M03-D09
Kâbuslar ve istek doyumunun sınırı
Kaygı rüyalarının istek doyumu tezine yarattığı sorunu ve Freud'un sonraki düzeltmelerini açıklar.
Psikanaliz Akademisi — M03, Düşlerin Yorumu · 3.111 kelime · 16 örnek durum · 5 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 21 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Freud rüyaya iki görev verdi: bir isteği doyurmak ve uykuyu sürdürmek. Kâbusun güçlüğü ikinci görevle ilgilidir; uyandıran rüya bekçiliği bırakmıştır.
Yedinci bölüm kaygı rüyasını bastırılmış bir isteğin sansürü zorlaması ve uzlaşmanın çökmesiyle açıklar. Freud kaygının kendisini nevroz kuramına havale eder; kendi çocukluk rüyasında korkunun hikâyeden önce geldiğini yazar.
Ceza rüyaları, gururlu bir günün gecesinde gelen utanç sahneleri, Freud'un okumasında vicdanın isteğini doyurur. Bu hamle tezi korur, ama hangi rüyanın onu yanlışlayacağı sorusunu daha da bulanıklaştırır.
Gerçek istisnayı Freud 1920'de tanıdı: ağır bir yaşantıyı tekrar tekrar sahneleyen rüyalar. Bugünkü araştırma kâbusu sıklık, duygu ve uyku üzerinden inceliyor; anlamını çözmeden onu azaltabilen bir tedavi de biliyor.
Açılış sahnesi
Sinop balık halinde saat dördü yirmi geçiyor. Kantarın başında Nilüfer, gece boyunca yüklenen kasaların fişlerini sıraya diziyor; on beş yıldır halin kantar memuru. Rasim'in teknesi iskeleye yanaşalı yarım saat oldu. Kaptan elinde termosla kulübeye giriyor, iki bardağa çay dolduruyor.
"Yine aynısı," diyor. "İskeleye geliyorum, tekne açılmış gidiyor. Bağırıyorum, kimse dönüp bakmıyor. Kalbim ağzımda uyandım. Saat üçü yirmi geçiyordu, alarma yirmi dakika vardı."
Nilüfer fişleri bırakıyor. "Otuz yılda bir kere geç kaldın mı ki?"
"Bir kere bile kalmadım."
"Benimki daha tuhaf," diyor Nilüfer. "Geçen hafta halin rekor tartımını ben yaptım, müdür herkesin önünde teşekkür etti. O gece rüyamda bütün tartıları yanlış yazmışım, müfettiş gelmiş, beni kantardan alıyorlar. Gururlandığım günün gecesi."
Rasim çayını üflüyor. "Bunların neresi istek?"
Kantar da tekne de bu derste bir soruyu sahnelemek için icat edildi; iki rüyanın türü ise Freud'un sayfalarında ayrı ayrı adlandırılmış.
Bu derste ne olacak
İstek doyumu tezini M03-D01 kurdu ve kitabın içindeki itirazları sıraladı; korku rüyalarını ise bu derse bıraktı. Önce Freud'un rüyaya biçtiği ikinci görevi, uykuyu korumayı göreceğiz; kâbusun güçlüğü o görevle ilgili, çünkü kâbus uyandırır. Sonra yedinci bölümün kaygı rüyası açıklamasını ve gururlu bir günün gecesi gelen ceza rüyalarını okuyacağız. Tezin gerçekten kırıldığı tekrarlayan travmatik rüyalara yalnız değineceğiz. Usta katmanı bugünkü kâbus araştırmasına ve rüyanın anlamını sormadan kâbusu azaltan bir tedaviye bakıyor.
Sıfır noktası
Gündelik dilde her kötü rüya kâbustur. Araştırmacıların çoğu kelimeyi daha dar kullanır: uyuyanı uyandıran ve ayrıntısıyla hatırlanan, korku ya da sıkıntı yüklü rüya. Uyandırmayan tatsız rüya "kötü rüya" diye ayrı sayılır. Freud'un kelimesi Angsttraum'dur ve uyanmayı tanıma koymaz, ama açıklamasının merkezine koyar.
Yaygın yanlış"Freud kâbusları istek doyumu tezinin dışında tuttu."
