M04-D02
Unutmak ve yanlış hatırlamak
Ad unutma ve perdeleyici anı kavramlarını Freud'un örnekleriyle açıklar.
Psikanaliz Akademisi — M04, Gündelik hayatın psikopatolojisi · 3.241 kelime · 16 örnek durum · 5 kanıt kartı · ≈ 15 dk okuma · 22 dk dinleme
Temel Psikoloji Akademisi’nde: M08-D07
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Freud unutmanın sıradan nedenlerini reddetmedi. Onu ilgilendiren, aranan ad gelmezken ısrarla dönen yanlış adlardı; bunlarda uzak tutulan bir düşüncenin izini aradı.
Signorelli ve aliquis çözümlemelerinde zincirin yönünü çözümleyicinin kurduğu bağlar belirler; filolojik bir okuma aynı düşüşü güdüsüz de açıklayabiliyor.
Perdeleyici anı, önemsiz ama canlı bir çocukluk sahnesinin başka bir yaşantının yerine korunmuş olabileceği fikridir. Freud onu ad unutmanın ters yüzü saydı.
Bugünkü araştırma benzer sözcüklerin ad aramasına karıştığını, en erken anıların sonradan kurulabildiğini ve kültürün neyin hatırlanacağını biçimlendirdiğini kaydediyor; güdünün payı hakkında ise bir hüküm vermiyor.
Açılış sahnesi
Eskişehir'de belediyenin nikâh salonu, cumartesi öğleden sonra. İkinci tören bitmiş, üçüncüsüne kırk dakika var. Nikâh memuru Mukaddes, köşedeki eski kuyruklu piyanonun başında çalışan akortçu Tarık'a çay getiriyor. Tarık duvardaki baskıyı gösteriyor: karlı bir köy yolu, uzakta bir cami.
"Bunu kim yapmış?"
"Biliyorum," diyor Mukaddes. "Okulda kitapta vardı. Halil… yok. Hüseyin… o da değil. Halil Paşa geliyor durmadan, ama o olmadığını biliyorum." Kaşlarını çatıyor. "Hoca diye başlıyor sanki."
Tarık bir teli germeye devam ediyor. "Az önce babanı soruyordum. Hastaneden çıktı mı?"
"Çıkmadı." Mukaddes baskıya bakmayı bırakıyor. "Hoca Ali Rıza. İşte."
Tarık gülüyor. "Benim de en eski anım bir sarı kova. Kumsalda, iki yaşındayım, kovayı dalga alıp götürüyor. Gözümün önünde. Annem diyor ki dört yaşına kadar denize hiç gitmedik."
Salon, piyano ve iki kişinin sohbeti bu ders için kurulmuş bir sahne; unutmanın ve kovanın türü ise Freud'un 1898 ile 1904 arasındaki sayfalarında adlarıyla duruyor.
Bu derste ne olacak
M04-D01 aynı kitabın sürçmeler bölümünü açtı. Bu ders kitabın ilk sayfalarına dönüyor: Freud'un iki ünlü ad unutmasını kendi metninden okuyacağız, sonra 1899'da adını koyduğu perdeleyici anıya ve niyetlerin unutulmasına geçeceğiz. Usta katmanı bugünkü bellek araştırmasının aynı olgulara nereden baktığını gösteriyor: dilin ucunda kalan adlar, en erken anılar ve kültürün hatırlamayı nasıl biçimlendirdiği.
Sıfır noktası
Bilginin zayıflaması ve ketleme gibi sıradan açıklamaları Temel Psikoloji M08-D04 işledi; Freud bunlara itiraz etmedi. 1904 basımının ilk bölümünde psikologların saydığı koşulların yerinde durduğunu, kendisinin yalnız bazı durumlara bir güdü eklediğini yazar. Onun merakı unutmanın yanında beliren yanlış hatırlamaya yönelmişti: aranan ad gelmezken inatla gelen başka adlar.
Yaygın yanlış"Freud her unutmanın gizli bir nedeni olduğunu söyledi."
1904 metninde Freud, ad unutmalarının hepsini aynı gruba sokma iddiasında bulunmayacağını açıkça yazar ve yorgunluk gibi sıradan koşulları kabul eder. İddiası daha dar: Yanlış adların ısrarla geldiği bazı durumlarda unutmaya bir güdünün de katıldığı.
