olanağı başka etkenlerin de kullanıp kullanamayacağını yanıtlamayı kendi yolunun dışında saydı. Bilişsel psikoloji bu soruyu ele aldı.

Donald Norman 1981'de birkaç eylem hatası derlemini inceleyip, aynı anda birden çok etkin olabilen ve kendi tetikleme koşullarını taşıyan şemalara dayanan bir eylem kuramı önerdi. Alt türlerden biri yakalanma hatasıdır (capture error): daha sık kullanılan bir dizi, niyet edileni yolundan çeker.

Bir başka çizgi, eylem hatalarını ölçülebilir bir kişi özelliği olarak ele aldı. Donald Broadbent ve arkadaşları 1982'de algı, bellek ve harekette yaşanan gündelik aksaklıkları soran bir anket geliştirdi: Bilişsel Aksaklıklar Ölçeği (Cognitive Failures Questionnaire).

Bazı insanlar ruhsal içerikten bağımsız olarak daha sık anahtar karıştırıyorsa, tek bir hatayı yorumlamadan önce kişinin genel hata eğilimini bilmek gerekir.

Freud'un batıl inanç çözümlemesine bugün en yakın soru, rastlantıda örüntü görme eğilimidir; yanılsamalı ilişki (Temel Psikoloji, M02-D01) ve Skinner'ın güvercinlerindeki batıl davranış (M07-D05, yine Temel Psikoloji) bu ailedendir. 2008'de bir çalışma, kontrol duygusunu yitirenlerin gürültüde imge, borsa verisinde ilişki ve batıl inanç gibi yanıltıcı örüntüleri daha çok gördüğünü bildirdi.

Bu çizgiler Freud'u yanlışlamaktan çok onun "teknik olanak" dediği boşluğu dolduruyor ve güdü varsaymadan da pek çok hareket hatasını açıklayabiliyor. Bir güdünün belli bir hatayı deneyde üretip üretemeyeceği M04-D05'in, güdüsüz bilinçdışı işleyişin kapsamı ise M04-D06'nın konusu.

Yaygın yanlış"Kırılan ayna, devrilen tuz ya da eşikte tökezlemek Freud'a göre hep aynı şeyi anlatır."
Doğrusu

Freud tek bir beceriksiz hareketin sabit bir anlamı olmadığını açıkça yazar. Anlamı, varsa, o anın koşulları ve kişinin çağrışımları belirler; hazır bir anlam sözlüğü onun yönteminin tersidir.

Yaygın yanlış"Psişik determinizm, insanın hiçbir özgür seçimi olmadığı anlamına gelir."
Doğrusu

Freud özgür irade duygusunu reddetmez; bu duygunun bilinçli güdünün uzanmadığı küçük seçimlerde doğduğunu söyler. İddiası, o boşluğun güdüsüz kalmadığıdır. Bu, felsefi özgür irade tartışmasını kapatan bir kanıt sayılamaz.

Kanıtın sınırı

Freud'un iddiası büyük ölçüde kendi hayatından ve yayımlamadığı seanslardan gelen seçilmiş örneklere dayanıyor. Yorumu yapan ile hatayı yapan çoğu kez aynı kişiydi ve hangi hataların yorumlanamayıp kitaba girmediğini bilmiyoruz. Freud bu sınırın bir kısmını kendisi çizdi: açıklamasının bütün hatalara mı yoksa yalnız bazılarına mı uyduğu sorusunda deneyiminin onu yarı yolda bıraktığını yazdı. Ama yorumlanamayan hataları direnç ile açıklaması, bu sınırı sınanabilir bir sınıra dönüştürmüyor: bir anlam bulunursa kuram doğrulanıyor, bulunmazsa direnç devreye giriyor.

Bugünkü araştırma başka bir şey ölçüyor. Norman'ın sınıflaması ve Broadbent'in ölçeği hataların sıklığını, türünü ve kişiden kişiye değişimini anlatıyor; tek bir hatanın içeriğinin bir güdü taşıyıp taşımadığını sınamıyor. Kontrol ve örüntü algısı çizgisi de tekrarlama denemelerinde tartışmalı hâle geldi. Anılan çalışmalar Kuzey Amerika ve Batı Avrupa üniversitelerinden geliyor. Nazar, eşik ve tuz gibi yorum geleneklerinin canlı olduğu bir kültürde insanların kendi hatalarına ne sıklıkla ve hangi anlamı yüklediği bilinmiyor; sonuçlar oraya ancak orada toplanmış veriyle genellenebilir.

Kendin dene

Aklında kalsın

Freud 1904'te el hatalarını ikiye ayırdı: amaçlı bir hareketin kaydığı yanlış tutma ve kendi başına, öylesine yapılan semptomatik eylem.

Hareket hatalarında en çok kişinin kendine yönelttiği sitemi aradı; kendini cezalandırma yorumunu ağır kazalara uzattığında ise malzemesinin yetmediğini kabul etti.

Kitabın son bölümünde iç dünyada rastlantıya yer bırakmadı, dış dünyadaki rastlantıyı ise kabul etti. Batıl inancı bu ayrımın ters çevrilmiş biçimi olarak okudu.

Bilişsel psikoloji eylem kaymalarını dikkat ve alışkanlıkla açıklıyor, hata yatkınlığını bir kişi özelliği olarak ölçüyor; tek bir hatanın içerdiği güdü sorusu ise bu ölçümlerin dışında kalıyor.

Sonraki derse köprü

Semptomatik eylemi yapan, onu sahiplenmez: palto sandalyeye kendiliğinden düşmüştür, ayna vidası gevşek olduğu için kırılmıştır. Freud bir yıl sonra yayımladığı kitapta tam ters uçtaki bir olguya döndü: bilerek söylenen, sahibinin övündüğü ve yine de etkisinin nereden geldiğini kimsenin tam açıklayamadığı nükteye. Orada soru, bir esprinin neden güldürdüğüdür ve Freud'un cevabı bir ekonomi dili taşır: ruhsal bir harcamadan yapılan tasarruf ve birikmiş bir gerilimin boşalması. Bu hesap, M04-D04'ün «Espri ve bilinçdışı» başlığı altında açılacak.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.