Rüya kitabı kaygı rüyalarını tezin içinde açıklar; Freud bu rüyalardan kaçıyor görünmemek için açıklamayı yedinci bölümde ayrıca yaptığını yazar. Tezin dışında bıraktığı tek rüya grubu, yirmi yıl sonra, ağır bir yaşantıyı tekrarlayan rüyalardı.
Mekanizma
Uykunun bekçisi
Kâbusun neden bir sorun olduğunu görmek için Freud'un rüyaya verdiği ikinci görevi bilmek gerekir. Bedensel uyaranları tartıştığı beşinci bölümde, ev sahibesi hastaneye gitmesi gerektiğini söyleyince kendini hastane yatağında görüp uyumayı sürdüren öğrencinin rüyasından (M03-D01) bir genelleme çıkarır: Bir anlamda bütün rüyalar uykuyu sürdürmeye hizmet eder. Okuduğumuz basımda cümle vurgulu dizilmiştir: "Der Traum ist der Wächter des Schlafes, nicht sein Störer", yani rüya uykunun bekçisidir, bozucusu değil.
Yedinci bölüm kitabın en çok alıntılanan rüyalarından biriyle açılır ve Freud uyku isteğini tartışırken ona geri döner. Bir baba günlerce hasta çocuğunun başında beklemiş, çocuk ölünce yan odada uzanmış ve kapıyı aralık bırakmıştır. Rüyasında çocuk yatağının yanına gelir, kolundan tutar ve sitemle fısıldar: "Vater, siehst du denn nicht, daß ich verbrenne?", baba, yandığımı görmüyor musun? Baba uyanır; öbür odada bir mum devrilmiştir. Freud rüyayı bir hastasından duyduğunu, onun da bir konferansta dinlediğini, asıl kaynağını bilmediğini yazar. Okumasında iki istek yan yana çalışır: Rüya, çocuğu bir an daha yaşatır ve babanın uykusunu bir an daha uzatır.
Rüya bir isteği doyururken uykuyu da sürdürüyorsa, uyuyanı kalbi çarparak uyandıran rüya iki görevde birden başarısız olmuş görünür.
Kaygı kimin sorunu
Yedinci bölümün dördüncü kesimi Freud'un kaygı rüyasına dolaysız açıklamasıdır. Rüyayı bir uzlaşma olarak tarif eder: Bilinçdışındaki isteğe sahneye çıkma izni verilir, karşılığında uyku korunur. Ama bu izin bilinç öncesini öylesine sarsabilir ki rüya uzlaşmayı bozar ve yerini tam bir uyanmaya bırakır. Freud bunu rüyanın suçu saymaz; bozulma hiç değilse bir değişikliği haber verir.
Açıklamanın merkezi şu: Kaygı veren bir sürecin bir istek doyumu olması Freud için çelişki sayılmaz. İstek bilinçdışı sisteme aittir; bilinç öncesi ise onu reddetmiş ve bastırmıştır (bastırmanın kendisi M06-D04'ün konusu). Bastırılmış bir istek uykuda güç toplayıp sansürü (M03-D06) fazlasıyla zorlarsa, bir zamanlar hoşa giden bir duygu artık yalnız hoşnutsuzluk, yani kaygı olarak yaşanabilir. Freud buradan şaşırtıcı bir sınır çizer: "die Angst im Traume ist ein Angstproblem, kein Traumproblem", rüyadaki kaygı rüyanın değil kaygının sorunudur ve nevroz psikolojisine aittir.
Freud örnek olarak kendi çocukluğundan bir rüya verir. Yedi ya da sekiz yaşında, uyuyan yüzlü annesinin kuş gagalı, uzun boylu figürlerce odaya taşınıp yatağa yatırıldığını görmüş, ağlayıp bağırarak uyanmış ve anne babasını uyandırmıştır. Gagalı figürleri Philippson İncili'nin resimlerindeki bir Mısır mezar kabartmasına bağlar, annenin yüzünü ise ölümünden birkaç gün önce komada gördüğü dedesinin yüzüne. Çözümlemesinin vardığı yer, kaygının bastırma yoluyla belirsiz bir cinsel isteğe geri götürülebileceğidir. Pasajdaki ince nokta sıralamadır: Freud, annesi ölüyor diye korkmadığını, zaten korktuğu için rüyayı "annem ölüyor" diye yorumladığını yazar. Önce kaygı, sonra hikâye.