Mekanizma
Orvieto'nun ustası
Freud örneği önce 1898'de bir psikiyatri dergisinde kısa bir makalede, sonra kitabın ilk bölümünde anlatır. Dalmaçya'daki Ragusa'dan, bugünkü Dubrovnik'ten, Hersek'te bir istasyona arabayla giderken bir yabancıyla İtalya'yı konuşuyordur. Yol arkadaşına Orvieto katedralindeki "son şeyler" fresklerini görüp görmediğini sorarken ressamın adı gelmez. Ad Signorelli'dir. Yerine iki başka ressam adı gelir, Botticelli ve Boltraffio; Freud ikisini de yanlış bulur, doğru adı biri söyleyince duraksamadan tanır.
Açıklamayı konuşmanın bir önceki konusunda bulur. Biraz önce Bosna ve Hersek'te yaşayan Türklerin hekime güvenini, kurtarılamayacak bir hasta için "Herr, ne denebilir ki" diye kaderi kabullendiklerini anlatmıştır. Aklında aynı insanların cinsel güçlüğü ölümden beter saydığına dair bir ikinci anekdot vardır; onu bir yabancıya anlatmaz. Daha derinde, birkaç hafta önce Trafoi'de aldığı bir haber durur: Uzun süre uğraştığı bir hasta, iyileşmeyen bir cinsel güçlük yüzünden hayatına son vermiştir.
Şemasında bağ hecelerden kurulur. İtalyanca Signor Almancadaki Herr'e çevrilir, Herr de Herzegowina'nın ilk hecesiyle ve Türklerin cümlesiyle buluşur. "Elli" Botticelli'de döner, "Bo" Bosnien'den gelir, Boltraffio'nun ikinci yarısı Trafoi'yi taşır. Freud bunu resimli bilmeceye benzetir: Anlam gözetilmez, ses parçaları taşınır. Vardığı cümle kısadır: "Ich wollte also etwas vergessen, ich hatte etwas verdrängt", yani bir şeyi unutmak istemiştim, bir şeyi bastırmıştım. Unutmak istediği şey başkaydı; ressamın adı, uzak tutulan düşünceyle bir ses bağı kurduğu için onunla birlikte sürüklenmişti. Bastırmayı M06-D04 ayrıntılandıracak.
İkame adların aranan adla ses bakımından akraba olması bir gözlemdir ve bugünkü araştırma da onu kaydediyor. Akrabalığın yönünü uzak tutulan bir düşüncenin belirlediği ise bir yorumdur; Freud'un kendi çağrışımlarını izleyerek kurduğu bir zincire yaslanır.
Bir Latince dizeden düşen sözcük
İkinci bölüm, Freud'un başkası üzerinde yaptığı az sayıdaki çözümlemelerden birini taşır. Bir yaz yolculuğunda, yazılarını okumuş akademik eğitimli genç bir adamla karşılaşır. Konu ikisinin de ait olduğu halkın toplumsal durumuna gelir; genç adam kuşağının yeteneklerini geliştiremeyeceğinden yakınır ve sözünü Vergilius'un Aeneis'inden, Dido'nun öcünü gelecek kuşaklara bıraktığı dizeyle bitirmek ister: "Exoriare aliquis nostris ex ossibus ultor", kemiklerimizden bir öç alıcı doğsun. "Aliquis", yani "biri" sözcüğü düşer, sözcüklerin sırası karışır.
Genç adam meydan okur: Sizden hiçbir şeyin sebepsiz unutulmadığını duyduk, bu zamiri neden unuttum? Freud aklına geleni eleştirmeden söylemesini ister; yöntemin kökünü M02-D05 anlattı. Zincir sözcüğü "a" ve "liquis" diye bölmekle başlar: kalıntılar, tasfiye, sıvı. Sonra Trento'da kalıntılarını gördüğü Simon, o yıllarda Yahudilere yeniden yöneltilen kan iftirası, Aziz Augustinus, Benedikt adlı yaşlı bir yolcu ve Napoli'de belirli bir günde sıvılaşan Aziz Januarius'un kanı. Genç adam burada duraksar: Kendisine kötü bir haber verebilecek bir hanımı düşünmüştür. Freud haberi tamamlar: hanımın âdetinin gecikmesi. Takvim azizleri, belirli bir günde akması beklenen kan ve gecikme kaygısı ona aynı endişeye çıkar.
Genç adam bütün bunların tesadüf olup olamayacağını sorar. Freud yargıyı ona bırakır, ama benzer her durumun aynı tesadüflere götüreceğini ekler.
İtalyan filolog Sebastiano Timpanaro 1970'lerde yayımlanan bir kitapta tam bu noktaya dayandı. Ona göre "aliquis"in düşmesi ve sıranın değişmesi, el yazmalarını kopyalayanların bilinen hatalarıydı: alışılmamış bir yapıyı alışılmış bir sıraya çekmek, gereksiz görünen bir sözcüğü atlamak. Böyle bir hata güdü varsaymadan açıklanabilir; yeterince uzun bir çağrışım zinciri de kişinin o sıradaki herhangi bir kaygısına varabilir.
Önemsiz anının ağırlığı
Kitabın 1904 basımında üçüncü, sonraki basımlarda dördüncü bölüm perdeleyici anılara ayrılır. Freud burada 1899'da aynı dergide çıkan ikinci bir makalesine döner ve şaşırtıcı bir olgudan yola çıkar: En erken çocukluk anıları çoğu zaman önemsiz şeyleri saklar, aynı dönemin duygusu güçlü yaşantılarından ise yetişkinin belleğinde iz bulunmaz. Parantez içinde "sık, ama elbette her zaman değil" diye ekler.
Freud perdeleyici anıyı ad unutmanın kardeşi sayar: Birinde bir şey eksiktir ve yerine yanlış adlar gelir, ötekinde bir şey fazladır ve neden orada olduğunu anlamayız. İkisinde de yüzeysel bir çağrışım boyunca yer değiştirme görür.
1899 makalesindeki ayrıntılı örneği Freud otuz sekiz yaşında bir hastasına ait diye sunmuştu. Psikanalist Siegfried Bernfeld, Freud'un ölümünden sonra yayımladığı bir yazıda örneğin Freud'un kendi anısı olduğunu ortaya koydu.
Freud 1917'de aynı okumayı bir edebi metne uyguladı. Goethe Şiir ve Hakikat'te en erken anısı olarak mutfak kaplarını pencereden sokağa atıp kırılmalarına sevindiğini anlatır. Freud, bir hastasının kardeşinin doğduğu dönemde benzer biçimde kapları pencereden attığını hatırlatır ve atma işinin, yeni gelen kardeşi evden uzaklaştırma isteğinin büyüsel bir ifadesi olabileceğini önerir. Önemi anının içeriğinde aramaz, neyin yanında durduğunda arar.
Yaygın yanlış"Perdeleyici anı sahte bir anıdır."
Freud'un tarifinde perdenin içeriği yaşanmış ya da düşünülmüş bir şey olabilir; onu perde yapan, önemsizliğine karşın neden korunduğudur. Yaşanmamış bir olayın telkinle anıya dönüşmesini inceleyen yanlış anı araştırması başka bir sorudur; Temel Psikoloji onu M08-D07'de ele aldı.
Unutulan niyetler
Kitabın sonraki bölümlerinden biri niyetlerin unutulmasına ayrılır. Freud niyeti, onaylanmış ama uygulanması uygun bir ana ertelenmiş bir eylem dürtüsü diye tanımlar. Postalanacak mektubu cebe koyan kişi, ilk posta kutusunun dikkatini çekeceğine güvenir.
Niyet unutmanın bir güdü taşıdığını gündelik insanın da bildiğini iki örnekle anlatır. Buluşmayı unutan âşığın özrünü sevgilisi kabul etmez: Bir yıl önce unutmazdın. Düğmelerini parlatmayı unuttuğunu söyleyen asker de cezadan kurtulamaz. Freud iki alanda da unutmanın bilerek kaçmaya yakın okunduğunu yazar.
Usta katmanı
Bugün ad unutması ve en erken anılar bilişsel psikolojinin kendi başlıklarıdır; olgular yerinde durur, açıklama başka bir düzene taşınır.
Derleme Freud'la iki yerde karşılaşıyor. Akla gelen benzer sözcükler ikame adların bugünkü karşılığı; araştırmacılar bunların aranan adı engelleyip engellemediğini, yoksa zayıf bir etkinleşmenin yan ürünü mü olduğunu tartışıyor. İlk harfte ise yollar ayrılıyor. Freud 1904'te ad ararken hissedilen ilk harfin çoğu zaman yanlış çıktığını yazmıştı; derlemeye göre insanlar çoğu zaman ilk harfe erişebiliyor. Mukaddes'in "Hoca diye başlıyor" sezgisi doğru çıktı.
Perdeleyici anının bugünkü karşılığı, en erken anılar ve onların öncesindeki boşluk üzerine yapılan çalışmalardır. Freud cinsellik üzerine denemelerinde bu boşluğu çocukluk amnezisi diye anar ve bastırmaya bağlar. Bugünkü araştırma boşluğu kabul eder, nedenini bellek sistemlerinin, dilin ve benlik kavramının gelişiminde arar.