Gururlu günün gecesi
Nilüfer'in rüyası başka bir türdendir ve Freud bu türe de kitapta yer açar. Kendi tekrarlayan rüyasını anlatır: Genç bir hekimken uzun süre çalışıp istenen becerilerde ilerleyemediği kimya enstitüsünün laboratuvarında yeniden analiz yaptığını görür; rüyalar sınav rüyaları kadar tatsızdır. Yorumda "analiz" kelimesine takılır. Artık övgü toplayan analizler yapmaktadır, ama bunlar psikanalizdir. Gün içinde vardığı yerle gururlandıkça, rüya ona gurur duymak için hiçbir sebebi olmayan o başarısız analizleri hatırlatır. Freud bunlara sonradan görmenin ceza rüyaları der.
Freud güçlüğü saklamaz: Gurur ile öz eleştiri çatışırken rüya nasıl olup da öz eleştirinin tarafını tutar ve yasak bir istek yerine akıllıca bir uyarıyı içerik yapar? İlk cevabı, temelde büyüklenmeci bir hayalin bulunduğu, içeriğe ise onun yerine utancının geçtiğidir; ruhsal hayattaki mazoşist eğilimleri de hatırlatır.
Ceza rüyası tezi korumanın bir yolunu açar: Dürtüyü yargılayan tarafın da bir isteği vardır. Bedeli de görünür. Bir rüya hem dürtünün hem vicdanın isteğini doyurabiliyorsa, hangi rüyanın hiçbir isteği doyurmadığını söylemek iyice güçleşir.
Yaygın yanlış"Ceza rüyaları Freud'un tezini çökertti."
Freud ceza rüyalarını kitapta kendisi tartıştı ve 1920'de açıkça istisna saymadı: onları suçluluk bilincinin isteğini doyuran rüyalar diye okudu. Tezi zorlayan şey bu rüyalar olmadı; okumanın her rüyaya bir istek bulabilecek kadar esnemesi oldu.
Tekrar eden sahne
Freud'un tezine gerçek bir istisna tanıdığı metin 1920'de yayımlanan Haz İlkesinin Ötesinde'dir. Savaş nevrozlarının ardından, kaza ya da savaş yaşamış bazı kişilerin rüyalarının onları tekrar tekrar aynı duruma götürdüğünü ve kişinin yeni bir dehşetle uyandığını not eder. Kaygı ve ceza rüyalarını yine istisna saymaz; bu rüyaları ise istek doyumuyla açıklanamaz bulur ve tekrar zorlantısına bağlar. Kavram M07-D05'in, kitap M07-D06'nın, travma düşüncesinin sonraki tarihi M07-D08'in işi; 1933'teki "deneme" düzeltmesi de bu çizginin devamıdır (M03-D01). Burada yeten şu: Tezin sınırı kâbusun bir türünden geçti.
Tekrar eden kâbusun bugünkü klinik yeri travma sonrası belirtiler arasındadır; tanı sistemlerindeki tarifini Terapi akademisi işledi (S04-P01-D07).
Usta katmanı
Freud'un kâbusa sorduğu soru, bir isteği doyurup doyurmadığıydı. Bugünkü kâbus araştırması onun yerine sıklığı, kimde arttığını ve uykuyla gündüzü nasıl etkilediğini ölçer; kuram kurarken de istekten çok duyguya bakar.
Bu modelde de bir başarısızlık fikri var: Rüya olağan hâlinde duyguyu düzenler, kâbus bu düzenlemenin aksadığı yerdir. Freud'un bozulan uzlaşmasına benziyor. Model bastırılmış bir istek varsaymaz, duygusal belleği ve kişinin duyarlılığını hesaba katar. Kâbusu evrimsel bir prova sayan tehdit benzetimi kuramını ve ona yöneltilen eleştiriyi Temel Psikoloji anlattı (M06-D07).
Klinik tarafta kâbusu doğrudan hedef alan en çok çalışılmış yöntem, Freud'un yönteminin neredeyse tersini yapar: Rüyanın anlamını sormaz, içeriğini değiştirir.