Bulgu, erken anıların sonradan kurulabildiği sezgisinde Freud'la buluşuyor; kurmacayı açıklamak için ise bastırılmış bir yaşantıya başvurmuyor. Tarık'ın sarı kovası bir kumsal fotoğrafından ya da ablasının anlattığı bir hikâyeden de doğmuş olabilir.
Hangi sahnenin saklandığını, bireysel çatışmanın yanında ailenin ve kültürün geçmişi anlatma biçimi de belirliyor.
Yaygın yanlış"En erken anılar en saf anılardır, çünkü üstlerine henüz başka şey yazılmamıştır."
Bugünkü bulgular erken anıların sonradan duyulan hikâyelerle ve fotoğraflarla kurulabildiğini gösteriyor; geniş bir ankette ilk anıların önemli bir kısmı olası bulunmayan kadar erken bir yaşa tarihlendi. Canlılık ve ayrıntı bir anının ne zaman ve nasıl oluştuğunu tek başına söylemiyor.
Yaygın yanlış"Birinin adını unutmak ona karşı gizli bir öfke taşıdığını gösterir."
Bu kural Freud'un ihtiyatlı iddiasının sertleştirilmiş biçimi. Freud kendi örneğinde bir düşünceyi uzak tutma çabasını gösterdi ve her unutmaya genellemedi. Ad bulma güçlüğü yaşla, yorgunlukla ve adın ne sık kullanıldığıyla değişiyor; bir unutmadan birinin duygusuna hüküm çıkarmanın dayanağı yok.
Kanıtın sınırı
Freud'un bu bölümlerdeki kanıtı neredeyse tümüyle kendi gözlemlerine ve birkaç tanıdıktan derlediği örneklere dayanıyor. Signorelli çözümlemesinde bağları kuran ile sınayan aynı kişi; perdeleyici anı makalesinin ana örneği de Bernfeld'in gösterdiği gibi kendisine ait. Aliquis zincirinin kanıt değeri tartışmalı: Sözcüğün düşmesi güdüsüz bir kopyalama hatasıyla açıklanabiliyor ve uzun bir çağrışım zinciri hemen her kaygıya ulaşabiliyor. Bir unutmanın nedenini sonradan kurulan çağrışımlardan çıkarmanın sınanabilir bir yolu bilinmiyor. Araştırma kartlarının da sınırları var. Dilin ucunda olgusu derlemesi tanımları birbirini tutmayan çalışmaları topluyor. İlk anı anketi katılımcının kendi yaş tahminine dayanıyor. Kültür karşılaştırması iki ülkeden üniversite öğrencilerini kapsıyor; sonuçların köyde ya da kentte büyüyenlere, Türkiye'deki kuşaklara nasıl genelleneceği bilinmiyor. Unutmaya bir güdünün katılıp katılmadığını bu çalışmaların hiçbiri doğrudan ölçmüyor.
Kendin dene
Aklında kalsın
Freud unutmanın sıradan nedenlerini reddetmedi. Onu ilgilendiren, aranan ad gelmezken ısrarla dönen yanlış adlardı; bunlarda uzak tutulan bir düşüncenin izini aradı.
Signorelli ve aliquis çözümlemelerinde zincirin yönünü çözümleyicinin kurduğu bağlar belirler; filolojik bir okuma aynı düşüşü güdüsüz de açıklayabiliyor.
Perdeleyici anı, önemsiz ama canlı bir çocukluk sahnesinin başka bir yaşantının yerine korunmuş olabileceği fikridir. Freud onu ad unutmanın ters yüzü saydı.
Bugünkü araştırma benzer sözcüklerin ad aramasına karıştığını, en erken anıların sonradan kurulabildiğini ve kültürün neyin hatırlanacağını biçimlendirdiğini kaydediyor; güdünün payı hakkında ise bir hüküm vermiyor.
Sonraki derse köprü
Unutmada bir ad gelmez, bir mektup cepte kalır. Freud kitabın sonraki bölümlerinde eksiklikten eyleme geçer: cepteki anahtarla oynamak, bir eşyayı düşürüp kırmak, Goethe'nin kapları pencereden atması gibi. Freud'un "semptomatik eylemler" dediği bu küçük işler M04-D03'ün malzemesi. Signorelli'nin hecelerinde gördüğümüz okuma orada bir harekete uygulanacak ve aynı soruyla sınanacak: rastlantı gibi duran bir şeye hangi gerekçeyle anlam yüklendiği ve bu yüklemenin nerede durması gerektiği.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.