Rüyanın anlamına dokunmadan kâbusun azalabilmesi, kâbusu bir isteğin şifreli dili sayan okumayı zayıflatır. Yine de Freud'un kaygıyı rüyanın dışındaki bir düzende aradığını hatırlamak gerekir; tedavinin kaygıyı uyanık hayatta ele alması o ayrımla çelişmez. Kâbusları sürekli ve uykuyu ya da gündüzü bozacak kadar ağır olan biri için yol bir aile hekimine, bir uyku polikliniğine ya da bir ruh sağlığı uzmanına başvurmaktır; yorum bunun yerini tutmaz.
Yaygın yanlış"Kâbusu durdurmak için önce ne anlama geldiğini çözmek gerekir."
Kâbusa yönelik en çok sınanmış yöntemlerden biri olan imgelem prova terapisi rüyanın anlamını aramadan, öyküsünü değiştirip prova ederek çalışır ve denemelerde kâbus sıklığını azaltmıştır. Rüyanın anlamı üzerine düşünmek bir kişi için değerli olabilir; tedavinin koşulu olduğu gösterilmedi.
Kanıtın sınırı
Freud'un kaygı rüyası açıklaması yorumlanmış birkaç örneğe dayanıyor: kendi çocukluk rüyası, bir adamın gençlik rüyası ve başka bir hekimin tezinden aktardığı bir vaka. Açıklamanın yükünü taşıyan kaygı kuramını Freud sonradan kendisi değiştirdi; bu yüzden 1900'deki açıklama bugün en çok tarihsel bir kayıt olarak okunabilir. Ceza rüyasıyla gelen genişleme ise sınanabilirlik sorusunu derinleştiriyor: İstek hem dürtüde hem vicdanda bulunabiliyorsa, tezi çürütecek bir rüyayı tarif etmek zorlaşıyor. Finlandiya taraması geniş ama kesitsel ve tek bir ülkeden; kâbusun sıklığını soru formuyla ölçüyor. İmgelem provası üzerine aktardığımız deneme bekleme listesiyle karşılaştırma yapıyor ve belirli bir grubu kapsıyor; başka gruplara genellenmesi ayrı denemeler gerektiriyor. Kâbusun kültüre göre nasıl anlatıldığı, rüyayı uyarı ya da haber sayan geleneklerde yaşayan biri için kâbusun ne anlama geldiği ise sistemli olarak az biliniyor ve tartışmalı kalıyor.
Kendin dene
Aklında kalsın
Freud rüyaya iki görev verdi: bir isteği doyurmak ve uykuyu sürdürmek. Kâbusun güçlüğü ikinci görevle ilgilidir; uyandıran rüya bekçiliği bırakmıştır.
Yedinci bölüm kaygı rüyasını bastırılmış bir isteğin sansürü zorlaması ve uzlaşmanın çökmesiyle açıklar. Freud kaygının kendisini nevroz kuramına havale eder; kendi çocukluk rüyasında korkunun hikâyeden önce geldiğini yazar.
Ceza rüyaları, gururlu bir günün gecesinde gelen utanç sahneleri, Freud'un okumasında vicdanın isteğini doyurur. Bu hamle tezi korur, ama hangi rüyanın onu yanlışlayacağı sorusunu daha da bulanıklaştırır.
Gerçek istisnayı Freud 1920'de tanıdı: ağır bir yaşantıyı tekrar tekrar sahneleyen rüyalar. Bugünkü araştırma kâbusu sıklık, duygu ve uyku üzerinden inceliyor; anlamını çözmeden onu azaltabilen bir tedavi de biliyor.
Sonraki derse köprü
Bu dersin araştırma kartları kâbusu soru formlarıyla ve tedavi denemeleriyle ölçtü; uyuyan beynin kendisine hiç girmedi. Freud'un rüya kitabından yarım yüzyıl sonra uyku laboratuvarları rüyayı hızlı göz hareketi evresine bağladı ve bir kuşak sonra rüyayı beyin sapından gelen etkinleşmenin sonradan anlamlandırılması diye açıklayan bir model doğdu. M03-D10, "Rüya araştırması bugün", Freud'un tezini bu modellerin ve onlardan sonrakilerin hangi noktada bıraktığını, hangi noktada sessizce sürdürdüğünü tartacak; kâbusta gördüğümüz duygu ile anlam arasındaki ayrılık orada yeniden karşımıza çıkacak.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.